Ekonomi Sözlüğü
Tanımlar-Kavramlar-Kısaltmalar
Almanca, Fransızca ve İngilizce karşılıklarıyla


Sözlükte kelime arayabilirsiniz.








A

Abbot, Charles (1757-~1849)
İngiliz siyaset adamıdır. Gelir vergisi tasarısını hazırlamış olan komisyonun başkanıdır. ilk nüfus sayımı, 1801'de onun girişimiyle gerçekleştirilmiştir.

Abbott, Grace (1878-1939)
Ameıikalı sosyal reform öncülerindendir. Çocukların çalıştırılma koşullarına ilişkin koruyucu yasalar çıkarıllması için büyük çaba harcamıştır.Göçmenlerin sömürülmelerini önlemek ve durumlarını düzeltmek amacıyla kampanyalar düzenlemiştir. İşçilikle geçimlerini sağlayan çocukların ve göçmenlerin sorunlarına bakan devlet dairelerinin yönetimlerini üstlenmiştir. Yayınları kamuoyunu harekete geçirecek derecede etkili olmuştur. Chicago Üniversitesi'nde beş yıl profesörlük yapmış ve "sosyal refah"dersini okutmuştur.

Abone(Abonman)
(Alm. Pauschalierung)( Fr. Abonnemen) (Ing. Lumpsam tax)
Bir mal veya hizmetin alıcısı ile satıcısı arasında yapılan süreli ya da sürekli anlaşmadır. Satıcı özel firma olabileceği gibi bir kamu kuruluşu da olabilir. Gazete, elektrik, doğalgaz, tiyatro abonmanları gibi..

Abonman Kredisi
(Alm.Abonnement Kredit Fr. Credit d'abonnement İng. Abonnement credit)
Resmi olmayan bir ifade olup özellikle tarımsal kredi alanında kullanılmaktadır.
Pek çok az gelişmiş ülkede olduğu gibi, ülkemizde de örgütlenmiş tarımsal kredi piyasası kurumlarından küçük çiftçilerin her yıl belli zamanlarda topluca gelip, küçük miktarda aldıkları çevirme (işletme) kredisine verilen addır.
Bu kredi, üretim amacıyla kullamlma yan ve dolayısıyla artan gelirlerle ödenme olanağı bulunmayan borçların her yıl otomatik olarak yenilenmesiyle ortaya çıkmaktadır.
Bu terım kredileme programının zaafını ifade için kullanıldığından, daha çok tarımsal kredi politikasının eleştiırisinde geçmektedir.

Abonman (Sigorta) Poliçesi
(Alm. Versicherungs police Fr. Police (d'assurance flottante İng. Floating policy)
Abonman poliçesi, tek bir işleme ait olmayıp ileride meydana gelebilecek çeşitli işlemleri de kapsayan poliçedir Özellikle yangın ve taşıma sigortalarında bu çeşit poliçeler kullanılır.
Türkiye'deki sigorta uygulamasına göre: ~Hükümet, tekel idüreleri ile bankalar, silolar, trenler, antrepo ve umumi mağazalar için fasılali beyannameler verilmesi~ esasına dayalı olarak cari hesaplı abonman sigorta sözleşmesi yapılabilir.
Sınaî ve ticarî diğer önemli kuruluşlar ile de böyle bir sözleşme yapılabilmesi için bazı koşullar (limit, prim, denetim gibi) önceden saptanır.
Abonman poliçesinin prim hesapları günlük tarife esaslarına göre yapılir.

Accepting House
(Alm. Akzepthaus Fr. Credit par acceptation İng. Accepting House)
İngiltere'de bazı büyük firmalar geçmiş yüzyıllarda taşralı ve yabancı müşterilerinin senetlerine gerektikçe bir komisyon karşıliğı kefil olurlardı.

Açık Piyasa İşlemi
Merkez Bankası’nın para değerinde kararlılık sağlamak amacı ile giriştiği piyasa işlemleridir. Piyasaya hazine bonosu ya da tahvil satarak para hacmini daraltabilir veya alım yaparak genişletebilir.

Açık Poliçe
(Alm. Blanko-Police; Offene Police Fr. Police non evaluéel İng. Inchoate bill of exchange)
Tedavüle çıkarılırken tamamen doldurulmuş olan poliçedir. Beyaz poliçe olarak da adlandırılır.
Açık poliçede senedin poliçe olduğunu belirten bir ibare ile keşidecinin ya da kabul eden muhatabın imzasının bulunması zorunludur. Belge bu şekil şartlarını taşımıyorsa bir poliçenin varlığından söz edilemez. Açık olarak imzalanmış bfr poliçe, gerek anlaşmaya taraf olan lehdar, gerekse senedi ondan devralan diğer bir hâmil tarafından doldurulabilir. En geç borçluya ödeme için. ibraz edildiğinde tamamlanmış olmalıdır. Hâmiller, anlaşmaya taraf olan lehdar gibi açık poliçeyi kararlaştırılan şartlara uygun olarak doldurmalıdırlar. Borçlu, senetteki vade, bedel vb. gibi eksikliklerin anlaşmaya aykırı bir biçimde tamamlandığını ileri sürerse bunu ispat etmekle yükümlüdür.

Açık Pozisyon
(Alm. Offen pozisition Fr.Position ouverte İng. Open position)
Vadeli piyasa işlemlerinde, fiyat değişikliğinden zarara uğrayabilecek bir alıcı veya satıcı açık pozisyondadır.
Örneğin; 7 Aralık'ta Zürih'de bir ay vadeli dolar kuru 2.5 İsviçre Frankı olsun. Bir kambiyo operatörü, bir ay vade ile 1 milyon dolar· satsın. Vade tarihine kadar dolar kuru 2.7 Fanga yükselirse kambiyo operatörünün zararı 200 bin Fank . tutacaktır. Doların yükselme olasılığını göze alarak 7 Aralık'ta vadeli satış yapan bir kambiyo operatöru açık pozisyondadır. Dolar kurunun yükselmesine karşı korunmasızdır. Vadeli satış yaparken bir risk altına girmiştir. Vadeli piyasada alım veya satım yapanlar, açık pozisyon riskini hedging denilen bir yöntemle önleyebilirler.

Açık Sistem Kuramı
(Alm. Offenes-System-Theorie Fr.Théorie de systéme ouvert İng. Open system theory)
Bir örgütün çevresindeki yaşamdan ayrılmış ama onunla karşıliklı etki ve tepki ilişkilerinde bulunan ve bu ilişkilerin örgütün yaşama, gelişme ve büyümesinde çok önemli rolleri bulunduğunu sawunan yönetim görüşüne "açık sistem görüşü" denir.
İşletme, insan, sermaye ve teknoloji gibi üretim faktörleri ile doğal kaynaklar, hammadde, enerji ve bilgi gibi faaliyetlerini sürdürmesini sağlayacak girdileri çevresiyle düzenli ilişkiler kurarak sağlamaktadır: O halde meydana getirilen ürün, işletmenin çevresiyle karşıliklı ilişki ve etkileşiminin bir sonucudur. Üretilen ürünler ya da hizmetler çevre tarafından istenip talep edildiği için işletme faaliyetine devam eder.
Başka bir deyişle, işletme, girdileri bir. değişim sürecine sokarak bir takım çıktılar meydana` getirir ve bunları çevreaine ihraç eder. Çevre, bazen işletmenin gereksindiğf kaynak ve araçlara ters dûşeek başarıyı engellerken bazen de kaynak ve araçlarına uygun gelen fırsat ve olanaklar sağlayarak gelişme ve başarıyı artırmaktadır:
Açık sistemlerin ortak özellikleri kısaca şunlardır:
  • Çevreden davamlı girdi ve enerji ithal etme,
  • Girdi ve enerjileri işleyerek çıktılara dönüştürme,
  • Elde edilen çıktıları çevreye ihraç etme ya da sunma;
  • Girdi ithali, işlenmesi ve çıktı ihracını sürekli olarak tekrarlayarak devam ettirme,
  • Sistemin dağılma ve yok olmasına karşı önlemleri önceden alma (negatif entropi),
  • Sistemi~çevreye uygun ve uyumlu hale getirmek için" çevre taramasına girme ve çevreden bilgi toplama.
  • Karmaşık çevrenin girdilerinin sisteme kabulünde seçici olma, (yararsız ve tehlikeli bilgileri sisteme sokmayacak bir kodlama sistemine sahip olma),
  • Enerji değişimi ve girdi-çıktı ilişkileri arasındaki oranlarda sürekli bir denge kurma, .
  • Giderek büyüyen sistemlerin ayrımlayarak alt işllevlere ya da sistemlere bölünmesi,
  • Her sistemin bir başlangıçtan büyüme ve yok olmaya yönelmesi, yani eşsonuçluluk özelliği taşır.

Açık Teminat
(Alm. Offene Deckung Fr. Garantie ouverte İng: Open Cover)
Reasürör tarafından belirli sınırlar içinde verilmiş açık bir teminat şekli olup reasürans devri tamamen sedanın insiyatifine birakılmıştır.
Poliçe tanzim şekli itibariyle abonman mukavelesine benzemekle beraber, sigorta müddeti içinde yapılacak sigorta ihbarlarının sınırlamaya tabi olmaması ve primlerin ancak sigorta katileşip, poliçeler:veya zeyiller tanzim edildikten sonra tediyenin gerçekleşmesi kaydıyla aktedilen mukavelelere veya verilen sigorta:taahhütlerine açık kuverttir (Open Cover). Diğer bir deyimle, bazı belirli menfaatlerin sigorta edildiğine dair delil olmak üzere; sertifikalarla tanzim olunan; belirli bir sınıf rizikoya sigorta eden, değeri bildirilmemiş, poliçedir.

Açılış Bilançosu
(Alm: Eroffnungsbilanz Fr, Bilan d'ouverture İng. Opening balance sheet]
Bir işletmenin muhasebe dönemi başındaki bilançosudur: Dolayısıyl, açılış bilançosu, işletmenin muhasebe dönemi başı itibariyle finansal durumunu, yani varlıklarını, borçlarını ve özvarlığını gösterir.

Açılış Maddesi
(Alm: Eroffnungsbuchung Fr. Article d'ouverture İng. Opening entry)
Açılış bilançosunun dönem başında günlük defter maddesi olarak kaydedilmesidir.
Diğer bir deyişle bu maddede açılış bilançosundaki aktif hesaplar borçlandırılıp, pasif hesaplar alacaklandırılır. Diğer günlük defter kayıtları gibi bu kayıt da büyük defter hesaplarına işlenir. Açılış kaydına duyulan ihtiyaç, önceki muhasebe dönemi sonunda. bir kapanış maddesi ile bütün hesapların kapatılmış olmasıdır.

Adapazarı İslam Ticaret Bankası .
9 Mart 1913'te "Hacı Adem Beyzade İbrahim.- Sipahizade Hamid ve Sürekâsı Adapazarı İslam Ticâret Bankası" adı ile kurulmuştur. "Eshamlı komandit şirket" şeklinde kurulan bu banka, ilk özel milli bankadır. 1937 yılında Türk Ticaret Bankası adını almıştır.

Adat
(Alm. Zinszahlen Fr. Nombres İng. Numbers)
Faiz hesaplanmasında kullanılan ve faize esas olacak para miktarı ile gün sayısının çarpılmasından elde,edilen rakam. Ticari yaşamda işletmeler arası ilişkilerde ve bankacılık işlemlerinde faizin genellikle kategorik işlem türlerine göre, aynı faiz oranlarıyla hesaplanndığı gözlenmektedir. Bu nedenle faizin hesaplanmasını kolaylaştırmak için faiz formülü değişen ve değişmeyen unsurları içermek üzere iki bölütme ayrılabilir.
Faiz formülü şöyledir
Faiz= Ana Para x Gün x Faiz Oranı / 100 x gün sayısı (360 veya 365)
Bu formülü şu şekilde ikiye bölebiliriz:
Faiz=Ana para x gün / 100 x faiz oranı/360 veya 365
İşte bu formülün "Ana Para x Gün/100"den oluşan birinci kısmına adat, "Faiz Oranı/360 veya 365" den oluşan ikinci kısmına sabit çaırpan .adı verilmektedir. Sabit çarpanın bulunmasında genellikle alacaklı hesaplarda 365, borçlu hesaplarda 360 rakamı esas alınmaktadır. Sabit çarpan rakamları önceden belirli olduğundan, adatın bulunması ve sabit çarpanla çarpılmasıyla faiz miktarı oldukça kolay bir şekilde hesaplanabilmektedir.

Adi Çek
(Alm. Offener Scheck Fr: Chéque Ouvert İng. Open Cheque)
Adi çek, açık ve basit bir ödeme emri niteliğinde olup çizgili ya da bloke çeklerden ödeme biçim ve yöntemi açısından ayrılır.. Adi çekin bedeli, ibraz aninda karşılığının bulunması koşuluyla nakden ve hesaben ödenebilir. Karşılğıının ölup olmadığının bilinmemesi açısından bloke çekten (bloke çekte karşılik garanti edilmiştirl, hem nakden ve hem de hesaben ödenebilmesinden dolayı da çizgili çekten (çizgili çek yalnızca hesaben ödenir) farklıdir.

Adi Hisse Senedi
(Alm. Stammaktien Fr: Abtioris ordinaires İng. Ordinary shares)
Yasada kullanılan bir terim olmayıp, uygulamada imtiyazlı (ayrıcalıklı) hisselerin karşısında yer alan payları ifade etmek üzere benimsenmiş bir kavramdır.

Arbitraj
(Alm. Arbitrage Fr. Arbitrage İng. Arbitrage)
Menkul kıymetler, kıyınetli madenler, para, kıymetli evrak gibi değerlerin, iki piyasa arasındaki fiyat farklarından yararlanmak amacıyla fiyatların düşük olduğu yerlerden alınması, fiyatların yüksek olduğu yerlerde satılmasıdır. Ancak arbitraj denildiği zaman genellikle kambiyo arbitrajı anlaşılmaktadır. Kambiyo arbitrajı çeşitli piyasalarda kote edilen dövizlerin kurlan arasındaki farktan yararlanmak amacıyla yapılan alım-satım işlemidir. Arbitraj işlemi genellikle kısa süreli bir işlem olup,'bir dövizin bir piyasadan alınması ile başka bir piyasada satılması arasında geçen zaman dönemi oldukça kısadır.

Arızi Gelir
(Alm. Betriebsfremder Ertrag Fr: Revenu fortuit İng. Non-Öperating income, Other income)
Bir işletmenin normal faaliyet konusuyla ilgili olmayan nedenlerden kaynaklanan gelirlerdir. Bir sabit varlığın net defter değerinin üzerinde bir fiyatla satılması sonunda elde edilen kazanç, faiz geliri ya da işletmenin sahip olduğu bü· arsayı kiraya vererek elde ettiği kira geliri, arızi gelir örnekleridir.
Amzi gelir kalemleri, gelir tablosunda genellikle net rakamlar olarak, faaliyet kârından sonra yer alır.

Arızi Gider
(Alm. Betciebsfremder Aufward Fr. Frais fortuit İng. Non-Operating expenses, Other expenses)
Bir işletmenin normal faaliyetleriyle ilgili olmayan giderlerdir. Bir sabit varliğın satışından doğan zarar, bir arızi gider örneğidir. Gerek arızi gelirler, gerek arızi giderler, gelir tablosunda genellikle faaliyet dışı gelir ve giderler ya da diğer gelir ve giderler gibi bir başlıkla, faaliyet karından sonra rapor edilir. Böylece faaliyet kârı kaleminin, işletmenin yalnızca normal faaliyetlerinden elde edilen kârı göstermesi sağlanmış olur.

