Bir ülkenin turizm dinamikleri
Anıl ERGÖZ
0 555 291 31 26
anilergoz@yahoo.com
17.06.2007
Yedi yüz yıllık paha biçilmez bir kültür hazinesinin mirasçılarıyız
ama ne yazık ki bu mirası gelecek nesilleri aydınlatmak için kullanmak
yerine kütüphanelerin eski ve tozlu raflarına gömmeyi tercih ettik.
Tarih biraz incelendikten; kültürüyle, sanatiyle, yapısı ve düzeniyle
toplum gözden geçirildikten sonra, yan yana koymaya insan elinin
varmadığı iki kelime: Fakir Türkiye.
Kuralları, gelenekleri ve düşünceleriyle Ortaçağ'ı aydınlatan, Yeniçağ'a
ışık tutan bir kültür.
Mevlanalar, Yunus Emreler, Evliya Çelebiler, Mimar Sinanlar;
Dayanışmanın, kardeşliğin en güzel örneklerini veren Fütüvvetnameler.
Toplumun ve ekonominin gerekleri uyarınca dini yorumlayan, ileriye
dönük bir kurum gibi ondan yararlanmasını bilen Osmanlı akılcılığı.
Her biri devlet yönetme sanatının belgesi olan Mühimme defterleri.
Çağın koşulları çerçevesinde başlı başına bir şaheser olan devlet.
Devlet kurma alışkanlığı. Devlet yönetme ustalığı. Çağın en ileri
ekonomik ve sosyal yapısı.
Osmanlı ordularını bir kurtarıcı gibi karşılayan, eşitliği ve hürriyeti
ondan bekleyen Avrupa halkları; yıkılmakta olan bir kölelik dünyasının
ileri ve adil toplum düzeni ve bugünkü Türkiye...
Başka bir milletin ortak çabayla meydana getirdiği folklor ve sanat
özelliğini hemen her köyünde, ayrı ayrı ve değişik şekilde yaratabilmiş
Türkiye.
Sanatının inceliğini ve görülmemiş çeşitliliğini aşıkların sözünde,
halıların ilmiğinde, çevrelerinin nakışında yaşatan Türkiye.
Meseleye değişik açılardan bakılabilir.
Belirli bir kıyaslamanın çerçevesinde haklı gözüken bir teze göre
eşine az rastlanır kültür, medeniyet ve tarih hazinesine sahip olan
Türkiye, ilkel özellikteki toplumlara uygulanan bir sıfatla belirlenemez.
Eğer Afrika fakirse Türkiye onunla aynı ölçüye vurulamaz, aynı deyimle
tanımlanamaz.
Bu görüş kendi çerçevesinde şüphesiz doğrudur. Türkiye ile öteki fakir
kalmışlardan herhangi birini yanyana koysak, arada tarihin ve kültürün
yarattığı büyük bir farklılık olacaktır. Ancak fakirliğin incelenmesinde,
toplumun tarihi gelişime sürecinde aldığı yol ve başlangıç noktasıyla
vardığı yer önemlidir. Bu açıdan Türkiye bir Somali'den, Gine'den çok
daha fakir kalmıştır. Çünkü Somali her zaman Somali olmuştur. Gine aynı
Gine. Türkiye ise belirli bir dönemde öteki ülkelerle kıyaslandığında en
ileri bir noktada gözükmektedir. Sonra gerilemeye başlamış,gerileye
gerileye günümüze aynı kıyaslama çok arkada gözüken bir yere varmıştır.
Yani kavramın dinamik anlamıyla tam bir fakir kalmış ülkedir.
Meselenin nedenine inmeksizin sonuçları bunu ortaya koyar: Milli gelir
düşük, beslenme yetersiz, sanayi zayıf.
Bu durum neden meydana geldi, sorusunu cevaplayamadığı gibi nasıl düzelir,
sorusuna da çözüm getiremez.
Burada bir daha belirtelim ki Türkiye'nin fakirliği bir Afrika yahut
Latin Amerika ülkesinin geri kalmışlığı değildir.
Koskoca bir geçmişi ve geleneği olan, medeniyeti olan, sağlam temelleri
hala direnen ve kendini ileriye götürecek birikimi çeşitli alanlarda
gerçekleştirilmiş bir toplumun, fakir ve cahil bırakılmışlığıdır bu. Şimdi
böyle bir ülkede turizm nasıl atağa kalkar?..
Bu yazının sonunda ortaya konabilecek tek hüküm, Türkiye'nin ancak
temeldeki bozukluğu çözümlemekle fakirliği yeneceği şeklindedir.
Türkiye; kendi halkının yapısına uygun olan, dünyadaki ve memleketteki
ekonomik gerçeklere ters düşmeyen bir yöntemle fakirlik çemberini
kırabilir; kültür ve tarih açısından hakkı olan yere, ekonomik ve sosyal
düzeniyle de erişebilir.
Türk halkı dünün ve bugünün hazırladığı teorisiyle, bugünün ve yarının
hazırlayacağı pratikle, kendi tarihsel doğrultusunda yarına gidecek;
hızını kendisinden alan bir eylemib sonunda başarıya ulaşacaktır.
Türkiye'de bin yıllık bir kültürün süzgecinden geçmiş insan birikimi de
vardır; sermaye de.
Mesele bunların yanlış kullanılmasından yahut hiç kullanılmamasından
doğuyor. Yani un da vardır, yağ da vardır şeker de. Ancak helvanın
yapılması için uygulanan tarif hatalıdır.
|