A
Abbot, Charles (1757-~1849)
İngiliz siyaset adamıdır. Gelir vergisi tasarısını hazırlamış
olan komisyonun başkanıdır. ilk nüfus sayımı, 1801'de onun girişimiyle
gerçekleştirilmiştir.
Abbott, Grace (1878-1939)
Ameıikalı sosyal reform öncülerindendir. Çocukların çalıştırılma
koşullarına ilişkin koruyucu yasalar çıkarıllması için büyük
çaba harcamıştır.Göçmenlerin sömürülmelerini önlemek ve durumlarını düzeltmek
amacıyla kampanyalar düzenlemiştir.
İşçilikle geçimlerini sağlayan çocukların ve göçmenlerin sorunlarına bakan
devlet dairelerinin yönetimlerini üstlenmiştir.
Yayınları kamuoyunu harekete geçirecek derecede etkili olmuştur.
Chicago Üniversitesi'nde beş yıl profesörlük yapmış ve "sosyal refah"dersini okutmuştur.
Abone(Abonman) (Alm. Pauschalierung)( Fr. Abonnemen)
(Ing. Lumpsam tax)
Bir mal veya hizmetin alıcısı ile satıcısı arasında yapılan süreli ya da sürekli
anlaşmadır. Satıcı özel firma olabileceği gibi bir kamu kuruluşu da olabilir.
Gazete, elektrik, doğalgaz, tiyatro abonmanları gibi..
Abonman Kredisi
(Alm.Abonnement Kredit Fr. Credit d'abonnement İng. Abonnement credit)
Resmi olmayan bir ifade olup özellikle tarımsal kredi alanında kullanılmaktadır.
Pek çok az gelişmiş ülkede olduğu gibi, ülkemizde de örgütlenmiş tarımsal kredi
piyasası kurumlarından küçük çiftçilerin her yıl belli zamanlarda topluca gelip,
küçük miktarda aldıkları çevirme (işletme) kredisine verilen addır.
Bu kredi, üretim amacıyla kullamlma yan ve dolayısıyla artan gelirlerle ödenme
olanağı bulunmayan borçların her yıl otomatik olarak
yenilenmesiyle ortaya çıkmaktadır.
Bu terım kredileme programının zaafını ifade
için kullanıldığından, daha çok tarımsal kredi politikasının eleştiırisinde
geçmektedir.
Abonman (Sigorta) Poliçesi
(Alm. Versicherungs police Fr. Police (d'assurance flottante
İng. Floating policy)
Abonman poliçesi, tek bir işleme ait olmayıp ileride meydana gelebilecek çeşitli
işlemleri de kapsayan poliçedir Özellikle yangın ve taşıma sigortalarında bu
çeşit poliçeler kullanılır.
Türkiye'deki sigorta uygulamasına göre: ~Hükümet, tekel idüreleri ile bankalar, silolar,
trenler, antrepo ve umumi mağazalar için fasılali
beyannameler verilmesi~ esasına dayalı olarak cari hesaplı abonman
sigorta sözleşmesi yapılabilir.
Sınaî ve ticarî diğer önemli kuruluşlar ile de böyle bir sözleşme yapılabilmesi için
bazı koşullar (limit, prim, denetim gibi) önceden saptanır.
Abonman poliçesinin prim hesapları günlük tarife esaslarına göre yapılir.
Accepting House
(Alm. Akzepthaus Fr. Credit par acceptation İng. Accepting House)
İngiltere'de bazı büyük firmalar geçmiş yüzyıllarda taşralı ve yabancı
müşterilerinin senetlerine gerektikçe bir komisyon karşıliğı kefil olurlardı.
Açık Piyasa
İşlemi Merkez Bankası’nın para değerinde kararlılık
sağlamak amacı ile giriştiği piyasa işlemleridir. Piyasaya hazine
bonosu ya da tahvil satarak para hacmini daraltabilir veya alım
yaparak genişletebilir.
Açık Poliçe
(Alm. Blanko-Police; Offene Police Fr. Police non evaluéel
İng. Inchoate bill of exchange)
Tedavüle çıkarılırken tamamen doldurulmuş olan poliçedir.
Beyaz poliçe olarak da adlandırılır.
Açık poliçede senedin poliçe olduğunu belirten bir ibare ile
keşidecinin ya da kabul eden muhatabın imzasının bulunması zorunludur.
Belge bu şekil şartlarını taşımıyorsa bir poliçenin varlığından söz edilemez.
Açık olarak imzalanmış bfr poliçe, gerek anlaşmaya taraf olan lehdar,
gerekse senedi ondan devralan diğer bir hâmil tarafından doldurulabilir.
En geç borçluya ödeme için. ibraz edildiğinde tamamlanmış olmalıdır.
Hâmiller, anlaşmaya taraf olan lehdar gibi açık poliçeyi
kararlaştırılan şartlara uygun olarak doldurmalıdırlar.
Borçlu, senetteki vade, bedel vb. gibi eksikliklerin anlaşmaya
aykırı bir biçimde tamamlandığını ileri sürerse bunu ispat etmekle yükümlüdür.
Açık Pozisyon
(Alm. Offen pozisition Fr.Position ouverte İng. Open position)
Vadeli piyasa işlemlerinde, fiyat değişikliğinden zarara uğrayabilecek
bir alıcı veya satıcı açık pozisyondadır.
Örneğin; 7 Aralık'ta Zürih'de bir ay vadeli dolar kuru 2.5 İsviçre Frankı olsun.
Bir kambiyo operatörü, bir ay vade ile 1 milyon dolar·
satsın. Vade tarihine kadar dolar kuru 2.7 Fanga yükselirse
kambiyo operatörünün zararı 200 bin Fank . tutacaktır.
Doların yükselme olasılığını göze alarak
7 Aralık'ta vadeli satış yapan bir kambiyo operatöru açık pozisyondadır.
Dolar kurunun yükselmesine karşı korunmasızdır.
Vadeli satış yaparken bir risk altına girmiştir.
Vadeli piyasada alım veya satım yapanlar, açık pozisyon riskini
hedging denilen bir yöntemle önleyebilirler.
Açık Sistem Kuramı
(Alm. Offenes-System-Theorie
Fr.Théorie de systéme ouvert
İng. Open system theory)
Bir örgütün çevresindeki yaşamdan ayrılmış ama onunla karşıliklı
etki ve tepki ilişkilerinde bulunan ve bu ilişkilerin
örgütün yaşama, gelişme ve büyümesinde çok önemli rolleri
bulunduğunu sawunan yönetim görüşüne "açık sistem görüşü" denir.
İşletme, insan, sermaye ve teknoloji gibi üretim faktörleri ile
doğal kaynaklar, hammadde, enerji ve bilgi
gibi faaliyetlerini sürdürmesini sağlayacak girdileri
çevresiyle düzenli ilişkiler kurarak sağlamaktadır:
O halde meydana getirilen ürün, işletmenin çevresiyle karşıliklı
ilişki ve etkileşiminin bir sonucudur.
Üretilen ürünler ya da hizmetler çevre tarafından istenip talep edildiği için
işletme faaliyetine devam eder.
Başka bir deyişle, işletme, girdileri bir. değişim sürecine
sokarak bir takım çıktılar meydana` getirir ve bunları çevreaine ihraç eder.
Çevre, bazen işletmenin gereksindiğf kaynak ve
araçlara ters dûşeek
başarıyı engellerken bazen de kaynak ve araçlarına uygun gelen
fırsat ve olanaklar sağlayarak gelişme ve
başarıyı artırmaktadır:
Açık sistemlerin ortak özellikleri kısaca şunlardır:
-
Çevreden davamlı girdi ve enerji ithal etme,
-
Girdi ve enerjileri işleyerek çıktılara dönüştürme,
- Elde edilen çıktıları çevreye ihraç etme ya da sunma;
- Girdi ithali, işlenmesi ve çıktı ihracını sürekli
olarak tekrarlayarak devam ettirme,
-
Sistemin dağılma ve yok olmasına karşı önlemleri
önceden alma (negatif entropi),
-
Sistemi~çevreye uygun ve uyumlu hale getirmek için" çevre
taramasına girme ve çevreden bilgi toplama.
-
Karmaşık çevrenin girdilerinin sisteme kabulünde seçici olma, (yararsız ve
tehlikeli bilgileri sisteme sokmayacak bir kodlama sistemine sahip olma),
-
Enerji değişimi ve girdi-çıktı ilişkileri arasındaki
oranlarda sürekli bir denge kurma, .
-
Giderek büyüyen sistemlerin ayrımlayarak
alt işllevlere ya da sistemlere bölünmesi,
- Her sistemin bir başlangıçtan büyüme ve
yok olmaya yönelmesi, yani eşsonuçluluk özelliği taşır.
Açık Teminat
(Alm. Offene Deckung Fr. Garantie ouverte İng: Open Cover)
Reasürör tarafından belirli sınırlar içinde verilmiş açık bir
teminat şekli olup reasürans devri tamamen
sedanın insiyatifine birakılmıştır.
Poliçe tanzim şekli itibariyle abonman mukavelesine benzemekle
beraber, sigorta müddeti içinde yapılacak sigorta ihbarlarının
sınırlamaya tabi olmaması ve primlerin
ancak sigorta katileşip, poliçeler:veya zeyiller tanzim edildikten
sonra tediyenin gerçekleşmesi kaydıyla aktedilen mukavelelere veya verilen
sigorta:taahhütlerine açık kuverttir (Open Cover).
Diğer bir deyimle, bazı belirli menfaatlerin
sigorta edildiğine dair delil olmak üzere; sertifikalarla tanzim olunan;
belirli bir sınıf rizikoya sigorta eden, değeri bildirilmemiş, poliçedir.
Açılış Bilançosu
(Alm: Eroffnungsbilanz Fr, Bilan d'ouverture İng. Opening balance sheet]
Bir işletmenin muhasebe dönemi başındaki bilançosudur: Dolayısıyl,
açılış bilançosu, işletmenin muhasebe dönemi başı itibariyle finansal durumunu,
yani varlıklarını, borçlarını ve özvarlığını gösterir.
Açılış Maddesi
(Alm: Eroffnungsbuchung Fr. Article d'ouverture İng. Opening entry)
Açılış bilançosunun dönem başında günlük defter maddesi olarak kaydedilmesidir.
Diğer bir deyişle bu maddede açılış bilançosundaki aktif hesaplar borçlandırılıp,
pasif hesaplar alacaklandırılır. Diğer günlük defter kayıtları gibi bu kayıt da
büyük defter hesaplarına işlenir. Açılış kaydına duyulan ihtiyaç, önceki muhasebe
dönemi sonunda. bir kapanış maddesi ile bütün hesapların kapatılmış olmasıdır.
Adapazarı İslam Ticaret Bankası .
9 Mart 1913'te "Hacı Adem Beyzade İbrahim.- Sipahizade Hamid ve
Sürekâsı Adapazarı İslam Ticâret Bankası" adı ile kurulmuştur.
"Eshamlı komandit şirket" şeklinde kurulan bu banka,
ilk özel milli bankadır. 1937 yılında Türk Ticaret Bankası adını almıştır.
Adat
(Alm. Zinszahlen Fr. Nombres İng. Numbers)
Faiz hesaplanmasında kullanılan ve faize esas olacak para miktarı ile gün sayısının
çarpılmasından elde,edilen rakam.
Ticari yaşamda işletmeler arası ilişkilerde ve bankacılık işlemlerinde faizin
genellikle kategorik işlem türlerine göre, aynı faiz oranlarıyla hesaplanndığı
gözlenmektedir. Bu nedenle faizin hesaplanmasını kolaylaştırmak için faiz formülü
değişen ve değişmeyen unsurları içermek üzere iki bölütme ayrılabilir.
Faiz formülü şöyledir
Faiz= Ana Para x Gün x Faiz Oranı / 100 x gün sayısı (360 veya 365)
Bu formülü şu şekilde ikiye bölebiliriz:
Faiz=Ana para x gün / 100 x faiz oranı/360 veya 365
İşte bu formülün "Ana Para x Gün/100"den oluşan birinci kısmına adat,
"Faiz Oranı/360 veya 365" den oluşan ikinci kısmına sabit çaırpan .adı
verilmektedir. Sabit çarpanın bulunmasında genellikle alacaklı hesaplarda 365,
borçlu hesaplarda 360 rakamı esas alınmaktadır. Sabit çarpan rakamları önceden
belirli olduğundan, adatın bulunması ve sabit çarpanla çarpılmasıyla faiz miktarı
oldukça kolay bir şekilde hesaplanabilmektedir.
Adi Çek
(Alm. Offener Scheck Fr: Chéque Ouvert İng. Open Cheque)
Adi çek, açık ve basit bir ödeme emri niteliğinde olup çizgili ya da bloke
çeklerden ödeme biçim ve yöntemi açısından ayrılır..
Adi çekin bedeli, ibraz aninda karşılığının bulunması koşuluyla nakden ve hesaben
ödenebilir. Karşılğıının ölup olmadığının bilinmemesi
açısından bloke çekten (bloke çekte karşılik garanti edilmiştirl, hem nakden ve
hem de hesaben ödenebilmesinden dolayı da çizgili çekten (çizgili
çek yalnızca hesaben ödenir) farklıdir.
Adi Hisse Senedi
(Alm. Stammaktien Fr: Abtioris ordinaires İng. Ordinary shares)
Yasada kullanılan bir terim olmayıp, uygulamada
imtiyazlı (ayrıcalıklı) hisselerin karşısında yer alan payları ifade etmek üzere
benimsenmiş bir kavramdır.
Arbitraj (Alm. Arbitrage Fr. Arbitrage İng. Arbitrage)
Menkul kıymetler, kıyınetli madenler, para, kıymetli evrak gibi değerlerin, iki
piyasa arasındaki fiyat farklarından yararlanmak amacıyla fiyatların düşük olduğu
yerlerden alınması, fiyatların yüksek olduğu yerlerde satılmasıdır.
Ancak arbitraj denildiği zaman genellikle kambiyo arbitrajı anlaşılmaktadır.
Kambiyo arbitrajı çeşitli piyasalarda kote edilen dövizlerin kurlan arasındaki
farktan yararlanmak amacıyla yapılan alım-satım işlemidir.
Arbitraj işlemi genellikle kısa süreli bir işlem olup,'bir dövizin bir piyasadan
alınması ile başka bir piyasada satılması arasında geçen zaman dönemi
oldukça kısadır.
Arızi Gelir
(Alm. Betriebsfremder Ertrag Fr: Revenu fortuit İng. Non-Öperating income, Other
income)
Bir işletmenin normal faaliyet konusuyla ilgili olmayan nedenlerden kaynaklanan
gelirlerdir. Bir sabit varlığın net defter değerinin üzerinde bir fiyatla satılması
sonunda elde edilen kazanç, faiz geliri ya da
işletmenin sahip olduğu bü· arsayı kiraya vererek elde ettiği kira geliri, arızi gelir
örnekleridir.
Amzi gelir kalemleri, gelir tablosunda genellikle net rakamlar olarak, faaliyet
kârından sonra yer alır.
Arızi Gider (Alm. Betciebsfremder Aufward Fr. Frais fortuit
İng. Non-Operating expenses, Other expenses)
Bir işletmenin normal faaliyetleriyle ilgili olmayan giderlerdir.
Bir sabit varliğın satışından doğan zarar, bir arızi gider örneğidir.
Gerek arızi gelirler, gerek arızi giderler, gelir tablosunda
genellikle faaliyet dışı gelir ve giderler ya da diğer gelir ve giderler gibi
bir başlıkla, faaliyet karından sonra rapor edilir.
Böylece faaliyet kârı kaleminin, işletmenin yalnızca normal
faaliyetlerinden elde edilen kârı göstermesi sağlanmış olur.