Artan Yoksulluk
(Alm. Wachsende Verelendung Fr. Pauvrete croissante İng. Increasing auperisatıon)
Marksist ekonomi politikTe, kapitalizınin aşın üretim bunalımları sırasında, .işsizlik yaygınlaşırken, ücretler düşerken, gitgide daha çok sayıda orta ve küçük üretici mahvolurken emekçilerin yaşam koşullarının daha da ağırlaşmasıdır. Böylesi bunalım ve durgunluk dönemlerinde Marksist ekonomistlere göre ücretli emeğin sermayeye bağımlilığı artar, İşçi sınıfının durumu göreli hatta bazen mutlak kötüleşir. İşçi sınıfinın durumunun göreli kötüleşmesi, bir başka deyişle ulusal gelirden aldığı payın azalması kapitalizme ögü kaçınılmaz bir olaydır.

Âtıl Para
(Alm. Brachliegende Gelder Fr. Argent oisif Liquidite inemployâe Ing. Idle money)
Gelir getirci aktiflere plase edilmeyen likiditeler için kullanılır. Bir başka deyişle para piyasasının dışına çıkarak kullaınlmayan paradır.
Bankalar için âtıl para, işletilemeyen Merkez Bankası parası rezervleri oluştuğunda söz konusu olur. İşletmelerin çeşitli nedenlerle kullanmadıkları likiditeler âtıl para sayılir.
Bireylerin spekülasyon güdüsüyle talep ettikleri ankesler de âtıl para depolarını oluştururlar. Bunlara gömüleme (iddihar) denir.

Atıl Para Mevcutları
(Alm. Gehorteten Gelder, Liquiditât Geider Kassenhaltung Fr. Monnaie oisive İng. İdle Balances)
Tedavülden çekilip bir servet birikimi olarak muhafaza edilen paradır. Keynes, paranın spekülatif amaçlarla da talep edildigini ve finansal mevcutların gelecekteki fiyatları hakkında belirsizlik olduğu zaman paramn atıl mevcutlar şeklinde tutulacağını öne sürmüştür.

Atıl Sermaye
(Alm. Untatiges Kapital, Totes Kapüal Fr. Capital oisif, capital dormant İng. Idle capital)
İşletme aktifinde yer almakla beraber üretime katkıda bulunmayan, gelir getirici faaliyette kullanılmayan vârliklar âtıl sermaye oluştururlar. Kullanilmayan veya noksan kullanılan bir makine, bir fabrika binası işletmeler için âtıl seımaye sayıliıiar ve önemli sabit maliyetler yüklerler.

Atik-i Adlî Altını
i808-i831 yılları arasında basılmış olan bu altın para 8 krat ağırlıgında, 19 milimetre çapında ve 830 ayardır. Bir de Atik-i Adlî Nısfiyesi vardır ki, bu da 4 krat ağırliğında ve 15 milimetre çapında olup.yine 830 ayardı.

Atik-i Rumi Altını
1808-i831 yılları arasında basılımış olan Osmanlı altın parasıdır. Bu paranın piyasada üç türü vardı: 1) Afik-i Rumi 23 krat ağırlığında olup çapı 26 milimetre, ayarı 956 idi. 2) Atik-i Rumi Nısfiyesi nin ağırlığı 11.5 krat çapı 22 millimetre, ayarı 956 idi. 3) Atik-i Rumi Rabiyesinin ağırliğı 5.75 krat, çapı 19 millimetre, ayarı 956 idi.

Atomisite
(Alm. Atomisitat Fr. Atomicite ng: Atomicit)
Tam rekabet koşullarından biridir, Alicı ve satıcıların fiyatları tek başlarına etkileyemeyecek kadar Çok sayıda olmalarına atomisite denir.

B

Bilanço
(Alm. Blanz Fr. Blan İng. Balance sheet
Bir şirketin belirli bir tarihteki finansal durumunu, yani varlıklarını, borçlarını ve özkaynaklarını gösteren tablodur
Şirketlerin dönemsel faaliyetleri sonunda, dönem sonunda hazırladıkları (31 Mart, 30 Haziran, 30 Eylül ve 31 Aralık) ve yayınladıkları ve Şirketin portresini çizen bu tablolar muhasebe dilinde “t tablosu” olarak da adlandırılır.

Borsa
(Alm. Borse Fr. Bourse İng. Stock exchange)
Borsa teriminin kökü, Fransızcadaki bourse. sözcüğüdür. Bourse, kese demektir. Savaryinin 1673'te yayınlanmış Ticaret Sözlüğü'ne göre, Bruges kentinde Hotel des Bourses denilen bir han varmış. Han sahibinin adı Van der Bourse imiş ve hanın arması birarada üç kese imş. Öbür kentlerden gelen tacirler, burada örnek üzerinden alişveriş yaparlarmış. Döviz ve senet işlemleri de yapılırmış.
Ortaçağdan beri fuarlarda benzer işlemler yapıldığı bilinmektedir. Ancak alım satımların sürekli olduğu Hötel des Bourses ün yapmış ve Kıta Avrupası'nda kurulacak borsalara adım vermiştir.
Borsaİar genellikle işlem konularına göre adlandırılır Menkul değerler borsası, zahire borsası gibi.Tek bir değer türü üzerinde çalışan borsalar da vaırdır, Almanya'daki Kuxe bunlara bir örnektir. Borsalar, soyut pazarlardır: Satıcı, elinde bulunmaysn bir malı, bedelini ödemeyen bir aliçıya satabilir. Satış akdi sözle yapılır. Alıcı ve satıcı, menkul kıymetler borsasına giremezler. İşlemler, profesyonel bir aracının hizmetinden yararlanılarak gerçekleştirilir.
Borsa işlemleri vadeli ve vadesiz olarak ikiye ayrılır. Vadesiz işlemler spot market fiyatı üzerinden yapılır. Bu işlemlerde alım satım yapılan yerin o andaki peşin fiyatı uygulanır. Alıcının talebini belirlemesiyle satış akdi ve fiyatı kesinleşir. Ancak satılan döviz ya da senet, iki iş gününün geçmesiyle alıcı emrine girer. Araya tatiller rastlarsa, teslim süresi uzayabilir.
Örneğin perşembe günü döviz satmış olan bir kimse, pazartesiye değin faizinden yararlanmaya devam eder. Ödeme ve tesellüm, borsanın ilk hesap gününde tamamlanır. Perşembe günü spot markette alım yapmış bir kişi, bedelini ödememiş.ve teslim almamış olduğu halde, bu dövizi cuma günü bir başkasına satabilir.
Vadeli işlemlerde, fiyatı satış anında kesinleşmiş olan döviz, ileride günü gelince alıcı hesabına yazılır. Menkul değer borsaları, ödünç verilebilir fonlar arz ve talebi arasında birer köprüdür. Tasarruf sahipleri ellerindeki tahvil ve hisse senetletinin borsalarda kısa zamanda paraya çevirebilirler ya da ellerindeki fonları faiz ve temettü getiren değerlere bağlayabilirler.

Borsa Bankeri Belgesi
(Alm. Borsen Bankier Zertifikat Fr. Certi~cal de boursier İng. Stock broker certifıcate)
Menkul değerler piyasasında aracılik eden firmalara Türkiye'de yasa gereğince verilen çalişına iznidir.

Borsada Deport
(Alm. Deport Fr. Deport İng. Backwardation)
Borsada vadeli satış yapmış kişilerin hesap günü taahhütlerini yerine getiremedikleri durumlarda başwrulan çözüm formülüne deport denilmektedir. Bir örnek verelim: Diyelim ki (A) adında bir kişi üç ay vade ile 100.000 liradan Alpha şirketinin hisse senetlerini satmıştır. Vadeli sahş yapanlar, genellikle borsa kurunun düşecegini tahmin ederek fiyat farkından bir kazanç umanlardır.
Borsa, soyut bir pazardır. Vadeli satış amnda (A)nın elinde Alpha hisse senedi yoktur. Alıcımn de senet bedelini ödeyecek likiditesi bulunmayabilir. (A), vade tarihi gelince ya da yaklaşırken spot marketten uygun fiyata alacağı Alpha hisse senetlerini teslim etmeyi öngörmüştür. Ancak hesap gününde borsada Alpha hisse senedi arzı sıfır olabilir.
Yani satılik Alpha hisse senedi bulunmayabilir. Böyle bir durumla karşılaşılınca, vadeli işleme aracılik eden firma devreye elinde Alpha hiase senedi bulunan ve adına (B) diyeceğimiz bir başka kişiyi sokar. (B) bir spekülatör değildir ve hisse senetlerini de elden çıkarmak ,istememektedir. Aracı firmanın yardımıyla çift operasyonlu bir çözüm gerçekleştirilir: (B), elindeki Alpha hisse senetlerini örneğin l05.000 liradan peşin parayla devreder. Operasyonun bu ilk aşaması, (A)'ya taahhüdünü yerine getirmek ve üç ay önce satış yaptığı kimseye hisse senetlerini teslim ederek 100.000 liradan bedellerini tahsil etmek olanağını sağlar. lkinci aşama, (B) ile (A)'nın aralarında yaptıkları bir anlaşmadır. (A) hisse senetlerini elde edebilmek için bunları yakın bir zamanda iade etmek şartını kabul etmiştir. Başka bir deyişle, 105.000 liraya aldığı Alpha hisse senetlerini bir ay sonunda 95.000 liradan tekrar (B)'ye satmayı yükümlenmiştir. Bir ay içinde borsa kurları ne olursa olsun, (B) satmış olduğu hisse senetlerini 95.000 liradan geri alacaktır. Deport'un (B)'ye sağladığı iki kazanç vardır: a) 105-95.000 liralık fiyat farkı, b) yaptığı peşin satıştan elde ettigi bedelin geri alım gününe kadarki faizi. (A)'nın. operasyondan zararlı çıkmaması, ikinci aşamada Alpha kurlarının 90.000 liranın altına düşmesiyle mümkündür. iade etmek koşuluyla aldığı hisse senetleri kurlarının 90.000 liranın üstündeki her değeri, onun hesabına bir kayıp olacakhr.

Borsada Primli Piyasa
(Alm. Borsen-Markt-Primien Fr. Marché â prime İng. Stock market hedging)
Bu piyasanın nasıl işlediğini bir örnekle açıklayalım: Diyelim ki bir kişi, yaptığı araştırmaya ya da kişisel bilgisine güvenerek, (A) şirketi hisse senetlerinin yakın bir tarihte yükseleceğini tahmin etmektedir. Durumdan yararlanmak için bu hisse senetlerlnden satın almayı düşünecektir. Ancak beklentisi gerçekleşmezse ya da tersine (A) şirketi hisse senetleri düşerse, zarara uğramak ihtimali vardır. Spekülatör, zarar ihtimalinden korunmak için primli piyasadan hisse senedi almayı tercih edecektir. Hisse senetlerini alırken vade gününden önce kur düşerse, belirli bir meblâğ ödeyerek akdi feshetmek hakkını saklı tutacaktır. Örneğin, bir ay vade ile tanesi 1 dolardan 2000 tane hisse senedine angaje olurken, 3000 dolarlık bir para karşılığında vazgeçmek olanağını elinde tutacaktır. Primli piyasa, anormal bir düşüşe karşı alıcının güvencesidir. Satıcımn menfaati, elindeki değeri daha kolay ve daha yüksek bir fiyata satabilmesidir. Primli piyasada alıcı ve satıcı birkaç yarih üzerinde de anlaşabilirler. ilk vade tarlhinde alıcı taahhüdünü yerine getirmeyi menfaatine uygun görmezse, kararlaştırılan tazminatı ödemekle beraber, opisyonu sürdürebilir. Anlaşmayı ikinci, hatta üçüncü bir vâdeye kadar uzatabilir. ,

Borsalar Tarihi
(Alm. Geschichie der borsen Fr. Origine et evolution des bourses İng. History of stock exchange)
Borsa sözcüğü, Bruges kentindeki Hotel des Bourses denilen ve armasında üç tane para kesesi bulunan bir hanın adından gelmektedir. 1531'de Anvers'de ilk borsa binası açılmıştır: Anvers Borsâsı'nı kısa ara ile Lyon Borsası ve Toulouse Borsası izlemiştir. Londra'da The Royal Exchange 1571'de hizmete girnıiştir.
Anvers Borsasının 1576'da tahrip edilmesi üzerine ticari ve mali işlemler Amsterdam'da yürütülmüştür. Amsterdam Borsası 1611'de inşa edilmiştir. 1662'de yeni bir borsa binası yaptırılmış ve burada işlemlerin konularına ve bölgelere göre uzmanlaşmanın ilk uygulamaları başlatılmıştır. New York Borsası 1792'de 24 iş adamının girişimiyle kurulmuştur. Paris Borsası ise 1724'te açılmış ve ilk binasının yapımı 1826'da tamamlanmıştır.

Borsa Organizasyonu
(Alm. Borsengeschüfte Fr. Organisaton de bourse İng. Stock exchange operations) Borsa organizasyonu her yerde bir değildir ve zamanla değişmektedir. Çalışma kuralları borsanın yetkili organlarınca düzenlenmekte ya da kanunla belirlenmektedir.

Borsaya Kote Olmak
Borsanın izniyle halka arz edilecek hisse senetlerinin, borsaya kaydedilmesidir. Kote ettirilmemiş senetlerin ticareti olanaklı değildir. Kote olmuş senet, ilgili borsada tanındığını ve alım/satımının yapılmasına izin verildiği anlamına gelir. Hisse senetlerinin ticaretinin yapıldığı bir piyasa olan her borsanın kendine özgü kuralları vardır.

Bütünleşme (Entegrasyon)
(Alm. İntegration Fr. Integration Ing. Integration)
Kâr maksimizasyonu ile birlikte egemenlik ve güç kavramlarının öne çıkması, iktisadi unsurlarda bir bütünleşme ve birleşmenin sağlanmasını zorunlu kılmıştır Giderek çok uluslu bir durum alan birleşme olgusu, her çeşit biraraya gelme we iktisadi unsurlardaki yoğunlaşma olarak ortaya çıkmaktadır. Bütünleşmenin nedenlerini açıklayabilmek için birleşme boyutları ve birleşme tipleri şeklinde bir sınıfandırma yapılabilir. Boyutlarına göre yatay, dikey ve çeşşitlendirilmiş olmak üzere üç birleşme şekli vardır.
Yatay bütünleşme: Piyasadaki rekabeti ortadan kaldırmak amacı ile aynı üretim safhasındaki iktisadi ünitelerin birleşmesi ile maydana gelir. Yatay bütünleşme yoluyla piyasaya egemen olan firma, büyük işletmelerin olanaklarından yararlanır.
Dikey bütünleşme: Birbiriyle ilgili, çeşitli üretim kademelerinde çalışan fimaların girdi sağlamak ve çıktılarına pazar bulmak için tek bir yönetim altında toplanmasıdır. Yeni teknolojilerden yararlanma olanaklarını ve uzmanlaşmayı büyük ölçüde engellemesine rağmen, firmalar nedenlerle dikey bütünleşmeye gidebilirler. Dikey bütünleşme kendi içinde geriye doğru dikey bütünleşme ve ileriye doğru dikey bütünleşme olmak üzere ikiye ayrılır. Birincisi, işletmenin gerekli hammadde ve ara malı sağlamak için bütünleşmeye gitmesidir. ileriye doğru olan bütünleşmede ise, üretilen mala pazar bulmak amacı ile birleşmeye yönelir. Her iki bütünleşme tipinde de amaç hammadde ve ara mallarının kolaylıkla sağlanarak üretilen malın pazarlanmasıdır.
Çeşitlendirilmiş bütünleşme: Birbirinden bağımsız piyasalara farklı mallar süren firmalaın etkin olmak, vergi yasalarından yararlanmak, kuramsal nedenler ve rizikoyu azaltmak amacı ile bütünleşmeleridir. Örneğin, ilaç, kumaş ve otomobil gibi farkli mal üreten işletmelerden oluşan bir bütünleşmede yerlan firmalardan herhangi biri, bütünleşmenin yarattığı güç nedeniyle rakipleri üzerinde etkili olabilmektedir.
Zira diğer firnıaların kârları rekabet mücadelesi içinde bulunan bu firmanın desteklenmesi için kullanılmaktadır. Böylelikle düşük kâr veya maliyetine ürünlerini satan firma rekabeti olanaksız kılmaktadır. Belli elemanlar dizisinden oluşan her firmanın . girdi, üretim şekli, yönetim ve pazarlama biçimi vardır. Her elemanın birleştiği noktada da yönetim faaliyetleri etkin olmaktadır Çeşitlendirilmiş bütünleşme yoluyla ekonomik güçlerini ve etkinliklerini artıran firmalar piyasaya egemen olmaktadırlar. Ayrıca rekabeti ortadan kaldırarak ülke ekonomisinde tekelci eğilimleri hızlandırmaktadırlar.

