Gürültü Kirliliği mi, Çılgınlığı mı, Anarşisi mi?


K. Ünsal BARIŞ
0 (532) 562 68 93
: kubaris@yahoo.com

05.10.2007

Öyle bir ülkede yaşıyoruz ki herkes dilediği gibi yaşama özgürlüğüne (!) sahip olduğunu sanıyor… Halbuki özgürlük, bir başkasının/başkalarının özgürlüğünün başladığı noktada biter. Bizi rahatsız eden kişiye/kişilere herhangi bir şekilde uyarıda bulunma gafletine düşmemiz halinde ise, vay halimize…

Herhangi birimiz vatandaşlık görevini ciddiye alıp, karşı tarafı incitmemeye çalışaraktan, yapılan işlemin yanlış veya rahatsız edici olduğunu veya medeni insana yakışmadığını veya yapılan işlemin yurt severlikle bağdaşmadığını ifade etmeye kalksak ya hakarete uğruyoruz, ya tehdit ediliyoruz, ya dövmeye kalkıyorlar.

Yakın geçmişte, hareket halindeki bir arabadan dışarıya, soydukları meyve kabuklarını pencereden dışarıya fırlatan magandaları uyarıda bulunmak isteyen çevre Bilimci, Sayın Prof. Dr. Orhan KURAL'ın arabasını, güpegündüz, İstanbul içindeki bir otoyolda durdurup, kendisini dışarı çıkarttıktan sonra, "sen kim oluyorsun lan" diyerekten, hastahanelik yapıncaya kadar kan revan içinde bıraktıklarını hatırlayınız.

Özgürlük (!) adı altında yapılıp da medeni insanları, çağdaş yaşamı benimsemiş insanları rahatsız eden sayısız konu var. Ben bu yazımda yalnızca hepimizin bildiği, rahatsızlık duyduğu bir konuyu gürültü kirliliği'nden örnekler vermeye çalışacağım.

§ KOMŞU GÜRÜLTÜSÜ: Hemen hemen herkes komşusunun T.V., radyo, teyp sesinden, balkon sohbetlerinden, gece yarılarına kadar devam eden salon sohbetlerinden rahatsızızdır. Öyle ki, kendi sevdiğimiz bir programı dahi dinleyemez hale gelenlerimizin olduğunu işitiyorum.

§ KLAKSON GÜRÜLTÜSÜ: Tüm araç sahipleri adeta klaksonları ile konuşur hale gelmişler. Oto sürücüleri, yolcularını alabilmek için dairelerdeki kişi/kişilere "ben geldim" anlamında klaksonla duyuruda bulunuyorlar. Yollarda trafik kuralları geçerli olmadığından herkes klaksonla kendisine yol açmaya çalışıyor veya uyarıda bulunuyor. İnanın bana, yolda klakson ile küfürleşenler dahi var. Eskiden hastahane önlerinde klakson çalma yasağı vardı. Şimdiki nesil böyle bir kuralın varlığını dahi duymamış.

§ TELEFON GÜRÜLTÜSÜ: Otobüslerde, metroda, trenlerde, bankalarda, resmi dairelerde, hastahanelerde, toplantılarda çalan telefonlardan gelen müzik sesleri cümbüşüne mi takılırsınız? Sohbet faslına mı? İş takibi yapanlara mı?

§ OTOLARDAN GELEN MÜZİK GÜRÜLTÜSÜ: Arabanın tüm pencerelerini açıp, müziği de sonuna kadar açan, kimi türkü, kimi arabesk, kimi sanat müziği, kimi pop müzik dinleyen ve saat gözetmeyen, görgüden nasibini alamamış magandalardan geçilmiyor.

§ EGSOZ GÜRÜLTÜSÜ: Bazı oto ve motosiklet kullanıcıları, araçlarına özel egsoz yaptırmışlar. Araçlarını kullanırken kendilerini jet pilotu gibi hisseden psikopatlar var. Kendilerinin çok ayrıcalıklı kişi olduklarını sanıyorlar. Bize verdikleri rahatsızlığı umursamıyorlar.

§ TATİL YERİ GÜRÜLTÜSÜ: Tatile dinlenmeye, güç kazanmaya giden yerli ve yabancı tatilzedeler civarlarındaki disko, bar, gazino, lokanta, otel animasyonları gürültüsünden dinlenme olanağını bulamıyorlar.

§ HAVAİ FİŞEK GÜRÜLTÜSÜ: Türkiye'nin her yerinde, her kesimden insanlar havai fişek kullanmak için adeta yarış içindeler. Nişanda, düğünde, sünnette, doğumda, maç sonrasında, milli günlerde, dini bayramlarda, yılbaşlarında, asker uğurlamalarında, sevgiliye ilanı aşk etmede, açılışlarda, belediye kutlamalarında, otel animasyonlarında v.s. Bir tutkuya kapılmışız gidiyoruz. Refah seviyemiz mi arttı? Görgü seviyemiz mi düştü?

§ ASKER UĞURLAMA GÜRÜLTÜSÜ: Askere uğurlanacak gençleri gece 01.00'lere kadar konvoylarla dolaştırmak, klakson çalmak, bağırmak, çağırmak, şarkılar, türküler söylemek bir alışkanlık haline gelmiş.