Artan Yoksulluk
(Alm. Wachsende Verelendung Fr. Pauvrete croissante İng. Increasing auperisatıon)
Marksist ekonomi politikTe, kapitalizınin aşın
üretim bunalımları sırasında, .işsizlik yaygınlaşırken, ücretler düşerken,
gitgide daha çok sayıda orta ve küçük üretici mahvolurken emekçilerin yaşam
koşullarının daha da ağırlaşmasıdır. Böylesi bunalım ve durgunluk dönemlerinde
Marksist ekonomistlere göre ücretli emeğin sermayeye bağımlilığı artar,
İşçi sınıfının durumu göreli hatta bazen mutlak kötüleşir.
İşçi sınıfinın durumunun göreli kötüleşmesi, bir başka deyişle ulusal gelirden
aldığı payın azalması kapitalizme ögü kaçınılmaz bir olaydır.
Âtıl Para
(Alm. Brachliegende Gelder Fr. Argent oisif Liquidite inemployâe Ing. Idle money)
Gelir getirci aktiflere plase edilmeyen likiditeler için kullanılır.
Bir başka deyişle para piyasasının dışına
çıkarak kullaınlmayan paradır.
Bankalar için âtıl para, işletilemeyen Merkez Bankası parası rezervleri
oluştuğunda söz konusu olur. İşletmelerin çeşitli nedenlerle kullanmadıkları
likiditeler âtıl para sayılir.
Bireylerin spekülasyon güdüsüyle talep ettikleri ankesler de âtıl para
depolarını oluştururlar. Bunlara gömüleme (iddihar) denir.
Atıl Para Mevcutları
(Alm. Gehorteten Gelder, Liquiditât Geider Kassenhaltung
Fr. Monnaie oisive İng. İdle Balances)
Tedavülden çekilip bir servet birikimi olarak muhafaza edilen paradır.
Keynes, paranın spekülatif amaçlarla da talep edildigini ve finansal mevcutların
gelecekteki fiyatları hakkında belirsizlik olduğu zaman paramn atıl mevcutlar
şeklinde tutulacağını öne sürmüştür.
Atıl Sermaye
(Alm. Untatiges Kapital, Totes Kapüal Fr. Capital oisif, capital dormant
İng. Idle capital)
İşletme aktifinde yer almakla beraber üretime katkıda bulunmayan, gelir getirici
faaliyette kullanılmayan vârliklar âtıl sermaye oluştururlar. Kullanilmayan
veya noksan kullanılan bir makine, bir fabrika binası işletmeler için âtıl seımaye
sayıliıiar ve önemli sabit maliyetler yüklerler.
Atik-i Adlî Altını
i808-i831 yılları arasında basılmış olan bu altın para 8 krat ağırlıgında,
19 milimetre çapında ve 830 ayardır. Bir de Atik-i Adlî Nısfiyesi vardır ki,
bu da 4 krat ağırliğında ve 15 milimetre çapında olup.yine 830 ayardı.
Atik-i Rumi Altını
1808-i831 yılları arasında basılımış olan Osmanlı altın parasıdır.
Bu paranın piyasada üç türü vardı: 1) Afik-i Rumi 23 krat ağırlığında olup çapı 26
milimetre, ayarı 956 idi. 2) Atik-i Rumi Nısfiyesi nin ağırlığı 11.5 krat çapı
22 millimetre, ayarı 956 idi. 3) Atik-i Rumi Rabiyesinin ağırliğı 5.75 krat,
çapı 19 millimetre, ayarı 956 idi.
Atomisite
(Alm. Atomisitat
Fr. Atomicite ng: Atomicit)
Tam rekabet koşullarından biridir, Alicı ve satıcıların fiyatları tek başlarına
etkileyemeyecek kadar Çok sayıda olmalarına atomisite denir.
B Bilanço
(Alm. Blanz Fr. Blan İng. Balance sheet
Bir şirketin belirli bir tarihteki finansal durumunu, yani varlıklarını,
borçlarını ve özkaynaklarını gösteren tablodur
Şirketlerin dönemsel faaliyetleri
sonunda, dönem sonunda hazırladıkları (31 Mart, 30 Haziran, 30
Eylül ve 31 Aralık) ve yayınladıkları ve Şirketin
portresini çizen bu tablolar muhasebe dilinde “t tablosu” olarak da
adlandırılır.
Borsa
(Alm. Borse Fr. Bourse İng. Stock exchange)
Borsa teriminin kökü, Fransızcadaki bourse. sözcüğüdür. Bourse, kese demektir.
Savaryinin 1673'te yayınlanmış Ticaret Sözlüğü'ne göre,
Bruges kentinde Hotel des Bourses denilen bir han varmış.
Han sahibinin adı Van der Bourse imiş ve hanın arması birarada üç
kese imş.
Öbür kentlerden gelen tacirler, burada örnek üzerinden alişveriş yaparlarmış.
Döviz ve senet işlemleri de yapılırmış.
Ortaçağdan beri fuarlarda benzer işlemler yapıldığı bilinmektedir.
Ancak alım satımların sürekli olduğu Hötel des Bourses ün yapmış ve
Kıta Avrupası'nda kurulacak borsalara adım vermiştir.
Borsaİar genellikle işlem konularına göre adlandırılır Menkul değerler borsası,
zahire borsası gibi.Tek bir değer türü üzerinde çalışan borsalar da vaırdır,
Almanya'daki Kuxe bunlara bir örnektir.
Borsalar, soyut pazarlardır: Satıcı, elinde bulunmaysn bir malı, bedelini ödemeyen
bir aliçıya satabilir. Satış akdi sözle yapılır. Alıcı ve satıcı, menkul kıymetler
borsasına giremezler. İşlemler, profesyonel bir aracının hizmetinden yararlanılarak
gerçekleştirilir.
Borsa işlemleri vadeli ve vadesiz olarak ikiye ayrılır.
Vadesiz işlemler spot market fiyatı üzerinden yapılır. Bu işlemlerde alım satım
yapılan yerin o andaki peşin fiyatı uygulanır. Alıcının talebini belirlemesiyle satış
akdi ve fiyatı kesinleşir. Ancak satılan döviz ya da senet, iki iş gününün geçmesiyle
alıcı emrine girer. Araya tatiller rastlarsa, teslim süresi uzayabilir.
Örneğin perşembe günü döviz satmış olan bir kimse, pazartesiye değin faizinden
yararlanmaya devam eder. Ödeme ve tesellüm, borsanın ilk hesap gününde tamamlanır.
Perşembe günü spot markette alım yapmış bir kişi, bedelini ödememiş.ve teslim almamış
olduğu halde, bu dövizi cuma günü bir başkasına satabilir.
Vadeli işlemlerde, fiyatı satış anında kesinleşmiş olan döviz, ileride günü gelince
alıcı hesabına yazılır. Menkul değer borsaları, ödünç verilebilir fonlar
arz ve talebi arasında birer köprüdür. Tasarruf sahipleri ellerindeki tahvil ve hisse
senetletinin borsalarda kısa zamanda paraya çevirebilirler ya da ellerindeki fonları
faiz ve temettü getiren değerlere bağlayabilirler.
Borsa Bankeri Belgesi
(Alm. Borsen Bankier Zertifikat Fr. Certi~cal de boursier
İng. Stock broker certifıcate)
Menkul değerler piyasasında aracılik eden firmalara Türkiye'de
yasa gereğince verilen çalişına iznidir.
Borsada Deport
(Alm. Deport Fr. Deport İng. Backwardation)
Borsada vadeli satış yapmış kişilerin hesap günü taahhütlerini yerine getiremedikleri
durumlarda başwrulan çözüm formülüne deport denilmektedir.
Bir örnek verelim: Diyelim ki (A) adında bir kişi üç ay vade ile 100.000 liradan Alpha
şirketinin hisse senetlerini satmıştır.
Vadeli sahş yapanlar, genellikle borsa kurunun düşecegini tahmin ederek fiyat farkından
bir kazanç umanlardır.
Borsa, soyut bir pazardır. Vadeli satış amnda (A)nın elinde Alpha hisse senedi
yoktur. Alıcımn de senet bedelini ödeyecek likiditesi bulunmayabilir. (A),
vade tarihi gelince ya da yaklaşırken spot marketten uygun
fiyata alacağı Alpha hisse senetlerini teslim etmeyi öngörmüştür.
Ancak hesap gününde borsada Alpha hisse senedi arzı sıfır olabilir.
Yani satılik Alpha hisse senedi bulunmayabilir. Böyle bir durumla karşılaşılınca,
vadeli işleme aracılik eden firma devreye elinde Alpha hiase senedi bulunan ve
adına (B) diyeceğimiz bir başka kişiyi sokar. (B) bir spekülatör değildir ve
hisse senetlerini de elden çıkarmak ,istememektedir.
Aracı firmanın yardımıyla çift operasyonlu bir çözüm gerçekleştirilir: (B),
elindeki Alpha hisse senetlerini örneğin l05.000 liradan peşin parayla devreder.
Operasyonun bu ilk aşaması, (A)'ya taahhüdünü yerine getirmek ve üç ay önce satış
yaptığı kimseye hisse senetlerini teslim ederek 100.000 liradan bedellerini tahsil
etmek olanağını sağlar.
lkinci aşama, (B) ile (A)'nın aralarında yaptıkları bir anlaşmadır. (A) hisse
senetlerini elde edebilmek için bunları yakın bir zamanda iade etmek şartını kabul
etmiştir. Başka bir deyişle, 105.000 liraya aldığı Alpha hisse senetlerini bir ay
sonunda 95.000 liradan tekrar (B)'ye satmayı yükümlenmiştir.
Bir ay içinde borsa kurları ne olursa olsun, (B) satmış olduğu hisse senetlerini 95.000
liradan geri alacaktır.
Deport'un (B)'ye sağladığı iki kazanç vardır: a) 105-95.000 liralık fiyat farkı,
b) yaptığı peşin satıştan elde ettigi bedelin geri alım gününe kadarki faizi.
(A)'nın. operasyondan zararlı çıkmaması, ikinci
aşamada Alpha kurlarının 90.000 liranın altına düşmesiyle mümkündür.
iade etmek koşuluyla aldığı hisse senetleri kurlarının 90.000 liranın üstündeki
her değeri, onun hesabına bir kayıp olacakhr.
Borsada Primli Piyasa
(Alm. Borsen-Markt-Primien Fr. Marché â prime İng. Stock market hedging)
Bu piyasanın nasıl işlediğini bir örnekle açıklayalım: Diyelim ki bir kişi,
yaptığı araştırmaya ya da kişisel bilgisine güvenerek,
(A) şirketi hisse senetlerinin yakın bir tarihte yükseleceğini tahmin etmektedir.
Durumdan yararlanmak için bu hisse senetlerlnden satın almayı düşünecektir.
Ancak beklentisi gerçekleşmezse ya da tersine (A) şirketi hisse senetleri düşerse,
zarara uğramak ihtimali vardır.
Spekülatör, zarar ihtimalinden korunmak için primli piyasadan hisse senedi almayı
tercih edecektir. Hisse senetlerini alırken vade gününden önce kur düşerse, belirli
bir meblâğ ödeyerek akdi feshetmek hakkını saklı tutacaktır. Örneğin, bir ay vade ile
tanesi 1 dolardan 2000 tane hisse senedine angaje olurken, 3000 dolarlık bir para
karşılığında vazgeçmek olanağını elinde tutacaktır.
Primli piyasa, anormal bir düşüşe karşı alıcının güvencesidir.
Satıcımn menfaati, elindeki değeri daha kolay ve daha yüksek bir fiyata satabilmesidir.
Primli piyasada alıcı ve satıcı birkaç yarih üzerinde de anlaşabilirler. ilk vade
tarlhinde alıcı taahhüdünü yerine getirmeyi menfaatine uygun görmezse,
kararlaştırılan tazminatı ödemekle beraber, opisyonu sürdürebilir. Anlaşmayı ikinci,
hatta üçüncü bir vâdeye kadar uzatabilir. ,
Borsalar Tarihi
(Alm. Geschichie der borsen Fr. Origine et evolution des bourses İng. History of
stock exchange)
Borsa sözcüğü, Bruges kentindeki Hotel des Bourses denilen ve armasında üç tane para
kesesi bulunan bir hanın adından gelmektedir.
1531'de Anvers'de ilk borsa binası açılmıştır: Anvers Borsâsı'nı kısa ara ile
Lyon Borsası ve Toulouse Borsası izlemiştir. Londra'da The Royal Exchange 1571'de
hizmete girnıiştir.
Anvers Borsasının 1576'da tahrip edilmesi üzerine ticari ve mali işlemler
Amsterdam'da yürütülmüştür. Amsterdam Borsası 1611'de inşa edilmiştir. 1662'de yeni
bir borsa binası yaptırılmış ve burada işlemlerin konularına ve bölgelere göre
uzmanlaşmanın ilk uygulamaları başlatılmıştır. New York Borsası 1792'de 24 iş adamının
girişimiyle kurulmuştur. Paris Borsası ise 1724'te açılmış ve ilk binasının yapımı
1826'da tamamlanmıştır.
Borsa Organizasyonu
(Alm. Borsengeschüfte Fr. Organisaton de bourse İng. Stock exchange operations)
Borsa organizasyonu her yerde bir değildir ve zamanla değişmektedir.
Çalışma kuralları borsanın yetkili organlarınca düzenlenmekte ya da kanunla
belirlenmektedir.
Borsaya Kote Olmak Borsanın
izniyle halka arz edilecek hisse senetlerinin, borsaya
kaydedilmesidir. Kote ettirilmemiş senetlerin ticareti olanaklı
değildir. Kote olmuş senet, ilgili borsada tanındığını ve
alım/satımının yapılmasına izin verildiği anlamına gelir. Hisse
senetlerinin ticaretinin yapıldığı bir piyasa olan her borsanın
kendine özgü kuralları vardır.
Bütünleşme (Entegrasyon)
(Alm. İntegration Fr. Integration Ing. Integration) Kâr
maksimizasyonu ile birlikte egemenlik ve güç kavramlarının öne çıkması,
iktisadi unsurlarda bir bütünleşme ve birleşmenin sağlanmasını zorunlu kılmıştır
Giderek çok uluslu bir durum alan birleşme olgusu, her çeşit biraraya gelme we
iktisadi unsurlardaki yoğunlaşma olarak ortaya çıkmaktadır. Bütünleşmenin nedenlerini
açıklayabilmek için birleşme boyutları ve birleşme tipleri şeklinde bir
sınıfandırma yapılabilir. Boyutlarına göre yatay, dikey ve çeşşitlendirilmiş olmak
üzere üç birleşme şekli vardır.
Yatay bütünleşme: Piyasadaki rekabeti ortadan kaldırmak amacı ile aynı üretim
safhasındaki iktisadi ünitelerin birleşmesi ile maydana gelir.
Yatay bütünleşme yoluyla piyasaya egemen olan firma, büyük işletmelerin
olanaklarından yararlanır.
Dikey bütünleşme: Birbiriyle ilgili, çeşitli üretim kademelerinde çalışan
fimaların girdi sağlamak ve çıktılarına pazar bulmak için tek bir yönetim altında
toplanmasıdır. Yeni teknolojilerden yararlanma olanaklarını ve
uzmanlaşmayı büyük ölçüde engellemesine rağmen, firmalar
nedenlerle dikey bütünleşmeye gidebilirler.
Dikey bütünleşme kendi içinde geriye doğru dikey bütünleşme ve ileriye doğru dikey
bütünleşme olmak üzere ikiye ayrılır. Birincisi, işletmenin gerekli hammadde ve ara
malı sağlamak için bütünleşmeye gitmesidir. ileriye doğru olan bütünleşmede ise,
üretilen mala pazar bulmak amacı ile birleşmeye yönelir.
Her iki bütünleşme tipinde de amaç hammadde ve ara mallarının kolaylıkla sağlanarak
üretilen malın pazarlanmasıdır.
Çeşitlendirilmiş bütünleşme: Birbirinden bağımsız piyasalara farklı mallar süren
firmalaın etkin olmak, vergi yasalarından yararlanmak, kuramsal nedenler ve rizikoyu
azaltmak amacı ile bütünleşmeleridir. Örneğin, ilaç, kumaş ve otomobil gibi farkli
mal üreten işletmelerden oluşan bir bütünleşmede yerlan firmalardan herhangi biri,
bütünleşmenin yarattığı güç nedeniyle rakipleri üzerinde etkili olabilmektedir.
