| Sözlükte deyim arayabilirsiniz. |
|
aback:adv. geriye, geride. aback:şaşırmış to take aback: şaşırtmak. to be taken aback: şaşırmak şaşalamak. aback: adv.geride, kıçta aback the beam : [naut.] kıç taraftan abandon: terketmek. to abandon oneself : tevazu göstermek. alçak gönüllü olmak. aberration: inhiraf in a fit of aberration dalgınlıkla. mental aberration: delilik. abeyance: muallâkıyet in abeyance: mutafal, muallak. abhor: nefret etmek, iğrenmek abhor to: muhalif, zıt. abide v.kalmak; dayanmak. I cannot abide him : ondan nefret ediyorum.ona tahammül edemem. to abide by : sebat etmek, durmak. to abide someone : tahammül etmek, birinden hazzetmek. abide by one's word : sözünde . durmak, sözünün eri olmak. a blaze: adv.tutuşmuş,yanmakta to set a blaze:ateşe vermek, yakmak, kızdırmak, ökelendirmek. able: a.muktedir. an able man : zeki bir adam, akıllı bir adam. Able-bodied: Vücudu sağlam, güçlü. To be able to muktedir olmak. I am not able to walk 10 miles a day günde 10 mil yürüyemem. aboard: adv.gemide: gemiye. all aboard: herkes gemiye! close aboard : yakın; yanıbaşında. to get aboard : [ naut.] gemiye binmek: çapraz gelmek; çapraz getirmek. to go aboard : gemiye doğru gitmek. to all aboard : [ naut] birbirine toslamak, çarpışmak (gemi). about adv.etrafında,takriben about face! geriye dön about half a kilo : yarım kilo kadar. about 2 o'clock: saat 2 sularında. about ship! yola çıkmaya hazır, her şey tamam. about turn: geriye dön about to come : gelmek üzere. absentee görevi başında olmayan all about: her yerinde. be about your business! : Kendi işinize bakın just about enough : oldukça kafi, yetişir. to be about : meşgul olmak. gezinmek, yataktan kalkmak. to beat about the bus : bin dereden su getirmek. to bring about: sebep olmak, sebebiyet vermek. to be about to go : gitmek üzere olmak. acclaim:alkışlamak, bağırarak ilan etmek, bağırmak accomplishment başarı,başarma aftermath : kötü sonuç, netice, akibet Analysis n. tahlil, analiz, Spectrum analys,s: spektral analiz. Logical analysis : Mantıki tahlil. Chemical analysis: Kimyevî tahlil Electrolytic analysis : Elektrolitik tahlil. Qualitative analysis : Keyfi tahlil, kalitatif analiz. Anchor n. çapa Anchor around : Gemi demirleyecek yer, demir yeri To come to anchor: Demirlemek. To let go the anchor: Demiri funda etmek At anchor : [ Naat.]Demirli. demirde Boat anchor : [ Naat] kayık demiri. To fish the anchor : [ Naat. ] Demiri fışkıya vurmak. To stow the anchor : [ Naat. ] Demiri sefer için bağlamak. To heave up the asehor : [ Naat. ] Demiri almıık, yelkenleri şişirmek. To lie (ride) at an anchor : [ Naat: ] Demirli yatmak.(olmak) To weigh anchor : [ Naat. ] Demiri almak (vira etmek) The anchor apeak! : [ Naat. ] İstikamet! The anchor's a aweigh!: [ Naat. ] Demir (çapa) kalktı! The anchor's in sight! : [ Naat. ] Demir (çapa) göründü! Angle n.y.Açı avlamak. Angle of application : [ Geom. ] Tatbiki BALLOT oy, oy vermek -BOX oy sandığı core : ic, oz; bot. göbek; med.çıban ozu charge : yük birimi charge : ; take of yuklenmek, ustune almak a; charge : bedel, ucret; itham, yuklemek, sarjetmek, doldurmak a; charge : price charge : suclamak a (with ile); hucum etm. a; charge : yuk, hamule; sarj; hucum, hamle; vazife, memuriyet; to be put about: rahatsız olmak, taciz edilmek, rahatı bozulmak. to come about: Vukua gelmek, vaki olmak, meydana gelmek. to get about : gezinmek to go about: etrafında dönmek, gezinmek. to look about : bakınmak, etrafına göz gezdirmek. to hang about : oyalanmak. to order about : iş buyurmak. to put about : rahat bırakmamak. altüst etmek. to put the ship