www.turizmforumu.net



ANTALYA YÖRESİNDE OTEL PAZARLAMASI
Zafer Cengiz
Turizm Uzmanı - İşletmeci

Ağustos 2002

Tüm ülke ekonomisinin, özellikle de turizm sektörünün farkında olduğu üzere Antalya ve yöresi Türkiye turizminin bel kemiğini, hatta iskeletini oluşturmuş durumdadır. Son yıllarda Yeşilköy yabancı girişlerini de geçen Antalya Hava Limanı girişleri, tüm ülke girişlerinin üçte birini aşmış ve hala da artmaya devam etmektedir. Henüz beş yılını tamamlamakta olan yeni hava alanında hızla gelişen talebi karşılayabilmek üzere mevcut kapasitenin %30 daha artırılması için yatırım kararı verilmiştir.

Günümüzde 350.000 yatak seviyesine ulaşan Türkiye toplam yatak kapasitesinin yarısına yakın bölümü Antalya ve yöresinde hizmettedir ve söz konusu "genç ve modern oteller" tüm dünyada övünç verici yankılar yapmaktadır. Beşer yıllık dilimler halinde incelendiğinde, 1985'te 15.000 olan yörenin belgeli yatak kapasitesi 1990'da 55.000, 1995'te 115.000 ve 2000'de 150.000 seviyesine gelmiştir. 2002 itibariyle de 165.000 olarak alınabilecek Antalya bölgesi konaklama kapasitesinin %47 gibi bir şaşırtıcı orana eriştiğini hep birlikte idrak etmeliyiz.

NE DURUMDAYIZ ?

Dünya pazarlarında genel olarak kabul gören "Türkiye'nin Turizm Potansiyeli"ni ülke olarak gecikerek de olsa değerlendirmeye başlayan ülke ekonomisinde, daha yolun başlangıcında olduğumuzu da anlamalıyız. Henüz okula geç giderek İlk Öğrenim mezuniyeti aşamasında olan turizm sektörümüzün önünde kat edeceği zorlu yıllar ve çalışmalar bulunmaktadır. 1970-1985 yılları arasında turizm sektöründe gereğince gelişme sağlayamadığımız için pazara gecikerek girmiş ve kurtlar sofrasında bocalar durumdayız.

Bugün Akdeniz Pazarında turizmde gelişmiş sayılabilecek bir ülkenin 500.000 yatak kapasitesine ulaşarak, diğer destek sektörlerini uyumlu hale getirip, tüm sorunlarını çözme aşamasına gelmiş olması gerekmektedir. Örneğin, turizm pastasından pay almaya bizden 15-20 yıl önce başlayan komşumuz Yunanistan'da yatak kapasitesi 600.000'e erişmiş ve turizm bir devlet politikası olarak benimsenmiş durumdadır. Biz ise halen "Turizm Ana Planını nasıl yapalım" veya "tanıtma fonlarını nasıl oluşturalım ve hangi yöntemle harcayalım" gibi kısır sorunlarla yıllarımızı kaybetmeye kendimizi mahkum etmekteyiz.

Apaçık görülmektedir ki, Antalya öncü bir role soyunmuştur. Zaman içerisinde gelişecek olan diğer yörelerin de sorumluluğunu hissederek rolünü çok iyi oynamalıdır. Son yıllarda hızla gelişen Antalya Bölgesi konaklama sektörü ciddi bunalımlara düşmüştür. Öncelikle otellerde hissedilen sorunlar, yöredeki hakim sektörün turizm olması nedeniyle tüm diğer ekonomik alt sektörleri olumsuz yönde etkilemektedir.