Zira diğer firnıaların kârları rekabet mücadelesi içinde bulunan bu firmanın
desteklenmesi için kullanılmaktadır. Böylelikle düşük kâr veya maliyetine ürünlerini
satan firma rekabeti olanaksız kılmaktadır.
Belli elemanlar dizisinden oluşan her firmanın . girdi, üretim şekli, yönetim ve
pazarlama biçimi vardır. Her elemanın birleştiği noktada da
yönetim faaliyetleri etkin olmaktadır Çeşitlendirilmiş bütünleşme yoluyla
ekonomik güçlerini ve etkinliklerini artıran firmalar piyasaya egemen
olmaktadırlar. Ayrıca rekabeti ortadan kaldırarak ülke
ekonomisinde tekelci eğilimleri hızlandırmaktadırlar.
Bütünleşmiş Ekonomi
(Alm. Inteğrierte Volkswirtschafi Fr. Economie intégré İng. Integrated economy)
Bir Ekonominin çeşitli sektörlerinin etkin bir şekilde çalıştığı ve karşılıklı
bağımlılık içinde bulundukları bir durumdur. Genellikle söz konusu sektörler tarım
ve sanayidir.
Bu durum, kalkınma sürecinin bir parçası olarak ve kalkınma sürekliliği ile bir
arada oluşmaktadır.
Büyük Defter
(Alm. Haıiptbuch Fr. Grand Givrel İng. Gedgeı)
Muhasebede,
artış ve azalışların kaydedildiği çizelgeler olan hesapların yer aldığı deftere
"Büyük Defter" ya da "Defteri Kebir" denilir. Muhasebe işlemleri tarih sırasıyla
Günlük Deftere kaydedildikten sonra, sistematik olarak gruplanarak ikinci kez Büyük
Deftere kaydedilir. Bu işleme nakil denilmektedir. Yevmiye defteri hesapları
kronolojik sıra içinde denetlemeye olanak verdiği halde büyük defter
işlemleri her hesap düzeyinde ayrı ayrı denetlemeye olanak sağlar.
Büyük defter kayıtlarında en azından;
- İşlemin yapıldığı tarih,
- Nakil işleminin yapıldığı hesaba karşılık günlük defterde kaydedilmiş olan
hesabın adı,
- İşlemin günlük defterde kayıtiı olduğu sayfa numarası,
- Günlük defterde ilgili hesaba kaydedilmiş bulunan tutar yer almalıdır.
Büyük defter ciltli olabileceği gibi yer değiştirebilir yapraklı da olabilir.
Büyük Depresyon
(Alm. Grosse Depression, Grisse Krise)
(Fr. Grande depression İng. Big Depression)
1929 yılında 29 Ekim Salı günü başlayan ve İkinci Dünya Savaşı'na kadar süren büyük
ekonomik bozguna verilen addır. 29 Ekim 1929 günü hisse senetleri satışları, bütün
alışveriri felce uğratır. Çünkü, hisse senedi satın almak için tek bir öneri bile
yoktur. Herkes elindeki hisse senetlerini satmaya uğraşır. Çöküntü, bankacılık
kesimini ve giderek bütün ekonomiyi sarar, daha sonra öteki kapitalist ülkelere
sıçrar. Böylece 55 yıllık uzun bir gelişme trendi, on yıl sürecek bir gerileme ve
duraklamaya dönüşmüştür.
Büyük depresyonun başlıca nedenleri şunlardı:
Zayıf ve spekülâtif kredi yapısının 1929 hisse senedi borsası kriziyle yıkılması,
Yanlış bir para politikası,
Tarım üıünlerine olan talebin inelastik oluşu yüzünden çiftçinin gittikçe azalan
satın alma gücü, Teknolojik işsizliğin giderek artması,
Kötü ve gittikçe de kötüleşen gelir dağılimı,
Bütün bu nedenlerin etkisiyle tamamen altüst olan sermaye birikimi,
Yatırımlardaki düşüşün milli gelirde düşmeye yol açması.
Büyüme Ülke ekonomisinde işgücünün çoğalması,
üretim araçları ve GSMH’nin artması vb. genel verilerin
yükselmesidir. Büyüme de ekonominin fiziksel olarak gövdesel
genişliğe uğramasıdır.
C, Ç
CACM
(Alm. Zentralamerikanische Gemeinsamer Market Fr. Marché corrimun de lAmérique centrale
İng. Central American Common Market)
Beş Orta Amerika ülkesinin (Guatemala, El Salvador, Honduras, Nicaragua ve
Costa Rica kurmuş olduğu ortak pazardır.
CACM'in kurulmasını öngören anlaşma Aralık 1960' da imzalandı ve Haziran 1961'de
uygulamaya konuldu. 1964'de beş ülkenin merkez bankaları, uzun dönemde ortak bir
para biriminin kullanılması için anlaşmaya vardılar. Ancak sonradan olumsuz
gelişmeler de meydana geldi. 1970 sonunda Honduras CACM'den çekildi. 1971'de Costa
Rica bazı mallar üzerine gümrük vergileri koydu.
Cairness, John Elliot (1823-1875)
Dublin, Galway ve Londra'da ekonomi profesörlüğü yapmıştır. Ortodoks teoriyi bütün
gücüyle desteklemiş olan son büyük İngiliz iktisatçısıdır.
Birbiriyle rekabet etmeyen gruplar teorisiyle gelir bölüşümünde bazı eşitsizliklerin
sürekliliğini açiklamıştır. .
Call
(Alm. Kaufoption Fr. Droit d'achat İng. Call)
Bir borsa terimidir. Bir menkul değeri önceden saptanmış süre içinde,
kararlaştırılan fiyata alma hakkıdır. Anlaşma yapılırken, satin alınacak menkul
değer miktarının da belirlenmesi usuldendir.
"Opsiyon" sözcüğü hem alım, hem de satım işlemleıi için kullanılır.
Bir menkul değerin alım ve satımını bir arada kapsayan anlaşmalara "çift opsiyon"
denilir. Call ise, yalnız alım opsiyonudur.
Call Money
(Alm. Tagliches Geld, Tagesgeld Fr. Emprunt remboursable siır demande İng. Call money)
İstenildiği anda geri tahsil edilebilir avanstır. Bu tür avans, mali aracılar arasında
uygulanır. Avansın
fonksiyonu, günlük kasa işlemlerinde girdi-çıktı açığının karşılanmasıdır.
Bankalar arası mevduat, genellikle "call money" niteliğindedir: Bankaların borsa
bankerlerine
jobber ve specialisitlere menkul değerler üzerinde işlem yapan öbür aracılara açtıkları
avans da "call money" kapsamındadır.
Call Rate
(Alm. Zinssaiz für Tagesgeld Fr. Taux d'inieret po dépots âvue İng. Call rate)
Bir para piyasası terimidir. ihbarsız ve istenildiği anda çekilebilen mevduata
ödenen faizin oranı. Örneğin, vadesiz mevduata faiz ödeniyorsa, uygulanan oran
"call rate"dir.
Türkiye'de,. 1982 başlangıcında, bazı bankerler. plasman yapan
müşterilerine diledikleri tarihte paralarını çekme hakkını tanıyorlardı.
Uyguladıkları faiz oranı, paranın banker de kaldığı süreye göre değişiyordu.
Örneğin ertesi gün çekene % 25, parasını bir yıl bırakana % 56 faiz ödeniyordu.
Bu tür faiz rejimi "variable call rate" ya da "değişken ihbarsız mevduat faizı"dir.
Cambridge Denklemi
(Alm. Cambridge-Gleichurıgl Fr. Equation de Cambridge İng. Cambridge Equatıon)
Para tutumu yaklaşımıdır. Özellikle Cambridge Üniversitesi ögretim üyeleri, ve başta
Alfred Marshall tarafından benimsenmiş bir görüştür. Yaklaşımın açıklanmasında
kullanılan denkleme bu nedenle "Cambridge Denklemî" adı da verilmektedir.
Denklem şöyle yazılabilir:
M=kPT
Burada
M para miktarını,
k halkın elinde tutmak istediği paranın nakdi işlem hacmine oranını,
P fiyatlar genel düzeyini,
T işlem hacmini belirtmektedir.
Cambridge Denklemi, para arzı ve talebi eşitliğinin açıklanması için
kullanılabilir.
Örneğin, ekonomide yapılması tasarlanan işlemlerin hacmi 1 trilyon, bu
işlemlere uygulanacak orrtalama fiyat l0 para ünitesiyse, işlemlerin
para ile ifadesi l0 trilyon para birimidir. Fertler bu işlemleri gerçekleştirmek
için ellerinde 2 trilyon para ünitesi tutmak eğilimindeyseler (
M nın sayısal değeıi i/5 olacaktır. Halkın elinde tutmak istediği para miktarının
işlem hacmine oranı ve işlem hacmi sabit varsayıldığı takdirde para arzındaki
bir birim artış, doğrudan fiyatlar geneI düzeyini yükseltecektir. Örnegin, para arzı
4 triyon ünıteye çıktığı zaman halk eline fazladan geçen parayı çeşitli harcamalar
için kullanacaktır. (T) sabit olduğuna göre, bu harcama artışı fiyatlar genel
düzeyini iki katına çıkaracak ve işlemlerin para ile ifadesi de l0 trilyon para
biriminden 20 trilyon para birimine yükselecektir. Böylece denge yeniden
sağlanabilecektir.
Çünkü,k=1/5 olduğuna göre halkın 20 trilyon ünitelik işlem hacmi için para talebi
4 trilyon
para birimine çıkmıştır.
Cari Kur
Gerçek kur. Döviz piyasasında günlük olarak döviz alım, satım
işlemleriyle oluşur.
Cari
Varlıklar Satılabilir pay senedi ve tahviller, alacaklar,
stoklar, kasa ve öteki döner varlıklardın oluşan bütün
. Çapraz Kur Bir ulusal paranın
dışında iki yabancı paranın birbiri karşısındaki değiştirilme
oranıdır
D
Damga Vergisi
(Alm. Markenstener) (Fr. Droit de timbre) (Ing. Stamp duty)
Osmanlı döneminden intikal eden bu vergi 1928 yılında "Damga Resmi Kanunu" şeklinde yeniden düzenlenmiş; bu tarihten sonra birçok değişiklikler ve ekler görmüştür.
Damga vergisi, kamu maliyesinde kimi zaman harç, kimi zaman ise vergi yerine kullanılmıştır. (geniş anlamıyla, hukukî ve ticari işlemlerde
kullanılan bazı belgeler ve kâğıtlar için ödenen vergidir.Kişilerin kendi aralarındaki işlemler, örneğin bir kira sözleşmesi, bir makbuz ya da fatura düzenlenmesi damga vergisini; kamu tüzel kişileri ile yapılan hukuki işlemler, örneğin bir mahkeme kararı ya da bir tapu işlemi harcı. doğurmaktadır.
Damga . vergisi yükümlüsü, ilgili belgelerdeki imza sahibi ya da şahipleridir. Damga vergisi ilgili kâğıtlara pul yapıştırılması ya da değerli kâğıtlar vergisi ödenmesi şeklinde tahsil edilir.
Damping
(Alm. Dumping) (Fr. Dumping) (Ing. Dumping]
İthal edilen bir ürünün ithal edildiği ülkede maloluş fiyatından daha ucuza satılması olarak tanımlanır. Daha genel anlamda, biriken stoklardan kurtulmak ya da piyasada avantajlı duruma gelmek için düşük fiyata satış yapmak da damping olarak nitelendirilir.
Konuya uluslararası ticaret açısından bakıldığında damping daha da
başka anlam ifade edebilir.
Uluslararası ticarette damping zaman zaman uygulanmışsa da dünya iktisat tarihinde belki de en uzun süreyle uygulanan damping, İngiltere'nin Levani Company aracılığıyla Osmanlı pazarlarında yünlü kumaş satımında uyguladığı dampingtir
Daralma
(Alm. Abschwung] (Fr. Contraction) (İng. Contraction)
1792 ile i913 yılları arasında konjonktür dalgalanmaları,
kapitalist ekonomileriin belirgin bir özelliği
olduğu, işsizliğin yüksek olduğu bir dönemdir.
Boom ve daralma bu dönem zarfında 7-8 yıllık aralarla birbirini izlemiştir. 1929-1935 yıllarının büyük depresyonu
ile kıyaslandıgı zaman daralmalar kısa ömürlü olmuştur. Daralmanın özellikleri; üretimin
gerilemesi,
işsizliğin artması, fiyatların ve ücretlerin
gerilemesidir. '
Dar Mükellefiyet
(Alm. Beschankte Steuerpflicht) (Fr. Contribuable restreint) (İng. Limited tax liability, Nation-Wide taxation)
Dünyada gelişen, hızlanan uluslararası iş ilişkileri, vergi yükümlülüğü konusunda tam mükellefıyet yanında dar mükellefıyet esasını geliştirmiştir.
Gerçek ve tüzel kişilerin elde ettikIeri kazanç ve
iratların Gelir Vergisi Kanunu ve Kurvmlar Vergisi Kanunu esaslarına göre vergilendiıilmesinde .dar mükellefiyet
de benimsenmiştir.
Türkiye'de yerleşmiş
olmayan gerçek kişilerin yalnız Türkiye'de elde ettikleılkazanç ve iratlar üzerinden vergilendirilmesine "dar mükelleyet' denir.
Darphane
(Alm. Münze, Münzstatte Fr. Hötel de la monnaie İng. Mint)
1843 yılına kadar Osmanlı İmparatorluğu'nun muhtelif mahallerinde para darp edilmiş, b
u tarihten sonra madeni para imali yalnız
İstanbul darphanesine tahsis olunmuştur.
Darphane Fatih Sultan Mehmet'in İstanbul'u almasından sonra
Beyazıt'ta Eski Saray civarında kuruldu.
1577'de Beyazıt'ta Koska'ya taşındı,
i723 taıihinde ise Gülhane Parkı' nın
Divanyolu kavşağına düşen kısmındaki binada faaliyetini son yıllara kadar sürdürmüştür.
Halen Darphane
Mecidiyeköyü'nde faaliyetini
sürdürmektedir.
Deflasyon
Enflasyonun tersi. Genel fiyat düzeyleri düşerken ulusal gelir,
üretim ve istihdamın da düşmesidir.
Destek seviyesi Fiyatların düşerken yoğun
alımlar ile karşılaştığı ve daha aşağıya düşmekte zorlandığı
seviyedir.
Dezenflasyon Sert olmayan deflasyonist önlemlerle
enflasyonun sınırlandırılmaya çalışılmasıdır.
Devalüasyon Sabit kur sestemlerinde
ödemeler bilançosu açık veren ülkenin hükümetçe alınan bir
kararla, ulusal paranın dış satın alma gücünün düşürülmesidir. Bu
yolla ithal malları pahalılaşırken yerli malların fiyatı da aşağı
çekilmiş olur. İhracatta artış sağlanmasına karşın aynı yabancı
para karşılığında daha çok ürünün değiştirilmesi ulusal ekonomi
için sömürülmesini anlamındadır.
Dış Borçlanma Ülkenin kaynaklarına ek bir
kaynak sağlamak, döviz olarak yeni ödeme gücü elde etmek gibi
amaçlarla ülke dışındaki yabancı hükümet ya da finans
kuruluşlarından karşılıklı ya da karşılıksız geri ödemeli kaynak
bulunmasıdır. Türkiye’de dış borç kavramı içinde kamu sektörünün
yanısıra, özel kesimin dış borçları da birlikte anılır. Dış Denge Bir ekonominin
dışalım ve dışsatım sonucunda ödemeler bilançosunun açık verip
vermemesidir. Dış denge, milli gelir, döviz kuru ve döviz
sınırları değişkenlerine bağlıdır.
Direnç noktası Borsada, belli bir süreç
içinde sürekli bir fiyat artışının yoğun satışlar sonucu
durdurulduğu fiyat seviyesini ifade eder.