Bütünleşmiş Ekonomi
(Alm. Inteğrierte Volkswirtschafi Fr. Economie intégré İng. Integrated economy)
Bir Ekonominin çeşitli sektörlerinin etkin bir şekilde çalıştığı ve karşılıklı bağımlılık içinde bulundukları bir durumdur. Genellikle söz konusu sektörler tarım ve sanayidir. Bu durum, kalkınma sürecinin bir parçası olarak ve kalkınma sürekliliği ile bir arada oluşmaktadır.

Büyük Defter
(Alm. Haıiptbuch Fr. Grand Givrel İng. Gedgeı)
Muhasebede, artış ve azalışların kaydedildiği çizelgeler olan hesapların yer aldığı deftere "Büyük Defter" ya da "Defteri Kebir" denilir. Muhasebe işlemleri tarih sırasıyla Günlük Deftere kaydedildikten sonra, sistematik olarak gruplanarak ikinci kez Büyük Deftere kaydedilir. Bu işleme nakil denilmektedir. Yevmiye defteri hesapları kronolojik sıra içinde denetlemeye olanak verdiği halde büyük defter işlemleri her hesap düzeyinde ayrı ayrı denetlemeye olanak sağlar. Büyük defter kayıtlarında en azından;
  • İşlemin yapıldığı tarih,
  • Nakil işleminin yapıldığı hesaba karşılık günlük defterde kaydedilmiş olan hesabın adı,
  • İşlemin günlük defterde kayıtiı olduğu sayfa numarası,
  • Günlük defterde ilgili hesaba kaydedilmiş bulunan tutar yer almalıdır.
Büyük defter ciltli olabileceği gibi yer değiştirebilir yapraklı da olabilir.

Büyük Depresyon
(Alm. Grosse Depression, Grisse Krise) (Fr. Grande depression İng. Big Depression)
1929 yılında 29 Ekim Salı günü başlayan ve İkinci Dünya Savaşı'na kadar süren büyük ekonomik bozguna verilen addır. 29 Ekim 1929 günü hisse senetleri satışları, bütün alışveriri felce uğratır. Çünkü, hisse senedi satın almak için tek bir öneri bile yoktur. Herkes elindeki hisse senetlerini satmaya uğraşır. Çöküntü, bankacılık kesimini ve giderek bütün ekonomiyi sarar, daha sonra öteki kapitalist ülkelere sıçrar. Böylece 55 yıllık uzun bir gelişme trendi, on yıl sürecek bir gerileme ve duraklamaya dönüşmüştür.
Büyük depresyonun başlıca nedenleri şunlardı:

Zayıf ve spekülâtif kredi yapısının 1929 hisse senedi borsası kriziyle yıkılması,
Yanlış bir para politikası,
Tarım üıünlerine olan talebin inelastik oluşu yüzünden çiftçinin gittikçe azalan satın alma gücü,
Teknolojik işsizliğin giderek artması,
Kötü ve gittikçe de kötüleşen gelir dağılimı,
Bütün bu nedenlerin etkisiyle tamamen altüst olan sermaye birikimi,
Yatırımlardaki düşüşün milli gelirde düşmeye yol açması.

Büyüme
Ülke ekonomisinde işgücünün çoğalması, üretim araçları ve GSMH’nin artması vb. genel verilerin yükselmesidir. Büyüme de ekonominin fiziksel olarak gövdesel genişliğe uğramasıdır.

C, Ç


CACM (Alm. Zentralamerikanische Gemeinsamer Market Fr. Marché corrimun de lAmérique centrale İng. Central American Common Market)
Beş Orta Amerika ülkesinin (Guatemala, El Salvador, Honduras, Nicaragua ve Costa Rica kurmuş olduğu ortak pazardır.
CACM'in kurulmasını öngören anlaşma Aralık 1960' da imzalandı ve Haziran 1961'de uygulamaya konuldu. 1964'de beş ülkenin merkez bankaları, uzun dönemde ortak bir para biriminin kullanılması için anlaşmaya vardılar. Ancak sonradan olumsuz gelişmeler de meydana geldi. 1970 sonunda Honduras CACM'den çekildi. 1971'de Costa Rica bazı mallar üzerine gümrük vergileri koydu.

Cairness, John Elliot (1823-1875)
Dublin, Galway ve Londra'da ekonomi profesörlüğü yapmıştır. Ortodoks teoriyi bütün gücüyle desteklemiş olan son büyük İngiliz iktisatçısıdır.
Birbiriyle rekabet etmeyen gruplar teorisiyle gelir bölüşümünde bazı eşitsizliklerin sürekliliğini açiklamıştır. .

Call
(Alm. Kaufoption Fr. Droit d'achat İng. Call)
Bir borsa terimidir. Bir menkul değeri önceden saptanmış süre içinde, kararlaştırılan fiyata alma hakkıdır. Anlaşma yapılırken, satin alınacak menkul değer miktarının da belirlenmesi usuldendir.

"Opsiyon" sözcüğü hem alım, hem de satım işlemleıi için kullanılır. Bir menkul değerin alım ve satımını bir arada kapsayan anlaşmalara "çift opsiyon" denilir. Call ise, yalnız alım opsiyonudur.

Call Money
(Alm. Tagliches Geld, Tagesgeld Fr. Emprunt remboursable siır demande İng. Call money)
İstenildiği anda geri tahsil edilebilir avanstır. Bu tür avans, mali aracılar arasında uygulanır. Avansın fonksiyonu, günlük kasa işlemlerinde girdi-çıktı açığının karşılanmasıdır. Bankalar arası mevduat, genellikle "call money" niteliğindedir: Bankaların borsa bankerlerine jobber ve specialisitlere menkul değerler üzerinde işlem yapan öbür aracılara açtıkları avans da "call money" kapsamındadır.

Call Rate
(Alm. Zinssaiz für Tagesgeld Fr. Taux d'inieret po dépots âvue İng. Call rate)
Bir para piyasası terimidir. ihbarsız ve istenildiği anda çekilebilen mevduata ödenen faizin oranı. Örneğin, vadesiz mevduata faiz ödeniyorsa, uygulanan oran "call rate"dir. Türkiye'de,. 1982 başlangıcında, bazı bankerler. plasman yapan müşterilerine diledikleri tarihte paralarını çekme hakkını tanıyorlardı. Uyguladıkları faiz oranı, paranın banker de kaldığı süreye göre değişiyordu. Örneğin ertesi gün çekene % 25, parasını bir yıl bırakana % 56 faiz ödeniyordu. Bu tür faiz rejimi "variable call rate" ya da "değişken ihbarsız mevduat faizı"dir.

Cambridge Denklemi
(Alm. Cambridge-Gleichurıgl Fr. Equation de Cambridge İng. Cambridge Equatıon)
Para tutumu yaklaşımıdır. Özellikle Cambridge Üniversitesi ögretim üyeleri, ve başta Alfred Marshall tarafından benimsenmiş bir görüştür. Yaklaşımın açıklanmasında kullanılan denkleme bu nedenle "Cambridge Denklemî" adı da verilmektedir. Denklem şöyle yazılabilir:

M=kPT

Burada
M para miktarını,
k halkın elinde tutmak istediği paranın nakdi işlem hacmine oranını,
P fiyatlar genel düzeyini,
T işlem hacmini belirtmektedir.


Cambridge Denklemi, para arzı ve talebi eşitliğinin açıklanması için kullanılabilir.
Örneğin, ekonomide yapılması tasarlanan işlemlerin hacmi 1 trilyon, bu işlemlere uygulanacak orrtalama fiyat l0 para ünitesiyse, işlemlerin para ile ifadesi l0 trilyon para birimidir. Fertler bu işlemleri gerçekleştirmek için ellerinde 2 trilyon para ünitesi tutmak eğilimindeyseler ( M nın sayısal değeıi i/5 olacaktır. Halkın elinde tutmak istediği para miktarının işlem hacmine oranı ve işlem hacmi sabit varsayıldığı takdirde para arzındaki bir birim artış, doğrudan fiyatlar geneI düzeyini yükseltecektir. Örnegin, para arzı 4 triyon ünıteye çıktığı zaman halk eline fazladan geçen parayı çeşitli harcamalar için kullanacaktır. (T) sabit olduğuna göre, bu harcama artışı fiyatlar genel düzeyini iki katına çıkaracak ve işlemlerin para ile ifadesi de l0 trilyon para biriminden 20 trilyon para birimine yükselecektir. Böylece denge yeniden sağlanabilecektir. Çünkü,k=1/5 olduğuna göre halkın 20 trilyon ünitelik işlem hacmi için para talebi 4 trilyon para birimine çıkmıştır.


Cari Kur
Gerçek kur. Döviz piyasasında günlük olarak döviz alım, satım işlemleriyle oluşur.

Cari Varlıklar
Satılabilir pay senedi ve tahviller, alacaklar, stoklar, kasa ve öteki döner varlıklardın oluşan bütün .
Çapraz Kur
Bir ulusal paranın dışında iki yabancı paranın birbiri karşısındaki değiştirilme oranıdır


D


Damga Vergisi
(Alm. Markenstener) (Fr. Droit de timbre) (Ing. Stamp duty)
Osmanlı döneminden intikal eden bu vergi 1928 yılında "Damga Resmi Kanunu" şeklinde yeniden düzenlenmiş; bu tarihten sonra birçok değişiklikler ve ekler görmüştür.
Damga vergisi, kamu maliyesinde kimi zaman harç, kimi zaman ise vergi yerine kullanılmıştır. (geniş anlamıyla, hukukî ve ticari işlemlerde kullanılan bazı belgeler ve kâğıtlar için ödenen vergidir.Kişilerin kendi aralarındaki işlemler, örneğin bir kira sözleşmesi, bir makbuz ya da fatura düzenlenmesi damga vergisini; kamu tüzel kişileri ile yapılan hukuki işlemler, örneğin bir mahkeme kararı ya da bir tapu işlemi harcı. doğurmaktadır.
Damga . vergisi yükümlüsü, ilgili belgelerdeki imza sahibi ya da şahipleridir. Damga vergisi ilgili kâğıtlara pul yapıştırılması ya da değerli kâğıtlar vergisi ödenmesi şeklinde tahsil edilir.

Damping
(Alm. Dumping) (Fr. Dumping) (Ing. Dumping]
İthal edilen bir ürünün ithal edildiği ülkede maloluş fiyatından daha ucuza satılması olarak tanımlanır. Daha genel anlamda, biriken stoklardan kurtulmak ya da piyasada avantajlı duruma gelmek için düşük fiyata satış yapmak da damping olarak nitelendirilir.
Konuya uluslararası ticaret açısından bakıldığında damping daha da başka anlam ifade edebilir.
Uluslararası ticarette damping zaman zaman uygulanmışsa da dünya iktisat tarihinde belki de en uzun süreyle uygulanan damping, İngiltere'nin Levani Company aracılığıyla Osmanlı pazarlarında yünlü kumaş satımında uyguladığı dampingtir

Daralma
(Alm. Abschwung] (Fr. Contraction) (İng. Contraction)
1792 ile i913 yılları arasında konjonktür dalgalanmaları, kapitalist ekonomileriin belirgin bir özelliği olduğu, işsizliğin yüksek olduğu bir dönemdir.
Boom ve daralma bu dönem zarfında 7-8 yıllık aralarla birbirini izlemiştir. 1929-1935 yıllarının büyük depresyonu ile kıyaslandıgı zaman daralmalar kısa ömürlü olmuştur. Daralmanın özellikleri; üretimin gerilemesi, işsizliğin artması, fiyatların ve ücretlerin gerilemesidir. '

Dar Mükellefiyet
(Alm. Beschankte Steuerpflicht) (Fr. Contribuable restreint) (İng. Limited tax liability, Nation-Wide taxation)
Dünyada gelişen, hızlanan uluslararası iş ilişkileri, vergi yükümlülüğü konusunda tam mükellefıyet yanında dar mükellefıyet esasını geliştirmiştir. Gerçek ve tüzel kişilerin elde ettikIeri kazanç ve iratların Gelir Vergisi Kanunu ve Kurvmlar Vergisi Kanunu esaslarına göre vergilendiıilmesinde .dar mükellefiyet de benimsenmiştir.
Türkiye'de yerleşmiş olmayan gerçek kişilerin yalnız Türkiye'de elde ettikleılkazanç ve iratlar üzerinden vergilendirilmesine "dar mükelleyet' denir.

Darphane
(Alm. Münze, Münzstatte Fr. Hötel de la monnaie İng. Mint)
1843 yılına kadar Osmanlı İmparatorluğu'nun muhtelif mahallerinde para darp edilmiş, b u tarihten sonra madeni para imali yalnız İstanbul darphanesine tahsis olunmuştur. Darphane Fatih Sultan Mehmet'in İstanbul'u almasından sonra Beyazıt'ta Eski Saray civarında kuruldu. 1577'de Beyazıt'ta Koska'ya taşındı, i723 taıihinde ise Gülhane Parkı' nın Divanyolu kavşağına düşen kısmındaki binada faaliyetini son yıllara kadar sürdürmüştür.
Halen Darphane Mecidiyeköyü'nde faaliyetini sürdürmektedir.

Deflasyon
Enflasyonun tersi. Genel fiyat düzeyleri düşerken ulusal gelir, üretim ve istihdamın da düşmesidir.

Destek seviyesi
Fiyatların düşerken yoğun alımlar ile karşılaştığı ve daha aşağıya düşmekte zorlandığı seviyedir.

Dezenflasyon

Sert olmayan deflasyonist önlemlerle enflasyonun sınırlandırılmaya çalışılmasıdır.

Devalüasyon
Sabit kur sestemlerinde ödemeler bilançosu açık veren ülkenin hükümetçe alınan bir kararla, ulusal paranın dış satın alma gücünün düşürülmesidir. Bu yolla ithal malları pahalılaşırken yerli malların fiyatı da aşağı çekilmiş olur. İhracatta artış sağlanmasına karşın aynı yabancı para karşılığında daha çok ürünün değiştirilmesi ulusal ekonomi için sömürülmesini anlamındadır.

Dış Borçlanma
Ülkenin kaynaklarına ek bir kaynak sağlamak, döviz olarak yeni ödeme gücü elde etmek gibi amaçlarla ülke dışındaki yabancı hükümet ya da finans kuruluşlarından karşılıklı ya da karşılıksız geri ödemeli kaynak bulunmasıdır. Türkiye’de dış borç kavramı içinde kamu sektörünün yanısıra, özel kesimin dış borçları da birlikte anılır. Dış Denge Bir ekonominin dışalım ve dışsatım sonucunda ödemeler bilançosunun açık verip vermemesidir. Dış denge, milli gelir, döviz kuru ve döviz sınırları değişkenlerine bağlıdır.