§ PAZAR YERİ GÜRÜLTÜSÜ: Haftanın 7 günü semt pazarları kurulur. Bazı yerler ise daimi pazar yeridir. Aklınıza gelen her türden satıcı bir metre mesafedeki alıcılara hitap edebilmek için ağzı çıktığı kadar bağırıyor veya şamata yapıyor veya türkü söylüyor. İnanınız bana, Almanya, Fransa, Rusya, Azerbaycan, Tataristan, Türkmenistan ve Kazakistan da mesleki incelemelerde bulunmak amacıyla pazar yerlerinde dolaştım. Hiç birinde bizdeki pislik ve gürültü ile karşılaşmadım.

§ MAÇ KUTLAMA GÜRÜLTÜSÜ: Herhangi bir maçta alınan galibiyetten sonra gece 01.00'lere kadar sokaklarda, caddelerde, meydanlarda kutlama yapma ve havai fişek kullanma çılgınlığına rastlıyoruz. Kutlama güzel bir şey ama o klakson sesleri, bağırtılar, sarhoşlar, eşini, çocuğunu, akrabalarını, komşularını arabalara doldurmuş insanlar, savaş yerini anımsatan havai fişek patlamaları halkın huzurunu kaçırıyor.

§ SEÇİM PROPOGANDASI GÜRÜLTÜSÜ: Seçmen oy pusulasında kaç parti yer almış ve kaç bağımsız aday varsa hepsi de otobüsler, midibüsler, otomobiller, muhtelif ticari araçlar içinde sabah 10.00'dan akşam 21.00'e kadar araçlarına kurdurdukları yüksek volümlü hoparlör sistemleriyle bangır bangır bağırıyorlar. Kötü Türkçe aksanlı bu insanlar, mikrofonları ellerine aldıkları vakit ne yapacaklarını şaşırıyorlar. Bunları patates-soğan satıcılarından ayırabilmek ne mümkün! Hepsinin tek ortak tarafı var, ya arabesk çalıyorlar ya sazlı sözlü türkü. Dünyanın neresinde, kendi lisanını doğru diksiyon ile konuşamıyan insanlar sokak, cadde, meydan, hastahane, tatil yeri, yabancı misyon alanı demeden cıyak cıyak bağırarak BİZİ SEÇİN diyordur?

§ DÜĞÜN KONVOYU GÜRÜLTÜSÜ: Sokak sokak, cadde cadde dolaşıp, klakson sesleriyle adeta tepinircesine BİZ EVLENDİK (!) diye yırtınan insanlar var. Ana arter yol üzerinde trafik adeta durmuş, insanlar sıkıntıdan çatlarken, o trafikte klaksonlarla ortalığı inleten görgüsüz insanlar topluluğu olmuşuz.

§ TABANCA GÜRÜLTÜSÜ: Her türlü kutlamada, eğlencede, güç gösterisinde, ister sade vatandaş ol, ister milletvekili ol, beldeki tabancalar çıkıyor, takır takır ateş ediliyor. Sanki Texas! Dünyanın hiçbir yerinde bizdeki kadar masum insanlar arasında can kaybı ve malullere rastlamak mümkün değildir.

Bizi bu kaostan, gürültüden, çılgınlıklardan, anarşiden kimler kurtaracak?

Ø Hükümet yetkilileri; Biz daha ciddi sorunlarla uğraşıyoruz derken, "çelik-çomak ve Red Kidd, Dalton biraderlere karşı" oyunlarını oynuyorlar.

Ø Vilayetler; bizim yetkimiz yetersiz diyorlar.

Ø Belediyeler; baş edemiyoruz diyorlar.

Ø Medyayı halk seyredeceğine medya halkı seyrediyor.

Ø Sivil toplum kuruluşlarının adı var, sanı yok.

Peki, ama ana sorunumuz nedir? Ana sorun, bana göre, toplumun görgü fakirliğindedir. 80'li yıllardan sonra toplumumuzun tüm kesimlerinde, sosyo-ekonomik yapımızda ciddi değişiklikler olmuştur. Bu değişikliler bizde hazımsızlık yaratmıştır. Sonuç olarak tüm toplum yapımız hızla sonradan görmeler kapsamına girmiştir.

Peki, biz nasıl görgülü toplum olabiliriz?

Görgüyü bize ne ailelerimiz verebiliyor, (çünkü onlara da görgü eğitimi zamanında verilmemiş) ne eğitim kurumları verebiliyor, ne eğitim tedrisatında böyle bir konu var, ne medya bizi eğitiyor, ne de herhangi bir kuruluş kendini sorumlu buluyor. Hiç kimse işin ciddiyetini kavrayabilmiş değil.

İşin en vahim tarafı insanlar bunun adını görgüsüzlük değil de özgürlük olarak tanımlıyorlar.

Her işte olduğu gibi Allah'a sığınmaktan, kaderimize razı olup, Türkiye de yaşamanın bir bedeli olduğunu kabul etmekten başka yapabileceğimiz bir şey yok galiba…

Hepinize huzurlu ve sağlıklı günler diliyorum.

Saygılarımla



K. Ünsal Barış'ın önceki yazıları:





Sayfayı
Kopyala Yazdır Kaydet Kapat

www.turizmforumu.net
info@turizmforumu.net