Dönen Varlıklar
Dönen varlıklar, nakit olarak kasada ve bankada bulunan varlıklar ile, normal koşullarda bir faaliyet yılı içinde paraya çevrilecek, tüketilecek veya diğer bir dönen varlık haline dönüşecek varlıkları kapsar. Dönen varlıklar, yatırım ortaklıklarının en likit varlıklarıdır. Bu varlıklar, ihtiyaç duyulduğunda kullanılabilen hazırdaki nakitler, nakit benzeri değerler (örneğin tahviller), kolayca nakite dönüşebilen kalemler (örneğin alacaklar) ve kısa sürede tüketilecek (örneğin stoklar) varlıklardır. Dönen varlıklardaki kalemlerin nakitlik derecesi çoktan aza doğru sıralanmıştır.
Döviz Ulusal para dışındaki tüm yabancı
paralar ve bu para cinsinden değer taşıyan menkul değerlere
verilen isimdir.
Döviz
Borsası Döviz arz edenlerle döviz talep edenlerin
karşılaştıkları, ulusal paraların birbirlerine çevrildikleri
standartlaştırılmış piyasalar.
Döviz Kuru Yabancı paraların ulusal para
cinsinden fiyatıdır.
Döviz
Tevdiat Hesabı Yurtiçi ve yurtdışında yerlesik kişilerin,
ticari bankalarda açmış oldukları yabancı para cinsinden mevduata
verilen isimdir.
Dünya
Bankası Bretton-Woods Sistemi’nin ortaya çıkardığı
Uluslararası İmar ve Kalkınma Bankası’dır. Azgelişmiş ülkelerin
kalkınması amacıyla borç para vermek ve sermaye yatırımlarını
kolaylaştırmak için kurulmuştur.
Duran Varlıklar
Duran varlıklar, bir hesap dönemi içinde paraya çevrilmesi, tüketilmesi düşünülmeyen varlıkların yer aldığı kalemlerdir ve yatırım ortaklıklarının sabit (likiditesi az olan) varlıklarını kapsayan aktifleridir. Duran varlıklar daha çok yatırım ortaklıklarının üretim faaliyetlerini yerine getirmek için yaptıkları yatırımları kapsamaktadır ve bundan dolayı bu kalemlerin büyük bir kısmını ortaklıkların yatırımlarının kayıtlı bulunduğu maddi duran varlıklar ile, faaliyetleri ile az veya çok ilgili olan iştiraklerin kayıtlı olduğu finansal duran varlıklar oluşturur. Duran varlıklardaki kalemler, dönen varlıklara benzer şekilde, nakitlik derecesi çoktan aza doğru olarak sıralanmıştır.
E
Edgeworth, Francis Ysidro (1845-1926)
İrlanda'da doğdu: 189ı ile i922 yılları arasında Oxford Ûniversitesi'nde hocalık yaptı.
1891 ile 1926 yılları arasında Economic Journal dergisinin editörlüğünü yaptı Edgeworth'un en önemli eserleri şunlardır: Mathematical Psychics ( !881 ), Theoıy of Monopoly(1897), Theory of
Distribution (1904).
Efektif Alım ve Satım Hesabı
(Alm. Efektive-Kauf-Verkaufs-Konto) (Frç Compie d' achat et de vente des devises) (İng. Foreign exchange selling account)
Bu hesap banka malı olarak alınan ve satılan yabancı paraların Türk Lirası karşılıklarının yazıldıgı
hesaptır. Satın alınan her efektif için cinsine göre
ayrı yardımcı föy tutulur.
Efektif Döviz Kuru
(Alm. Effektive Wechsel Kurs) (Fr: Cours de change effect) (İng. Effective exchange rate)
1970'Ii yıllarda yayılan esnek "dalgalı" döviz kuru sistemiyle birlikte kullanımı da yaygınlaşan bir
kavramdır. Nominal veya reel olarak' hesaplanabilir.
Efektif kurların hesaplanmasında iki ayrı çeşit tartı kullanılabilir:
1) Çok-taraflı ticaret tartısında, ülkelerin dünya ticaretindeki payı veya belirli
bir bölge ticareti sözkonusu ise (sanayileşmiş ülkeler veya B. Avrupa Ülkeleri gibi)
buradaki pay sözkonusu olur;
2) İki-taraflı ticaret tartısı her ülkenin birbiriyle karşıliklı ticaretindeki
payları belirlenir.
Genellikle iki taraflı ticaret tartısı birinciye tercih edilmektedir.
Bunun iki nedeni vardır Birincisi, her ülke. piyasasında alicı ve
satıcıların karşılaştığı yerli ve yabancı fiyatlara olan ortalama döviz
kuıu etkilerini yansıtmasıdır diğeri de, reel kurların hesaplanmasında fiyat
seviyesi degişmeleri ile döviz kuıu degişmelerinin incelenmesine daha uygun olmasıdır.
Buna karşılik, çok-taraflı ticaret tartısı, iki ülkenin üçüncü piyasadaki rekabef
gücünü saptamak açışından daha uygun düşmektedir. '.
Efektif (Gümrük) Koruma Oranı
(Alm. Efektive-protektions-rate)
(Fr. Taux effectif de protection) (İng. Effective rate of protection)
Dış ticaretteki nominal gümrük vergilerinin fiili etkilerini
ölçmek için İkinci Dünya Savaşından sonra geliştirilmiş olan bir kavramdır. Çünkü, nominal gümıvk vergisi oranı fiili koruma oranından farklı olabilmektedir. Efektif koruma oranı, üretim birimi başına katma değere gümrük vergisinin etkisini inceler: Ancak, bu etkiye sadece gümrük vergilerinde . rastlanmaz: dış ticarette alınan diğer ithal vergileri
Endüstri İlişkileri
Endüstriler arası analize, milli gelir ve kısmi denge analizinin yetersiz olduğu birçok
amprik sorunda ihtiyaç duyulmaktadır. Endüstriler arası analiz, uygulamalı olarak
Geontief'in çalışmaları ile başlamıştır. Leontief 1931 yılında Amerikan ekonomisi ile
ilgili amprik bir model üzerinde çalışmaya başlamış ve eldc ettiği ilk sonuçları
1936 ve 1941 yıllarında yayınlamıştı. Bu çalışmanın en değerli sonuçlarından biri,
birçok ülkede endüstriler arası amprik çalışmayı teşhis
olasıdır. Endüstriler arası analize dayanılarak. kurulan
sısteme input-output sistemi denilmektedir.
Endüstri Mühendisliği
(Alm. Beiriebssiudie, Indusirielle Fertigungstechnik)
(Fr. Gesüon de I'entreprisel (İng. Industrial Engineering)
Günümüzde önemli bir mühendislik dalı olarak kabul edilen endüstri
mühendisliği, genel olarak insan etmenini de içeren mamul veya hizmet üretim ve
dağıtım sistemlerinin bütün yönleriyle incelenmesi konusunda mühendislik
anlayışının uygulanması şeklinde tanımlanır.
Endüstriyel Demokrasi
(Alm. Industrielle Demokrarie) (Fr. Democratie industrielle) (İng. Industrial democracy)
Siyasal demokrasinin,kurallarının ekonomik yaşama uygulanması ve
sanayide yönetim gücünün paylaşılmasıdır.
Endüstriyel demokrasi kavramı ilk defa Fabian Derneği kurucuları arasında yer
alan Sidney ve Beatrice Webb tarafindan kullanılmıştır.
Webb'lere göre, sanayileşmiş, ileri toplumlarda sendikaların var olması
demokrasi demektir.
Sanayileşmiş toplumlarda işgücünün dörtte üçünü, hatta bazı ülkelerde daha da büyük
bir oranını oluşturan ücretlilerin örgütlerin aracılığı ile sanayiin
doğuşunda ve yönetiminde söz sahibi olmaya başlaması makro düzeyde bir
endüstriyel demokratikleşmedir.
Başlangıçta endüstriyel demokrasinin gerçekleşmesi için toplu pazarlık
mekanizmasının kurulması ve sendikaların taraf olarak pazarlıkta söz sahibi
olması amaçlanmaktaydı. Ancak zamanla sendikalar toplu pazarlik hakkının
endüstriyel demokrasinin gerçekleşmesi için yeterli olmadığını görmüşler ve
sanayide yönetim gücünün paylaşılması amacına yönelmişlerdir.
Demokrasiyle yönetilen bir devlet en yüksek ve ileri gelişmesine ulaştığında,
işçi örgütlerinin istekleri yönetime katılma hakkının elde edilmesinde
toplanmaktadır. Bu amacın gerçekleşmesi ise sanayide yönetim gücünün paylaşılması
ile mümkündür.
Enflasyon
(Alm. Inflation) (Fr. Inflation) (İng. Inflation)
En basit şekliyle genel fiyat düzeyinin devamlı artmasi ve para değerinin
düşmesidir. Toplam mal ve hizmet arzının toplam talebi karşılayamaması, yani dengenin
kurulamaması enflasyonun temel özelliğidir. Hızla büyüyen talep karşısında onu
karşılayacak üretimin yapılamaması, piyasâyı daha yüksek bir fiyat düzeyinde
dengeye getirir.
Fivatlar genel düzevindeki artışı meydana getiren nedenler,
ülkelenin sosyo-ekonomik yapılarına göre farklılık göstermekle birlikte, genel
olarak aşağıdaki şekilde özetlenebilir:·
:
Tüketici gelirlerindeki artışların talebi artırrası, Cari fiyatlarda toplam
talebin, toplam arzdan yüksek olması,
Iklim koşullarımn olumsuz olduğu dönemlerde ürün arzının azalması, yüksek
taban fiyatı politikaları,
İşçi ücretleri ve hammadde fiyatlarındaki artışlar, yüksek faiz hadleri,
devalüasyon gibi üıün maliyetlerini doğrrdan yükselten etkenler,
İthal edilen malların fiyatlarındaki yükselmeler,
Kamu kuruluşlarının etkin çalışmaması nedeniyle maliyetlerin artması,
Tasarrufların yatırımlardan az olması,
Tedavüldeki paranın hızla artması, devlet harcamalarının devlet
gelirlerine kıyasla artması, bol ve ucuz krediverilmesi vb.
Günlük deyimde “genel fiyat seviyesindeki yükselme eğilimi” olarak
bilinmesine karşın, ekonomide eğilimin nasıl hesaplanacağı
tartışılmaktadır. Ülkemizde Devlet İstatistik Enstitüsü’nün her ay
açıkladığı Toptan Eşya Fiyat Endeksi (TEFE) artış oranı enflasyon
rakamı olarak belirleniyor. Enflasyon, talep, maliyet, ılımlı ve
hiper olarak dörde ayrılabilir.
Enflasyonist Açık
(Alm. Inflatorische Lücke)(Fr. Ecart inflationiste] (İng. Inflationary gap)
Bir· ekonomide denge milli gelir seviyesini, fiilen gerçekleşmiş efektif talep
belirlemektedir. Dolayısıyla, efektif talebi oluşturan
yatırım ve tüketim harcamalarında meydana gelebilecek hızlr bir artış,
toplam talep ile toplam arz arasındaki dengeyi bozacaktır.
Diğer bir deyişle, üretilen mal ve hizmetlere göıe talebin daha hızlr artması,
fiyatların devamli yükselmesine neden olacaktır.
.
Ekonomide bütün faktörler· tam kullanım halinde olduğunda hammadde ve
yardımcı madde bulmak güçleşeceğinden, toplam arzın kısa dönemde artırılması
olanaksızdır. Talepteki artışlar, mevcut mal ve hizmetlerin fiyatlarını yükseltecektir. Toplam aızın ekonomideki çeşitli daı~ıogazlar sonucu aırtınasımn olanaksız olduğu noktadan itibaren enflasyonist baskı oırtaya çıkar. Böylelikle, toplam taleple toplam mal ve hizmetler arzı arasındaki fark büyüdükçe fiyatlar artmakta; dolayısıyla enfiasyonist açık da büyümektedir.
Devlet, aşırı talep artışlarının yarattığı enflasyonist baskının şiddetini azaltmak
için reeskont politikası, rezerv nispetlerinin değiştirilmesi, açık piyasa
işlemlerinden oluşan para politikaları ve bütçe fazlası veren maliye
politikaları uygulayabilir
Enflasyonist Helezon
(Alm. Inflationsspirale)(Fr. Spirale inflationiste) (İng. Inflationary spiral)
Fiyat artışlarının ücretlerde, dolayısıyla maliyetlerde bir artış yaratarak tekrar
fiyatlara yansımasıdır.
Enflasyon İthali
(Alm. Importierte Inflation) (Fr. Inflation importee) (İng. Imported inflation)
Enflasyonun, yani fiyatlar genel düzeyindeki artışın hızlanmasını büyük oranda dış
ekonomik ilişkilerden kaynaklanması demektir.
Enflasyon ithali teriminin 1973 Dünya Petro1 Krizinden sonra Türkiye'de iktisat
diline girdigini görmekteyiz,
Enflasyon Şoku
(Alm. Inflationsshock) (Fr. Choc inflationniste) (İng. Inflationary shocks)
Piyasanın bazı kesimlerinde mal ve faktör fiyatları ile maliyetlerinin öbür iş
kollarına göre aşırı ve ani yükseliş kaydetmesi enflasyon şoku oluşturur.
Para arzının şişmesi, devalüasyon, petrol fiyatlarının yükselmesi, tekelleşme ve
kartelleşme, yatırımların net tasarrufu aşması, kamu kesimi açıkları,
ücret zamları vb. enflasyon şokunu doğuran durumlara örneklerdir.
Enflasyon şokunun fiyatlar ve gelirlere yansıması zaman alır.
Bu yansıma olayına "şok tepkisi" denilmektedir.
Enflasynn şokunu izleysn şok tepkileri bazen bir buçuk iki yıl sürebilir ve
şok etkisinden daha yoğun olabilir.
Enflasyonun Onaylanması
(Alm. AkzeptieıKesinflaüort) (Fr. Inflation valide) (Ing. Validated inflation)
Hükümetin paıa politikası paı~a aı~zııun enfiasyon oi`anı kadar artmasına izin verirse enfiasyon oraıu onaylanmış, desteklenmiş olur. Para aızının aı~tış praın en8asyon oıanımn altında tutulursa enflasyon onaylanmamış, desteklenmemiş olur.
Enformasyon
(Alm. Inforınatiorı, Auskunft) (Fr. Information)(Ing. Information)
Sözcük dar anlamda haber ya da bilgi anlamına gelmektedir.
Özellikle 20. yüzyılın ikinci yarısında iletişim tekniklerinde meydana gelen büyük değişiklikler bağlı olarak uluslararası bir terim niteliği kazanmıştır.
Böylece terimin anlamı genişlemiş ve yaygın bir kullamm alanı bulmuştur.
Geniş anlamda enformasyon, belli bir anda veya belli bir toplumda bilgi ve haberlerin
yayılmasına olanak sağlayan araçların tümüne verilen addır.
Enformatik
(Alm. Informaüek) (Fr. Informaüque) (İng. Informatics)
Her türlü bilgi ve veıznin elektronik bilgi işlem makineleri aracılığıyla
değerlendirme tekniklerini konu alan bir bilim dalıdır. Bu alanda çalışan
Türk bilim adamları enformatik karşılığında bilişim sözcüğünü kullanmaktadırlar.
Enfrastrüktür
(Alm. Infrastruktur] (Fr. Infrastructure) (İng. Infraskniçkina)
Çokyaygın kullanım alanı olan bu terimimin
Türkçe karşıliğı "altyapı"dır. Ekonomi biliminde dar ve geniş olmak üzere iki farkli
anlamı vardır. Dar anlamda altyapı, bir yatırımın
gerçekleştirileceği yerde aranan ulaştırma, haberleşme,
enerji, su gibi maddi olanakları kapsar. Geniş anlamda ise
ekonominin sahip olduğu ya da olması gereken ulaştırma haberleşme,
enerji, su ve kanalizasyon gibi tesisler, eğitim ve sağlık
alanlarındaki kuruluşlar, bu konularla ilgili bilgi ve
beceriyi içine alan. sosyal sabit sermayey, temsil eder.