Konaklama sektöründeki temel sorunları basit bir dille sıralamak gerekirse;

TÜM STANDARTLAR ŞAŞMIŞ DURUMDA:


- Karlılık ve fiyatlama standartları dibe vurmuş durumda
- Çağdaş bir ölçüt olan "işletme standartları" gündemden çıktı gitti
- Fizik standartların ölçüsü olan "otel yıldızları" kaymış halde
- "Ürün Kalitesi" gibi bir kavram, kargaşalar içinde yok oluyor

SATIŞ VE PAZARLAMA UZMANLIĞI KULLANILMAMAKTA

- Profesyonel olarak satış yapabilen otel sayısı çok azalmış halde
- Dış ve iç pazarlar, piyasalar takip edilmeksizin teslimiyetçilik yaygınlaşıyor
- Kolaycılığa kaçarak tur operatörlerinin dümen suyuna girilmekte
- Rekabet adına sürdürülen "kapkaç piyasası" kural haline gelmiş durumda

İNSAN UNSURU VE HİZMET KALİTESİ İHMAL EDİLMEKTE

- Otel yönetimleri profesyonellikten gitgide daha fazla uzaklaşmakta
- Kalifiye eleman yetiştirilmiyor, yetişenler elde tutulamıyor
- Kısa vadeli ve kısır çıkarlar uğruna insanlar dama taşı gibi oynatılıyor
- Otellerde hizmet kalitesi ve çalışma istikrarı erozyonu çok yaygın

Günümüzde sosyal ve ekonomik olarak gitgide hızla değişen ve gelişen Dünyada hiç şüphesiz olarak yerleşmekte olan temel kurallar, "bilinçlenen ve kaliteli hizmetler gözeten tüketiciler" ve "turizm ekonomisinin giderek önde gelen belirleyici sektör olacağı" gerçekleri tüm çıplaklığı ile kapıya dayanmış durumda. Bugün için kesin bir yol ayırımına gelindiği görülüyor; ya toparlanarak düze çıkılacak, ya da tüm malzemesi hazır pastamızı hazırlayıp fırına vermeyi başaramayarak ithal aşçıların becerilerine mahkum olunacak.

Antalya Bölgesi olarak elimizdeki mevcut malzemeyi nasıl kullanamadığımızın çok net ve basit bir örneğini son on üç yıldır yaşamaktayız. Söz konusu olay "fiyat kırmak" gibi bir illet hastalığa göz göre göre kapılmış olmaktır. Bu işlemin başlangıcında durumu fark ederek 1989 Ağustos ayında tarafımca yazılmış olan makalede açıkça yer alan ifade aynen şöyledir: "Çarpıcı ve özet bir anlatımla, geçen yıl 130 olan fiyatımızı bu yıl 100 olarak ilan ediyoruz ve paniğe kapılarak sezon içerisinde 50'ye düşürüyoruz. Bu durum karşısında tur operatörü ve her şeyden önemlisi tüketici turist ne düşünür ve nasıl bir tepki gösterir, bunu iyi hesaplamak gerek." Ancak, bu yıl içerisinde bulaşan salgın hastalığın günümüze kadar süregelmesine ve tüm piyasanın kemiklerini sızlatarak perişan etmesine maalesef çare üretememiş durumdayız.

OTEL FİYATLARI

Yıllar boyunca her olayı geçerli bir neden olarak gören "piyasa ekonomimiz" her fırsatta fiyat kırmayı bir çare ve kötü alışkanlık olarak benimsemiş, gelinen son yıllarda ise artık "dibe vurmuş" olarak, oteller dolsa da para kazanmaz bir hale düştüğünün acı sonuçlarını yaşamıştır. Durumun ağırlığını sergilemek için yine "çarpıcı ve özet bir hesap" yapmakta büyük yarar var. Basit bir analiz ile Antalya Bölgesindeki 1989-2001 yılları arasındaki gelişen yatak kapasitesinin 7 aylık sezon boyunca %70 dolulukta 220 milyon geceleme verdiği görülmekte. Bir varsayım ile fiyat kırma hastalığının sonucu olarak "her yatak gecesi için 5.-$ kaybedildiği" iddiasının bilançosu "bir milyar dolar"dır. Bu rakam ise sadece Antalya için hesaplanan bir tutar olup gerçek kayıpları ifade etmek konusunda mütevazi bir göstergedir.

