TÜRKİYE TURİZMİNDE FİYAT SORUNU (FİYAT KISKACI)
Zafer Cengiz
ATAV-Antalya Tanıtım Vakfı Danışmanı
02.04.2001
Son on yıl süresince Türkiye Turizminin gelişimine damgasını vuran bir
fiyat düşme süreci yaşandı.
Günümüzün ekonomik konjektörü içerisinde turizm sektörünün tekrar ivme
kazanması gündeme gelmektedir. Makro düzeyde randıman düşüklüğüne yol
açan bu olguyu gündeme getirerek işlemek ve rayına oturtmaya çaba sarf
etmenin zamanıdır. Kanımızca "fiyat kıskacı" faktörü sektörün önemli
güncel konuları arasında yer alması gereken bir konumdadır.
Fiyat düşme sürecinde, çeşitli dönem ve nedenlerle içine girilen girdaba
kapılınarak düşüş durdurulamamıştır. Bugün ise konuya yorum
getirilemediği gibi, gündeme getirilerek çare de aranmamaktadır. Ülke
genelinde bu durumun açtığı sonuç, uluslararası pazarda Türkiye'ye "ucuz
ülke" damgasının vurulmasıdır. Turist sayısının giderek artmasına rağmen,
buna paralel gelir rakamlarında beklenen sonuçlara ulaşılamamasıdır.
Turizm sektörünün makro ve mikro düzeylerde karlılığı düşmüştür. Bu
yaranın sarılması öncelikle gerekmektedir.
NASIL DÜŞTÜK VE SONUÇLARI NE DÜZEYDE ?
Özellikle otel işletmelerinin münferiden başlattığı düşüş hareketinin
temelinde dar görüşlülük, ufak hesapçılık ve kısa vadeli panik
psikolojisi, hesapsızlık gibi etkenler bulunmaktadır. Alt sektörler
yelpazesi içindeki çıkarlar karmaşası içinde bu durum bir kartopu gibi
büyüyerek bugünlere gelindi. Rekabet ve piyasa krizleri ortamları da bu
süreci körükledi, tur operatörü baskıları ortamı alevlendirdi. Maliyet
hesaplarına hakim olamayan işletmelerin piyasayı dolduruşa getirmeleri
durumlarına kimse el koyarak etkili bir uyarı ve yönlendirme
yapamamıştır. Süreç sonunda, bugüne gelindiğinde içinde bulunulan durum
ve konum karşısında tüm sektör kuruluşları şaşkın ve çaresizdir.
İşletme ölçeğinde tüm kuruluşların karlılıkları en alt düzeylerde olup
eski kazançlar bir efsane gibi anılır haldedir. Kredi batağına batmış
olan işletmeler tam bir çıkmazdadır ve mülkiyet kayıpları süreçleri
yaygınlaşmaktadır. Fiyatların dibe vurmasına paralel olarak gelen turist
kalitesinin de düşmesinin sonucu olarak tüm ülke bir ucuz pazar imajına
sahip olmaktadır. Tüm bu olumsuzluklar içerisinde de belki en önemli
unsur olan "hizmet kalitesi" konusu içler acısı haldedir. Bugünü
kurtarabilme kaygısı içerisinde olan sektördeki tüm işletmeler, genelde
tasarruf politikası adına işgücü ve tüketim malzemesi konularında hizmet
kalitesini ciddi olarak zedeleyici uygulamaları alışkanlık haline
getirmiş durumdadırlar. Oysa, artık bilinmelidir ki turizmin geleceği,
doğrudan hizmet kalitesinin niteliğine paralel olarak gelişecektir.
Fiyat-kalite dengesini kuramayan hiçbir ticaretin yeni ekonomide yaşama
şansı bulunmamaktadır.
NE KADAR DÜŞTÜK VE NE DURUMDAYIZ ?