Engel Kanunu
(Alm. Engelsche Gesetz] (Fr. Coi d EngelJ (lng. Engel's Law)
Bu kurala göre, bir kişinin geliri ne kadar düşükse, toplam
gelirinden besin maddelerine yaptığı harcamaların oranı o
kadar yüksektir.
Geçinme endekslerinde besin maddelerinin ağırlığı zaman içinde
önemli bir düşme göstermiştir. İngiltere'de 1914'te
hazırlanan geçinme endeksinde besin maddelerinin ağırlığı % 60
iken 1972'de hazırlanan geçinme endeksinde %o 35°e düşmüştü.
Aradaki fark, hayat standardının
zaman içinde yükselmiş olmasından ileri gelmektedir.
Engels, Friedrich (1820 - 1895) .
Karl Marx'la birlikte bilimsel sosyalizm öğretisinin,
diyalektik ve tarihi materyalizm teorisinin kurucusudur.
Engels i820'de Barmen'de (Almanya) doğdu. Babası hali vakti
yerinde bir dokuma fabrikası sahibiydi. Ailesi tarafindan
eğitimi için gönderildiği Berlin'de gönüllü topçu olarak
askere yazıldı Engels bir yandan da Marx'ın da içinde olduğu
genç Hegelciler grubuna katıldı. 1842 de Hegel'in karşıtı
Schelling'e karşı bir eleştiri yayınladı ve aynı yıl
doktorasını vererek Rheinische Zeitung'a yazı yazmaya başladı.
Bu yıllarda Engels çıkardığı tutucu sonuçlardan ve
diyalektiğin idealist yorumundaki çelişkilerden ötürü
Hegel'i eleştirmeye başlar.
Ticaret öğrenimi görmek için gittiği lngiltere'de yakından
gözlediği işçi sınıfının yaşayışı onu proletaryanın
dayanılmaz ekonomik koşulları ve politik haklardan
yoksunluğuna ilişkin düşünmeye
itti ve yazdığı lngiltere İşçi Sınıfının Durumu adlı kitabında
işçi sınıfının siyasi iktidarı olarak tarihi bir görev yerine
getireceğini ve bu sınıfın . kendi kurtuluşu için mücadele
ettiğini belirtti.
1844 de Paris'de Karl Marx'la tanıştı. Bu tanışmayla
başlayıp ölümlerine kadar süren dostluk ve çalışma arkadaşlığı
bilimsel sosyalizmi yarattı. Marx'la birlikte Engels Tarihi ve
diyalektik materyalizmin temellerini attılar. İki dost ve
mücadele arkadaşı daha sonra I. Enternasyonalin programı
1. Enternasyoneli yaşama geçirdiler.
Engels, Almanya'da kaldığı sürece Marx'a ekonomik yardımlarda
bulunarak onun çalışmasım kolaylaştırdı. 1848-49 İşçi
Hareketlerine doğrudan katıldı. Hareketlerin yenilgiye uğramasından
sonra Marx'ın yaşadığı lngiltere'ye geçerek çalışmalarını
diyalektik ve tarihi materyalizmin geliştirilmesi doğrultusunda
yoğunlaştırdı. Diyalektik materyalizmi
doğa bilimlerine uyguladı. Marksist bilgi teoızsinin gelişmesine büyük katkılarda
bulundu. Çalışmalarında kitlelerin sürdürdükleri ekonomik yaşamın oynadığı
ayırıcı rolün tarihte hiçbir zaman fikirlerden ve kişilerden kaynaklanmadığını
kanıtlamaya çalıştı.
Karl Marx'ın ölümünden sonra arkadaşının düşünsel ve politik yerini aldı.
1895 de Kapital'in II. ve III. ciltlerini yayıma hazırladı.
Bilimsel sosyalizmin Marx'la birlikte kurucusu kabul edilen Engels, 1895 de
Londra'da öldü. Vasiyetine uyularak cesedi yakılıp, külleri Manş denizine serpildi.
Enstitüsyonalizm
(Alm. Institutionalismus) (Fr. Institutionalisme) (İng. Institutionalism)
Enstitüsyonalizm'in kuRucusu Thorstein Veblen olarak kabul edRlir.
Veblen, ekonomik topluma Darwin'in, evrimci değişme kavramını uygulamıştır. Belirli
bir zamanda cari olan düşünce ve hareket alışkanlıklarının kurumlar
ya
da yaygın ioplumsal alışkanlıklar olarak nitelendirmiştir. Fiyat sistemi,
üretim faktörlerinin
kullanımı karşılıği yapılan ödemeler, özel mülkiyet, rekabet, kâr saiki, para ve
kredi araçları, bankalar, iş yapmanın çeşitli.biçimleri. Veblen bunların nasıl
işlediğiyle ilgilenmemiştir. Her kurumun nasıl başladığını, nasıl geliştiğini,
ne gibi değişikliklerden geçtiğini, toplumun kurumları nasıl değiştirdiğini,
kurumların da toplumu nasıl etkilediğini incelemek istemiştir.
Veblen'e göre, kuramların evrimi sürekliliğini koruyacaktır
Enternasyonaller
(Alm Internationale) (Fr. Internationale) (İng. International)
Eşel Mobil Ücretli ve maaşlıları, hayat
pahalılığı karşısında korumak amacıyla fiyat artışlarıyla doğru
orantılı olarak artmasının sağlanmasıdır.
F
Faaliyet Gelirleri
(Alm. Operationele Eingaben)
(Fr. Revenus de fonctionnement)
(Ing. Operating reevenues)
Muhasebede kârın saptanması işlemi, işletmeye giren ve işletmeden çıkan iki zıt değer akımının, yani satış gelirleri ve giderlerin karşılaştırılması ile olur. Mal ve hizmetler satıldığında ya da alicılara teslim edildiğinde işletmeye nakit girişi olur yeya bir alacak doğar. İşte, işletmeye giren söz konusu para ve
alacaklar o dönemin gelirlerini, diğer bir deyişle satışhasılatını oluşturur.
Faaliyet gelirleri, işletmenin ana faaliyet konusuna
ilişkin satışlarından ve diğer işlemlerden
sağladığı gelirlerl kapsamaktadır.
Faaliyet Giderleri
(Alm. Operationele Ausgaben)
(Fr. Frais de fonctionnement)
(İng. Operating expenses) .
Dönem giderleri diye de tanımlanan faaliyet giderleri,
işletmenin üretimi ile ilgili olmayan tüm gider kalemlerini kapsar. Bu kalemler de "Genel yönetim giderleri", "Pazarlama, satış ve dağıtım giderleri", 'Araştırma ve geliştşrme giderleri" şeklinde
gruplanır.
Faaliyet Hacmi
(Alm. Geschaftsvolume) (Fr. Capacite de fonctionnement)
(Ing. Volume of operations)
Faaliyet hacmi, genel bir kavram olarak,
belli bir dönem zarfındaki işletme faaliyetlerinin niceliğini ifade etmek için kullanılır. Bu anlamda faaliyet hacmi satışlar veya üretim hecmi cinsinden ifade edilebilir.
Bir işletmede faaliyetlerin bütçelenmesi sürecinin
bir kısmı olarak imalat maliyetlerinin bütçelenmesi
söz konusu olduğunda, faaliyet hacmi maliyet tahminleri için bir hareket noktası oluşturur.
Faaliyet hacmi belirlendikten sonra, bu faaliyet
hacminin gerekli kılacağı imalat maliyetleri
(hammadde ve malzemeler, işçilik ve genel imalat maliyetleri)
tahmin edilmeye çalışılır.
Faaliyet Kaldıracı
(Alm. Betriehliche Hebelwirkung) (Fr. Action dıi levier) (İng. Operating leverage)
Bir işletmede toplam giderlerin bir bölümünün,
faaliyet hacmi ne düzeyde bulunursa bulunsun,
sabit gider niteliğinde olması, faaliyet kaldıracına olanak vermektedir. İşletmenin toplam giderleri içinde sabit giderlerin payı yüksekse, şatış.hacmindeki değişiklikler kârlarda daha büyük değişmelere yol açacaktır. Yani işletmenin satışlarındaki
değişmelerin kârlarda daha yüksek oranlarda değişiklik
yaratmasındaki neden, işletmenin sabit giderlerinin birkaldıraç etkisi yaratmasıdır. İşletmenin giderlerinin tamamı değişken gider niteliğinde ise, faaliyet
kaldıracı söz künusu edilemez.
İşletmelerin giderleri kısa vadeli analizlerde sabit ve değişken giderler olarak gruplanır. Uzun vadeli analizlerde ise işletmenin her tür giderleri değişken niteliğe bürünür. Bu nedenle faaliyet
kaldıracı sadece kısa vadeli analizlerde söz konusu olabilecektir.
Faaliyet kaldıracı, sabit giderleri çok yüksek olan iş kollarında belirgin şekilde kendini gösterir.
Faaliyet Raporu
(Alm. Aktivitaets Bericht) (Fr. Rapport d'activite) (lng. Activity report)
Bir dönemi kapsayan faaliyeti içeren rapor. Türk Ticaret Kanunu'nun 327. maddesi uyarınca anonim şirketlerde idare meclisinin her iş yılı sonunda
şirketin ticari, malî ve iktisadi durumunu ve yapılanişlemlerin özetini göstermek amacıyla hazırlamakla yükümlü oldukları yıllık rapor.
Fabian'cı Sosyalistler
(Alm. Fabiansche Sozialisten] (Fr. Socialistes Fabian) (Ing. Fabian Socialists)
İngiltere'de, İskandinav ülkelerinde ve daha dar bir ölçüde Amerika ve Kanada'da itibar gören
sosyalizm, demokratik sosyalizm tanımına en çok uyansosyalizm tipidir. Bu çeşit sosyalizmin amaç ve
yöntemlerini şöyle sııalamak mümkündür Kademeli gelişim, dönüşümleri gerçekleştirmek için siyasal iktidarın ele geçirilmesi, tüm kol ve fikir işçilerini kapsamına alan emekçi sınıfların sosyalist bir düzen içinde eğitilmesi, hazırlanması. Bu sosyalist okulun öncüsü olarak genellikle Robert Owen gösterilir. Owen 1815 yıllarında fabrika kapitalizminin
sömürülerine karşı çıkmış, onu çok sert bir
dille yermiş ve çıkar yol olarak kooperatifçi-sosyalizmi
savunmuştur.
Kooperatifçi sosyalizmin özü, komünal işbirliği birimleri (köyler)dir.
Bu sosyalizm türünün şon derece barışçı, şiddet - aleyhtarı doğası bir
haylı aydın ve kol işçisinisaflarına çekmiştir. Fabian-tipi sosyalizm,
gerçek sosyalizm tanımına en çok uyan bir biçündir.
Factoring
Müşteri (şirket) alacaklarının factor denilen gerçek ya da tüzel
bir kişi tarafından bedeli peşin ödenerek satın alınmasıdır. Mal
ve hizmet satışı yapan bir ticari işletmenin vadeli alacaklarının
factor denilen bir mali kuruluş tarafından alacaklıya rücu hakkı
olmaksızın satın alındığı finansal hizmettir.
Faiz Ödünç alınan belirli bir fonun
kullanma bedelidir.
Faiz
Ödemeleri Bu veriler Hazine, Kamu İktisadi Teşebbüsleri,
döviz pozisyonu tutan bankalar ve yurtdışından kredi alan diğer
kuruluşlara ait borçların faiz ödemelerini kapsar. Bütçede eksi
kalemdir.
Fonlama
Özkaynaklarını kullanarak kaynak sağlama yöntemidir. Senet ihraç
edilmesidir. Şirketler, borç alarak ya da özkaynaklarını
kullanarak kaynak sağlarlar.
Forfaiting Latincede alacak hakkının kayıtsız
ve şartsız olarak teslim edilmesi anlamındadır. Vadeli mal ve
hizmet ihracatından doğan ve belirli bir ödeme planına bağlı
olarak tahsil edilecek olan alacakların daha önce bu hakkı elinde
bulunduranlara rücu edilmeksizin (kayıtsız şartsız ve vazgeçilmez
olarak), bir banka veya bu alanda uzmanlaşmış bir finans kuruluşu
(forfaiter) tarafından satın alınarak iskonto edilmesidir.
Uygulamada forfaiting işlemi yatırım mallarını kapsamaktadır.
1950’li yıllarda ABD ve Avrupalı ülkelerin SSCB ile dış
ticaretlerinde doğdu. Uzak Doğu ve Latin Amerika ülkelerinde
yaygınlaştı.
G
Garanti Mektubu
Kefalet, menkul rehni vb. özel bit kontr-garanti hükmü içerebileceği gibi ilişkinin çok yakın olduğu durumlarda (örneğin holding-yavru şirket ilişkisi) hiçbir kontr-garanti içermeden de yapıldığı görülmektedir.
Türkiye'de 1960 yılların sonuna dogru, özel sektör tarafından çıkarılan tahviller banka garantisini içermiş, tahvil piyasasının büyük bir
patlama göstererek gelişme göstermesiyle 1970'li
yılların başlarından itibaren garantisiz tahvil ihracına geçilmiştir.
Garanti Lokal
(Alm. Garantie für Importeur)
(Fr. Garantie locale) (İng. Local guarantee)
İthalât bedelini güvence altına almaya yönelik
garantidir. İthalat bedelini malın satıcısına karşı
sağlamaya yönelik bu garanti, niteliği bakımından birteminai mektubuna benzer. Akreeditifte ihracatçı malları sevkeder etmez malı temsil eden belgeleri ülkesindeki bankaya verince ithalat bedelini alır. İthalat garantisi karşılığında yapılan göndermelerde ise mal bedeli genellikle belgelerin alıcı eline
geçmesinden ve depo edilen mal bedelinin transferindensonra ödenir. Garanti lokalde ithalatçının önceden bir kuvertür tesis etmesine gerel yoktur. Dolaysıyla. bu işlem ithalatçı için kolay ve ucuz bir yoldur. Buna karşılik ihracatçı, mal bedelini malları gönderdikten çok sonra alabilir. Bu garantiler, niteliklerine göre,
a) Döviz transfer garantileri,
b) TL ödeme garantileri,
c)Kur farkı garantileri şeklinde sınıfiara ayrılabilir.
Garanti Mektubu
(Alm. Gaentiebrief) (Fr. Letter de garantie) (İng.
Lettee of guarantee)
Dış ticarete konu olan malın bedelinin ithalatçı
tarafından ihracatçıya ödenmesini garanti etmek üzerebankaların ithalatçıdan alacakları talimata
dayanılarak ihracatçı lehine verdikleri garantiyi ifade edenmektuptur.
Mahiyet itibariyle teminat mektubu sayılabilir. Çünkü ithal edilecek malın bedeli satış sözleşmesine göre vesaikin ya da
malların sevkine veya kredili satış söz konusuysa, belirli bir vade
dahilinde ithalatçı
tarafından ödenmediği takdirde bankaca
ödenecegi taahhüt edilimektedir.
İşlemde satıcı, bir bankanın itibarına güvenerek
malını sevkeder.
Gayri Kabili Rücu Akreditif
(Alm. Unwiderrufliche Akkreditiv) (Fr. Credit
irrvocable)
(İng. Irrevocable credit)
Başlangıçta balirtilen akreditif şartlarına tamamen uyulması kaydıyla belirlenen süre içinde çekilecek poliçelerin akreditifi açan banka tarafından kabul edileceği veya ödenecegi hakkında kesin taahhüdü ihtiva eden bir akreditif çeşididir.
Bütün ilgililer (Lehdar, amir ve
muhabir bankalar).
Gayri Safi Milli
Hasıla (GSMH) Bir ulusal ekonomide belirli bir dönem
içinde (genellikle bir takvim yılında), üretilen mal ve hizmet
değerlerinin toplamıdır.
H
Haberler Gotcfried (1900- ) . Avusturya doğuınlu bir Amerikalı iktisatçıdır: Daha çok uluslararası ticaret konusunda çalşmalarıyla tanınır.