Tur operatörü kataloglarından tespit edilmiş elimizdeki kayıtlara göre 3 yıldız otelde kişi başına ortalama çıplak fiyat olarak 1988 yılında 75.-DM (41.-$) olan Antalya fiyatları 13 yıl boyunca düşe kalka bocalayarak 2001 yılında 24.-DM (11.-$) seviyesindedir. Bu fiyat sadece 3-4 aylık yüksek sezon fiyatı olup sezon dışı ve ölü sezon aylarında ayrıca %30 - %50 indirilmektedir. Bu durum karşısında kötümser bir yaklaşımla yukarıdaki "kayıp bilançosu" tutarının kolaylıkla 3 veya 5 ile çarpılması da mümkündür. Ancak 2002 yılı itibariyle yakalanan uygun fırsatların değerlendirilerek genel olarak piyasada en az %10-20 gibi bir artış gerçekleştiği de olumlu bir adım olarak teşhis edilmiştir.

Yalın bir anlatımla "batarak dibi bulduk ve tekmeleyerek yüzeye çıkıyoruz" fakat inşallah nefesimiz ve becerimiz düze çıkmaya yetecektir. Ayrıca, piyasanın yaygın bir eksikliği olarak teşhis ve tespit edilen önemli bir konu, piyasa fiyatından önce "hangi piyasada olduğumuzun bilincine varılması" konusudur. Piyasadaki birçok otel gelecek yılın fiyatlarını tespit ederken kulaktan dolma soyut bilgilerle hareket ederek ve en fazla bazı profesyonel otellerden basit araştırma ve soruşturma niteliğinde istihbarat alarak kararlar vermektedir. Bu alışkanlıkların sonucu da birçok kez ve yaygın olarak vahim stratejik ve taktik hataların yapılmasına yol açmaktadır. Alınması gereken en kestirme tedbir "ilgili bazı sivil toplum örgütlerinin piyasayı profesyonelce inceleyerek yorumlamaları ve elde edilen sonuçları tavsiye niteliğinde otelcilere duyurmaları"dır.

Yıllar boyunca yerine getirilmeyen bu basit hizmetin eksikliğinin sonuçları büyüktür.

Kuşku yok ki içinde bulunduğumuz Pazar "Akdeniz Çanağı"dır ve Pazar rakiplerimiz öncelikle turizmde erken hareket ederek yıllardır yol almış olan İspanya, İtalya, Fransa, Portekiz, Yunanistan gibi gelişmiş ülkeler ve alt kesitte Mısır, Cezayir, Malta, Fas, Tunus, Bulgaristan, eski Yugoslavya gibi ülkelerdir. Pazara çıkan bir domates satıcısının bile etiketini yazmadan önce diğer etiketlere bakması misali, içinde olduğumuz bu Akdeniz Pazarı'nda "kim kime ne fiyat çekiyor, fiyatlar ve satış uygulamaları nasıl gelişiyor?" konusunu yeterince incelemeksizin yapılacak olan her uygulama doğal olarak "üstünkörü" ve "bilinçsiz-tutarsız" kalmaya mahkumdur. Bu konudaki bilgi eksikliğini, sadece basit bir sondaj yaparak özet bilgi elde etmek amacı ile geçen yıl yapılan ve alt kesitteki 445 oteli kapsayan 8 Akdeniz ülkesinin Neckermann Reisen kataloğunda incelenmesi çalışmasında, Türkiye'nin ortalamaya göre %26 geride olduğu görülmüştü. Aynı çalışmanın bu yılki sonucu olarak Türkiye'nin ortalama fiyatlara yarleştiğini memnuniyetle görmekteyiz. Ancak fiyat unsurunun müşterilerin gelmesinde ve daha da önemlisi memnun kalmasında temel belirleyici olmadığının genel bilincine vararak fiyat-kalite dengesini pazara uygun bir biçimde oturtmak ve bunu sürekli-kalıcı bir Bölge-Ülke Politikası haline getirebilmemiz için daha alınacak çok yolumuz olduğu da su götürmez bir gerçek durumunda.

