YAPISAL ÇÖZÜM MODELLERİ


Anıl ERGÖZ
anilergoz@yahoo.com

13.08.2006

Anıl ERGÖZ Terör ve salgın ikilisi ile Türkiye’nin yönetiminden kaynaklanan etkenler, yapısal çözüm modelleri geliştirilemediği için, kalıcı nitelik kazanıyor.

Yaşadığımız coğrafyada, dış kaynaklı olumsuzluklarla daha uzun yıllar birlikte yaşamamız kaçınılmaz. Ortadoğu’da, hatta Kafkaslar’da siyasal sınırların ciddi boyutlarda tartışıldığı bir bölgede yaşamanın bedeli de bu. Sorunlarla birlikte yaşamayı öğrenmek zorundayız.

Bu yıl da sorunlu bir sezon yaşanıyor. Kuşkusuz, bunları yok saymak, çözüm yerine bunalım üretir.

Peki, ne yapılabilir?

Esasen ortada biraz da garip bir durum var. Herkes bir şeyler yapmaya çalışıyor. Medyada çözüm önerilerinden geçilmiyor. Geçtiğimiz sezonun bitiminde, kolaycı yaklaşımlarla çizilen, yüksek beklentili görüntü, iyimserlikten çıkarak hızla korkulu bir rüyaya dönüşüyor.

Evvela gelişmeleri iyi değerlendirmeli, eldeki bilgileri aşındırmadan paylaşmayı denemeliyiz. Örneğin bir Alman charter taşıyıcısının Türkiye için ayırtılmış 25.000 koltuğunun iptal edildiğine ilişkin haberleri kaynağında doğrulatmaya çalışmalıyız. Bakanlığın yurtdışı örgütü ve içerideki birimleri bu konuyu birkaç saatte aydınlatabilir.

Eski alışkanlıklarımızı terk ederek gerçeküstü özel isteklerle kapalı oturumlarda çözüm aramaktan vazgeçmeliyiz. İlgililerle, örneğin Başbakanla, Bakanlarla görüşerek sorunun giderileceğini sanmak, avuntudan öteye geçmeyen bir yaklaşımdır.

IMF ile uzun süreli bir anlaşmaya dayalı olarak yürütülen ekonomik programın 2008 yılından önce kolayca değiştirilemeyeceğini bilerek davranmalıyız. Kurların yükseleceğine ilişkin beklentilerimizde ise iyimserliğin moral vermek dışında katkısı olmayacağını bilmeliyiz.

KDV indirimini savunmak sağlıklı bir araştırmayla ortaya konacak verilere dayandırılmak zorundadır. Geçen yıl KDV oranının yüzde sekize düşürüleceğini, bol keseden yaptıkları açıklamalarla gündeme getirenlerin bu yıl da aynı şeyi öne sürebileceklerini aklımızdan çıkarmamalıyız.

Ne var ki KDV konusu diğerlerinden daha farklı görünüyor. Geçmişte elde ettiği indirimleri tur operatörlerine anında yansıtma alışkanlığındaki bir sektöre düşük KDV’nin yapacağı katkıları sorgulamak turizmcilere yapılmış bir haksızlık gibi değerlendirilmemelidir.

Pahalı enerji giderleri ve aşırı yüksek sosyal güvenlik kesintilerinin kaldırmasına ilişkin isteklerin hükümetle yapılacak görüşmelerde, rekabet edilen pazarlarla eşit düzeye çekilmesini savunmak daha gerçekçi ve adil bir yaklaşım gibi görünüyor..

Unutmayalım, içinde bulunduğumuz koşullar, olumlu sonuçlar alınmasında katkıda bulunabilir.

İç pazarın uzun soluklu değerlendirilmesi, ilk kez bu denli ciddi biçimde gündeme geliyor. Turizmciler üç ayda sağlanacak yüksek doluluk oranlarının ayakta kalınmasına yetmeyeceği gerçeğiyle giderek daha sık yüzleşmeye başladı. İç pazar bu anlamda ciddi katkılar yapabilir.

Türkiye’ye özgü, yalıtılmış entegrasyona dayalı bir pazarlama ve satış modelinin uzun süre ayakta kalması zaten mümkün değildi. Herşey dâhil çözümlemesinin gerçekte bir yanılsama olduğunun anlaşılması ise biraz daha zaman alacak. Önümüzdeki kısa dönemde, iç dinamikleri dikkate alan tesislerin sayılarının artması sürpriz olmayacak.

Şimdi önemli olan panik havasından uzaklaşarak saptanacak “Gerçek durum”a göre hızlı bir eylem planını yürürlüğe sokmak; Bir sarsıntıda sektörün aktiflerindeki olası azalmaya engel olmak. Kamu yönetiminin sorumlu olduğu alan işte tam burada başlıyor.

Kamu yönetimi tatil programları hazırlayarak, bunları özendirecek kampanyalara yoğunlaşmaktan çok, sektörün aşırı yüklü maliyetlerini etkileyen girdilerin uluslararası düzeye çekilmesini yönünde çaba harcamalıdır.

Bunun dışındaki girişimler kamuoyunu oyalamaya yönelik ve yanıltıcı niteliktedir. Bakanlık yurtdışından ne kadar turist getiriyorsa(!) içeride de ancak o kadarlık bir kapasite yaratır. Kısaca söylersek bu gibi konular Bakanlığın ilgileneceği türden değildir ama okullardaki yaz tatillerinin bölgesel iklim koşullarına göre takvimlendirilmesi, kamu ve katma bütçeli kurumlarda çalışanların toplu tatile çıkışlarını özendiren önlemlere kolaylık sağlanması Bakanlığın işidir.

Bu önlemler alındığında, iç pazarın birdenbire tesislere hücum etmesi beklenmemelidir ama böyle bir başlangıç bile eldeki kapasitenin sürdürülebilir turizm amaçlı kullanımında önemli bir aşama sayılmalıdır.

Almanya’da INFOX üzerinden yapılan ilk denemeler, özel fiyatların satışta -en azından bu süreçte- etkili olamadığını gösteriyor. Başta konaklama kesimi olmak üzere tüm sektörün fiyatların aşağı çekilmesine neden olacak davranışlardan uzak durması şart. "Damping" denecek ölçülerde düşürülen fiyatların yeniden istenilen düzeye yükseltilmesi sanıldığı kadar kolay değildir.

Üstelik tekstilcilerin yakındığı Çin’in fiyat politikasını birkaç yıldır farkında olmadan hayata geçiren turizm sektörünün aldığı sonuçlar da ortada.

Maliyetleri düşürmenin ana ilkesi üretimi artırmaktır. Eldeki kapasiteyi yurtdışına uygulanan fiyat ve koşullarla içe yöneltmek daha sağlıklı görünüyor.

Anıl Ergöz'ün önceki yazısı
TURİZMİN KELİME DAĞARCIĞI



Sayfayı
Kopyala Yazdır Kaydet Kapat

www.turizmforumu.net
info@turizmforumu.net