about: gemiyi aksi istikamete çevirmek, tıramola etmek. to set about: başlamak. teşebbüs etmek, girişmek. to turn about : gezinmek, tenezzüh etmek. to turn about is fair play : tam karşılığını yapmak oyunda hak icabıdır. there is something about you today : bu gün sende bir fevkalâdelik var. above adv. yukarı; yukarıda above all : her şeyden evvel, bilhassa. above oneself :haddini bilmez; above meanness: elinden alçaklık gelmez. cast: ÜstÜne gölge yap atma, atış; dökme, kalıp, tip, kalite; atmak, saçmak dokmek above cited : evvelce zikrolunan. above ground : yeryüzünde görülmemiş; above board :adil, dürüst. from above : gökten; allahtan. he is a bit above himself : o biraz mağrur ve kendini beğenmiştir. above-mentioned:yukarıda zikredilen; adı geçen. over and above : bundan maada. to be above onself : birinin kudreti evkinde olmak. to keep one's head above water : Kendisini tehlikeden âzade kılmak, tehlikeden kaçınmak. the man above : yukarıdaki adam. abroad adj. dışarıda, hariçte. all abroad : Şaşırmış from abroad : ecnebi memleketlerden, hariçten. there is a rumour abroad that : dedikodu var. to be all abroad : tamamiyle yanılmak, daima hata yapmak. to go abroad : ecnebi memleketlere gitmek: şüyu bulmak. abrupt ani; birdenbire an abrupt manner : nezaketsizlik. absent a. yok; namevcut absent minded : dalgın. absent treatment : ( med ) hastanın yanına gitmeyip uzaktan tedâvi. to absent onself : gitmek; bulunmamak. absolute a. mutlak: tam. absolute ceiling : azami tavan, azami yükseliş seviyesi. absolute scale : mutlak ölçü ve terazi. absolute temperature : mutlak sıcaklık derecesi (mutlak sıfırdan hesap ederek). absolute vacuum : mutlak boşluk, absolute zero : hararette mutlak sıfır noktası. sıfırdan 273 derece aşağı. absorb emmek, içine çekmek. to absorb learning : Kavramak, öğrenmek. to absorb in a task : bütün fikrini işe vaketmek. abstract n.hülasa; nazari. abstract of account : [ com. ] hesap hulâsası. abstract noun : [gram] mana ismi. an abstract of an story : bir hikâyenin özü. in the abstract : nazari olarak. access n.giriş girme; geçit to give access to : müsaade etmek; içeriye bırakmak, serbest bırakmak. : to have access : yanına girebilmek: , accommodate v. uydurma pray be acemmodated : lüten oturun. to accommodate oneself to circumstances : ayağını yorganına göre uzatmak. to accommodate oneself : uymak, imtisal etmek. accord n.muvaakat, rıza on oneself's own accord : Kendiliğinden, kendi rızası ile. to accord with : ahenkli olmak, uygun olmak. with one accord : hep birlikte. account hesap; addetmek. by all. accounts : herkesin dediğine göre. o no account : ehemmiyetsiz. on account : alelhesap. on account onun için. hasebiyle. ... den dolayı yüzünden, sebebiyle. on every account : her bakımdan: on his own acount Kendiliğinden kendi başına there is no acounting or tastes herkesin zevkine karışılmaz; bu zevk, meselesidir. to be acount o: sayılmak, itibar edilmek. address adres, hitabetmek. a man of pleasing address mahir ve nazik bir adam. to address oneself to: hazırlanmak (bir işe), başlamak, ele almak, girişmek. to address a ball : [ gol] topa nişan almak. to address a person : bir adama hitabetmek to pay one's address to : evlenme teklifinde bulunmak, flört etmek, kur yapmak. form of address : hitap şekli, ünvan hitabetmek (birisine)[com. ] iflas kararı. admit v.itiraf (kabul) etmek. to admit of : müsaade etmek, teslim etmek. to admit the truth of doğruluğunu kabul etmek. it admits o doubt : Şüphelidir. ado: n. telaş, gürültü, patırtı. without any more ado : hemen, ses çıkarmadan. adrift: adv.başıboş to turn adrift: birini işinden cıkarmak veya evinden uzaklaştırmak. advance: v. ileri ilerleme advance guard : [ mil.] ileri karakol advanced in years : yaşta ilerlemiş, yaşlı. an advanced idea : yepyeni bir fikir. he is in advanced age : yaşlıdır. in advance:peşin.