TEŞHİS VE TEDAVİ SÜRECİ

Pazarın arz-talep gelişmelerine ve fiyatlar ilişkilerine ne kadar derinlemesine hakim olabilirsek malımızın gerçek değerini ve satış kabiliyetini o kadar daha yerine oturtma ve piyasalardaki değişikliklerde bilinçli olarak yerinde kararlar verebilme imkanlarımızı artırmak konularında adımlar atmaya başlayabiliriz. Turizm sektörümüzü oluşturmak konusunda yola geç çıktığımız ve son yıllarda müzmin hastalıklara kapıldığımız gerçekleri, kesinlikle bundan sonra da bu şekilde devam edileceği anlamına gelmemeli ve moda deyişle "artık değişmeli" ve "çareler üretmeliyiz". Bu konuda turizmde Türkiye'nin en gelişmiş ve lider yöresi olarak Antalya ve yöresinin öne çıkarak gereken atılımları gerçekleştirmesi kaçınılmaz bir zorunluluktur. Atılacak her olumlu adımın Bölge ekonomisine doğrudan gelişim getireceği gibi, diğer Bölgelerin turizmde önünü açmak gibi bir etki yaratması da doğaldır.

Ayrıca, teşhis etmemiz gereken çok önemli bir konu da "tanıtım" üzerinedir. Bugün gelişen pazarlama ve satış ilişkilerinde, artık tüketici turist ülke ve otel seçiminden önce YÖREYİ seçmektedir. Özellikle Antalya'da yaygın olan "tatil ve kitle turizmi" modeline katılan turist, tatilini seçerken Türkiye'yi değil, Antalya Bölgesini seçmekte ve bundan sonra alt yöreleri ve otelini tespit etmektedir. Bu bakımdan, Bölge olarak alt yörelerin dayanışma içerisinde sorunlarını ortaklaşa çözebilmeleri, olumlu ve sürekli bir "bölge imajı" yaratabilmeleri ve bunu tüketiciye etkili şekillerde ulaştırabilmeleri de hayati önem taşımaktadır. Bu tür etkinlikleri organize ederek başarılı bir şekilde gerçekleştirmek yönünde hazır bir model ve yöntem olmadığı içindir ki görev zordur.

Oysa çözüm artık açığa çıkmış, teşhis ve tedavi beklemektedir. Fıtık olmuş bir olayın tedavisi basit bir ameliyattır. Son on yıldır "Devletten bir şey beklemeyelim, sektör olarak sorunlarımızı kendimiz çözelim" diyoruz ama Devlet Baba'sız da yolumuzu ve yöntemimizi bulabilmiş değiliz. Bugün tüm modern toplumların kullandığı ve ergeç kendi inisiyatifimiz veya AB Kriterleri ile empoze edilerek uygulayacağımız yöntem "SİVİL TOPLUM ÖRGÜTLERİ İLE ÇÖZÜMLER ÜRETMEK"tir. Bu ilkeyi benimseyerek yola çıkıldığı takdirde, yapılacak çok şey bulabileceğimizi hep birlikte göreceğiz. Bu konudaki teşhisimizi naçizane bir öneri ile somutlaştırabilmek amacı ile aşağıda özetlenen şu model düşünülebilir;


- ATSO (Antalya Ticaret ve Sanayi Odası) önderliğinde Bölge'nin tüm Sivil Toplum Örgütlerinin dayanışma içerisinde bir araya gelebilmelerinin sağlanması için "ANTALYA BÖLGESİ TURİZM GÜÇ BİRLİĞİ" kampanyasının başlatılması,
- Bölge'deki turizm sektörü sorunlarının aşılması ve gelişim sağlanması için çeşitli somut projeler üretilmesi, uygulanabilirliğinin yöntemlerinin bulunması,
- Alt Yöreler'deki tüm ilgili kurum ve kuruluşlarla gerçek bir iş birliğine girilmesi,
- Ortak çıkarlarda etkin çalışma ve özgün bir "Bölgesel Sinerji" gerçekleştirilmesi.

Dünya turizm otoriteleri, sektörün "global" olarak önünün gelişime açık olduğunu ve önümüzdeki 5-10-20 yıl boyunca pastanın büyüyeceğini ifade etmekteler. Bu durumda artık yol ayırımında seçimimizi yapmak ve kararlarımızı vererek hızla yol alabilmek için tüm gayretimizi birleştirmenin artık zamanıdır.

şafakTurizm&Danışmanlık http://www.safakturizm.com
Sayfayı
Yazdır Kaydet
kapat


www.turizmforumu.net
info@turizmforumu.net