Niye Geziyoruz ?
Anıl ERGÖZ
0 555 291 31 26
anilergoz@yahoo.com
28.11.2006
Başlıktaki bu soruya,tek kelimelik bir - ve bence harika - bir cümleyle
cevap verilebilir: "Keyfimizden!"
Bu cevap "alaycılık"olarak alınmamalı.
Çünkü uzun tarihe bakıldığında,gerçekten insanoğlu'nun gezilere "keyfi"için çıktığı görülüyor.
Daha doğrusu,bu keyfi bulduğu,keyfine kavuştuğu ve ona erişebildiği çağlarda ve durumlarda,gezi olayı da başlamış.
Şimdi bu fikri biraz açalım:
İlk atalarımızın, biraz ot, biraz et bulabilmek umuduyla sırtında bir
post,elinde mızraka benzer bir şeyle çevre dağ ve bayırları dolaşmasını
"gezi"olarak nitelendiremeyiz, herhalde.
Bu göçebe kökenli"Avcılık"dönemleri geçip
toprağa yerleşildiğinde, gezilerin en kısa ölçekli tadı da kalmamıştır.
Çünkü başlayan uzun "Tarım çağı" insanı toprağa bağlamış, hatta tutsak
etmiştir. Tutsaklık, iki başlı; önce toprağın kendisi. Sürme - ekme -
toplama işleri yılın büyük bir
bölümünü alıyordu. Geçim-ve ekonomi-toprağa bağlanınca bu zorunluydu
ve "Eşyanın tabiatı" gereğiydi. Elde mızrak ya da balta, hoy-hoy dolaşma
özgürlüğü bitmişti. Toprak pırr diye uçan kuşlara ya da zıp-zıp kaçan
tavşanlara ve geyiklere oranla insan için daha bir güvenceli besin
kaynağı oluyordu ama onu kendisine tutsak da ediyordu. Yılın 4-5 ayı
sürekli iş vardı. Onlar da güneşin dünyayı ısıttığı aylardı.
Yer yuvarlağının güneşten uzaklaşarak çemberini dolaştığı aylarda ise
soğuk ve yağış başladığından "Gezi" imkanı da devre dışı kalıyordu.
Eski dünyanın bugünkünden daha soğuk olduğu da hesaba katılmalı.
İş sırf tarım sorunu ile bitseydi insanoğlu belki bir kısım gezilere
fırsat bulabilecekti, fakat toprağa yerleşmek, garip bir kaderi de
sürüklemişti: Ayak basılan ve ürün veren bu uçsuz-bucaksız zeminin
ancak belli kişilerin malı olabileceği düşüncesi, insanoğlunun aklına
saplanmış, kendini asıl böylesine bir "Hukuk tutsaklığına" mahkum
etmişti. Bugünün aklıyla iyice garip.
Fakat bugünkü aklımızın oluşmasının çok zaman aldığı unutulmamalı. Hala
bile herkesin ve her yerin gelişmiş zeka nimetine eriştiği de söylenemez.
Tarım nüfusu, kaderini, çevrede yüksekçe bir yere taştan bir yapı
yükseltip, ailesi ve silahlı adamları ile yerleşen"Senyör"e bağlamıştı.
Kendisi çalışıyor, o soylu aileyi besliyordu.
Bu statü içinde köylü, istediği yere gidebilmek özgürlüğüne de tabii
sahip değildi.
Bu çağlar çok uzun sürdü.
Sonra, yüzyılların - İsa'nın Doğumu itibarıyla XVII'ncisi ve XVIII'ncisi
geldiğinde, çok az nüfuslu olan kentler halkı içinden gözü kara bir
kesim denizlere açılmaya başladı ama bu seyahatlere de günümüzdeki
anlamıyla gezi denemez.
Kesinlikle para kazanmaya, nimet toplamaya yönelik "İş seyahatlari" idi
bu seferler.
Nimet kavramı içine ipek, yün, baharat, koku, altın ve çeşitli
madenlerle beraber, silahları ilkel kalmış kara ve kızıl derili
insanların da avlanması ve gemi ambarlarına doldurulup -yolda ölenleri
denize atarak - medeni ülkelere getirme işleri de giriyordu.
Ha, bu gemi yolculuklarına, bugünkü gezgin tipine yaklaşabilecek bazı
adamların katıldığı da oluyordu. Özellikle 1700'lü yıllarında: Bunlar,
uzak iklimlerin coğrafyasını, toplumlarını merak eden ilk bilginlerdi
ama sayıları bir avuç kadardı.