önce. önceden. in advance of : Önünde. in an advanced stage : ilerlemiş vaziyette. to make an advance : ilerlemek, terakki etmek. muvaffakiyet kaydetmek. to make advances to: birinin dostluğunu kazanmak, kabili hitap girgin olmak. advantage n.avantaj. advantage group Üstünlük ve rüçhaniyet veren mevki veya hal keyiyet. at an advantage : Karlı olarak to gain an advantage over somone : bir başkasından daha kuvvetli olmak. to take advantage of: fırsattan istifade etmek, zaafından istiade etmek. to advantage : maksada uygun, işe elverişli. to the best advantage : en kârlı, en çok işe gelen, en istfadeli surette. to turn to advantage : fayda çıkarmak, kullanmak. you have the advantage over me : siz beni tanıyorsunuz fakat ben sizi tanıyamadım, siz benden kârlısınız (bir işte). advice n. öğüt, fikir, tavsiye to take someones advice: birisinin tavsiyesine göre hareket etmek. on the advice o : nasihatıne göre. advise v. (advesed] be advived by me : sözümü dinle. ill advised : akılsız, tedbirsiz. well advised : akıllı, tedbirli. advocate avukat, devil's advocate : münakaşa olsun diye zayıf tarafı müdafaa eden kimse. faculty o advocates: hukuk fakültesi. judge advocate : harb divanına tahkikat hakimi. lord advocate : iskoçya'da devletin umumi dava vekili aerial; a. havai aerial assaults : [ mil, ] havai taarruzlar. aerial car : Kablodan asılan ve havadan geçen araba, hava hattı arabası. aerial navigation : uçak seyriseferi. aerial reconnaissance : hava keşfi. aerial root: [ bot. ] havada yetiştirilen kök. afar , adv. uzak. afar of : cok uzakta. from afar : Çok uzaktan. afair n. iş. mesele: an afair of honour : namus .veya şeref meselesi ; düello. foreign : haricî işler, dış işleri. at the head o affairs : iş başında. as affairs stand : Şimdiki halde. a rude affair : çirkin iş his hat was a strange affair : tuhaf bir şeydi o affect y. & n. [p.t.affected] tesir etmek. taslamak. my arm is affected : Kolum tutuldu, hastalık koluma yayddı. to affect ignoraoce : tecahül etmek. to affect sickness : temaruz etmek. ill affected : düşman. well affected : dost. affection n. sevgi. affection of hunger : açlık hali. to set one's affection on : sevmek, âşık olmak. to win one's affection : birinin sevgisini kazanmak. affirmate a.müspet. olumlu. a decided afirmative : Kuvvetli müspet kar in the affirmate answere : ispat ve tasdik mânasında, müspet. negative or affirmative answer : meni veya müspet cevap. the affirmative has it : [ debate ] müspet tar kazandı. to answer in the affirmative : müspet cevap vermek. afford (paraca)gücü yetmek. i can't afford to buy a car : bir araba satın almaya bütçem müsait değil. i can't afford it : ona para yetiştiremem, param yok, bana pahalı gelir. to afford a chance o : ırsat vermek. aloat adv. yüzmekte. there is a story aloat that... : rivayete göre. diyorlar ki... the irm is aloat : Şirket masraını çıkarıyor. afoot: adv.yaya; ayakta . there is mischie afoot : orada bir dolap dünüyor, bir kötülük tertipleniyor. afore adv.önceden; yukarıda. as afore - said : evvelce denildiği gibi. afore mentioned : mezkur. afore named : evvelce adı geçen. afore thought : Önceden düşünülmüş, evvelce düşünülen. after adv. (prep) sonra. after a manner : tarzında, gibi. after - ages : gelecek nesil, gelecek. asır. after all : ne de olsa, nihayet. after - birth : meydana geldikten sonra. . |