Direnç noktası

Borsada, belli bir süreç içinde sürekli bir fiyat artışının yoğun satışlar sonucu durdurulduğu fiyat seviyesini ifade eder.


Dönen Varlıklar
Dönen varlıklar, nakit olarak kasada ve bankada bulunan varlıklar ile, normal koşullarda bir faaliyet yılı içinde paraya çevrilecek, tüketilecek veya diğer bir dönen varlık haline dönüşecek varlıkları kapsar. Dönen varlıklar, yatırım ortaklıklarının en likit varlıklarıdır. Bu varlıklar, ihtiyaç duyulduğunda kullanılabilen hazırdaki nakitler, nakit benzeri değerler (örneğin tahviller), kolayca nakite dönüşebilen kalemler (örneğin alacaklar) ve kısa sürede tüketilecek (örneğin stoklar) varlıklardır. Dönen varlıklardaki kalemlerin nakitlik derecesi çoktan aza doğru sıralanmıştır.

Döviz
Ulusal para dışındaki tüm yabancı paralar ve bu para cinsinden değer taşıyan menkul değerlere verilen isimdir.

Döviz Borsası
Döviz arz edenlerle döviz talep edenlerin karşılaştıkları, ulusal paraların birbirlerine çevrildikleri standartlaştırılmış piyasalar.

Döviz Kuru
Yabancı paraların ulusal para cinsinden fiyatıdır.

Döviz Tevdiat Hesabı
Yurtiçi ve yurtdışında yerlesik kişilerin, ticari bankalarda açmış oldukları yabancı para cinsinden mevduata verilen isimdir.

Dünya Bankası
Bretton-Woods Sistemi’nin ortaya çıkardığı Uluslararası İmar ve Kalkınma Bankası’dır. Azgelişmiş ülkelerin kalkınması amacıyla borç para vermek ve sermaye yatırımlarını kolaylaştırmak için kurulmuştur.

Duran Varlıklar
Duran varlıklar, bir hesap dönemi içinde paraya çevrilmesi, tüketilmesi düşünülmeyen varlıkların yer aldığı kalemlerdir ve yatırım ortaklıklarının sabit (likiditesi az olan) varlıklarını kapsayan aktifleridir. Duran varlıklar daha çok yatırım ortaklıklarının üretim faaliyetlerini yerine getirmek için yaptıkları yatırımları kapsamaktadır ve bundan dolayı bu kalemlerin büyük bir kısmını ortaklıkların yatırımlarının kayıtlı bulunduğu maddi duran varlıklar ile, faaliyetleri ile az veya çok ilgili olan iştiraklerin kayıtlı olduğu finansal duran varlıklar oluşturur. Duran varlıklardaki kalemler, dönen varlıklara benzer şekilde, nakitlik derecesi çoktan aza doğru olarak sıralanmıştır.


E


Edgeworth, Francis Ysidro (1845-1926)
İrlanda'da doğdu: 189ı ile i922 yılları arasında Oxford Ûniversitesi'nde hocalık yaptı. 1891 ile 1926 yılları arasında Economic Journal dergisinin editörlüğünü yaptı Edgeworth'un en önemli eserleri şunlardır: Mathematical Psychics ( !881 ), Theoıy of Monopoly(1897), Theory of Distribution (1904).

Efektif Alım ve Satım Hesabı
(Alm. Efektive-Kauf-Verkaufs-Konto) (Frç Compie d' achat et de vente des devises) (İng. Foreign exchange selling account)
Bu hesap banka malı olarak alınan ve satılan yabancı paraların Türk Lirası karşılıklarının yazıldıgı hesaptır. Satın alınan her efektif için cinsine göre ayrı yardımcı föy tutulur.

Efektif Döviz Kuru
(Alm. Effektive Wechsel Kurs) (Fr: Cours de change effect) (İng. Effective exchange rate)
1970'Ii yıllarda yayılan esnek "dalgalı" döviz kuru sistemiyle birlikte kullanımı da yaygınlaşan bir kavramdır. Nominal veya reel olarak' hesaplanabilir.
Efektif kurların hesaplanmasında iki ayrı çeşit tartı kullanılabilir:
1) Çok-taraflı ticaret tartısında, ülkelerin dünya ticaretindeki payı veya belirli bir bölge ticareti sözkonusu ise (sanayileşmiş ülkeler veya B. Avrupa Ülkeleri gibi) buradaki pay sözkonusu olur;
2) İki-taraflı ticaret tartısı her ülkenin birbiriyle karşıliklı ticaretindeki payları belirlenir. Genellikle iki taraflı ticaret tartısı birinciye tercih edilmektedir. Bunun iki nedeni vardır Birincisi, her ülke. piyasasında alicı ve satıcıların karşılaştığı yerli ve yabancı fiyatlara olan ortalama döviz kuıu etkilerini yansıtmasıdır diğeri de, reel kurların hesaplanmasında fiyat seviyesi degişmeleri ile döviz kuıu degişmelerinin incelenmesine daha uygun olmasıdır. Buna karşılik, çok-taraflı ticaret tartısı, iki ülkenin üçüncü piyasadaki rekabef gücünü saptamak açışından daha uygun düşmektedir. '.

Efektif (Gümrük) Koruma Oranı
(Alm. Efektive-protektions-rate) (Fr. Taux effectif de protection) (İng. Effective rate of protection)
Dış ticaretteki nominal gümrük vergilerinin fiili etkilerini ölçmek için İkinci Dünya Savaşından sonra geliştirilmiş olan bir kavramdır. Çünkü, nominal gümıvk vergisi oranı fiili koruma oranından farklı olabilmektedir. Efektif koruma oranı, üretim birimi başına katma değere gümrük vergisinin etkisini inceler: Ancak, bu etkiye sadece gümrük vergilerinde . rastlanmaz: dış ticarette alınan diğer ithal vergileri

Endüstri İlişkileri
Endüstriler arası analize, milli gelir ve kısmi denge analizinin yetersiz olduğu birçok amprik sorunda ihtiyaç duyulmaktadır. Endüstriler arası analiz, uygulamalı olarak Geontief'in çalışmaları ile başlamıştır. Leontief 1931 yılında Amerikan ekonomisi ile ilgili amprik bir model üzerinde çalışmaya başlamış ve eldc ettiği ilk sonuçları 1936 ve 1941 yıllarında yayınlamıştı. Bu çalışmanın en değerli sonuçlarından biri, birçok ülkede endüstriler arası amprik çalışmayı teşhis olasıdır. Endüstriler arası analize dayanılarak. kurulan sısteme input-output sistemi denilmektedir.

Endüstri Mühendisliği
(Alm. Beiriebssiudie, Indusirielle Fertigungstechnik) (Fr. Gesüon de I'entreprisel (İng. Industrial Engineering)
Günümüzde önemli bir mühendislik dalı olarak kabul edilen endüstri mühendisliği, genel olarak insan etmenini de içeren mamul veya hizmet üretim ve dağıtım sistemlerinin bütün yönleriyle incelenmesi konusunda mühendislik anlayışının uygulanması şeklinde tanımlanır.

Endüstriyel Demokrasi
(Alm. Industrielle Demokrarie) (Fr. Democratie industrielle) (İng. Industrial democracy)
Siyasal demokrasinin,kurallarının ekonomik yaşama uygulanması ve sanayide yönetim gücünün paylaşılmasıdır.
Endüstriyel demokrasi kavramı ilk defa Fabian Derneği kurucuları arasında yer alan Sidney ve Beatrice Webb tarafindan kullanılmıştır. Webb'lere göre, sanayileşmiş, ileri toplumlarda sendikaların var olması demokrasi demektir. Sanayileşmiş toplumlarda işgücünün dörtte üçünü, hatta bazı ülkelerde daha da büyük bir oranını oluşturan ücretlilerin örgütlerin aracılığı ile sanayiin doğuşunda ve yönetiminde söz sahibi olmaya başlaması makro düzeyde bir endüstriyel demokratikleşmedir.
Başlangıçta endüstriyel demokrasinin gerçekleşmesi için toplu pazarlık mekanizmasının kurulması ve sendikaların taraf olarak pazarlıkta söz sahibi olması amaçlanmaktaydı. Ancak zamanla sendikalar toplu pazarlik hakkının endüstriyel demokrasinin gerçekleşmesi için yeterli olmadığını görmüşler ve sanayide yönetim gücünün paylaşılması amacına yönelmişlerdir.
Demokrasiyle yönetilen bir devlet en yüksek ve ileri gelişmesine ulaştığında, işçi örgütlerinin istekleri yönetime katılma hakkının elde edilmesinde toplanmaktadır. Bu amacın gerçekleşmesi ise sanayide yönetim gücünün paylaşılması ile mümkündür.

Enflasyon
(Alm. Inflation) (Fr. Inflation) (İng. Inflation)
En basit şekliyle genel fiyat düzeyinin devamlı artmasi ve para değerinin düşmesidir. Toplam mal ve hizmet arzının toplam talebi karşılayamaması, yani dengenin kurulamaması enflasyonun temel özelliğidir. Hızla büyüyen talep karşısında onu karşılayacak üretimin yapılamaması, piyasâyı daha yüksek bir fiyat düzeyinde dengeye getirir.
Fivatlar genel düzevindeki artışı meydana getiren nedenler, ülkelenin sosyo-ekonomik yapılarına göre farklılık göstermekle birlikte, genel olarak aşağıdaki şekilde özetlenebilir:· :
Tüketici gelirlerindeki artışların talebi artırrası, Cari fiyatlarda toplam talebin, toplam arzdan yüksek olması,
Iklim koşullarımn olumsuz olduğu dönemlerde ürün arzının azalması, yüksek taban fiyatı politikaları,
İşçi ücretleri ve hammadde fiyatlarındaki artışlar, yüksek faiz hadleri, devalüasyon gibi üıün maliyetlerini doğrrdan yükselten etkenler,
İthal edilen malların fiyatlarındaki yükselmeler,
Kamu kuruluşlarının etkin çalışmaması nedeniyle maliyetlerin artması,
Tasarrufların yatırımlardan az olması,
Tedavüldeki paranın hızla artması, devlet harcamalarının devlet gelirlerine kıyasla artması, bol ve ucuz krediverilmesi vb.
Günlük deyimde “genel fiyat seviyesindeki yükselme eğilimi” olarak bilinmesine karşın, ekonomide eğilimin nasıl hesaplanacağı tartışılmaktadır. Ülkemizde Devlet İstatistik Enstitüsü’nün her ay açıkladığı Toptan Eşya Fiyat Endeksi (TEFE) artış oranı enflasyon rakamı olarak belirleniyor. Enflasyon, talep, maliyet, ılımlı ve hiper olarak dörde ayrılabilir.

Enflasyonist Açık
(Alm. Inflatorische Lücke)(Fr. Ecart inflationiste] (İng. Inflationary gap)
Bir· ekonomide denge milli gelir seviyesini, fiilen gerçekleşmiş efektif talep belirlemektedir. Dolayısıyla, efektif talebi oluşturan yatırım ve tüketim harcamalarında meydana gelebilecek hızlr bir artış, toplam talep ile toplam arz arasındaki dengeyi bozacaktır. Diğer bir deyişle, üretilen mal ve hizmetlere göıe talebin daha hızlr artması, fiyatların devamli yükselmesine neden olacaktır. .
Ekonomide bütün faktörler· tam kullanım halinde olduğunda hammadde ve yardımcı madde bulmak güçleşeceğinden, toplam arzın kısa dönemde artırılması olanaksızdır. Talepteki artışlar, mevcut mal ve hizmetlerin fiyatlarını yükseltecektir. Toplam aızın ekonomideki çeşitli daı~ıogazlar sonucu aırtınasımn olanaksız olduğu noktadan itibaren enflasyonist baskı oırtaya çıkar. Böylelikle, toplam taleple toplam mal ve hizmetler arzı arasındaki fark büyüdükçe fiyatlar artmakta; dolayısıyla enfiasyonist açık da büyümektedir. Devlet, aşırı talep artışlarının yarattığı enflasyonist baskının şiddetini azaltmak için reeskont politikası, rezerv nispetlerinin değiştirilmesi, açık piyasa işlemlerinden oluşan para politikaları ve bütçe fazlası veren maliye politikaları uygulayabilir

Enflasyonist Helezon
(Alm. Inflationsspirale)(Fr. Spirale inflationiste) (İng. Inflationary spiral)
Fiyat artışlarının ücretlerde, dolayısıyla maliyetlerde bir artış yaratarak tekrar fiyatlara yansımasıdır.

Enflasyon İthali
(Alm. Importierte Inflation) (Fr. Inflation importee) (İng. Imported inflation)
Enflasyonun, yani fiyatlar genel düzeyindeki artışın hızlanmasını büyük oranda dış ekonomik ilişkilerden kaynaklanması demektir.
Enflasyon ithali teriminin 1973 Dünya Petro1 Krizinden sonra Türkiye'de iktisat diline girdigini görmekteyiz,

Enflasyon Şoku
(Alm. Inflationsshock) (Fr. Choc inflationniste) (İng. Inflationary shocks)
Piyasanın bazı kesimlerinde mal ve faktör fiyatları ile maliyetlerinin öbür iş kollarına göre aşırı ve ani yükseliş kaydetmesi enflasyon şoku oluşturur.
Para arzının şişmesi, devalüasyon, petrol fiyatlarının yükselmesi, tekelleşme ve kartelleşme, yatırımların net tasarrufu aşması, kamu kesimi açıkları, ücret zamları vb. enflasyon şokunu doğuran durumlara örneklerdir.
Enflasyon şokunun fiyatlar ve gelirlere yansıması zaman alır. Bu yansıma olayına "şok tepkisi" denilmektedir. Enflasynn şokunu izleysn şok tepkileri bazen bir buçuk iki yıl sürebilir ve şok etkisinden daha yoğun olabilir.

Enflasyonun Onaylanması
(Alm. AkzeptieıKesinflaüort) (Fr. Inflation valide) (Ing. Validated inflation)
Hükümetin paıa politikası paı~a aı~zııun enfiasyon oi`anı kadar artmasına izin verirse enfiasyon oraıu onaylanmış, desteklenmiş olur. Para aızının aı~tış praın en8asyon oıanımn altında tutulursa enflasyon onaylanmamış, desteklenmemiş olur.

Enformasyon
(Alm. Inforınatiorı, Auskunft) (Fr. Information)(Ing. Information)
Sözcük dar anlamda haber ya da bilgi anlamına gelmektedir. Özellikle 20. yüzyılın ikinci yarısında iletişim tekniklerinde meydana gelen büyük değişiklikler bağlı olarak uluslararası bir terim niteliği kazanmıştır. Böylece terimin anlamı genişlemiş ve yaygın bir kullamm alanı bulmuştur. Geniş anlamda enformasyon, belli bir anda veya belli bir toplumda bilgi ve haberlerin yayılmasına olanak sağlayan araçların tümüne verilen addır.

Enformatik
(Alm. Informaüek) (Fr. Informaüque) (İng. Informatics)
Her türlü bilgi ve veıznin elektronik bilgi işlem makineleri aracılığıyla değerlendirme tekniklerini konu alan bir bilim dalıdır. Bu alanda çalışan Türk bilim adamları enformatik karşılığında bilişim sözcüğünü kullanmaktadırlar.

