Sanma sendromu
Anıl ERGÖZ
0 555 291 31 26
anilergoz@yahoo.com
02.04.2007
"Çocukluğumda kendimi Bruce Lee sanırdım. Bahçedeki ağaç, çiçek, böcek,
enik, encik ne varsa girişir gücümün erişilmez olduğunu düşünürdüm. Çok
sürmedi...
Yan sokaktaki çocuklardan biri de bana girişip paketleyince
"Sanma sedromu"m ciddi bir darbe almış oldu.
Cennet vatanım da ciddi ciddi bir sanma sendromu içerisinde. Bir türk
cihana bedel ile başlayan bu hastalık, modern zamanların getirdiği üretim
çeşitlemeleriyle de toplumsal bir çıkmazı beraberinde getiriyor. Kendimizi
Oscar'a aday yönetmen, Maradona, Madonna sanıyoruz.
En yetenekli turizmci biziz, en iyi otelci; en çılgın mimar, en yaratıcı
reklamcı; en güçlü erkek, en çekici kadın...
Dar gelirli kendini zengin sanıyor. Zengin kendini Bill Gates sanıyor.
Herkes kendini çok önemli görüyor. Kendi dışındakileri de yeteneksiz ve
salak buluyor. Kendi olmazsa bütün sistem altüst olacak diye düşünüyor.
Başarının değer görmediği ortamlarda bu kişilik halini alan refleks,
yani "sanma sendromu"nun ortaya çıkması gayet doğal. Bu durumda insanlar
yaptıkları işlerle övünmeye başlar ve kendilerini yukarılara oturturlar.
Kimse takdir edip beğenmezse bu işi kendi kendimize yaparız, öyle değil
mi?
Peki, birileri çıkıp da bize gerçekten ne olduğumuzu söylediğinde ne
oluyor?
Kriz; Siyasi, sosyal, ekonomik, ruhsal, sportif... Kriz!..
Ürettiğinin beş mislini tüketmek istersen yeteneklerinin beş misli kadar
yetenekli olduğunu sanırsan ve hak ettiklerinin beş misline layık olduğunu
düşünürsen, birileri öyle olmadığını trajik bir şekilde anlatır sana.
Sürekli ama sürekli olarak bu krizlerle karşı karşıya kalmamıza rağmen,
hayatın bize gerçekten ne olduğumuzu devamlı söylemesine rağmen
çıkamıyoruz bu sanma sendromundan.
Quasimodo'nun Esmeralda'dan bir bardak su alıp "Bana su verdi" ruh hali ve
bir şeyleri hep yanlış sanarak hayat geçer mi?"
Konuyu biraz aralamakta fayda var.
Peki, nasıl oluyor da oluyor, hayatı bu ruh hali ile yaşıyoruz. Pek
hüzünlü bir durum bu "sanma sendromu".
Bu yaşadıklarımıza yol açan sebepler nelerdir. Bu karabasandan, menfaat
uman, mutluluk çıkaranlar da kimler?
Sürekli "Avrupa'nın en genç nüfusuna sahibiz" diye övünürüz; Avrupa'nın en
genç, en bilgisiz bırakılmış, en irade üretemeyen ve hep en işsiz
nüfusuyken.Lise mezunu, bir yol tarif edemiyor bu ülkenin. Peşisıra uzun
cümleler kuramıyor ama iki dil konuşabildiğini söylüyor(ne tuhaf).
Örnekler fazlalaştırılabilir.
Tüketim toplumunun bir başka yan etkisi sanırım ördek yavrusu gibi
önündekini takip etmek. Bu sebep ve cihetle maaşının iki ya da belki
daha fazlası ücreti olan cep telefonunu alıyor. Bu şekilde var oluyor.
Kendini ifade biçimi.
Peki, ya üslup, tavır, özgünlük? Bunlar uzak soru kelimeleri günümüze ve
içindeki insanımıza... Zaten kolaycı bir milletiz. Yapılanı al ve uygula,
Kopya çek, şube ol. Çoğunluk içinde olmayı huzur sayıyoruz.Huzursuzluğumuz
bu yüzden belki. Biraz da bu yüzden genç kızlarımız hep aynı sarışın, hep
aynı kızıl, hep aynı esmer-kumral. Belki biraz da bu yüzden genç erkek
kardeşlerimiz saç jölesi ve Nokia.
Peki, ya ifade; ya üslup, tavır, özgünlük!
Gerçeğin magazinleştiği, her şeyin sıradanlaştığı böyle bir ortamda farklı
irade üretilemiyor demek ki.
Çok kanallı, çok renkli TV'de bir dizinin kahramanına neler olacak diye
üzülürken diğer diziler bizi bize soğan zarı gibi bağlıyor.
Herkes birbirine bir tv dizi mesafesinde.
Çok mu kuşatıldık, az mı kendimizdeyiz bilemiyorum.
Bir dizi film bir hipnoz, bir hipnoz bir kimlik, bir kimlik bir moda.
Moda; alış-veriş.
Düşünmekten hazzetmeyen bir toplum onca dizi filmi neresine sığdırır bunu
da anlayabilmiş değilim. Sorun zeki ya da olmadığımızda değil. Onu
işlemekte ya da engellemekte. ENGELLENMEKTE!
Ve sonunda; gerçekleşmeyen, gerçekleştirilemeyen, bir türlü eylem haline
gelemeyen fikirler gün geldi çattı, geyik muhabbeti haline dünüştü.
Sonra insanlar giderek içerisinde "Ne, kim, nasıl, nerede, ne zaman, niçin,
niye, ne kadar?" gibi soruları barındırmayan cümleler kurmaya başladı.
Gündelik konuşma dili giderek "İim"ler,"Nbr"ler, "Cnm"lar, "Yaaniii"ler
halini aldı.Konuşmaktan, yazmaktan zorlanır olduk. Oldurulduk!
Hal böyleyken her şeyi sanabilir insan. En iyi turizmci olduğunu, en iyi
otelci, en çılgın mimar, en yaratıcı reklamcı; en güçlü erkek, en güçlü
kadın...
Şunu demek istiyorum, bir irade üretemezken, hayat ile anlaşamazken, başa
çıkamazken, dünya işleriyle,"Cosmos"la nasıl baş edeceğiz? Fezaya nasıl
gideceğiz?
Ugh !
Anıl ERGÖZ'ün Turizm Forumu'nda yayımlanan yazıları:
|