TURİZMDE TÜRKİYE'NİN KISIR DÖNGÜLERİ
Zafer Cengiz - TUYED Üyesi zafer@cengiz.gen.tr
12.11.2005
Türkiye son yıllarda turizmde yaptığı ataklar ile uluslararası piyasada
sansasyonel sayılabilecek bir konuma erişmiştir.
Gerek ulusal turist girdisinde ve gelirlerinde, gerekse de yatak
kapasitesinde kaydedilen artış oranlarında, dünya istatistiklerinde
hemen kendisini açıkça öne çıkartmakta ve birkaç dalda özellikle artış
hızı bakımından sanal birincilik kürsüsüne çıkılmıştır.
Ancak diğer yandan, yurtiçi medyaya yansıyan turizm haber ve
yorumlarında "büyük bir çelişki yaşandığı" da gözden kaçmamaktadır.
Genelde kamu yetkilisi söylemlerinde öne çıkarılarak verilen
"şampiyonluk öyküleri" paralelinde, tüm sektör çapında da
"geniş çapta memnuniyetsizlik" yorumları, uzunca zamandır bir arada boy
göstermektedir. Konuya kısa ve özlü bir açıklama getirerek sokaktaki
vatandaş olarak tanımlayabileceğimiz kamuoyu ferdimizin kafasını bir
süredir haklı olarak karıştırdığını sandığımız bu çelişkili durumun
açıklığa kavuşturulmasında büyük yarar var.
Turizm sektörünün fiilen içinde olanların yakından ve yaşayarak
bildikleri bu durum "yıllardır umulan ve beklenen piyasa şartlarının
oluşturulamamış olmasına bağlı olarak sektörün içine düştüğü kısır
döngülerin aşılamaması" gibi özet bir anlatımla ifade edilebilir.
Aktörlerin beklediği randıman ve karlılığı bir türlü yakalayamaması ile
her yıl karşılaşılan hayal kırıklıkları sonunda, umutlar hep bir sonraki
yıla aktarılmaktadır. Bu süreç içinde enerji ve moral kaybına uğranması
senaryolarının temcit plavı şeklinde süregeldiği döngülerin aşılması
ise (hele ki zihniyet ve bakış açılarının temelden değişmediği sürece)
gerçekten kolay değildir. Turizm gibi çok sektörlü ilişkiler içinde
faaliyet gösteren ve sıra dışı geniş bir kompleks yapıyı dizginleyerek
yönlendirmek güç, somut ve tariflenebilir başlıca sektörler olan
Tarım, Sanayi, Bankacılık, Tekstil gibi sektörlerden çok farklı,
bambaşka bir olaydır. Zira, aslında Turizmin kendisi de bir "sektör"
değil, ekonomik ve sosyal hayatın içinden özel bir "kesit"tir. Bu
nedenle de, yönetilebilmek için kavranabilmesi zordur.
Nitekim, turizmde yıllardır öncülük yaparak gelişmiş İspanya gibi bazı
ülkelerde Turizm Bakanlığı kurulmaksızın, bu özgün endüstrinin ekonomik
ve sosyal gerekleri gayet başarılı bir şekilde bu güne getirilmiş ve
hala da sorunsuz olarak yürütülmektedir. Zira, turizmi yönetmek için tek
bir sorumlu ve hatta tam bir devlet desteği bile yetmemektedir. İhtiyaç
olan konu, "alt sektörler ve tüm ana aktörler arasında her yönü ile
uzlaşmacı bir organizasyon kültürü ile geniş bir platformda gereğine
göre ve özgün bir şekilde örgütlenebilmek"tir. Bunun da çıkar yolu,
temelde "Sivil Toplum Kurumları Modelinin başarılı bir şekilde
uygulanması" hareketinden geçmektedir.