Enfrastrüktür
(Alm. Infrastruktur] (Fr. Infrastructure) (İng. Infraskniçkina)
Çokyaygın kullanım alanı olan bu terimimin Türkçe karşıliğı "altyapı"dır. Ekonomi biliminde dar ve geniş olmak üzere iki farkli anlamı vardır. Dar anlamda altyapı, bir yatırımın gerçekleştirileceği yerde aranan ulaştırma, haberleşme, enerji, su gibi maddi olanakları kapsar. Geniş anlamda ise ekonominin sahip olduğu ya da olması gereken ulaştırma haberleşme, enerji, su ve kanalizasyon gibi tesisler, eğitim ve sağlık alanlarındaki kuruluşlar, bu konularla ilgili bilgi ve beceriyi içine alan. sosyal sabit sermayey, temsil eder.

Engel Kanunu
(Alm. Engelsche Gesetz] (Fr. Coi d EngelJ (lng. Engel's Law)
Bu kurala göre, bir kişinin geliri ne kadar düşükse, toplam gelirinden besin maddelerine yaptığı harcamaların oranı o kadar yüksektir. Geçinme endekslerinde besin maddelerinin ağırlığı zaman içinde önemli bir düşme göstermiştir. İngiltere'de 1914'te hazırlanan geçinme endeksinde besin maddelerinin ağırlığı % 60 iken 1972'de hazırlanan geçinme endeksinde %o 35°e düşmüştü. Aradaki fark, hayat standardının zaman içinde yükselmiş olmasından ileri gelmektedir.

Engels, Friedrich (1820 - 1895) .
Karl Marx'la birlikte bilimsel sosyalizm öğretisinin, diyalektik ve tarihi materyalizm teorisinin kurucusudur. Engels i820'de Barmen'de (Almanya) doğdu. Babası hali vakti yerinde bir dokuma fabrikası sahibiydi. Ailesi tarafindan eğitimi için gönderildiği Berlin'de gönüllü topçu olarak askere yazıldı Engels bir yandan da Marx'ın da içinde olduğu genç Hegelciler grubuna katıldı. 1842 de Hegel'in karşıtı Schelling'e karşı bir eleştiri yayınladı ve aynı yıl doktorasını vererek Rheinische Zeitung'a yazı yazmaya başladı. Bu yıllarda Engels çıkardığı tutucu sonuçlardan ve diyalektiğin idealist yorumundaki çelişkilerden ötürü Hegel'i eleştirmeye başlar.
Ticaret öğrenimi görmek için gittiği lngiltere'de yakından gözlediği işçi sınıfının yaşayışı onu proletaryanın dayanılmaz ekonomik koşulları ve politik haklardan yoksunluğuna ilişkin düşünmeye itti ve yazdığı lngiltere İşçi Sınıfının Durumu adlı kitabında işçi sınıfının siyasi iktidarı olarak tarihi bir görev yerine getireceğini ve bu sınıfın . kendi kurtuluşu için mücadele ettiğini belirtti.
1844 de Paris'de Karl Marx'la tanıştı. Bu tanışmayla başlayıp ölümlerine kadar süren dostluk ve çalışma arkadaşlığı bilimsel sosyalizmi yarattı. Marx'la birlikte Engels Tarihi ve diyalektik materyalizmin temellerini attılar. İki dost ve mücadele arkadaşı daha sonra I. Enternasyonalin programı 1. Enternasyoneli yaşama geçirdiler.
Engels, Almanya'da kaldığı sürece Marx'a ekonomik yardımlarda bulunarak onun çalışmasım kolaylaştırdı. 1848-49 İşçi Hareketlerine doğrudan katıldı. Hareketlerin yenilgiye uğramasından sonra Marx'ın yaşadığı lngiltere'ye geçerek çalışmalarını diyalektik ve tarihi materyalizmin geliştirilmesi doğrultusunda yoğunlaştırdı. Diyalektik materyalizmi doğa bilimlerine uyguladı. Marksist bilgi teoızsinin gelişmesine büyük katkılarda bulundu. Çalışmalarında kitlelerin sürdürdükleri ekonomik yaşamın oynadığı ayırıcı rolün tarihte hiçbir zaman fikirlerden ve kişilerden kaynaklanmadığını kanıtlamaya çalıştı. Karl Marx'ın ölümünden sonra arkadaşının düşünsel ve politik yerini aldı. 1895 de Kapital'in II. ve III. ciltlerini yayıma hazırladı. Bilimsel sosyalizmin Marx'la birlikte kurucusu kabul edilen Engels, 1895 de Londra'da öldü. Vasiyetine uyularak cesedi yakılıp, külleri Manş denizine serpildi.

Enstitüsyonalizm
(Alm. Institutionalismus) (Fr. Institutionalisme) (İng. Institutionalism)
Enstitüsyonalizm'in kuRucusu Thorstein Veblen olarak kabul edRlir. Veblen, ekonomik topluma Darwin'in, evrimci değişme kavramını uygulamıştır. Belirli bir zamanda cari olan düşünce ve hareket alışkanlıklarının kurumlar ya da yaygın ioplumsal alışkanlıklar olarak nitelendirmiştir. Fiyat sistemi, üretim faktörlerinin kullanımı karşılıği yapılan ödemeler, özel mülkiyet, rekabet, kâr saiki, para ve kredi araçları, bankalar, iş yapmanın çeşitli.biçimleri. Veblen bunların nasıl işlediğiyle ilgilenmemiştir. Her kurumun nasıl başladığını, nasıl geliştiğini, ne gibi değişikliklerden geçtiğini, toplumun kurumları nasıl değiştirdiğini, kurumların da toplumu nasıl etkilediğini incelemek istemiştir. Veblen'e göre, kuramların evrimi sürekliliğini koruyacaktır Enternasyonaller
(Alm Internationale) (Fr. Internationale) (İng. International)


Eşel Mobil
Ücretli ve maaşlıları, hayat pahalılığı karşısında korumak amacıyla fiyat artışlarıyla doğru orantılı olarak artmasının sağlanmasıdır.


F


Faaliyet Gelirleri
(Alm. Operationele Eingaben) (Fr. Revenus de fonctionnement) (Ing. Operating reevenues)
Muhasebede kârın saptanması işlemi, işletmeye giren ve işletmeden çıkan iki zıt değer akımının, yani satış gelirleri ve giderlerin karşılaştırılması ile olur. Mal ve hizmetler satıldığında ya da alicılara teslim edildiğinde işletmeye nakit girişi olur yeya bir alacak doğar. İşte, işletmeye giren söz konusu para ve alacaklar o dönemin gelirlerini, diğer bir deyişle satışhasılatını oluşturur.
Faaliyet gelirleri, işletmenin ana faaliyet konusuna ilişkin satışlarından ve diğer işlemlerden sağladığı gelirlerl kapsamaktadır.

Faaliyet Giderleri
(Alm. Operationele Ausgaben) (Fr. Frais de fonctionnement) (İng. Operating expenses) .
Dönem giderleri diye de tanımlanan faaliyet giderleri, işletmenin üretimi ile ilgili olmayan tüm gider kalemlerini kapsar. Bu kalemler de "Genel yönetim giderleri", "Pazarlama, satış ve dağıtım giderleri", 'Araştırma ve geliştşrme giderleri" şeklinde gruplanır.

Faaliyet Hacmi
(Alm. Geschaftsvolume) (Fr. Capacite de fonctionnement) (Ing. Volume of operations)
Faaliyet hacmi, genel bir kavram olarak, belli bir dönem zarfındaki işletme faaliyetlerinin niceliğini ifade etmek için kullanılır. Bu anlamda faaliyet hacmi satışlar veya üretim hecmi cinsinden ifade edilebilir.
Bir işletmede faaliyetlerin bütçelenmesi sürecinin bir kısmı olarak imalat maliyetlerinin bütçelenmesi söz konusu olduğunda, faaliyet hacmi maliyet tahminleri için bir hareket noktası oluşturur. Faaliyet hacmi belirlendikten sonra, bu faaliyet hacminin gerekli kılacağı imalat maliyetleri (hammadde ve malzemeler, işçilik ve genel imalat maliyetleri) tahmin edilmeye çalışılır.

Faaliyet Kaldıracı
(Alm. Betriehliche Hebelwirkung) (Fr. Action dıi levier) (İng. Operating leverage)
Bir işletmede toplam giderlerin bir bölümünün, faaliyet hacmi ne düzeyde bulunursa bulunsun, sabit gider niteliğinde olması, faaliyet kaldıracına olanak vermektedir. İşletmenin toplam giderleri içinde sabit giderlerin payı yüksekse, şatış.hacmindeki değişiklikler kârlarda daha büyük değişmelere yol açacaktır. Yani işletmenin satışlarındaki değişmelerin kârlarda daha yüksek oranlarda değişiklik yaratmasındaki neden, işletmenin sabit giderlerinin birkaldıraç etkisi yaratmasıdır. İşletmenin giderlerinin tamamı değişken gider niteliğinde ise, faaliyet kaldıracı söz künusu edilemez. İşletmelerin giderleri kısa vadeli analizlerde sabit ve değişken giderler olarak gruplanır. Uzun vadeli analizlerde ise işletmenin her tür giderleri değişken niteliğe bürünür. Bu nedenle faaliyet kaldıracı sadece kısa vadeli analizlerde söz konusu olabilecektir. Faaliyet kaldıracı, sabit giderleri çok yüksek olan iş kollarında belirgin şekilde kendini gösterir.

Faaliyet Raporu
(Alm. Aktivitaets Bericht) (Fr. Rapport d'activite) (lng. Activity report)
Bir dönemi kapsayan faaliyeti içeren rapor. Türk Ticaret Kanunu'nun 327. maddesi uyarınca anonim şirketlerde idare meclisinin her iş yılı sonunda şirketin ticari, malî ve iktisadi durumunu ve yapılanişlemlerin özetini göstermek amacıyla hazırlamakla yükümlü oldukları yıllık rapor.

Fabian'cı Sosyalistler
(Alm. Fabiansche Sozialisten] (Fr. Socialistes Fabian) (Ing. Fabian Socialists)
İngiltere'de, İskandinav ülkelerinde ve daha dar bir ölçüde Amerika ve Kanada'da itibar gören sosyalizm, demokratik sosyalizm tanımına en çok uyansosyalizm tipidir. Bu çeşit sosyalizmin amaç ve yöntemlerini şöyle sııalamak mümkündür Kademeli gelişim, dönüşümleri gerçekleştirmek için siyasal iktidarın ele geçirilmesi, tüm kol ve fikir işçilerini kapsamına alan emekçi sınıfların sosyalist bir düzen içinde eğitilmesi, hazırlanması. Bu sosyalist okulun öncüsü olarak genellikle Robert Owen gösterilir. Owen 1815 yıllarında fabrika kapitalizminin sömürülerine karşı çıkmış, onu çok sert bir dille yermiş ve çıkar yol olarak kooperatifçi-sosyalizmi savunmuştur. Kooperatifçi sosyalizmin özü, komünal işbirliği birimleri (köyler)dir. Bu sosyalizm türünün şon derece barışçı, şiddet - aleyhtarı doğası bir haylı aydın ve kol işçisinisaflarına çekmiştir. Fabian-tipi sosyalizm, gerçek sosyalizm tanımına en çok uyan bir biçündir.
Factoring
Müşteri (şirket) alacaklarının factor denilen gerçek ya da tüzel bir kişi tarafından bedeli peşin ödenerek satın alınmasıdır. Mal ve hizmet satışı yapan bir ticari işletmenin vadeli alacaklarının factor denilen bir mali kuruluş tarafından alacaklıya rücu hakkı olmaksızın satın alındığı finansal hizmettir.

Faiz
Ödünç alınan belirli bir fonun kullanma bedelidir.

Faiz Ödemeleri
Bu veriler Hazine, Kamu İktisadi Teşebbüsleri, döviz pozisyonu tutan bankalar ve yurtdışından kredi alan diğer kuruluşlara ait borçların faiz ödemelerini kapsar. Bütçede eksi kalemdir.

Fonlama
Özkaynaklarını kullanarak kaynak sağlama yöntemidir. Senet ihraç edilmesidir. Şirketler, borç alarak ya da özkaynaklarını kullanarak kaynak sağlarlar.

Forfaiting
Latincede alacak hakkının kayıtsız ve şartsız olarak teslim edilmesi anlamındadır. Vadeli mal ve hizmet ihracatından doğan ve belirli bir ödeme planına bağlı olarak tahsil edilecek olan alacakların daha önce bu hakkı elinde bulunduranlara rücu edilmeksizin (kayıtsız şartsız ve vazgeçilmez olarak), bir banka veya bu alanda uzmanlaşmış bir finans kuruluşu (forfaiter) tarafından satın alınarak iskonto edilmesidir. Uygulamada forfaiting işlemi yatırım mallarını kapsamaktadır. 1950’li yıllarda ABD ve Avrupalı ülkelerin SSCB ile dış ticaretlerinde doğdu. Uzak Doğu ve Latin Amerika ülkelerinde yaygınlaştı.


G


Garanti Mektubu
Kefalet, menkul rehni vb. özel bit kontr-garanti hükmü içerebileceği gibi ilişkinin çok yakın olduğu durumlarda (örneğin holding-yavru şirket ilişkisi) hiçbir kontr-garanti içermeden de yapıldığı görülmektedir. Türkiye'de 1960 yılların sonuna dogru, özel sektör tarafından çıkarılan tahviller banka garantisini içermiş, tahvil piyasasının büyük bir patlama göstererek gelişme göstermesiyle 1970'li yılların başlarından itibaren garantisiz tahvil ihracına geçilmiştir.

Garanti Lokal
(Alm. Garantie für Importeur) (Fr. Garantie locale) (İng. Local guarantee)
İthalât bedelini güvence altına almaya yönelik garantidir. İthalat bedelini malın satıcısına karşı sağlamaya yönelik bu garanti, niteliği bakımından birteminai mektubuna benzer. Akreeditifte ihracatçı malları sevkeder etmez malı temsil eden belgeleri ülkesindeki bankaya verince ithalat bedelini alır. İthalat garantisi karşılığında yapılan göndermelerde ise mal bedeli genellikle belgelerin alıcı eline geçmesinden ve depo edilen mal bedelinin transferindensonra ödenir. Garanti lokalde ithalatçının önceden bir kuvertür tesis etmesine gerel yoktur. Dolaysıyla. bu işlem ithalatçı için kolay ve ucuz bir yoldur. Buna karşılik ihracatçı, mal bedelini malları gönderdikten çok sonra alabilir. Bu garantiler, niteliklerine göre,
a) Döviz transfer garantileri,
b) TL ödeme garantileri,
c)Kur farkı garantileri şeklinde sınıfiara ayrılabilir.

Garanti Mektubu
(Alm. Gaentiebrief) (Fr. Letter de garantie) (İng. Lettee of guarantee)
Dış ticarete konu olan malın bedelinin ithalatçı tarafından ihracatçıya ödenmesini garanti etmek üzerebankaların ithalatçıdan alacakları talimata dayanılarak ihracatçı lehine verdikleri garantiyi ifade edenmektuptur. Mahiyet itibariyle teminat mektubu sayılabilir. Çünkü ithal edilecek malın bedeli satış sözleşmesine göre vesaikin ya da malların sevkine veya kredili satış söz konusuysa, belirli bir vade dahilinde ithalatçı tarafından ödenmediği takdirde bankaca ödenecegi taahhüt edilimektedir. İşlemde satıcı, bir bankanın itibarına güvenerek malını sevkeder.

Gayri Kabili Rücu Akreditif
(Alm. Unwiderrufliche Akkreditiv) (Fr. Credit irrvocable) (İng. Irrevocable credit)
Başlangıçta balirtilen akreditif şartlarına tamamen uyulması kaydıyla belirlenen süre içinde çekilecek poliçelerin akreditifi açan banka tarafından kabul edileceği veya ödenecegi hakkında kesin taahhüdü ihtiva eden bir akreditif çeşididir. Bütün ilgililer (Lehdar, amir ve muhabir bankalar).