Amerika'ya gelmeden önce Viyana Üniversitesi'nde
profesörlük yapan Haberler; Milletler Cemiyeti'ne
de danışmanlık yapımıştır.
Amerikan uyruğuna geçtikten sonra Harvard Üniversitesi'nde çalışmaya başlayan Haberler; Amerikalı iktisadi Araştırmalar Bürosu Başkanlığı yapmıştır.
Uluslararası ticaret dışında ilgilendiği diğer konular arasında indeks sayıları, refah ekonomisi ve ekonomik depresyon da bulunmaktadır.
En önemli eseri olan Theory of International Trade (1936) da uluslararası ticaretten kazançlar incelenirken o zamana kadar kullanılan Ricardo'nun
reel maliyetler kavramına alternatif bir kavram geliştirdi. Bu eserinde reel maliyetler yerine fırsat maliyetler kavramını kullandı.
Diğer önemli eserleri: O zamana kadar konjonktür
dalgalanmaları konusundaki literatürün bir taramasını
yaptığı Prosperity and Depression (1935), International Trade and Economic Development (1959), A Survery of
International Trade Theoıy(1961) ve Money in the International Economy (1965)'dir.
Hak Grevi
(Alm. Der Streik um das besiehende Recht)
(Fr. Greve pour determination du droit)
(İng. Strike for grievance settlement)
15.7.1963 tarih ve 275 sayılı Toplu İş
Sözleşmesi Grev ve Lokavt Kanunu'nun 19. maddesinin
2. fıkrası mevzuat
veya toplu iş sözlemesi ile sağlanmış
olan hakların toplu iş
sözleşmesi ile baglı olan
işveren kuruluşu tarafından
veya onun teşvik ve tahriki ile bozulması halinde, aynı sözleşme
ile bağlı olan işçi kuruluşunun, o işyerine ait
işyerlerinde veya o
işveren kuruluşunun mensubu olan işverenlere
ait işyerlerinde greve karar
verme yetkisi olduğunu düzenlemiştir.
Böylece hak uyuşmazlğının
çıkması halinde, bu
uyuşmazlığın esas
çozum
yeri olan mahkemeler dışında
grev yolu ile çözümlenmesi
olanağı
sağlanmıştır
Aslında menfaat uyuşmazlıkları
için
ön görülmüş olan grev
kurumunun,
hak uyuşmazlıklarının
çözümünde bir araç olarak
kabul edilemeyeceği
hukukun genel ilkesidir.
Ancak, hak uyuşmazlıklarının
çözümü için mahkemelere gidildiğinde
bu konuda uyuşmazlığı çözen bir karar almanın
özellikle ülkemizde çok uzun zamanı gerektirdiğini dikkate alan yasa
koyucu hak uyuşmazlırında da grev hakkını tanımayı uygun görmüştür.
Haksız Rekabet
(Alm. Unlauterer Wettbewerb)
(Fr. Concurrıence deloyale)
(Ing. Unfair competition)
Aldatıcı hareket ve iyi nivet
kurallarına. aykırı şekilde rekabetin suistimali
ve bu yüzden bir kimsenin
ticari işletmesi veya diğer iktisadi çıkarlarının zarar görmesi veya böyle bir tehlikeye düşmesidir.
Türk mevzuatında haksız rekabete ilişkin
hukuki hükümler Borçlar Kanunu
48. maddesi ve Ticaret Kanunu 56-65. maddelerinde, Alâmeti Farika
Nizamnamesinde ve Beynelmilel
Sınai Mülkiyet Mukavelelerinin
6.11.1925 tarihli La Haye
Tadilatına iltihak Edilmesi Hakkında Kanun'da
yer almaktadır.
Halka Açık Anonim Ortaklık
(Alm. Gesellschaft mit Arbeiterbeteiligungen) (Fr. Societe anonyme owerte au public] (Ing. Corpora
tion open to the public)
İlke olarak pay senetlerini halka arz eden anonim şirketler "halka açık anonim ortaklık" sayılmaktadır. Bu ortaklıklar yeni bir sermaye şirketi tipi değil,
anonim ortaklık tipi içinde özelliği olan çok ortaklı birşirket çeşidi olarak nitelenmektedir.
Halka Arz
(Alm. Emission-Angebot für
Publikum)
(Fr. Offre publique)
(İng. Public offer)
Şirketlerin kaynak ihtiyacını karşılamak amacıyla özkaynak yoluyla
senet ihraç ederek (fonlama) kaynak sağlamasıdır. Şirketler kaynak
ihtiyaçlarlarını faiz karşılığı yabancı kaynaklardan (borç) ya da
özkaynaktan (ortaklardan sermaye yoluyla veya faaliyetler sonucu
kazanç yoluyla) sağlar. Özkaynak için ödenmesi gereken ve ortaklar
tarafından belli bir taban limitte beklenen temettü geliridir.
Özkaynak yoluyla fonlama yani senet ihraç ederek toplanacak
fonların maliyeti, borçlanmadan daha ucuz ise, şirketler halka
arza başvurma yolunu tercih edecektir.
Şirketler hukukunda önem arzeden
bir kavramdır.
Anonim ortaklıklar'ın tedrici
kurulma şeklinde, ana sözleşmenin
düzenlenmesinden ve Ticaret Bakanlığı'ndan izin alınmasından
sonra ortaklık
hisseleri halka arzedilir.
Kurucular hiç sermaye taahhüdünde
bulunmamışlarsa, tüm sermaye halka başvurularak taahhüt ettirilebilecektir.
Kurucuların çağrısı üzerine,
ortaklıkta pay sahibi olmak isteyenler bir katılma
taahhütnamesiyle ortaklığa katılma talebinde
bulunurlar. Hukuken hisseleni
halka arzı bir "icaba davet",
katılma taahhüdü
de "icap"tır.
Ortaklık kurucuları bu
icabı kabul zorunda değildirler.
Bu şeldlde hisselerin halka arzı,
hisseli komandit şirketlerde yumuşatılmış şartlar altında
geçerlidir. Bunların yanısıra, anonim
şirketlerin ödünç para
bulmak için tahvil çıkararak
halka arzetmeleri söz konusudur.
Tahviller kıymetli evrak
niteliğine sahiptirler ve
nama ya da hâmile yazılı olabilirler.
Hazine Devletin tasarruflarını ve mali
işlemlerini idare eden kurumdur.
Hazine Açığı Hazine, devletin harcama ve
gelirlerinin gerçekleştiği soyut bir kasa olan kurumdur. Belli bir
dönemde Hazine’nin kamusal giderlerinin finansmanı için yapılan
ödemeler, toplanan kamu gelirlerini aşması durumunda Hazine açığı
ortaya çıkar.
Hazine
Bonosu Hazine tarafindan vadesi 1 yıldan kısa süreli
olarak çıkarılan ve iskontolu olarak işlem gören borçlanma
senetleridir.
Hiper
Enflasyon Dörtnala enflasyon olarak adlandırılır. Paranın
değerinin yitirdiği en şiddetli enflasyon biçimidir. İktisat
tarihinde çoğunlukla savaş ya da sonrasında ortaya çıkmış ve yeni
bir para biriminin kurulmasını zorunlu hale getirmiştir.
Hisse senedi Anonim
ortaklıklar tarafından çıkarılan ve anonim ortaklığın sermayesine
belirli bir katılma payını temsil eden kıymetli
evraktır.
Hissedar
Bir anonim şirketin hisse senedine sahip olan şahıstır.
I,İ
İbra
(Alm. Erlass, Entbindung)
(Fr. Rémise de dette)(İng: Acquitance)
Arapça bir kelimedir.
Bir kimseyi bir yükümlülük veya borçtan beri kılmak,
kurtarmak anlamında kullanılır
İbra sözleşmesi; alacaklı ile
borçlunun varlığından
kuşku duymadıkları bir
alacağı ortadan kaldırmak için yaptıklan bir anlaşmadır
Bir başka tanıma göre ibra, alacaklının
alacak hakkından vazgeçmesi ve bu suretie borçlunun
borcundan kurtulmasını kapsayan bir akittir: .
IMF (Uluslararası
Para Fonu) Uluslararası ticaretin gelişmesi, tam
istihdam, gelişim hızının artırılması, sabit kur sisteminin
gerçekleşmesi, kurlarda kararlılığın sağlanması, tek yönlü
devalüasyonu önlemek ve ödemeler dengesi sorunlarını çözmek, kredi
sağlamak gibi çok amaçlı kurulmuş bir örgüttür.
İç Borçlar Hükümetin ülke sınırları
içinde kişi ve kurumlara ulusal para cinsinden borçlanmasıdır. Bu
borçlanmanın iktisadi niteliği, satın alma gücünün özel ve kamusal
kesimler arasında el değiştirmesidir. İç borçlanmada ülkenin
kullanabileceği kaynaklara bir ek söz konusu değildir. Devlet, en
yaygın yöntemle halka ve kurumlara sattığı kağıda +bağlı bono,
tahvil ve kağıda bağlı olmayan yöntemlerle borçlanabilir. İç
Borçlanma; kısa-uzun vadeli, teminatlı-teminatsız ve
zorunlu-gönüllü olarak üç gruba ayrılabilir.
İşlem hacmi Her hisse senedi için
gerçeklesen işlemlerdeki hisse senedi sayısı ile işlem fiyatının
çarpılmasıyla elde edilen değerlerin toplamıdır. Tüm hisse
senetlerinin işlem hacimleri toplamı, piyasanın toplam hacmini
oluşturur.
İşlem
miktarı Bir seansda ya da belli bir dönemde alınıp
satılan menkul kıymet adedidir.
J,K
Jargon
Aynı çevrede yaşayanların veya
aynı meslekte olanların
aralarında
konuşurken kullandıkları
kendilerine özgü sözlere: jargon denilmektedir. Jargon,
sözçüklerin dildeki normal
anlamından saptırılarak bambaşka
bir durumu veya şeyi ifade eden
kelimelerden oluşmaktadır.
Jestiyon Usulü
(Alm. Haushaltsführung)
(Fr. Systeme gestion) (İng:Gestion System)
Bütçe bir
yıllık bir kanun olup
mali dönem sonunda yürürlükten kalkar.
Ancak, bütçe dönemi
son bulduğu halde geçmiş
yıl bütçesiyle ilgili
olarak tahsil edilmemiş
ya da ödenmemiş gelir ve
giderler bulunabilir.
Bunların nasıl bir işleme
tabi tutulacağı konusu bütçenin
kapatılması esasını
ortaya çıkarmaktadır.
Bütçenin kapatılması
Eksersiz (hesap dönemi) Jestiyon (idare zamanı)
olmak üzere iki usule göre yapılmaktadır.
İdare zamanı ya da
kasa hesabı usulü de denen jestiyon usulünde,
gerçekleşen gelir veya
gider hesabının
içinde bulunulan yıl
bütçesine kaydedilmesi esastır. Bu usulde
bütçe döneminin bitmesiyle
o bütçe hesabı
kapatılmaktadır.
Ancak, yine de bazı istisnalar
kabul edilmektedir.
Türk bütçe sisteminde
jestiyon usulü kabul edilmiş olmakla
beraber, bazı istisnalar
da getirilmiştir.
Verile emrine bağlanmış
ancak henüz ödenmemiş giderler bütçeye "gider"
yazılıp emanet hesabına alınır. Avanslar için
de 1 aylık mahsup süresi
kabuledilmiştir. Mali yıl
sonundan itibaren 1 ay
içinde hizmet yerine getirilir
ve tahakkuk evraka tevdi olunursa, avans, verildiği
yıl bütçesinden' mahsup
olunur. Verile emrine
bağlanmamış giderler de
yeni yıl bütçesindeki "geçen yıllar
borçları" tertibinden
ödenir.
Bütün bu işlemlerle ilgili
hükümler Muhasebe-i Umumiye Kanunu'nda
düzenlenmiştir.
Jevons, William Stanley
(1836-1882)
Marjinalist okulun kurucularından ünlü
bir İngiliz iktisatçı.
Üniversitede başlangıçta kimya ve
botanik öğrenimi gördü. Çok çeşitli
konularla ilgilendi.
Ekonomi konusunda
başlangıçta kendi
kendini eğitti.
Bu yüzden ekonomiye katkıları tümüyle
orjinaldir.
Bunları oluştururken ekonomi literatüründen
pek az yararlanmıştır.
Daha sonra ekonomik
kariyer yapmaya başladı,
1866'da profesör oldu.
Mantık ve ekonomi-politik
dersleri verdi.
İngiltere'ye dönünce
orjinal fikirleri
üzerinde çalışmayı hızlandırdı.
Tüketilen miktar
arttıkça bu maldan kazanılan
faydanın, ya da
tüketilen son birimin
faydasının giderek
azalacağı aksiyomuna
dayanan değer teorisini
ilk kez ı862'de bir bilim derneğine yazdığı raporda
açıkladı; fakat bu raporu gerektiği ölçüde ilgi
görmedi. Değer teorisi
konusundaki
en olgun eseri sayılan
The Theory of Political Economy(1871)
pek ilgi çekmedi.
Ününü sağlayan kitap, İngiltere'nin
kömür madenlerinin
tükenmeye yüz tutacağını,
böylece kömür
fiyatlarının
yükselerek kömüre
dayalı endüstri
yapısının çökeceğini öne süren The Coal Question'du
(1865). Bu kitaptaki "kehanet" hiçbir
zaman gerçekleşmedi,
zira kömür yerine
kullanılan başka enerji
kaynakları bulundu.
Jevons parasal
istatistiklerle de
ilgilendi. 1863'te yayımlanan ve dünyada
bulunmuş yeni altın madenlerinin fiyatlara
olan etkisini inceleyen A Serious Fall in the Value of Gold
Ascertained, and Its Social Effects Set Forth
adlı kitabiında fiyat
indekslerine
önemli katkılar
yaptı. Parasal konuların
istatistiki biçimde incelendiği diğer
kitabı "On The Study of
Periodic Commercial Fluctuations'dı (1884).
Bu eserinde ekonomik krizlerle de
ilgilenen Jevons krizleri önce dönem dönem plansız ve aşırı
yatırım yapılmasına bağlamışsa da sonradan
bundan vazgeçip güneşteki
patlamaların iklimi
etkileyerek kötü ürünlere neden olarak, krizleri
oluşturduğunu iddia etmiş ve bunu istatistiklerle
kanıtlamaya çalışmıştır.
Jeyons'un en tanınmış eseri
The Theory of Political Economy'dir (1871).
Malın değerini tamamen
faydasına bağlayan bu
eserdeki fikirler aşağı yukarı
aynı zamanda Avusturya'da Carl Menger ve
Fransa'da Leon Walras.tarafından da
ortaya atıldı.
Kamu
Gelirleri Devletin kamu harcamalarını karşılamak amacıyla
vergi, harç, resim, para cezaları, mülk-teşebbüs gelirleri,
borçlanmalar, yardım-bağış, devalüasyondan doğan fark gibi
gelirlerden oluşur.
Kamu
Giderleri Geniş anlamda, devlet ve diğer kamu
kuruluşlarının bütçe ödemeleri ile Kamu İktisadi Teşebbüsler
(KİT), sosyal sigorta ödemeleri, vergi muaflık ve istisnaları ve
özel kişilere yapılan teşvikleri de içerir. Dar anlamda da kamu
hizmetlerinin bedeli olarak, devlet ve diğer kamu tüzel
kişilerinin (belediye, il özel idaresi gibi) yaptıkları
ödemelerdir.
Kambiyo
Para ya da para yerine geçen belgelerin değiştirilmelerine özgü
olan işlemlerdir. Para alım ve satımı ile ilgili işlemleri kapsar.
Kapitalizasyon
Herhangi bir işletmenin birikmis yedek akçe ve karının sermaye
artırımında kullanılmasına denir.
Kar Toplam hasılattan toplam maliyetin
düsmesi ile elde edilen değerdir.
Kâr Transferi Türkiye’de yatırım yapmış olan
yabancıların söz konusu yatırımlardan elde ettikleri gelirlerin
yurtdışındaki şirketlerine aktarmasıdır.
Kara para Yasal işlerden elde edilmemiş veya
vergisi ödenmemiş paraya denir.