Bir de ilk gezginler sayılan ingilizlerin Avrupa'ya gelmeye başlamalarını
kaydetmeliyiz.Ama onlarla beraber ilk "Keyif"faktörü de devreye girmiş
bulunuyordu.
Çoğu soylu, bir kısmı burjuva olan bu tipler, yeterince paraya ve boş
vakte sahip oldukları için, bir de insanoğlunun aklı artık biraz daha
aydınlanıp kendi dar geometrisi dışında bir dünyanın var olduğunu
kavramaya başladığı için, çağdaş anlamıyla ilk geziler tarihte boy
gösterdi.
Makalenin başlığındaki soruyu bu ilk turistlere sorabilseydik, niye
geziye çıktıklarını birkaç kavramla açıklarlardı: Dünyayı tanımak ve
biraz değişik peyzajlar görmek, boş vakitleri değerlendirmek.
Biraz deyimini şunun için kullandım:
Bu ilk turistler, çok uzaklara açılma isteğinde değillerdir. Taşıma
araçları da o kadar güvenli ve rahat değildir. Onun için, İngiltere'den
çıkılır, en çok İtalya çizmesinin ucuna inilir.
Gezi motifleri içinde mesela dinlence ve yorgunluk, stres atma
kavramları yoktur. Çünkü çıktıkları şehirler ve ülkelerde yaşam
rahattır,"Asude"dir.
Ne var ki zaman ilerler. Yüzyılların XIX. sayılısı başladığında şartlar
ve ortam iyice değişmeye koyulur.
Adına "Endüstri"adı verilen bir buluş "Fabrika" denilen binaları
yükseltir, genişletir, içine makineleri ve işçileri doldurur, yaşama
çok kolaylıklar ve konforlar getirmeye başlar, ama çevrelerini
dumanları ile ve artık zehirleri ile kirletme sürecine de start verilir.
Fabrikaların sahipleri ve ortakları için, yılda bir-iki kez yaptıkları
gezilere yeni bir sebep eklenmiştir:
Temiz hava ihtiyacı, bir.
Denizin, yüzmenin keyfi keşfedildiğinden, güneyin ılık sularının plaj
nimeti, iki.
Uzun tarihte, 40-50 yıl gibi çok kısa bir süre de bu şartlarla geçmiştir.
Geziye çıkanlar, yine, bir avuçtur: Toprak sahibi soylulardan ayakta
kalabilmiş olanlar ve bir çizginin üstündeki burjuvalar.
Çalışan büyük çoğunluk, geziye başlayamamıştır ki onlara niye gezdikleri
sorusunu yöneltelim.Yılda sadece bir kez , o da en çok iki hafta
yolculuk edebilme hakkını işçi ve memur kesimin elde edilmesi uzun
direnişler, grevler ve kanlı olaylardan sonra, ancak yılların 1930
sayısını taşıyanlarında kısmet olabildi.
Cihan Savaşlarının 1 numaralısı patronlara iki şey öğretmişti:
-Hayatın kısalığı ve tepeden düşen bombaların herkesi öldürebildiği.
-Cephelerde vatan için can veren -tarihte ilk kez topyekun şekilde can
veren- kitlelere, barış geldiğinde, biraz nimet pay etme gereği.
Bu iki faktör adına"turizm "denilen yeni bir olayı başlattı.
Artık -çok yoksullar hariç- toplumların büyük kısmını kaplayan yıllık
gezi olgusu, tarihte olmayan motifler taşıyor: Bunlar makalenin
başlığındaki soruya cevaplardır.
-Şehirlerin yoğun trafiğinden kaçış. Gürültü ve egzost gazlarından
2-3 haftalığına kurtuluş.
-Soğuk iklimlerden ılık sahillere ve denize koşma ihtiyacı ve
alışkanlığı.
-Kültür olayı geliştiğinden, farklı medeniyetlere ve değişik mimarilere,
geçmişin zenginliklerini taşıma ihtiyacı.
-Spor, sağlık ve eğlence çerçevesini genişletmek.
Bütün bunlar çağımız gezilerinin ana motifleri.
Bu yazıyı bu mutlu sonla bitirebilmek ne iyi olurdu!..
Ama... gezileri başlatmış ana faktör olan endüstirinin gün gelip
hesapsız kullanım yüzünden gökyüzünü de her yerde delmiş olduğunu, onun
sonucu olarak da güneşin kaç yüz - ya da milyon- yıllık ışığının artık
gidilen tatil odaklarında da gezginler için bir keyif olduğu kadar, bir
tehlike de ifade ettiğini yazarsam kötümserlik mi etmiş olurum, yoksa
yazarlık onuru ve görevine hizmet etmiş mi sayılırım?..
|