Gayri Safi Milli Hasıla (GSMH)
Bir ulusal ekonomide belirli bir dönem içinde (genellikle bir takvim yılında), üretilen mal ve hizmet değerlerinin toplamıdır.


H


Haberler Gotcfried (1900- ) . Avusturya doğuınlu bir Amerikalı iktisatçıdır: Daha çok uluslararası ticaret konusunda çalşmalarıyla tanınır.
Amerika'ya gelmeden önce Viyana Üniversitesi'nde profesörlük yapan Haberler; Milletler Cemiyeti'ne de danışmanlık yapımıştır. Amerikan uyruğuna geçtikten sonra Harvard Üniversitesi'nde çalışmaya başlayan Haberler; Amerikalı iktisadi Araştırmalar Bürosu Başkanlığı yapmıştır.
Uluslararası ticaret dışında ilgilendiği diğer konular arasında indeks sayıları, refah ekonomisi ve ekonomik depresyon da bulunmaktadır.
En önemli eseri olan Theory of International Trade (1936) da uluslararası ticaretten kazançlar incelenirken o zamana kadar kullanılan Ricardo'nun reel maliyetler kavramına alternatif bir kavram geliştirdi. Bu eserinde reel maliyetler yerine fırsat maliyetler kavramını kullandı.
Diğer önemli eserleri: O zamana kadar konjonktür dalgalanmaları konusundaki literatürün bir taramasını yaptığı Prosperity and Depression (1935), International Trade and Economic Development (1959), A Survery of International Trade Theoıy(1961) ve Money in the International Economy (1965)'dir.

Hak Grevi
(Alm. Der Streik um das besiehende Recht) (Fr. Greve pour determination du droit) (İng. Strike for grievance settlement)
15.7.1963 tarih ve 275 sayılı Toplu İş Sözleşmesi Grev ve Lokavt Kanunu'nun 19. maddesinin 2. fıkrası mevzuat veya toplu iş sözlemesi ile sağlanmış olan hakların toplu iş sözleşmesi ile baglı olan işveren kuruluşu tarafından veya onun teşvik ve tahriki ile bozulması halinde, aynı sözleşme ile bağlı olan işçi kuruluşunun, o işyerine ait işyerlerinde veya o işveren kuruluşunun mensubu olan işverenlere ait işyerlerinde greve karar verme yetkisi olduğunu düzenlemiştir. Böylece hak uyuşmazlğının çıkması halinde, bu uyuşmazlığın esas çozum yeri olan mahkemeler dışında grev yolu ile çözümlenmesi olanağı sağlanmıştır Aslında menfaat uyuşmazlıkları için ön görülmüş olan grev kurumunun, hak uyuşmazlıklarının çözümünde bir araç olarak kabul edilemeyeceği hukukun genel ilkesidir. Ancak, hak uyuşmazlıklarının çözümü için mahkemelere gidildiğinde bu konuda uyuşmazlığı çözen bir karar almanın özellikle ülkemizde çok uzun zamanı gerektirdiğini dikkate alan yasa koyucu hak uyuşmazlırında da grev hakkını tanımayı uygun görmüştür.

Haksız Rekabet
(Alm. Unlauterer Wettbewerb) (Fr. Concurrıence deloyale) (Ing. Unfair competition)
Aldatıcı hareket ve iyi nivet kurallarına. aykırı şekilde rekabetin suistimali ve bu yüzden bir kimsenin ticari işletmesi veya diğer iktisadi çıkarlarının zarar görmesi veya böyle bir tehlikeye düşmesidir. Türk mevzuatında haksız rekabete ilişkin hukuki hükümler Borçlar Kanunu 48. maddesi ve Ticaret Kanunu 56-65. maddelerinde, Alâmeti Farika Nizamnamesinde ve Beynelmilel Sınai Mülkiyet Mukavelelerinin 6.11.1925 tarihli La Haye Tadilatına iltihak Edilmesi Hakkında Kanun'da yer almaktadır.

Halka Açık Anonim Ortaklık
(Alm. Gesellschaft mit Arbeiterbeteiligungen) (Fr. Societe anonyme owerte au public] (Ing. Corpora tion open to the public)
İlke olarak pay senetlerini halka arz eden anonim şirketler "halka açık anonim ortaklık" sayılmaktadır. Bu ortaklıklar yeni bir sermaye şirketi tipi değil, anonim ortaklık tipi içinde özelliği olan çok ortaklı birşirket çeşidi olarak nitelenmektedir.

Halka Arz
(Alm. Emission-Angebot für Publikum) (Fr. Offre publique) (İng. Public offer)
Şirketlerin kaynak ihtiyacını karşılamak amacıyla özkaynak yoluyla senet ihraç ederek (fonlama) kaynak sağlamasıdır. Şirketler kaynak ihtiyaçlarlarını faiz karşılığı yabancı kaynaklardan (borç) ya da özkaynaktan (ortaklardan sermaye yoluyla veya faaliyetler sonucu kazanç yoluyla) sağlar. Özkaynak için ödenmesi gereken ve ortaklar tarafından belli bir taban limitte beklenen temettü geliridir. Özkaynak yoluyla fonlama yani senet ihraç ederek toplanacak fonların maliyeti, borçlanmadan daha ucuz ise, şirketler halka arza başvurma yolunu tercih edecektir. Şirketler hukukunda önem arzeden bir kavramdır. Anonim ortaklıklar'ın tedrici kurulma şeklinde, ana sözleşmenin düzenlenmesinden ve Ticaret Bakanlığı'ndan izin alınmasından sonra ortaklık hisseleri halka arzedilir. Kurucular hiç sermaye taahhüdünde bulunmamışlarsa, tüm sermaye halka başvurularak taahhüt ettirilebilecektir. Kurucuların çağrısı üzerine, ortaklıkta pay sahibi olmak isteyenler bir katılma taahhütnamesiyle ortaklığa katılma talebinde bulunurlar. Hukuken hisseleni halka arzı bir "icaba davet", katılma taahhüdü de "icap"tır. Ortaklık kurucuları bu icabı kabul zorunda değildirler. Bu şeldlde hisselerin halka arzı, hisseli komandit şirketlerde yumuşatılmış şartlar altında geçerlidir. Bunların yanısıra, anonim şirketlerin ödünç para bulmak için tahvil çıkararak halka arzetmeleri söz konusudur. Tahviller kıymetli evrak niteliğine sahiptirler ve nama ya da hâmile yazılı olabilirler.

Hazine
Devletin tasarruflarını ve mali işlemlerini idare eden kurumdur.

Hazine Açığı

Hazine, devletin harcama ve gelirlerinin gerçekleştiği soyut bir kasa olan kurumdur. Belli bir dönemde Hazine’nin kamusal giderlerinin finansmanı için yapılan ödemeler, toplanan kamu gelirlerini aşması durumunda Hazine açığı ortaya çıkar.

Hazine Bonosu
Hazine tarafindan vadesi 1 yıldan kısa süreli olarak çıkarılan ve iskontolu olarak işlem gören borçlanma senetleridir.

Hiper Enflasyon
Dörtnala enflasyon olarak adlandırılır. Paranın değerinin yitirdiği en şiddetli enflasyon biçimidir. İktisat tarihinde çoğunlukla savaş ya da sonrasında ortaya çıkmış ve yeni bir para biriminin kurulmasını zorunlu hale getirmiştir.

Hisse senedi
Anonim ortaklıklar tarafından çıkarılan ve anonim ortaklığın sermayesine belirli bir katılma payını temsil eden kıymetli evraktır.

Hissedar

Bir anonim şirketin hisse senedine sahip olan şahıstır.


I,İ


İbra
(Alm. Erlass, Entbindung) (Fr. Rémise de dette)(İng: Acquitance)
Arapça bir kelimedir. Bir kimseyi bir yükümlülük veya borçtan beri kılmak, kurtarmak anlamında kullanılır
İbra sözleşmesi; alacaklı ile borçlunun varlığından kuşku duymadıkları bir alacağı ortadan kaldırmak için yaptıklan bir anlaşmadır Bir başka tanıma göre ibra, alacaklının alacak hakkından vazgeçmesi ve bu suretie borçlunun borcundan kurtulmasını kapsayan bir akittir: .

IMF (Uluslararası Para Fonu)
Uluslararası ticaretin gelişmesi, tam istihdam, gelişim hızının artırılması, sabit kur sisteminin gerçekleşmesi, kurlarda kararlılığın sağlanması, tek yönlü devalüasyonu önlemek ve ödemeler dengesi sorunlarını çözmek, kredi sağlamak gibi çok amaçlı kurulmuş bir örgüttür.

İç Borçlar
Hükümetin ülke sınırları içinde kişi ve kurumlara ulusal para cinsinden borçlanmasıdır. Bu borçlanmanın iktisadi niteliği, satın alma gücünün özel ve kamusal kesimler arasında el değiştirmesidir. İç borçlanmada ülkenin kullanabileceği kaynaklara bir ek söz konusu değildir. Devlet, en yaygın yöntemle halka ve kurumlara sattığı kağıda +bağlı bono, tahvil ve kağıda bağlı olmayan yöntemlerle borçlanabilir. İç Borçlanma; kısa-uzun vadeli, teminatlı-teminatsız ve zorunlu-gönüllü olarak üç gruba ayrılabilir.

İşlem hacmi
Her hisse senedi için gerçeklesen işlemlerdeki hisse senedi sayısı ile işlem fiyatının çarpılmasıyla elde edilen değerlerin toplamıdır. Tüm hisse senetlerinin işlem hacimleri toplamı, piyasanın toplam hacmini oluşturur.

İşlem miktarı
Bir seansda ya da belli bir dönemde alınıp satılan menkul kıymet adedidir.


J,K


Jargon
Aynı çevrede yaşayanların veya aynı meslekte olanların aralarında konuşurken kullandıkları kendilerine özgü sözlere: jargon denilmektedir. Jargon, sözçüklerin dildeki normal anlamından saptırılarak bambaşka bir durumu veya şeyi ifade eden kelimelerden oluşmaktadır.

Jestiyon Usulü
(Alm. Haushaltsführung) (Fr. Systeme gestion) (İng:Gestion System)
Bütçe bir yıllık bir kanun olup mali dönem sonunda yürürlükten kalkar. Ancak, bütçe dönemi son bulduğu halde geçmiş yıl bütçesiyle ilgili olarak tahsil edilmemiş ya da ödenmemiş gelir ve giderler bulunabilir. Bunların nasıl bir işleme tabi tutulacağı konusu bütçenin kapatılması esasını ortaya çıkarmaktadır.
Bütçenin kapatılması Eksersiz (hesap dönemi) Jestiyon (idare zamanı) olmak üzere iki usule göre yapılmaktadır. İdare zamanı ya da kasa hesabı usulü de denen jestiyon usulünde, gerçekleşen gelir veya gider hesabının içinde bulunulan yıl bütçesine kaydedilmesi esastır. Bu usulde bütçe döneminin bitmesiyle o bütçe hesabı kapatılmaktadır. Ancak, yine de bazı istisnalar kabul edilmektedir.
Türk bütçe sisteminde jestiyon usulü kabul edilmiş olmakla beraber, bazı istisnalar da getirilmiştir. Verile emrine bağlanmış ancak henüz ödenmemiş giderler bütçeye "gider" yazılıp emanet hesabına alınır. Avanslar için de 1 aylık mahsup süresi kabuledilmiştir. Mali yıl sonundan itibaren 1 ay içinde hizmet yerine getirilir ve tahakkuk evraka tevdi olunursa, avans, verildiği yıl bütçesinden' mahsup olunur. Verile emrine bağlanmamış giderler de yeni yıl bütçesindeki "geçen yıllar borçları" tertibinden ödenir.
Bütün bu işlemlerle ilgili hükümler Muhasebe-i Umumiye Kanunu'nda düzenlenmiştir.

Jevons, William Stanley (1836-1882)
Marjinalist okulun kurucularından ünlü bir İngiliz iktisatçı. Üniversitede başlangıçta kimya ve botanik öğrenimi gördü. Çok çeşitli konularla ilgilendi.
Ekonomi konusunda başlangıçta kendi kendini eğitti. Bu yüzden ekonomiye katkıları tümüyle orjinaldir. Bunları oluştururken ekonomi literatüründen pek az yararlanmıştır. Daha sonra ekonomik kariyer yapmaya başladı, 1866'da profesör oldu. Mantık ve ekonomi-politik dersleri verdi.
İngiltere'ye dönünce orjinal fikirleri üzerinde çalışmayı hızlandırdı. Tüketilen miktar arttıkça bu maldan kazanılan faydanın, ya da tüketilen son birimin faydasının giderek azalacağı aksiyomuna dayanan değer teorisini ilk kez ı862'de bir bilim derneğine yazdığı raporda açıkladı; fakat bu raporu gerektiği ölçüde ilgi görmedi. Değer teorisi konusundaki en olgun eseri sayılan The Theory of Political Economy(1871) pek ilgi çekmedi. Ününü sağlayan kitap, İngiltere'nin kömür madenlerinin tükenmeye yüz tutacağını, böylece kömür fiyatlarının yükselerek kömüre dayalı endüstri yapısının çökeceğini öne süren The Coal Question'du (1865). Bu kitaptaki "kehanet" hiçbir zaman gerçekleşmedi, zira kömür yerine kullanılan başka enerji kaynakları bulundu.
Jevons parasal istatistiklerle de ilgilendi. 1863'te yayımlanan ve dünyada bulunmuş yeni altın madenlerinin fiyatlara olan etkisini inceleyen A Serious Fall in the Value of Gold Ascertained, and Its Social Effects Set Forth adlı kitabiında fiyat indekslerine önemli katkılar yaptı. Parasal konuların istatistiki biçimde incelendiği diğer kitabı "On The Study of Periodic Commercial Fluctuations'dı (1884). Bu eserinde ekonomik krizlerle de ilgilenen Jevons krizleri önce dönem dönem plansız ve aşırı yatırım yapılmasına bağlamışsa da sonradan bundan vazgeçip güneşteki patlamaların iklimi etkileyerek kötü ürünlere neden olarak, krizleri oluşturduğunu iddia etmiş ve bunu istatistiklerle kanıtlamaya çalışmıştır. Jeyons'un en tanınmış eseri The Theory of Political Economy'dir (1871). Malın değerini tamamen faydasına bağlayan bu eserdeki fikirler aşağı yukarı aynı zamanda Avusturya'da Carl Menger ve Fransa'da Leon Walras.tarafından da ortaya atıldı.
Kamu Gelirleri
Devletin kamu harcamalarını karşılamak amacıyla vergi, harç, resim, para cezaları, mülk-teşebbüs gelirleri, borçlanmalar, yardım-bağış, devalüasyondan doğan fark gibi gelirlerden oluşur.

Kamu Giderleri
Geniş anlamda, devlet ve diğer kamu kuruluşlarının bütçe ödemeleri ile Kamu İktisadi Teşebbüsler (KİT), sosyal sigorta ödemeleri, vergi muaflık ve istisnaları ve özel kişilere yapılan teşvikleri de içerir. Dar anlamda da kamu hizmetlerinin bedeli olarak, devlet ve diğer kamu tüzel kişilerinin (belediye, il özel idaresi gibi) yaptıkları ödemelerdir.

Kambiyo
Para ya da para yerine geçen belgelerin değiştirilmelerine özgü olan işlemlerdir. Para alım ve satımı ile ilgili işlemleri kapsar.

Kapitalizasyon
Herhangi bir işletmenin birikmis yedek akçe ve karının sermaye artırımında kullanılmasına denir.