Bilindiği üzere, ağırlıklı olarak kitle turizmi odaklı çalışan Türkiye Turizminin büyük oranda turist girdisi tur operatörlerinin katalog satışları üzerinden gerçekleşmektedir. Pazar fiyatları seviyelerini tespit etmek üzere yapılan basit bir örnekleme çalışmasının sonuçları aşağıda özetlenmiş olup, rakip ülkeler karşısındaki durumumuzun fotoğrafını vermektedir. Alman tur operatörü Neckermann Reisen'ın 2001 yaz kataloğu üzerinde yapılan bir araştırma ile tespit edilen, kataloğa giren 9 ülkenin 564 otelinin fiyat düzeyleri endeksleri tablosunda, pazar fiyatlarının seviyeleri ve Türkiye'nin yeri açıkça sergilenmektedir.
YÜKSEK SEZON DÜŞÜK SEZON
ÜLKELER ORT. ENDEKS ORT. ENDEKS
FAS 95 112
İTALYA 142 186
KIBRIS 105 138
MALTA 103 128
MISIR 88 115
ROMANYA 65 71
TUNUS 115 102
TÜRKİYE 72 29
YUGOSLAVYA 100 85
TOPLAM 100 100
Özetle ve çarpıcı bir anlatımla Türkiye 9 ülke içinde oluşan otel fiyatı
ortalamalarına göre yüksek sezonda (Ağustos ) %30 ve düşük sezonda
(Ekim-Nisan) %70 nispetinde Pazar fiyatlarının altında kalmış durumdadır. (Söz konusu araştırmanın tüm detayları makale yazarından tedarik edilebilir.)
TEDBİR VE TEDAVİ SÜRECİ
Sorunu teşhis etmek zamanlama olarak artık epey gecikmiş durumda ve tüm
sektör bu durumun etkisinde olarak kan ağlamakta. Hastalığımızın
farkındayız, ama ciddiyetinin ve ölçüsünün tam farkında olduğumuz
söylenemez, zira sorun yeterince gündemde değil ve çözüm modelleri
üretilmemekte. Yani doktora gitmeyen hasta durumundayız ve ne
düşüneceğimizi, ne yapacağımızı bilmez haldeyiz. İçinde olduğumuz durumu
ifade etmek için başka bir yaklaşım yapmakta ve bu argümanın altını
çizmekte yarar görüyoruz:
"İçinde bulunduğumuz düşük fiyat kıskacından kurtulana kadar, Türkiye'ye
gelen turist sayısında büyük artışlar olmamasında uzun vadede büyük
faydalar var. Zira ilave gelecek turistler için gelir randımanının
daha da düşeceği gerçeğinin yanısıra, müşteri memnuniyeti oranı da
giderek düşecektir. Girilen bu süreç içinde turizm sektörünün gelecekteki
başarısı ve randımanı ipotek altına alınmaktadır."
Açık deyişle kıskaçtan kurtulana kadar turist sayısının artmamasında
yarar var. Çünkü, ilave hacimler hem Türkiye'ye fazla bir şey
kazandırmayacak, hem de tatilinden mutsuz ayrılan turist oranı artacak.
Geçen yıl 10 milyon turist içinden beş yüz binini memnun edemediysek
bu yıl gelecek on üç milyondan iki milyonunu küstürmemiz işten değildir.
Piyasa haberleri, içinde bulunduğumuz çıkmazı doğrulamakta ve yeni
senaryolar yazılmaktadır. Son bunalım ve devalüasyon arkasından
turizmin rantı biraz artabilecek mi? sorularına cevap arayan ve biraz
olsun rahatlama hevesine düşmüş olan otel işletmelerimiz, bu durumu
vesile eden tur operatörlerince "%40 avantaj sağladın, fiyat
artırmayı sakın düşünme!" şeklinde baskı altına alınmaya başlamıştır.
