|
KADINCA PEK KADINCA
Ayşegül D. Müstecaplıoğlu
aysegul@pranadanismanlik.com
08.03.2007
“Ecce hommo” Nietzsche – Kişi nasıl kendisi olur?
8 mart dünya kadınlar günü tüm “Kardelen"lere kutlu olsun.
Erkeklerin “364 gün bizim nasıl olsa, bir gün de sizin oluversin”
dediklerini duyuyorum.
“Sorunu yaratan zihniyetle çözüme varamazsınız” demiş Einstein.
Peki kadınlar zihniyet değiştirmeyi kabul ediyorlar mı?
“Benlik” değeri egoist olmakla karıştırılır çoğu zaman.
Oysa ki “Ben” dediğim zaman kendi bütünlüğümün karşılığını, yani benliği
yaratan sınırları anlamalıyız.
Ego bu sınırların içinde güdüsel bir parçadır sadece ve bizim varlığımızı
sürdürecek bilgilerle yüklüdür ilk dünyaya geldiğimizde.
Hayattan yaş aldıkça, bizi yetiştirmeye çalışanların yaraları ve
yaralamalarıyla egomuz koruyucu kalkanlar geliştirir. Yaralar
derinleştikçe kalkanlar kalınlaşır.
Kalkanlar kalınlaştıkça sınırlar daralır.
Sınırlarımızın tükenişi bu yaraların derinliğiyle ölçülebilir.
Giderek sıkışık bir alana hapsederiz kendimizi.
Hatta, belki de bir “Kendimiz” olduğunun farkındalığından bile çıkarız.
Giderek dar da olsa içinde rahat ettiğimiz bir alanı kabulleniriz.
Bu alanın rahat olabilmesi için, kendimizi değersiz hissetmeye devam
etmemiz gerekir ve böyle başlar mazoşist ilişkiler döngüsü. Bir çeşit
karşılıklı bağımlılık ilişkisi.
Hakaret “Ben” değersizliğimiz için, dolayısıyla içine kendimizi
hapsettiğimiz rahat bölgemiz için de bir araç haline gelir.
İtilmişlerle kakılmışlar birbirini ağırlar.
Bir hocamın kadın sığınma evinde yaptığı bir terapi seansına katılmıştım.
Kadının hikayesi çok tanıdıktı. Nikahsız eşi olduğu evli bir adamdan üç
çocuğu vardı. Belki yirmili yaşlarını süren bu genç ihtiyar kadının
dayaktan ezilmiş bedenine belki de boşa çıkan bir emek veriyordu hocam.
Kadın sığınma evinde ona ve çocuklarına dayaksız, hakaretsiz, insanca
yaşama olanağı verilmiş; bir fabrikada iş bulunmuş; çocuklarına kreş
ayarlanmış; kendisine de talihsiz geçmişini dönüştürecek terapi uygulaması
başlatılmıştı.
Bir sonraki seansta kadın sığınma evinin yetkilileri, kadının adama geri
döndüğünü söyledi.
Bilmediği bir yaşam mücadelesindense tanıdığı mücadele ona daha kolay
gelmişti besbelli.
Özgür ve eşit yaşamak için ödememiz gereken bedele hazır mıyız?
Kadın kafasını kumdan çıkarmaya hazır mı?
İki yüzlülüğümüzü besleyen çilemiz doldu mu?
İnsan bilinci de bedensel evrimi gibi bir evrim geçirmektedir.
Homo saphiens, yani “Var olduğunu bilen insan”ı modern evrim geçiren
insanın başlangıcı olarak alırsak... Bugün “Kendi varoluş amacını arayan
insan”a gelinmiştir diyebiliriz.
Galiba evrimin yolculuğu “Var oluşunun amacını bilen insan” a doğru
gitmekte.
Acı çekmeye olan bağımlılığımız bitince, yani kadının kendine ihaneti
bitince; o zaman belki gelecek kuşaklara dünyanın güzelliklerini yaşamak
kalabilir.
Şu biricik mavi gezegen üzerindeki tüm bu zenginlikler, bana göre cenneti
burada ve şimdi farketmemiz içindir.
Latince nasıl denir bilmiyorum ama galiba şimdilik “Var oluşunu acılarla
farkeden insan” devrindeyiz.
Bununla beraber, burada dile getirmekle aynı zamanda değişimin başladığını
da kabul etmiş oluyoruz.
Düşünce boyutundan eylem boyutuna gececek olursak... Toplumsal yaraların
iyileştirilmesi için dönüp geleceğimiz yer, bireydeki “Benlik” olgusu
üzerinde çalışmak olur.
Kuşkusuz, bunun için gereken toplumsal iyileştirme yeni bir “İzm” akımı
yaratmakla başlar.
Bütünü içine alan ortak değer ve kavaramları yeniden tanımlayarak evrimin
beğenisine sunmak gerekir.
Bizi bize “Kadın insan” olarak hissettiren “Erkek insan”lar üretmek için
gereken çaba, yaşamı tüm zenginlikleriyle paylaşmanın hazzı için değecektir.
Ayşegül Müstecaplıoğlu'nun Turizm Forumu'nda yayımlanan yazıları
Sayfayı
www.turizmforumu.net
info@turizmforumu.net
|