Kayıt Dışı Ekonomi Devletten gizlenen, kayda
geçirilmeyen/geçirilemeyen ve bu sebeple denetlenemeyen
faaliyetler olarak tanımlanabilir. Enformel ekonomi, illegal
ekonomi, gayri resmi ekonomi, gizli ekonomi diye de adlandırılır.
Genel olarak kayıt dışı ekonominin, mal ve hizmet üretimine konu
olmasına karşılık ekonominin geleneksel ölçüm yöntemleriyle
bütünüyle tespit edilemeyen ve GSMH hesaplamalarına yansımayan
alanları kapsadığı kabul edilmektedir.
Konsolidasyon Uluslararası borç işlemlerinde
bankaların ya da direkt olarak borçlu olan ülkenin, vadesi gelen
bir borcun daha uzun süreli bir vadeye uzatılması
işlemidir.
Konvertibilite Ulusal paranın, dış ticaret
gereksinimlerinin karşılanmasında, resmi bir rakamın ya da yasanın
iznine gerek kalmaksızın bir başka bir ulusal paraya
dönüştürülmesi ve uluslararası mübadele aracı olarak
kulanılabilmesidir.
Kredi Belirli miktardaki satın alma gücünün,
belirli bir süre için ve geri verilmek üzere bir bedel (genellikle
faiz) karşılığı gerçek ya da tüzelkişilere verilmesidir. Kredi
çeşitleri güvencesine göre teminatlı ve teminatsız; kullanıcısına
göre; özel ve kamu, süresine göre; kısa ve uzun, veriliş yerine
göre üretim ve tüketim; kullanım alanına göre ticari, tarım,
sanayi, yapı ve orman gibi ayrılır.
Kurucu Hisse Senedi Kurucu hisse senetleri,
şirket kurucularına ya da şirket açısından önem arz eden şahıslara
genellikle bedelsiz olarak verilen, oy hakkından yoksun ve sadece
temettü hakkı olan bir “adi senet”.
Kurumsal Yatırım Bireysel yatırımlardan farklı olarak
yatırım fonları, yatırım ortaklıkları, sigorta şirketleri, sosyal
güvenlik kuruluşları, özel emeklilik fonları, vakıflar, sendikalar
ve benzeri kurumlarca yapılan yatırımlardır.
Küçük Kasa Hesabı
Amacı, hırsızlıkları,
zimmeti ve yetki verilmemiş
harcamaları önlemek olan
kontrol sistemini -kısmen de olsa- etkisiz duruma getirebilir.
Küçük Sanayi
(Alm. Kleinindustrie)
(Fr. Petite industrie) (İng.
Smallscale industry)
Genel olarak "küçük", "orta" ve
"büyük" sanayi veya işletme deyimleri,
hukuki olmaktan çok ekonomik ve teknik içeriğe sahiptir.
Sanayileşme süreci içinde, ekonomik koşullar ve
kullanılan üretim teknikleri değiştiğinden, "küçük sanayi"
tanımı da değişikliğe ugramaktadır. Ayrıca bu
tanım ülkelerin sanayileşme
düzeyine göre de büyük
farklılık göstermektedir. Örneğin, Japonya da 300'den az işçi
çalıştıran sınai işletmeler "küçük sanayi"
sayılırken, Almanya ve İtalya'da l00'den az işçi
çalıştıran işyerleri küçük sanayi sayılmaktadır.
Türkiye'de sanayi sektörü ile
ilgili ilk resmi tanımlar 1927 yılında yürürlüğe
giren "Teşvik-i Sanayi Kanunu"yla
yapılmıştır. Bu kanun
"10 beygir gücü ile senevî 750 işçi
gündeliği" ölçüsünü büyük ve küçük sanayi arasında sınır saymıştır.
Devlet İstatistik Enstitüsü'nün 1950 yılı
"Sanayi ve İşyerleri Sayımı"nda işyeri
büyüklük ölçüsü
olarak işletmede kullanılan
motor gücü esas alınınıştır.
Bu ölçüye göre çalışan
insan sayısı ne olursa olsun 9 ve daha az beygir gücü
çevirici güç kullanan
işyerleri, küçük sanayi
işletmesi sayılmıştır.
1963 Sanayi ve İşyerleri Sayımı'nda ve daha sönraki yıllık aııketlerde motor gücü dikkate alınmaksızın 10'dan az kişi çalıştıran sınai işletmeler, "küçük saı~ayi" olarak belirlenmiştir.
Türk iktisatçılar araştırma ve
değerlendirmelerinde
10'dan fazla işçi çalıştıran
sınai kuruluşları, büyük sanayi işletmesi
düzeyinde görülmektedir.
Küçük Tacir
(Alm. Einzelhandler)
(Fr. Petit commercant)
(İng. Small businessman,
Small trader)
"Küçük Tacir" kavramı 1926
tarihli eski TTK. ile Alman Ticaret Kanunu ve
İtalyan Medeni Kanunu'nda
kullanılan bir deyim olup,
bugün hukukumuzda
terk edilerek yerini esnafa
bırakmıştır.
"Tacir-Küçük Tacir " ya da
bugünkü biçimi ile "Tacir-Esnaf' ayrımı bir kısım
küçük ticaret erbabını, tacirlere uygulanan ağır
yüküm ve zorunluluklardan kurtarmak amacı ile yapılır.
Külçecilik (Alm. Bullionismus)
(Fr. Bullionisme)
(İng. Bullio·nism) '
L
Lags
(Alm. lag, Verzögerung,
Phasenveschiebung)
(Fr. Décalage) (İng. Lags)
Maliye ve para politikasında
sorunun "teşhisi"; kararın alınması,
geçiş dönemini, aksiyonun
zamanlanması ekonomideki
dalgalanmaların
istikrara kavuşturulması
açısından önemli gecikmelere
yol açmaktadır
Gecikmeler (lags) üçe
ayrılmaktadır:
1) İç gecikmeler: Teşhis ve
karar süreçleriyle ilgilidir.
2) Geçiş gecikmeleri.
3) Dış gecikmeler.
Harcama ve üretimle ilgilidir.
Lange, Oskar (1904-1985)
Palonya'da Tomaszowda doğdu:
Poznan ve Krakov
Üniversitelerinde okudu. 1929 da London
School of Economics'e girdi:
1932'de Rockefeller bursu ile birçok Amerikan üniversitesinde
dolaştı. 1936 yıIında öğretin üyesi olarak
Michigan
Üniversitesi'ne girerek ABD'ye
yerleşti: 1943 yılında Chicago Üniversitesi'nde profesörlük
ünvanını aldı.
1946'dan 1949'a kadar polonya'yı Birleşmiş Milletler'de temsil etti.
1949 da Polonya'nın bıirdenbire Stal~üişt Ortodoks-v luğa
yöiıelmesinden sonra La,nge geri ça~ı'ılip ' Poloıiya'da önemsiz
görevlere' ataı`ıdi. 1955=56'da Krixşçev
dönemüıin getindi~i rahâtlama Polonya'da da hissedildi ve
Lange'rün esnek sosyaliziıi anlayi~ı yiıaır geçerlik kazandı.
Lenge Varşova Üniversitesi' nde 1952'den i955'e kadar rektörlük
yaptı;
1955 yılından ölümüne kadar da profesör olarak görevini sürdürdü.
Lange, temel marksist görüşleri.
benimsemekle beraber, emek-değer teorisini
doğru bulmuyordu.
Bu. kuramın ekonomi biliminde
Marx'tam sonra yeralan
gelişmeleri yok saymak demek
olacağını öne sürüyordu. .
Başlıca eserleri, Marxian Ecpnomics and Modern
Economic Theory
(Review of Economic Studies, 2, 1899-201);
The Place of Interest in the
Theory of Production
(Review of Economic Studies, 3, 159-192);
Say's law: A Restaiement and Critique (1942) Price Flexibility and Employmenr (1944);
Poltical Economy (1959);
Economic Development, Planning, and International
Cooperation (1968); Essays on
Economic Planning (1963)'dir.
Laplace-Gauss Kanunu
(Alm. Laplace-Gauss Verteilung)
(Fr. Loi de Laplace-Gauss)
(İng. Gaussian distriburion,
Normal distribution)
İstatistik analizlerin konusu
olan kollektif nitelikteki (çeşitli tesadüfi etkenler
altında olan) olayların dağılımını
açıklamada en yaygın olarak
kullanılan bölünme türü Laplace-Gauss
kanunu olarak da bilinen
normal bölünmedir.
Çeşitli tesadüfi nedenlerden
ötürü sadece bir gözlemin ana kitle hakkında
sağlıklı bir fikir veremediği
durumlarda çok sayıda gözlemin
incelenmesi ile araştırma konusu olayın
ana eğilimi belirlenebilmektedir.
Canlı varliklarla ilgili zekâ,
boy, ağırlık v.b. değişkenler; ayrıca biyoloji,
tıp ve sosyal bilimlerin kapsamına giren birçok olay bu
niteliktedir. Bu tür olaylarla ilgili yeterli
sayıda birim incelendiginde, büyük sayılar kanununun da
etkisiyle, gözlemlerin çoğunluğunu belirli bir değer
etrafında toplandığı, buna karşılık az sayıda
gözlemin aşırı degerlere sahip olduğu görülecektir.
Bu özlemler grafiği çan şeklinde olan bir frekans
bölünmesi oluşturacaklardir ki,
istatistikte bu bölünmeye normal bölünme denilmektedir:
Lassalle, Ferdinand (1825-1864)
Ferdinand Lassalle Alman Sosyal
Demokrat hareketinin
kurucusu sayılır.
Devletçi bir sosyalizm anlayışına sahiptir.
Berlin ve Breslau Üniversitelerinde
felsefe ve filoloji öğrenimi
gördü. Genç Hegelciler arasına katıldı.
Hukukla ilgilendi, avukatlık yaptı.
1857 yılında Herakloitos
felsefesini Hegelci açıdan inceleyen bir kitap yayınladı.
1861 de ise "Müktesep Haklar Sistemi" adlı bir
hukuk kitabı yazdı. Her iki kitap da önemli yankı uyandırdı.
Ricardocu ücret
teorisini "ücretlerin demir kanunu" olarak
sloganlaştırdı.
Laisse Faire Laisse
Passer “Bırakınız yapsınlar, bırakınız geçsinler” olarak
çevrilen liberal görüşün şiarı.
Leasing (Finansal Kiralama) firmaların ticari
ve sınai faaliyetlerini gerçekleştirebilmek için gereksinim
duydukları duran varlıkları satın almak yerine belirli kira
ödentisi karşılığında kullanım olanağı tanıyan ve banka
kredilerine alternatif olarak doğan orta dönemli finansman
yöntemidir. Bu yöntem, 1930’lu yıllarda Dünya Ekonomik Krizi’ndeki
finansman zorluğu ve 2. Dünya Savaşı sonrasında teknolojik
gelişmelerin yenileşme ve modernleşme harcamalarına çözüm olarak
geliştirildi. Türkiye’de de 1985’ten başlayarak daha çok KOBİ’ler
tarafından kullanılmaktadır.
Lot Borsada 1.000 adet hisse senedi bir araya
gelerek de birer lotu oluşturur. Böylece 1 lot senet miktarı,
şirketin 1.000.000 liralık sermayesini temsil etmektedir ve
İMKB’de işlemlere konu birimi teşkil etmektedir. Lotun altındaki
küsuratlı miktardaki senet miktarları normal seans esnasında
alım-satıma konu olabilmekle beraber fiyat kotasyonları
verilememektedir.
M
Machlup, Fritz (1902-)
Viyana yakınlarında, Wiener
Neustadt'ta doğdu. 1920'de Viyana Üniversitesi'ne
girdi. "altın standardı"
konusunda doktora verdi ve
bu tezini 1925'te yayınladı.
1927'de döviz sistemlerini
konu alan New Currrency
Systems of Europe adlı kitabını
yazdı 1931'de yazdığı 1The Stock Market, Credit and
Capital Formation"da borsa
spekülasyonlarının ve
simsarlarının faaliyetlerinin,
fonların reel sermaye
formasyonuna harcanmasına
engel olduğunu ortaya koyuyor ve bunun bir analizini yapıyordu.
Rockefeller bursu ile çeşitli
Amerika üniversitelerinde
incelemeler yapan Machlup; 1935
yılında Buffalo Üniversitesi'nden
profesör olarak çalışma önerisi alınca ABD yerleşti.
Bu,dönemde döviz arz ve talep fonksiyonları ile
bunların esneklikleri üzerindeki
çalışmalarıyla Keynes'in çarpan modeline katkılarda bulundu. .
1950'lerde daha çok uluslararası
ticaret konusunda
çalıştı; birçok ülkenin
özellikle azgelişmişlerin
ihraç ve ithal mallarının
elastikliklerini öne sürerek ihracat yapmaktan
umudu kesmeleri konusuna
eğildi ve bunu "esnekIik
kötümserliği" kavramıyla
açıklayıp eleştirdi. Yine o
yıllarda yazdığı bir makalede Dolar darlığının
nedenlerini inceledi.
Robert Triffin'in paraları
uluslararası rezerv durumundaki ülkelerin
uluslararası likidite
ihtiyacını karşılamâk için ödemeler
dengesi açıkları vermesinin sonuçta
altın-döviz standardının
çöküşüne yolaçacağı
yolundaki ikazını inceleyen
Machlup, 1963'te yazdığı Reforfm of the
International Monetary System ele önerilen
beş alternatifi birer birer
inceledi:
Madencilik Taşocakçılığı
(Alm. Bergbauindustrie)
(Fr. Industrie miniére)
(İng. Mining and quarying)
Ekonomik faaliyet kolları
sınıflandırmasında "Tarım sektöründen sonraki
bölümde "Madencilik ve taşocakçılığı" yer almaktadır.
Doğada katı (örneğin, kömür ve maden cevheri),
sıvı (örneğin, ham petrol) ve gaz, (dogal gaz) olarak
rastlanan madensi maddelerin
çıkarılması, hazırlanması,
değerlendirilmesi faaliyetleri
madencilik sektöıü kapsamındadır.
Taşocaklannın işletilmesi de
aynı faaliyet kolunun kapsamına girmektedir.
Bu faaliyet kolunun kapsamına
çıkarılan (istihraç edilen)
madenlerin ve madensileıln kırılması, elenmesi,
yıkanma, temizlenme,
derecelendirilme ve ufalanması
gibi faaliyetler de ginnektedir.
Mahalanobis, Prasanta. Chandra
(1893-1972)
İstatistikçi. Kökeni
Bangladeş'in Vikrampur
aristokıatlarına dayanan
soylu bir ailedendi.
Büyükbabası i9..yy. ortalarında Kalici.ita'ya göç ehniş ve orada Hindu refonncu hareketi Brahmo Samaj'a kahlmıştı.
Yüksek öğrenimini Cambridge'te
tamamladı. Fizik alanında çalışmak
istiyordu. Ancak, bir
rastlantı sonunda istatistiğe
ilgi duymaya başladı ve istatistik
biliminde uzmanlaşmaya karar
verdi.
Daha çok istatistik alanında
tanınan Mahalanobis,
ekonomi üzerine eğitim görmedi.
Bu dalda sistemli bir çalışmayla
kendi kendini yetiştirdiği de söylenemez. İstatistik
metodları konusundaki düşüncelerini
sosyal konulara olan ilgisi ile
birleştirerek
kallanma planları üzerlne
çalışmalar yaptı. Kendi kurdugu Hindistan
İstatistik Enstitüsü'nde (ISI) çalıştı ve bu kuruluşa
gerek doğu ğerekse batı ülkelerinden iktisatçılar
planlamacılar çağırdı.
Bu çabaların bir sonucu olarak,
doğrusal planlama trkniklerini
uygulayan çok sektörlü planlama
tekniklerinin bazıları ilk kez
ISI'da ortaya çıkarıldı. Yine bu çalışmaların bir yan ürünü
olarak Hint ekonomisi için çok sayıda girdi çıktı
tabloları düzenlendi.