Kar
Toplam hasılattan toplam maliyetin düsmesi ile elde edilen değerdir.

Kâr Transferi
Türkiye’de yatırım yapmış olan yabancıların söz konusu yatırımlardan elde ettikleri gelirlerin yurtdışındaki şirketlerine aktarmasıdır.

Kara para
Yasal işlerden elde edilmemiş veya vergisi ödenmemiş paraya denir.

Kayıt Dışı Ekonomi
Devletten gizlenen, kayda geçirilmeyen/geçirilemeyen ve bu sebeple denetlenemeyen faaliyetler olarak tanımlanabilir. Enformel ekonomi, illegal ekonomi, gayri resmi ekonomi, gizli ekonomi diye de adlandırılır. Genel olarak kayıt dışı ekonominin, mal ve hizmet üretimine konu olmasına karşılık ekonominin geleneksel ölçüm yöntemleriyle bütünüyle tespit edilemeyen ve GSMH hesaplamalarına yansımayan alanları kapsadığı kabul edilmektedir.

Konsolidasyon
Uluslararası borç işlemlerinde bankaların ya da direkt olarak borçlu olan ülkenin, vadesi gelen bir borcun daha uzun süreli bir vadeye uzatılması işlemidir.

Konvertibilite
Ulusal paranın, dış ticaret gereksinimlerinin karşılanmasında, resmi bir rakamın ya da yasanın iznine gerek kalmaksızın bir başka bir ulusal paraya dönüştürülmesi ve uluslararası mübadele aracı olarak kulanılabilmesidir.

Kredi
Belirli miktardaki satın alma gücünün, belirli bir süre için ve geri verilmek üzere bir bedel (genellikle faiz) karşılığı gerçek ya da tüzelkişilere verilmesidir. Kredi çeşitleri güvencesine göre teminatlı ve teminatsız; kullanıcısına göre; özel ve kamu, süresine göre; kısa ve uzun, veriliş yerine göre üretim ve tüketim; kullanım alanına göre ticari, tarım, sanayi, yapı ve orman gibi ayrılır.

Kurucu Hisse Senedi
Kurucu hisse senetleri, şirket kurucularına ya da şirket açısından önem arz eden şahıslara genellikle bedelsiz olarak verilen, oy hakkından yoksun ve sadece temettü hakkı olan bir “adi senet”.

Kurumsal Yatırım

Bireysel yatırımlardan farklı olarak yatırım fonları, yatırım ortaklıkları, sigorta şirketleri, sosyal güvenlik kuruluşları, özel emeklilik fonları, vakıflar, sendikalar ve benzeri kurumlarca yapılan yatırımlardır.

Küçük Kasa Hesabı
Amacı, hırsızlıkları, zimmeti ve yetki verilmemiş harcamaları önlemek olan kontrol sistemini -kısmen de olsa- etkisiz duruma getirebilir.

Küçük Sanayi
(Alm. Kleinindustrie) (Fr. Petite industrie) (İng. Smallscale industry)
Genel olarak "küçük", "orta" ve "büyük" sanayi veya işletme deyimleri, hukuki olmaktan çok ekonomik ve teknik içeriğe sahiptir. Sanayileşme süreci içinde, ekonomik koşullar ve kullanılan üretim teknikleri değiştiğinden, "küçük sanayi" tanımı da değişikliğe ugramaktadır. Ayrıca bu tanım ülkelerin sanayileşme düzeyine göre de büyük farklılık göstermektedir. Örneğin, Japonya da 300'den az işçi çalıştıran sınai işletmeler "küçük sanayi" sayılırken, Almanya ve İtalya'da l00'den az işçi çalıştıran işyerleri küçük sanayi sayılmaktadır.
Türkiye'de sanayi sektörü ile ilgili ilk resmi tanımlar 1927 yılında yürürlüğe giren "Teşvik-i Sanayi Kanunu"yla yapılmıştır. Bu kanun "10 beygir gücü ile senevî 750 işçi gündeliği" ölçüsünü büyük ve küçük sanayi arasında sınır saymıştır.
Devlet İstatistik Enstitüsü'nün 1950 yılı "Sanayi ve İşyerleri Sayımı"nda işyeri büyüklük ölçüsü olarak işletmede kullanılan motor gücü esas alınınıştır. Bu ölçüye göre çalışan insan sayısı ne olursa olsun 9 ve daha az beygir gücü çevirici güç kullanan işyerleri, küçük sanayi işletmesi sayılmıştır. 1963 Sanayi ve İşyerleri Sayımı'nda ve daha sönraki yıllık aııketlerde motor gücü dikkate alınmaksızın 10'dan az kişi çalıştıran sınai işletmeler, "küçük saı~ayi" olarak belirlenmiştir.
Türk iktisatçılar araştırma ve değerlendirmelerinde 10'dan fazla işçi çalıştıran sınai kuruluşları, büyük sanayi işletmesi düzeyinde görülmektedir.

Küçük Tacir
(Alm. Einzelhandler) (Fr. Petit commercant) (İng. Small businessman, Small trader)
"Küçük Tacir" kavramı 1926 tarihli eski TTK. ile Alman Ticaret Kanunu ve İtalyan Medeni Kanunu'nda kullanılan bir deyim olup, bugün hukukumuzda terk edilerek yerini esnafa bırakmıştır.
"Tacir-Küçük Tacir " ya da bugünkü biçimi ile "Tacir-Esnaf' ayrımı bir kısım küçük ticaret erbabını, tacirlere uygulanan ağır yüküm ve zorunluluklardan kurtarmak amacı ile yapılır.

Külçecilik (Alm. Bullionismus)
(Fr. Bullionisme) (İng. Bullio·nism) '


L


Lags
(Alm. lag, Verzögerung, Phasenveschiebung) (Fr. Décalage) (İng. Lags)
Maliye ve para politikasında sorunun "teşhisi"; kararın alınması, geçiş dönemini, aksiyonun zamanlanması ekonomideki dalgalanmaların istikrara kavuşturulması açısından önemli gecikmelere yol açmaktadır
Gecikmeler (lags) üçe ayrılmaktadır:
1) İç gecikmeler: Teşhis ve karar süreçleriyle ilgilidir.
2) Geçiş gecikmeleri.
3) Dış gecikmeler. Harcama ve üretimle ilgilidir.

Lange, Oskar (1904-1985)
Palonya'da Tomaszowda doğdu: Poznan ve Krakov Üniversitelerinde okudu. 1929 da London School of Economics'e girdi: 1932'de Rockefeller bursu ile birçok Amerikan üniversitesinde dolaştı. 1936 yıIında öğretin üyesi olarak Michigan Üniversitesi'ne girerek ABD'ye yerleşti: 1943 yılında Chicago Üniversitesi'nde profesörlük ünvanını aldı.
1946'dan 1949'a kadar polonya'yı Birleşmiş Milletler'de temsil etti. 1949 da Polonya'nın bıirdenbire Stal~üişt Ortodoks-v luğa yöiıelmesinden sonra La,nge geri ça~ı'ılip ' Poloıiya'da önemsiz görevlere' ataı`ıdi. 1955=56'da Krixşçev dönemüıin getindi~i rahâtlama Polonya'da da hissedildi ve Lange'rün esnek sosyaliziıi anlayi~ı yiıaır geçerlik kazandı.
Lenge Varşova Üniversitesi' nde 1952'den i955'e kadar rektörlük yaptı; 1955 yılından ölümüne kadar da profesör olarak görevini sürdürdü.
Lange, temel marksist görüşleri. benimsemekle beraber, emek-değer teorisini doğru bulmuyordu. Bu. kuramın ekonomi biliminde Marx'tam sonra yeralan gelişmeleri yok saymak demek olacağını öne sürüyordu. .
Başlıca eserleri, Marxian Ecpnomics and Modern Economic Theory (Review of Economic Studies, 2, 1899-201); The Place of Interest in the Theory of Production (Review of Economic Studies, 3, 159-192); Say's law: A Restaiement and Critique (1942) Price Flexibility and Employmenr (1944); Poltical Economy (1959); Economic Development, Planning, and International Cooperation (1968); Essays on Economic Planning (1963)'dir.

Laplace-Gauss Kanunu
(Alm. Laplace-Gauss Verteilung) (Fr. Loi de Laplace-Gauss) (İng. Gaussian distriburion, Normal distribution)
İstatistik analizlerin konusu olan kollektif nitelikteki (çeşitli tesadüfi etkenler altında olan) olayların dağılımını açıklamada en yaygın olarak kullanılan bölünme türü Laplace-Gauss kanunu olarak da bilinen normal bölünmedir.
Çeşitli tesadüfi nedenlerden ötürü sadece bir gözlemin ana kitle hakkında sağlıklı bir fikir veremediği durumlarda çok sayıda gözlemin incelenmesi ile araştırma konusu olayın ana eğilimi belirlenebilmektedir. Canlı varliklarla ilgili zekâ, boy, ağırlık v.b. değişkenler; ayrıca biyoloji, tıp ve sosyal bilimlerin kapsamına giren birçok olay bu niteliktedir. Bu tür olaylarla ilgili yeterli sayıda birim incelendiginde, büyük sayılar kanununun da etkisiyle, gözlemlerin çoğunluğunu belirli bir değer etrafında toplandığı, buna karşılık az sayıda gözlemin aşırı degerlere sahip olduğu görülecektir. Bu özlemler grafiği çan şeklinde olan bir frekans bölünmesi oluşturacaklardir ki, istatistikte bu bölünmeye normal bölünme denilmektedir:

Lassalle, Ferdinand (1825-1864)
Ferdinand Lassalle Alman Sosyal Demokrat hareketinin kurucusu sayılır. Devletçi bir sosyalizm anlayışına sahiptir.
Berlin ve Breslau Üniversitelerinde felsefe ve filoloji öğrenimi gördü. Genç Hegelciler arasına katıldı. Hukukla ilgilendi, avukatlık yaptı.
1857 yılında Herakloitos felsefesini Hegelci açıdan inceleyen bir kitap yayınladı. 1861 de ise "Müktesep Haklar Sistemi" adlı bir hukuk kitabı yazdı. Her iki kitap da önemli yankı uyandırdı.
Ricardocu ücret teorisini "ücretlerin demir kanunu" olarak sloganlaştırdı.

Laisse Faire Laisse Passer
“Bırakınız yapsınlar, bırakınız geçsinler” olarak çevrilen liberal görüşün şiarı.

Leasing (Finansal Kiralama)
firmaların ticari ve sınai faaliyetlerini gerçekleştirebilmek için gereksinim duydukları duran varlıkları satın almak yerine belirli kira ödentisi karşılığında kullanım olanağı tanıyan ve banka kredilerine alternatif olarak doğan orta dönemli finansman yöntemidir. Bu yöntem, 1930’lu yıllarda Dünya Ekonomik Krizi’ndeki finansman zorluğu ve 2. Dünya Savaşı sonrasında teknolojik gelişmelerin yenileşme ve modernleşme harcamalarına çözüm olarak geliştirildi. Türkiye’de de 1985’ten başlayarak daha çok KOBİ’ler tarafından kullanılmaktadır.

Lot
Borsada 1.000 adet hisse senedi bir araya gelerek de birer lotu oluşturur. Böylece 1 lot senet miktarı, şirketin 1.000.000 liralık sermayesini temsil etmektedir ve İMKB’de işlemlere konu birimi teşkil etmektedir. Lotun altındaki küsuratlı miktardaki senet miktarları normal seans esnasında alım-satıma konu olabilmekle beraber fiyat kotasyonları verilememektedir.


M


Machlup, Fritz (1902-)
Viyana yakınlarında, Wiener Neustadt'ta doğdu. 1920'de Viyana Üniversitesi'ne girdi. "altın standardı" konusunda doktora verdi ve bu tezini 1925'te yayınladı.
1927'de döviz sistemlerini konu alan New Currrency Systems of Europe adlı kitabını yazdı 1931'de yazdığı 1The Stock Market, Credit and Capital Formation"da borsa spekülasyonlarının ve simsarlarının faaliyetlerinin, fonların reel sermaye formasyonuna harcanmasına engel olduğunu ortaya koyuyor ve bunun bir analizini yapıyordu. Rockefeller bursu ile çeşitli Amerika üniversitelerinde incelemeler yapan Machlup; 1935 yılında Buffalo Üniversitesi'nden profesör olarak çalışma önerisi alınca ABD yerleşti. Bu,dönemde döviz arz ve talep fonksiyonları ile bunların esneklikleri üzerindeki çalışmalarıyla Keynes'in çarpan modeline katkılarda bulundu. .
1950'lerde daha çok uluslararası ticaret konusunda çalıştı; birçok ülkenin özellikle azgelişmişlerin ihraç ve ithal mallarının elastikliklerini öne sürerek ihracat yapmaktan umudu kesmeleri konusuna eğildi ve bunu "esnekIik kötümserliği" kavramıyla açıklayıp eleştirdi. Yine o yıllarda yazdığı bir makalede Dolar darlığının nedenlerini inceledi. Robert Triffin'in paraları uluslararası rezerv durumundaki ülkelerin uluslararası likidite ihtiyacını karşılamâk için ödemeler dengesi açıkları vermesinin sonuçta altın-döviz standardının çöküşüne yolaçacağı yolundaki ikazını inceleyen Machlup, 1963'te yazdığı Reforfm of the International Monetary System ele önerilen beş alternatifi birer birer inceledi:

Madencilik Taşocakçılığı
(Alm. Bergbauindustrie) (Fr. Industrie miniére) (İng. Mining and quarying)
Ekonomik faaliyet kolları sınıflandırmasında "Tarım sektöründen sonraki bölümde "Madencilik ve taşocakçılığı" yer almaktadır. Doğada katı (örneğin, kömür ve maden cevheri), sıvı (örneğin, ham petrol) ve gaz, (dogal gaz) olarak rastlanan madensi maddelerin çıkarılması, hazırlanması, değerlendirilmesi faaliyetleri madencilik sektöıü kapsamındadır. Taşocaklannın işletilmesi de aynı faaliyet kolunun kapsamına girmektedir. Bu faaliyet kolunun kapsamına çıkarılan (istihraç edilen) madenlerin ve madensileıln kırılması, elenmesi, yıkanma, temizlenme, derecelendirilme ve ufalanması gibi faaliyetler de ginnektedir.

Mahalanobis, Prasanta. Chandra (1893-1972)
İstatistikçi. Kökeni Bangladeş'in Vikrampur aristokıatlarına dayanan soylu bir ailedendi. Büyükbabası i9..yy. ortalarında Kalici.ita'ya göç ehniş ve orada Hindu refonncu hareketi Brahmo Samaj'a kahlmıştı.
Yüksek öğrenimini Cambridge'te tamamladı. Fizik alanında çalışmak istiyordu. Ancak, bir rastlantı sonunda istatistiğe ilgi duymaya başladı ve istatistik biliminde uzmanlaşmaya karar verdi.
Daha çok istatistik alanında tanınan Mahalanobis, ekonomi üzerine eğitim görmedi. Bu dalda sistemli bir çalışmayla kendi kendini yetiştirdiği de söylenemez. İstatistik metodları konusundaki düşüncelerini sosyal konulara olan ilgisi ile birleştirerek kallanma planları üzerlne çalışmalar yaptı. Kendi kurdugu Hindistan İstatistik Enstitüsü'nde (ISI) çalıştı ve bu kuruluşa gerek doğu ğerekse batı ülkelerinden iktisatçılar planlamacılar çağırdı. Bu çabaların bir sonucu olarak, doğrusal planlama trkniklerini uygulayan çok sektörlü planlama tekniklerinin bazıları ilk kez ISI'da ortaya çıkarıldı. Yine bu çalışmaların bir yan ürünü olarak Hint ekonomisi için çok sayıda girdi çıktı tabloları düzenlendi.