Bu nedenle de çivisi çıkmış tekerimizi onararak, ne yapacağını şaşırarak
"gelecek yıl için bazısı fiyat artırma, bazıları da düşürme" niyetinde
olan otel işletmecilerimize "içinde bulunduğumuz fiyat kıskacı unsurunun
neden ve sonuçları" iyi anlatılmalıdır. "Serbest piyasa ekonomisinde her
koyun kendi bacağından asılır" zihniyetini bırakarak "uluslararası
pazardaki fiyatlarda Türkiye'nin oturması gereken seviyenin bilimsel
esaslarda tespit edildiği, sağlıklı ve yönlendirici somut tavsiyelerde
bulunma"nın artık zamanıdır.
Gönül isterdi ki bir otorite çıksın ve bu ihtiyaçları karşılasın. Fakat
Devlet Planlama Teşkilatı'nın dahi ülke turizminin rolünü ve önemini
giderek daha fazla ihmal ettiği ülkemizde böylesi bir babayiğit ortada
gözükmemektedir. Yani tam teşekküllü hastanemiz ve doktorumuz yok
gitmeye, onun içindir ki güncel çıkar yol "sivil toplum örgütlerinin
elele vererek yaptıracağı mahalle sağlık ocaklarında tedavi olmak"ta
yatıyor. Tedavi süreci için akılcı olduğuna inandığımız tavsiyemiz,
üniversitelerimizin desteğinde uzmanlık ve piyasa araştırmalarına
dayanarak önde gelen turizm sektörü sivil toplum örgütlerinin piyasaya
yorum ve tavsiye reçeteleri desteği verebilmeye başlamalarıdır.
NELER YAPMALI ?
Türkiye Turizminin içinde bulunduğu fiyat kıskacından kurtulabilmek için
somut yöntem önerileri:
· Dünya turizm pazarındaki gelişmeleri ve değişimleri sürekli olarak takip ederek yorumlayalım,
· Rakiplerin durumlarını özellikle yakından izleyelim ve piyasayı bilgilendirerek kamuoyu oluşturalım,
· Sektördeki temel eksiklikler, hastalıklar ve kötü alışkanlıkları giderecek şekilde eylem birliği yapalım,
· Sektörler ve kuruluşlar arasında uygulamalı işbirliği platformları oluşturarak yaşatalım,
· Sorunların üzerine dayanışma ve işbirliği anlayışı ile giderek, planlı programlı çözümler üretelim,
· Yukarıda özetlenen hareket prensipleri çerçevesinde yaygın işbirliği imkanları oluşturarak;
1) Piyasadaki durumumuzu anlayalım, yeterli bilgi ile teçhiz olarak sektörce idrak edelim,
2) Çıkış yolları ve stratejileri oluşturarak kuruluşlara tavsiyelerde bulunalım, dengeleri kuralım,
3) Uyumsuz davranışların neden ve sonuçlarını takip ederek düzeltme çabasına gidelim,
4) Kısa vadeli ufak hesaplarla değil, uzun vadeli gerçek ortak çıkarlara göre hareketi öğrenelim,
5) Sivil Toplum Örgütleri altında sorumluluk bilinci ile verimli ve etkili çalışmalara girelim,
6) İşbirliği ve paylaşma içinde yeni organizasyon başarılarının örneklerini yaratalım.
Önümüzdeki üç ay süresi içinde 2002 yılının fiyatları saptanarak kontenjan sözleşmelerine girileceğinden kaybedecek zaman olmayıp, sağduyulu sektör mensup ve kuruluşlarının acilen işbirliğine girmeleri gerekmektedir. Tanıtma ve imaj oluşturma eylemlerinin yaldızlı reklamlarla çerçevelenmesi yeterli olmayıp, içinin hizmet eserleriyle doldurulması gerekmekte olduğunun bilincine varmalıyız. Son günlerdeki ekonomik kriz gelişmelerinde "turizm kurtarıcı sektör olacak" yorumlarına rastlıyoruz. Bilinmesi gerekir ki, turizmi patlatma çabaları içerisinde can simidimizi de istemeden patlatmış durumdayız. Can simidimizin tamir edilmeksizin kullanılması halinde, fazla yük taşıyamayacağı görülecek ve yaşanacaktır.
Sayfayı
www.turizmforumu.net
info@turizmforumu.net
|