STK Modelinde; Her meslek odası, birliği ve derneği gibi, sağlam bir
şekilde yerel hareketlere de dayanan örgütlenmeler arasında geliştirilen
diyalog ve demokratik işleyiş mekanizması sonucunda, her türlü sorunun
aşılabildiği ve uygulanabilir çözümlerin ittifakla ortaya koyulabildiği
"sihirli bir mekanizma" vardır. Batı medeniyetlerinin her türlü
organizasyon başarısının ardında da bu sağlam ve paylaşmacı örgütlenme
modelinin yattığı, su götürmez bir gerçektir. Türkiye turizm pratiğinde
ise bu mekanizmanın boşluğu veya eksikliği ile yıllardır
"Devlet Baba'dan umutla beklenen" orkestra şefliği fonksiyonunun da
yerine oturmayışı gerçeğinin bir araya gelmesinin sonucu olarak
Türkiye Turizm Piyasasında bazı gelişmeler kaydedilmiş, ama düzen ve
dengeler halen kurulamamıştır.
Bir başka bakış açısı ile de yine akıl karıştırıcı bir şekilde ara sıra
ifade edilen "Turizmin lokomotif sektör olması" veya "Dünya'da ilk 5'e
girilebilmesi" gibi uçukça gelen söylemlerin de altının boş olmadığını
kısaca belirtmekte yarar var. Bu ifadelerde hep eksik kalan, fakat
mutlaka birlikte ortaya konması gereken sözcük "Gerekli önlemleri
alabildiğimiz takdirde" şeklindeki ön şarttır. Yıllardır içi boş da olsa
ifade edilmiş olan "Türkiye'nin büyük turizm potansiyeli" bir buz dağı
gibi su altındaki bölümünün keşfedilerek hizmete sokulmasını sabırla
beklemektedir. Turizm endüstrisinde 1960'larda yola çıkan Fransa,
İspanya ve İtalya'yı yakalamak ve kaçırılmış olan 20-30 yıllık
gecikmeleri hızla kapatmak artık imkansız da olsa, Avrupa liginde ilk
5'e oynayabilmek hala hayal değildir.
Özetle; Türkiye turizminin gerçekten sıra dışı bir potansiyeli mevcuttur
ve son yıllardaki olumlu atılımların getirileri de büyük ölçüde bu
gerçeğe bağlıdır. Ancak Ülkesel çapta toparlanarak gerekli örgütlenme ve
diğer temel altyapının oluşturulamadığı sürece de içine girilmiş olan
kısır döngülerin süregideceği de bir başka acı gerçek halinde önümüzde
durmakta. Hem sektörel sivil toplum kurumları örgütlenmesinin
tamamlanması ve demokratik işlerliğe kavuşması, hem de Turizme bir
devlet politikası olarak gereken ihtimamın gösterilmesi ile birlikte,
çıkmazların aşılması gayet kolaydır. Bugün için, söz konusu her iki
"ön şart"ın da yerine oturmamış olması nedeiyle iç dinamiklerini ve
dengelerini yitirmiş olan Türkiye Turizm Endüstrisi'nin "şefsiz ve
notasız bir orkestra" gibi icraat yaptığı da hiç yadsınmaması gereken
net bir gerçekliktir.
Bu durumdaki ülke turizminin yaşamakta olduğu sorunları temel maddeler
halinde kısaca sıralamak bile 3-5 sayfalık ayrı bir rapor konusu
olduğundan, yukarıdaki çerçevede özetlenen nedenlere dayalı olarak
piyasada filen karşılaşılan temel tıkanıklıklara birkaç başlık ve örnek
vermekle yetinelim.
TÜRKİYE TURİZMİNDE TEMEL DENGESİZLİKLER:
TANITMA VE PAZARLAMA; Uluslararası piyasada çağın gerekleri olan
"ülke tanıtması"nın rekabet şartlarına uygun ve gereği kadar devlet
bütçesi ayrılarak etkin bir şekilde uygulanması yıllardır
gerçekleşemiyor. Diğer yandan; Ülkenin alt yörelerindeki turizm
aktörleri bir araya gelerek "ürün ismi ve imajının şartı olan"
yerel tanıtım ve pazarlama gereğini ortaklaşa katkılarla yapamıyor.