Mahalli Çek
(Alm. Örtlicher Scheck, Domizilierter Scheckl (Fr.Chéque Local) (İng. Local cheque)
Çek, keşideci (çeken) hesabına ve emrine, nezdinde (yanında) para bulunduran bir banka üzerine ve istenilen paranın kayıtsız ve şartsız ödenmesi için düzenlenen ticarî bir senettir. Çekler belirli bir şehir içinde çekilebileceği gibi başka bir şehir üzerinde de çekilebilir.

Mali İstikrar
Geniş anlamda mali sistemin ya da altyapısının, dar anlamda da mali piyasanın dengede olmasıdır. Mali sistem, tasarrufların toplanarak yatırımcılara ya da tüketicilere aktarılmasını sağlayan mekanizmalar (banka, kooperatif ya da para, tahvil gibi...) bütünüdür.

Mali Politika
Kamunun; vergi, masraf ve borç idaresiyle piyasadaki para miktarını kontrol etmesine yönelik politikaların bütünüdür. Ekonomistlere göre, para politikasından daha etkilidir.

Mali Tablolar Türk Vergi Kanunu, Türk Ticaret Kanunu ve Sermaye Piyasası Kanunu’nca bazı şirketler için zorunlu olarak tutulan, şirketin dönemsel faaliyetleri sonucu hazırlamak ve yayınlamak (halka açık şirketler, aracı kurumlar vb.) zorunda oldukları ve ilgili şirketin performansını gösteren, standartlaştırılmış muhasebe kayıtlarıdır. Başlıcaları bilanço, gelir-gider tablosu, satılan malın maliyeti, kâr dağıtım, fon ve nakit akım tablolarıdır.
Menkul kıymet Ortaklık veya alacaklılık sağlayan belli bir meblağı temsil eden, yatırım aracı olarak kullanılan dönemsel gelir getiren, misli nitelikte seri halinde çıkarılan, ibareleri aynı olan ve şartları kurulca belirlenen kıymetli evraktır.
Menkul kıymet ihracı Sermaye piyasası araçlarının ihraçcılar tarafından çıkarılıp halka arz edilerek veya halka arz edilmeksızın satışıdır.
Menkul kıymet iradı Menkul ve gayri menkullerden elde edilen faiz, kira, rant gibi hasılatı ifade etmektedir.
Menkul kıymetler cüzdanı Sigorta şirketlerinin oluşturdukları fonlardan (temin ettikleri kaynaklardan) çeşitli yatırım araçlarına yaptıkları yatırımların çeşitlerinin ve tutarlarının kaydedildiği kalemdir.
Merkez Bankası Banknot ihraç eden, hükümetin para ve kredi politikasını yürütmede yardımcı olan, veznedarlık görevini üstlenmis, devletin iktisadi ve mali danışmanlığını yapan bir kurumdur.
Mevduat Belirli dönem için geri ödemek koşuluyla belirli bir bedel karşılığında mevduat sahibi kişilerce bankalara tevdi edilen paradır.
Müşteri bazında saklama 1995 yılından itibaren borsa yatırımcılarının borsa üyeleri nezdindeki saklama hesaplarının Takasbank nezdinde eşlenerek müsterinin kod ve şifresini kullanarak Takasbank nezdindeki bakiyesini takip edebilmesini sağlayan hizmettir.


N



Nadir Para
(Alm. Harte Wahrung, Hartwahrug]. (İng. Hard currency)
Uluslararası para piyasasında, sürekli olarak, arzı talebini karşılamayan serbest dövizlere nadir para yahut katı para denilir.

Nakdi Ekonomi
(Alm. Geldwirtschaft) (Fr. Economie monetaire) (İng. Monetary economics)
Bir çok yayında, aynî ekonomi kavramının tersini ifade etmek üzere kullanılan bu kavram, mal mübadelesinin çoğunlukla para kullanılarak yapıldığı ortamları ifade etmektedir.

Nakdi Kredi
(Alm. Wahrungskredit) (Fr. Credit en argent comptant) (İng. Cash Loan)
Bir süre sonra ödenmek koşuluyla Gerçek ya da tüzel bir kişiye çoğu kere bir ivaz karşılığında verilen ödünç parayı ifade eder. Krediler para olarak kullandırılabileceşi gibi ayni (mal şeklinde) veya gayri nakdi de olabilir. Gayri nakdi krediler ortada bir para ödünçlemesi bulunmadığı halde kredi verenin muteber bir kefaleti ve taahhüdüne dayanarak kredi verilene belirli bir mal ya da hizmeti satın alma imkanı verir
Bankalardan temin edilecek nakdi krediler, ödünç alanın şahsi taahhüdüne, kıymetli evraklara, maddi sabit kıymetlere veya üçüncü bir şahsın kefaletine dayanarak açılıp kullandırılabilir.
Her kredi işleminde olduğu gibi nakdi kredilerde de ödünç veren kimse, karşı tarafın ödeme vaadini yerine getirmesi ihtimali derecesine göre değişen az ya da çok bir riskle karşı karşıyadır. Nakdi kredi karşılığında talep edilecek faiz bu riske, vadeye ve ödünç verilen miktara göre değişebilecektir.

Nakdi Teminat
(Alm. Barsicherheit, Barkaution) (Fr. Guarantie monetaire) (İng. Monetary guaranty)
Kullanılan kredinin teminatı olarak nakdin gösterilmesidir. Genellikle teminat mektubu gibi. gayri-nakdi kredilerin teminatı olarak acil halllerde tesis edilir. Ayrıca ihalelere katılabilmek amacı ile ihale bedelinin belirli oranında nakdi teminat da kullanılır. Dış ticaret işlemlerinde ise ithalatçıdan transfer taleplerine karşılık nakdi teminat yatırması istenebilir.

Nakdi Ücret
(Alm: Geldlohn) (Fr. Salaire monetaire) (İng. Money wage)
İşverenin, işçiye bir iş karşılığında yaptığı para olarak ifade edilebilen her türlü ödemelerdir.
İş Kanunu'nun 26.maddesinde ücretin tanımı yapılmıştır Bu tanıma göre "Genel anlamda ücret, bir kimseye bir iş karşılığında işveren veya üçüncü kişiler tarafından sağlanan ve nakden ödenen meblağı kapsar. İşçi ücreti Türk Lirası ile en geç ayda bir ödenir.
İş Kanunu'nun bu tanımından da anlaşıldığı gibi, işçinin hizmet akdinden doğan iş görme borcunun karşılığı olan temel ücret ancak Türk parası ile, yani nakden ödenebilir. '
Işçinin asıl ücretine; bir başka deyişle bir iş karşılığı olarak aldığı temel ücretine (çıplak ücret), kendisine sağlanan.yan menfaatler, örneğin ikramiye, prim, sosyal yardımlar ve diğer ek ödemeler dahil değildir. Fakat bunların da nakden ödenmesi mümkündür.
Bu açıdan bakınca nakdi ücret işverenin işçiye yaptığı para olarak ifade edilen her türlü ödemeleri kapsar. Bu ödemelerin işçinin onayı ile banka ve posta çeki veya havalesi ile de yapılması mümkündür.

Nakdî Vergiler
(Alm. Nominelle steuern) (Fr. lmpots nominaux) (İng. Nominal taxes)
Vergi yükümlülerinin, vergi borçlarını para olarak ödedikleri vergilerdir. Diğer bir deyişle, mal ve hizmet yerine doğrudan para olarak ödenen vergiIerdir. Malın malla değiş tokuş edildiği dönemlerde ya da topluluklarda "aynî veriler", yürürlükteydi. Piyasa veya para ekonomisine dayalı modern toplumlarda vergi yukumlüleri vergi borçlarını nakit olarak, yani parayla ödemektedirler.
Günümüzde Batı Avrupa ülkeleriinin hepsinde yürürlükte olan vergi yasalaıı, vergi yükümlülerinin borçlarını ulusal para birimini esas alarak belirlemektedir. Modern vergilerin "vergi oranları" ve "vergi tarifeleri", para miktarı olarak hesaplanmış vergileri matrahına uygulanır. Böylece ortaya çıkan vergi borcu da parayla ifade edilmiş olunur.

Net İç Varlıklar Merkez Bankası’nın net iç varlıkları (NİV), para tabanından ay sonu cari kurlar ile hesaplanan Net Dış Varlıklar kalemi çıkartılarak hesaplanır. Para tabanı, Merkez Bankası emisyonu artı bankacılık sektörünün Merkez Bankası nezdindeki TL mevduatları olarak tanımlanır. Merkez Bankası’nın net dış varlıkları ise, Banka’nın net uluslararası rezervlerinin, orta vadeli döviz kredilerinin (net) ve diğer net dış varlıkların toplamı olarak tanımlanır.
Nominal Değer (Par Value)
Menkul değerlerin üzerinde yazılı olan değerdir. Bir hisse senedi başına sermayeden düşen payı belirtir. İMKB, borsaya kote olmuş tüm senetlerin nominal değerlerini 1.000 lira olarak kabul etmiştir. Fakat, kote olmayan şirketlerin genelinde de nominal değer 1.000 lira olarak kullanılmasına karşın 500 lira veya 5.000 lira gibi nominal değerler de kullanılmaktadır.


O,Ö



Ofansif Esneklik
(Alm. Angreifende Flexibilitat; İng. Offensive Flexibility)
Ofansif esneklik işletmenin güvenlik amacı ile ilgili bir kavramdır İşletme, içinde yaşadığı ortam koşullarını dikkate alarak karşılaşacağı başlıca tehlikeleri önceden tahmin etmeye ve onlara karşı alınabilecek bellibaşlı tedbirleri belirlemek zorundadır:
Bu tedbirleri iki ana grupta toplayabiliriz, Bunlar defansif esneklik iİe ofansif esneklik adını almaktadır: Ofansif esneklik işletmenin dış çevrenin oluşturduğu riskleri azaltarak iş kolunun sağladığı bazı fırsat ve olanakları değerlendirip buralara girmek için atağa kalkma stratejileridir. Bunlar, tehlike karşısında işletmenin hemen koyabileceği alternatif üretim alanları ve pazarlardır.

Ohlin, Bertil Gotthard (1899-1979)
İsveç'te doğdu. 16 yaşında Lund Üniversitesine kabul edildi. Orada ekonomi, istatistik ve matematik okudu. 1917'den başlayarak Stockholm Ekonomi ve İş İdaresi Okulu'nda öğrenimini sürdürdü. Öğrenimini bitirdikten sonra Stockholm Üniversitesi'nde Gustav Cassel'le çalıştı. Daha sonra birkaç aylığına Cambridge Üniversitesi'nde kurslara katıldı; 1922/23 öğretim yılını Harvard'ta geçirdi. 1924'de ülkesine dönerek doktora tezini savundu. Tezinde Walras-Cassel karşılıklı fiyat sistemini birbiriyle ticaret yapan iki ya da daha çok sayıda bölgede geçerli olacak şekilde uyarladı.
1925'ten 1930'a kadar Kopenhag Üniversitesi'nde ekonomi profesörü olarak görev yaptı, l930'da Stockholm Ekonomi ve İş İdaresi Okulu'na döndü. Burada 1965 yılına dek kaldı. 1930-31'de ünlü yapıtı "Bölgelerarası ve Uluslararası Ticaret"i tamamladı. Milletler Cemiyeti için büyük depresyonu konu alan bir inceleme yazdı.

Oktruva
(Alm. Oktroi Fr. Droit d'octroi İng. Octroi, Citytoll) Bir vergi tüıünün adıdıı: Bir tür dahi~ı gümıvk vergisidir de denilebilir.
Ortaya çıkışı itibariyle önceleri merkezî idare tarafından başta komünler olmak üzeıe mahaili idarelere verilen vergi alma yetkisine verilen addır. Zamanla ülke içindeki mahalli birimlerin özellikle eyaletlerin sınırlarından geçen mallardan alınan geçiş veya geçiş harcına dönüşmüştür.Türkçe'de bu sebeple "duhuliye resmi" deyimi ile de ifade edilmiştir.

Olağanüstü Amortisman
(Alm. Aussenordentliche Abschneibung Fr. Amortissement exceptionen İng. Extraordinary depreciation)
Olağanüstü amortisman, önceden kestirilemeyen ve işletmenin kontrolü dışındaki bazı olaylar veya durumlar nedeniyle, amortismana tabi hazı işletme varlıklarının değerlerini veya kullanılabilirliklerini kısmen veya bütünüyIe kaybettiklerinde söz konusu olan bir amortisman kavramıdır

Olağanüstü Bütçe
(Alm. Ausserordentlicher Haushaltspla Fr. Budget extraondinaire İng. Extraordinary budget)
Klasik bütçenin birlik ilkesine getirilen ilk istisna olağanüstü bütçelerin düzenlenmesiyle olmuştur. Olağanüstü bütçeler, devletin noımal gelirleriyle karşılanamayan, her yıl yinelenmeyen ve olağanüstü durum gösteren harcamalar için yapılan bütçelerdir.

Ortodoks İstikrar Programı Uluslararası Para Fonu IMF’nin 1970’li yıllardan bu yana enflasyonla mücadele eden ülkelere tavsiye ettiği programlara genel olarak verilen addır. Ortodoks kelimesi burada klasikleşmiş, klişeleşmiş istikrar programları anlamında kullanılmaktadır. Bu programda IMF ücretlerin dondurulmasını, program öncesi belirli bir oranda devalüasyon sonrası yavaşlatılmış kur politikasını tavsiye eder ve tüketimi kısarak enflasyonun kontrol altında tutulmasını önerir. Bu klasik program bir çok uygulayıcı ülkede başarıya ulaşamamış, hatta enflasyonun daha da hızlanmasına neden olmuştur.


P



Paasche İndeksi

(Alm. Paasche-Index Fr. Index de Paasche İng. Paasche index)
Birden fazla maddenin fiyat, miktar ya da değerlerindeki değişmeleri toplu olarak ve maddelerin önceliklerine göre yansıtabilen tartılı bileşik indekslerden olan Paasche indeksinde tartılar değişken olup indeksi hesaplanan devrelere ait göstergeler tartı olarak kullanılmaktadır.
1874 yılında Paasche tarafından geliştirilmiş olan Paasche indeksi ile fiyat değişmeleri ölçülmekte ise, tartı olarak indeksi hesaplanacak devrenin (n devresinin ya da cari devrenin) miktarları kullanılmakta ve (n) devresinde satın alınan miktarların başlangıç devresinde de (o devresinde) geçerli olduğu varsayılmaktadır. (Po ile başlangıç dewresi fiyatları; (pn) ve (qn) ile de (n) devresi fiyat ve miktarları gösterildiğinde Paasche indeksi, maddelerin (n) dewresindeki fiyat ve miktarlarının çarpımlarının toplamının, esas dere fiyatı ile (n) evresi miktarların çarpımlrının toplamına bölünmesi ve sonucun 100 ile çarpılması ile hesaplanmaktadır. Pamukbank 1955 yılında çoğunluğu Adana, Tarsus, Ceyhan, İstanbul ve Ankara'da oturan 600'e yakın ortak tarafından merkezi İstanbul olmak üzere kurulmuştur. Mehmet Nuri Sabuncu, Mehmet ve Burhan Karamehmet, Karamehmetler Komandit Ortaklığı, Güven Sigorta, Ankara Anonim Türk Sigorta Şt. Çukurova İthalat ve İhracat TAO., Çukurova Sanayi İşletimeleri ve Çavit Oral kurucu ortaklar arasında görülmektedir. Halen Çukurova grubu olara