Bazı insanlar niye var...
Anıl ERGÖZ
0 555 291 31 26
anilergoz@yahoo.com
12.08.2007
"Bazı insanlar niye var" muammasını soru cümlesi şekline getirip yönelttiğim
amcalar, nineler, öğretmenler, muhtar ve ihtiyar heyeti sanki önceden
sözleşmiş gibi hep bir ağızdan veya solo olarak: "Allah'ın bir hikmeti"
diye cevap verdiler. Fakat bu cevap asla teskin etmedi, uyuşturmadı. Aksine
var olmanın ille de bir nedeni olması gerektiği gibi bir temel çıkmaz sokak
sorunsalına getirdi.
Aslında bazı insanların var olmalarının bence hiçbir mahsuru yoktu, amma
velakin cümbür cemaatin niye bu insanlar diğer insanlardan farklı ve hemen
farkedilir hale geliyorlar. Üstelik sorun yumağının Latin harfli baş rol
oyuncuları olarak.
İsimler ve soy isimler sonradan tercih ettiğimiz ve bedelini ödediğimiz
ömürlerle anlam kazanıyorlar İsmi yontan cismimiz oluyor bir bakıma.
Bu yüzden bazı insanlar neden var, sorusuna isim ve soyadı vermeden
başlayacağım. Buna karşılık gelecek örnekler sizlerin hayatlarında varlar
nasılsa...
Mevsimlik otellerin otelcilikten çıkıp iyiden iyiye "Kitlesel tatil"
fabrikalarına dönüştüğü günümüzde pek doğaldır ki turizm anlayışı da
değişti sevgili okurlarım.
Turizmi bir iş olarak gören turizmciler için ülkemiz müthiş bir iş merkezi.
Ancak turizm bir mizaç meselesi, bir algılama, anlatma ve ifade biçimi.
Yeni mezun olmuş kardeşlerimiz içinse çok acı verici.
Turizmi hizmet olarak algılayan, üretmeye çalışan bu genç insanlar, aslında
beyinleriyle ağlıyor gibime geliyor... Turizmimiz eğer gelişemiyorsa
sorunların bir türlü çözülmemezliği ve insanlarımızın bir türlü
değişmemezliği yüzünden gelişemiyor.
Bu gelişemeyen-geliştirilemeyen gençler daha öncekiler gibi çöpe mi
atılacak?.. Daha kaç nesil böyle ezilecek?..
Nasreddin Hoca her şeyi söylemiş... Aziz Nesin her şeyi yazmış...
Çözülemeyen aynı meseleleri yıllar yılı, başka üsluplar kullana kullana
yazmak, çizmek zorunda kalıyoruz.Çünkü bu ülkede sorunlar asla ve sanki
bilhassa çözülmüyor, sadece makyaj tazeliyor... Ve karşıda utanma, arlanma,
üstüne alınma duygusu taşımayan insanlar da olunca Turizm bir maraz, bir
hastalık halinde gelişiyor... Acı çeken, sakat bir ata benziyor durumumuz...
Çekip vurmak veya iyileştirmek yerine habire gülüyoruz...Zaten ya ağlıyoruz
ya da gülüyoruz... Başka bir şey yapmıyoruz, yapamıyoruz...Artık
şaşırmıyoruz... Artık böyle yaşıyoruz...
Turizmi bu derece hasta duruma getiren insanların kemikleşen zihniyetlerini
değiştirmemesi yüzünden turizm adı altında ve turizm adına neleri ortaya
koyduklarını gördük. Göreceğiz...
Bugün ülkemizde bir çok iş sahası patron çevresindeki şahıslarca çevrilmiş,
kuşatılmış.
Büyük çoğunluğu için insan çalıştırmak belirli beylik davranışlardan,
sınırlandırılmış kısa ve sert diyaloglardan öteye gitmiyor. Çalışan ile
fazla konuşma, şımartma (bu örnek kemikleşmiş cümleler daha da
çoğaltılabilir).
Bu insanlar sanki hayatı çok iyi etüd etmişler, bütün ruh hallerine
ermişler, tüm sırlara ulaşmışlar ve en doğru bunu bulmuşlar ve savunup
uyguluyorlar. Yahu mesleğinin yeterlilikleri hakkında bilgin yoksa
elbette bağırıp-korkutursun. Yani bağırma, korkutma, sözün tükendiği yerde
başlıyor...
Ben bilen bir insanın birikimlerini ifade ederken sinirlendiğine, insanları
korkuttuğuna tanık olmadım hiç.
Aslında bunun nasıl bir anlama gelebileceğini ve bunların nasıl sonuçlar
doğuracağını düşünemediği için, böyle bir yönetici tablosu çiziyor.
Fakat asıl etki; yan etkidir yani...
İnsana korku vererek çalıştırdığında işinden ürken, güven kazanamayan
insanlar topluluğu yetiştiriyorsun. Bir iletişim cinayeti işleniyor bir
nevi...
Patron-çalışan, yönetici- çalışan arasında çığ gibi büyüyen düşünce
farklılıklarının olması böyle oluşuyor biraz da galiba. Patron
çalışana, çalışan patrona güvenmiyor. Bu mantık(!) bir insanlık suçu değil,
aynı zamanda patronun -yöneticinin kendi kendisine yaptığı ve geri tepen
bir silah haline de geliyor... Bunun halen anlaşılamamasını gerçekten
yadırgıyorum.
İşte en garip insan hali budur... İşte en acıklı hizmet öyküsü budur...
Ne tuhaf; turizm için okuyanları, yine turizm ve turizm insanları
sevmiyor gibi...
Aslında bugünlerde turizmde patron olan insanların geçmişlerini incelemek,
bize, bizi buralara ve bu hale nasıl getirdiklerine de yanıt verecektir.
İçinde bulunduğumuz zamanı incelemek ise patronların ruh hallerini
gösterir...
Her üretim, içinde bulunulan zamana yönelik olarak yapılıyor. İçinde
bulunulan zamanın kendisine özgü ahlak yapısına uygun...
İçinde bulunduğumuz zaman ise fena bir zaman.
Yani, yeni dünya düzeni ile birlikte insani değerler aşağılayan, hor gören
bir zaman... İçerisine feci dozda cıvıklık ve kaypaklığın boca edilerek
fırına verildiği bir zaman...
Şimdi böyle bir hayata isabet eden ömürler tarihe ne gibi kalıcı
eserler bırakabilir ki...
İsmini bir çırpıda sayabileceğimiz büyük, şaşaalı otellerin ne kadar
ömürlü olduğunu hep birlikte göreceğiz.
|