Daha da önemlisi, (genel bir şartlanmışlık halinde) turizm piyasasında
öncelikle "Dış turizm" akla geliyor ve sağlıklı bir "iç turizm"
hareketinin geliştirilmesi, bunun da yanısıra "kış döneminin akıllıca
modeller ile pazarlanarak değerlendirilmesi" sürekli olarak göz ardı
ediliyor.
ARZ VE TALEP; Yıllar boyunca yaşanmakta olan piyasa gelişmelerinde,
makro düzeyde arz-talep dengelerinin bilimsel esaslarda ve sürekli
olarak takip edilmemesi ve buna bağlı olarak "politika-strateji"
geliştirilmemesinin sonucu olarak büyük dengesizlikler doğmakta.
Pazarlaması planlanmamış ve fiilen yapılmamış yeni devreye giren oteller
ve yatak kapasiteleri ile piyasa fiyatları gereğinden çok fazla
düşürülüyor ve bu durum ile oluşturulan "yumuşak karın" faktörü,
piyasanın akbabalarınca değerlendirilerek, piyasada gerçekleşen karlılık
oranları aşırı düşüşler kaydediyor.
FİYAT VE KALİTE; Halen hiçbir kurum ve kuruluş, uluslararası turizm
ticaretinde yaşanmakta olan piyasa gelişmelerini ve özellikle de genel
fiyat hareketlerini "makro düzeyde" takip etmiyor. Sadece üstünkörü
kriterlere göre ve genelde birbirinden kopyalanarak oluşturulan gelecek
yıl fiyatları, dış pazarlardaki ortalamalara göre çok yüksek veya düşük
kalabiliyor. Her iki durumda da bilanço, ülke ve işletmelerin çıkarlarına
ters bir şekilde sonuçlanıyor. Genel piyasada yaygın bir şekilde
"Fiyat-kalite dengesi" kavramı bile anlaşılmamış durumda; Bu konuda
yaygın argüman olarak "bizim dengelerimiz güzel- zira kalitemize göre
fiyatımız düşük" dar zihniyeti ile yaklaşılıyor.
KORUMA VE KULLANMA; Ülke çapında genel bir eğilim olarak, her sermaye
birikiminin gündeminde (ve genellikle de ticari statüsünde) "turizme bir
şekilde girebilmek" modasına ayak uydurmak istekleri yatıyor. Bu durumda
da her türlü ilişki ve çelişkiler kullanılarak yapılan "gözü kara"
plansız yatırımlar ve atılımlar ile özellikle çevre unsurlarının büyük
ölçülerde ihmal edilmesi nedeniyle koruma-kullanma dengeleri alt-üst hale
geliyor. Bazı noktalarda aşırı yığılma ile ortaya çıkan ucube tesis
kümeleri ve çevre sorunları karşısında kendileri de hayrete düşerek iş
işten geçtikten sonra sihirli değnekli çözüm arayışlarına giriliyor. Bu
zihniyet ile kaydedilen gelişmelerde daha önce planlanarak kurulmuş olan
dengeler bile kolaylıkla ve acımasızca bozuluyor.
Hızla gelişen dengesiz ve bocalama süreçli büyümede, özellikle çevre
unsurunun geriye dönüşsüz şekilde zedelenmeye başlandığı, içine girilen
hastalıklı gelişim sürecinde "bindiği dalı kesen" bir hale gelindiği
izlenmekte. Alınması gerekli önlemlerin başında "altyapı ve üstyapı
örgütlenmelerinin" tamamlanması ile öncelikle orkestranın kendini
toparlayarak düzene girmesi şarttır. Hemen bunun paralelinde de "gerekli
planlamayı yaparak" notaların yazılması ile hangi müziğin çalınacağının
ekip olarak bilinmesi halinde, ancak güzel Anadolu ezgilerini icra
edebilme imkanını yakalıyabiliriz.
Sayfayı
www.turizmforumu.net
info@turizmforumu.net
|