Mahalli Çek
(Alm. Örtlicher Scheck, Domizilierter Scheckl
(Fr.Chéque Local) (İng. Local cheque)
Çek, keşideci (çeken) hesabına ve emrine,
nezdinde (yanında) para bulunduran bir
banka üzerine ve istenilen
paranın kayıtsız ve şartsız
ödenmesi için düzenlenen ticarî bir senettir.
Çekler belirli bir şehir
içinde çekilebileceği gibi başka
bir şehir üzerinde de çekilebilir.
Mali
İstikrar Geniş anlamda mali sistemin ya da altyapısının,
dar anlamda da mali piyasanın dengede olmasıdır. Mali sistem,
tasarrufların toplanarak yatırımcılara ya da tüketicilere
aktarılmasını sağlayan mekanizmalar (banka, kooperatif ya da para,
tahvil gibi...) bütünüdür.
Mali Politika Kamunun; vergi, masraf ve borç
idaresiyle piyasadaki para miktarını kontrol etmesine yönelik
politikaların bütünüdür. Ekonomistlere göre, para politikasından
daha etkilidir.
Mali
Tablolar Türk Vergi Kanunu, Türk Ticaret Kanunu ve
Sermaye Piyasası Kanunu’nca bazı şirketler için zorunlu olarak
tutulan, şirketin dönemsel faaliyetleri sonucu hazırlamak ve
yayınlamak (halka açık şirketler, aracı kurumlar vb.) zorunda
oldukları ve ilgili şirketin performansını gösteren,
standartlaştırılmış muhasebe kayıtlarıdır. Başlıcaları bilanço,
gelir-gider tablosu, satılan malın maliyeti, kâr dağıtım, fon ve
nakit akım tablolarıdır. Menkul kıymet Ortaklık veya alacaklılık
sağlayan belli bir meblağı temsil eden, yatırım aracı olarak
kullanılan dönemsel gelir getiren, misli nitelikte seri halinde
çıkarılan, ibareleri aynı olan ve şartları kurulca belirlenen
kıymetli evraktır. Menkul
kıymet ihracı Sermaye piyasası araçlarının ihraçcılar
tarafından çıkarılıp halka arz edilerek veya halka arz
edilmeksızın satışıdır. Menkul
kıymet iradı Menkul ve gayri menkullerden elde edilen
faiz, kira, rant gibi hasılatı ifade etmektedir.
Menkul kıymetler cüzdanı
Sigorta şirketlerinin oluşturdukları fonlardan (temin ettikleri kaynaklardan) çeşitli yatırım araçlarına yaptıkları yatırımların çeşitlerinin ve tutarlarının kaydedildiği kalemdir.
Merkez Bankası Banknot ihraç eden,
hükümetin para ve kredi politikasını yürütmede yardımcı olan,
veznedarlık görevini üstlenmis, devletin iktisadi ve mali
danışmanlığını yapan bir kurumdur. Mevduat Belirli dönem için geri ödemek koşuluyla belirli
bir bedel karşılığında mevduat sahibi kişilerce bankalara tevdi
edilen paradır. Müşteri
bazında saklama 1995 yılından itibaren borsa
yatırımcılarının borsa üyeleri nezdindeki saklama hesaplarının
Takasbank nezdinde eşlenerek müsterinin kod ve şifresini
kullanarak Takasbank nezdindeki bakiyesini takip edebilmesini
sağlayan hizmettir.
N
Nadir Para
(Alm. Harte Wahrung,
Hartwahrug].
(İng. Hard currency)
Uluslararası para piyasasında, sürekli olarak,
arzı talebini karşılamayan serbest
dövizlere nadir para yahut katı para denilir.
Nakdi Ekonomi
(Alm. Geldwirtschaft)
(Fr. Economie monetaire) (İng. Monetary economics)
Bir çok yayında, aynî ekonomi
kavramının tersini ifade etmek üzere kullanılan
bu kavram, mal
mübadelesinin çoğunlukla para
kullanılarak yapıldığı ortamları ifade etmektedir.
Nakdi Kredi
(Alm. Wahrungskredit)
(Fr. Credit en argent
comptant) (İng. Cash Loan)
Bir süre sonra ödenmek
koşuluyla Gerçek ya da tüzel bir kişiye çoğu kere
bir ivaz karşılığında verilen ödünç parayı ifade eder.
Krediler para olarak
kullandırılabileceşi gibi ayni
(mal şeklinde) veya gayri nakdi de olabilir. Gayri nakdi
krediler ortada bir para ödünçlemesi bulunmadığı halde
kredi verenin muteber bir kefaleti ve
taahhüdüne dayanarak kredi verilene belirli bir mal ya da
hizmeti satın alma imkanı verir
Bankalardan temin edilecek
nakdi krediler, ödünç alanın şahsi
taahhüdüne, kıymetli evraklara, maddi sabit kıymetlere veya
üçüncü bir şahsın kefaletine
dayanarak açılıp kullandırılabilir.
Her kredi işleminde olduğu gibi
nakdi kredilerde de ödünç veren kimse, karşı
tarafın ödeme vaadini yerine getirmesi ihtimali
derecesine göre değişen
az
ya da çok bir riskle karşı
karşıyadır. Nakdi kredi
karşılığında talep edilecek
faiz bu riske, vadeye ve ödünç verilen miktara göre
değişebilecektir.
Nakdi Teminat
(Alm. Barsicherheit, Barkaution)
(Fr. Guarantie monetaire)
(İng. Monetary guaranty)
Kullanılan kredinin teminatı
olarak nakdin gösterilmesidir.
Genellikle teminat mektubu
gibi. gayri-nakdi kredilerin teminatı
olarak acil halllerde tesis
edilir. Ayrıca ihalelere katılabilmek
amacı ile ihale bedelinin
belirli oranında nakdi teminat
da kullanılır.
Dış ticaret işlemlerinde ise ithalatçıdan
transfer taleplerine karşılık nakdi
teminat yatırması
istenebilir.
Nakdi Ücret
(Alm: Geldlohn)
(Fr. Salaire monetaire)
(İng. Money wage)
İşverenin, işçiye bir iş
karşılığında
yaptığı para olarak ifade edilebilen her türlü
ödemelerdir.
İş Kanunu'nun 26.maddesinde
ücretin tanımı yapılmıştır Bu tanıma göre
"Genel anlamda ücret, bir kimseye bir iş
karşılığında işveren veya
üçüncü kişiler tarafından sağlanan ve
nakden ödenen meblağı
kapsar. İşçi ücreti
Türk Lirası ile en geç
ayda bir ödenir.
İş Kanunu'nun bu tanımından
da anlaşıldığı gibi, işçinin hizmet akdinden doğan
iş görme borcunun karşılığı olan temel ücret
ancak Türk parası ile, yani nakden ödenebilir. '
Işçinin asıl ücretine; bir
başka deyişle bir iş karşılığı
olarak aldığı temel ücretine
(çıplak ücret),
kendisine sağlanan.yan
menfaatler, örneğin ikramiye, prim, sosyal yardımlar ve diğer
ek ödemeler dahil değildir. Fakat bunların da
nakden ödenmesi mümkündür.
Bu açıdan bakınca nakdi ücret
işverenin işçiye yaptığı para olarak
ifade edilen her türlü ödemeleri
kapsar. Bu ödemelerin işçinin
onayı ile banka ve posta çeki veya havalesi ile
de yapılması mümkündür.
Nakdî Vergiler
(Alm. Nominelle steuern)
(Fr. lmpots nominaux) (İng. Nominal taxes)
Vergi yükümlülerinin,
vergi borçlarını para olarak ödedikleri vergilerdir.
Diğer bir deyişle, mal ve
hizmet yerine doğrudan para
olarak ödenen vergiIerdir.
Malın malla değiş tokuş edildiği
dönemlerde ya da topluluklarda "aynî veriler",
yürürlükteydi. Piyasa
veya para ekonomisine dayalı
modern toplumlarda vergi yukumlüleri vergi
borçlarını
nakit olarak, yani parayla ödemektedirler.
Günümüzde Batı Avrupa
ülkeleriinin hepsinde yürürlükte olan vergi
yasalaıı, vergi yükümlülerinin borçlarını ulusal para
birimini esas alarak
belirlemektedir.
Modern vergilerin "vergi oranları" ve "vergi tarifeleri",
para miktarı olarak hesaplanmış vergileri matrahına uygulanır.
Böylece ortaya çıkan vergi borcu da parayla
ifade edilmiş olunur.
Net İç Varlıklar
Merkez Bankası’nın net iç varlıkları (NİV), para
tabanından ay sonu cari kurlar ile hesaplanan Net Dış Varlıklar
kalemi çıkartılarak hesaplanır. Para tabanı, Merkez Bankası
emisyonu artı bankacılık sektörünün Merkez Bankası nezdindeki TL
mevduatları olarak tanımlanır. Merkez Bankası’nın net dış
varlıkları ise, Banka’nın net uluslararası rezervlerinin, orta
vadeli döviz kredilerinin (net) ve diğer net dış varlıkların
toplamı olarak tanımlanır. Nominal Değer (Par Value) Menkul değerlerin
üzerinde yazılı olan değerdir. Bir hisse senedi başına sermayeden
düşen payı belirtir. İMKB, borsaya kote olmuş tüm senetlerin
nominal değerlerini 1.000 lira olarak kabul etmiştir. Fakat, kote
olmayan şirketlerin genelinde de nominal değer 1.000 lira olarak
kullanılmasına karşın 500 lira veya 5.000 lira gibi nominal
değerler de kullanılmaktadır.
O,Ö
Ofansif Esneklik
(Alm. Angreifende Flexibilitat;
İng. Offensive Flexibility)
Ofansif esneklik işletmenin
güvenlik amacı ile ilgili bir kavramdır
İşletme, içinde yaşadığı
ortam koşullarını dikkate alarak karşılaşacağı
başlıca tehlikeleri
önceden tahmin etmeye ve
onlara karşı alınabilecek
bellibaşlı tedbirleri
belirlemek zorundadır:
Bu tedbirleri iki ana grupta toplayabiliriz,
Bunlar defansif esneklik iİe ofansif esneklik adını
almaktadır: Ofansif esneklik işletmenin dış çevrenin
oluşturduğu riskleri
azaltarak iş kolunun sağladığı
bazı fırsat ve olanakları değerlendirip buralara girmek
için atağa kalkma stratejileridir. Bunlar,
tehlike karşısında işletmenin hemen koyabileceği
alternatif üretim alanları ve pazarlardır.
Ohlin, Bertil Gotthard (1899-1979)
İsveç'te doğdu.
16 yaşında
Lund Üniversitesine kabul edildi.
Orada ekonomi, istatistik
ve matematik okudu. 1917'den
başlayarak Stockholm Ekonomi ve İş İdaresi Okulu'nda
öğrenimini sürdürdü. Öğrenimini bitirdikten
sonra Stockholm Üniversitesi'nde Gustav
Cassel'le çalıştı. Daha sonra birkaç aylığına Cambridge
Üniversitesi'nde kurslara katıldı; 1922/23
öğretim yılını Harvard'ta geçirdi. 1924'de ülkesine dönerek
doktora tezini savundu.
Tezinde Walras-Cassel karşılıklı
fiyat sistemini
birbiriyle ticaret yapan iki
ya da daha çok sayıda bölgede geçerli olacak şekilde uyarladı.
1925'ten 1930'a kadar
Kopenhag Üniversitesi'nde ekonomi profesörü olarak
görev yaptı, l930'da
Stockholm Ekonomi ve İş İdaresi
Okulu'na döndü. Burada 1965 yılına dek kaldı. 1930-31'de ünlü
yapıtı "Bölgelerarası
ve Uluslararası Ticaret"i
tamamladı. Milletler Cemiyeti için büyük
depresyonu konu alan bir
inceleme yazdı.
Oktruva
(Alm. Oktroi Fr. Droit d'octroi İng. Octroi, Citytoll) Bir vergi tüıünün adıdıı: Bir tür dahi~ı gümıvk vergisidir de denilebilir.
Ortaya çıkışı itibariyle önceleri merkezî idare tarafından başta
komünler olmak üzeıe mahaili idarelere verilen vergi alma yetkisine verilen addır.
Zamanla ülke içindeki mahalli birimlerin özellikle
eyaletlerin sınırlarından geçen mallardan alınan geçiş veya geçiş
harcına dönüşmüştür.Türkçe'de bu sebeple "duhuliye resmi"
deyimi ile de ifade edilmiştir.
Olağanüstü Amortisman
(Alm. Aussenordentliche
Abschneibung Fr. Amortissement
exceptionen İng. Extraordinary
depreciation)
Olağanüstü amortisman, önceden kestirilemeyen ve işletmenin kontrolü dışındaki
bazı olaylar veya durumlar nedeniyle, amortismana tabi hazı işletme varlıklarının
değerlerini veya kullanılabilirliklerini kısmen veya bütünüyIe
kaybettiklerinde söz konusu olan bir amortisman kavramıdır
Olağanüstü Bütçe
(Alm. Ausserordentlicher
Haushaltspla Fr. Budget extraondinaire İng. Extraordinary budget)
Klasik bütçenin birlik ilkesine getirilen ilk istisna olağanüstü
bütçelerin düzenlenmesiyle olmuştur. Olağanüstü bütçeler, devletin
noımal gelirleriyle karşılanamayan, her yıl yinelenmeyen ve olağanüstü
durum gösteren harcamalar için yapılan bütçelerdir.
Ortodoks İstikrar Programı
Uluslararası Para Fonu IMF’nin 1970’li yıllardan bu yana
enflasyonla mücadele eden ülkelere tavsiye ettiği programlara
genel olarak verilen addır. Ortodoks kelimesi burada klasikleşmiş,
klişeleşmiş istikrar programları anlamında kullanılmaktadır. Bu
programda IMF ücretlerin dondurulmasını, program öncesi belirli
bir oranda devalüasyon sonrası yavaşlatılmış kur politikasını
tavsiye eder ve tüketimi kısarak enflasyonun kontrol altında
tutulmasını önerir. Bu klasik program bir çok uygulayıcı ülkede
başarıya ulaşamamış, hatta enflasyonun daha da hızlanmasına neden
olmuştur.
P
Paasche İndeksi
(Alm. Paasche-Index Fr. Index de Paasche İng. Paasche index)
Birden fazla maddenin
fiyat, miktar ya da değerlerindeki
değişmeleri toplu olarak ve
maddelerin önceliklerine
göre yansıtabilen
tartılı bileşik indekslerden olan Paasche indeksinde
tartılar değişken olup indeksi hesaplanan devrelere ait
göstergeler tartı olarak kullanılmaktadır.
1874 yılında Paasche tarafından
geliştirilmiş olan Paasche indeksi ile fiyat
değişmeleri ölçülmekte ise, tartı olarak indeksi
hesaplanacak devrenin (n devresinin
ya da cari devrenin) miktarları
kullanılmakta ve (n) devresinde satın alınan
miktarların başlangıç
devresinde de
(o devresinde) geçerli olduğu
varsayılmaktadır.
(Po ile başlangıç dewresi
fiyatları; (pn) ve (qn) ile de (n) devresi
fiyat ve miktarları
gösterildiğinde Paasche indeksi,
maddelerin (n) dewresindeki fiyat ve miktarlarının
çarpımlarının toplamının,
esas dere fiyatı ile (n)
evresi miktarların çarpımlrının toplamına bölünmesi ve
sonucun 100 ile çarpılması ile
hesaplanmaktadır.
Pamukbank 1955 yılında çoğunluğu Adana, Tarsus,
Ceyhan, İstanbul ve Ankara'da oturan 600'e yakın ortak tarafından merkezi
İstanbul olmak üzere kurulmuştur. Mehmet Nuri Sabuncu, Mehmet ve
Burhan Karamehmet, Karamehmetler Komandit Ortaklığı, Güven Sigorta, Ankara
Anonim Türk Sigorta Şt. Çukurova İthalat ve İhracat TAO.,
Çukurova Sanayi İşletimeleri ve Çavit Oral kurucu ortaklar arasında görülmektedir.
Halen Çukurova grubu olara |