Akdeniz Ege'ye ders oldu
Bülent Ecevit
becevit@hurriyet.com.tr
15.12.2007
Ege'nin şirin turizm beldesi Alaçatı, geleceğini ararken Antalya'yı masaya
yatırdı. Bir grup turizmci ile beraber konuğu olduğumuz Alaçatılılar
turizmin başkentindeki olumsuzlukları dinledi. Betonlaşmasından,
ormanların kesilmesinden, portakal ve muz bahçelerinin yok olmasına ve
'Herşey Dahil'ine kadar konuşuldu ve 'Antalya olmak istemiyoruz,' dediler.
Avrupa-Türkiye Turizm İş Konseyi -ETTC Başkanı Hüseyin Baraner ile Alaçatı
Turizm Derneği Başkanı Zeynep Öziş'in amacı, küreselleşen dünyanın turizm
arayışlarını paylaşmaktı. "Dünyada sesler, renkler ve tatlar azalıyor"
uyarısı yaptı Baraner. Zeynep Öziş "Biz Alaçatı'da yanlış yapmak
istemiyoruz onun için sizlerle buluşup deneyimlerinizi dinlemek istedik,"
diye seslendi.
Kış yalnızlığı içindeydi Alaçatı. Taş evleriyle ünlüydü ve dünyada rüzgar
sörfü yapılabilen birkaç merkezden biri olarak tanınıyordu. Birkaç saatte
dar ve temiz sokaklarını dolaştık. Nenelerimizin evi gibi eski eşyalarla
döşenmiş şirin otellere hayran kaldık. Bakkaliyesi, kahvehanesi,
balıkçısı, manavı, genci ve yaşlısıyla şirin bir balıkçı köyü gibiydi.
Ayrılırken yüreğimizin bir parçasını bırakmıştık orada.
Alaçatı'nın turizm potansiyelini "Bir Antalya oteli kadar" diyerek tarif
etti Turizm Derneği Başkanı Zeynep Öziş. 39 küçük turistik işletme var ama
toplam yatak sayısı sadece 700. Ortalama her bir tesis 8 odalı. Hepimiz
ikişer ve üçerli gruplar halinde küçük taş mimarisiyle yapılmış otellerde
kaldık. İster butik otel, ister butik pansiyon diyelim, işletmeye bakınca
gerçekten ev gibiydi her biri. Şömine geleneği evlerde, otellerde,
lokantalarda hala sürdürülüyordu.
Çeşme Kaymakamı Nazmi Günlü, beş yıl kadar Kemer Kaymakamlığı yaptıktan
sonra, yine bir turizm merkezi olan Çeşme'ye atanmıştı. Alaçatı'nın
geleceğini aradığı bu toplantıyı terk etmedi, bütün bir gün konuşmacıları
dinledi. Günlü "Kemer'i biliyoruz, planlandığında 15 bin yatak idi, şimdi
90 bine ulaştı. Ülkemizin diğer bölgelerini hoyratça kullanmamak için
turizmdeki kötü örnekleri tekrar etmemeliyiz." dedi.
Küçük ama sade dekore edilmiş oteller beldenin ara sokaklarına dağılmış
durumdaydı. Dar bir sokakta kapı girişinde "Dikkat Kedi var" uyarısı
dikkatimizi çekti. Aslında Alaçatı'da hakikaten kedi ve köpek çoktu ama
insana çok alışkındılar. Belediye Başkanı Muhittin Dalgıç "Bu hayvanlarla
mücadele etmek kolay olmuyor. Bu hayvanların çoğu yazlıkcıların. Kış gelip
Alaçatı'yı terk ettiklerinde hayvanları başı boş kalıyor," diye yakındı.
RENKLER, TATLAR, SESLER
Bir ara Hüseyin Baraner ile yan yana yürümeye başladık; "Bülentciğim,
Alaçatı rüyalarımdaki Türkiye'yi anımsatıyor bana," diye seslendi. Sustum
dinlemeye devam ettim: "Küreselleşen Turizmde renkler, tatlar ve sesler
kayboluyor ama dünyada bunların peşinden koşanlar o kadar çoğaldı ki.
Sahil ve turizm beldeleri artık anlamlarını kaybediyor. Bunların her yerde
arayıcıları var."
Zeynep Öziş, konuklarına bir yandan bilgi veriyordu: "Korumacı turizm
modeli ile Alaçatı mucizesi yarattık sanıyoruz." Öziş anlattıkça
Alaçatı'nın öyküsü ortaya çıkıyordu. 1850'li yıllardan başlayıp 1914-23
yıllarına, savaş va göç yıllarına ve Balkan Savaşı'na kadar uzanıyordu.
Bir değil, birçok öyküsü vardı anlatılacak.
FABRİKASYON TURİZM
TUİ Türkiye Ürün ve Kontratlar Müdürü Melih Yetiş ile eski bir tütün deposu
olan Agrilia Lokantası'nda akşam yemeğinin ardından Akdeniz ve Ege üzerine
uzun uzun sohbet ettik. Yetiş "İnsanlar küçük, güzel hikayeleri olan
yerleri özlüyor, arıyor." dedi. Ardından gerçekleri anlattı: "Burada eski
Türkiye'yi görür gibi olduk. Antalya 8 milyon turist ağırlıyor ama yeni
yeni doğruları bulmaya çalışıyor. Biz fabrikasyon turizm yapıyoruz.
Antalya hızlı büyüdü. 400-500 oda yerine 150 oda yapsaydık, 50 euro yerine
150 euroya satsaydık keşke. Çok oda olursa çok kazanılır diye düşünüldü.
Tek tarz turizm gelişti. Ege'de sakin doğal yerler arıyoruz. Gökova'yı
bulduk başarılı olduk. Alaçatı da olabilir tabii."
Sunexpress Hava Yolları Satış ve Pazarlama Müdürü Emre Bahtoğlu,
Antalya'nın turizmde gelişmesinde uçak seferlerinin önemini anımsattı.
İzmir'e gelecek her uçağın beraberinde turizmi geliştireceğini savundu.
SATILIK TAŞ EVLER
Alaçat Kırevi'nin sahipleri Ayşe Nur Mıhçı ve Destina Akgün, sabah bizi
uğurlarken "Bugün Alaçatı Pazarı, içinden geçin. Bölgenin en güzel
pazarıdır" demişti. Öyle de yaptık. Evin köpeği 'Doktor' da bize eşlik
etti. Orta Kahve'yi geçip Köşe Kahve'de soluklandık. Hüseyin Güntay ve
Kemal İrkin, bu ünlü kahvehanenin çalışanları. 100 yıllık bir binada dört
yıldır turistik hizmet veriyorlarmış. Antalya'dan geldiğimizi öğrenince
"Biz Antalya gibi büyük değil, doğal kalmak istiyoruz," dediler. Kazık
atmamayı ilke edinmişler "Yoksa turizm biter burada" diye karşılık
verdiler.
Meydanda balıkçı Recep Solak'ın yanına yanaştım. Selanik'ten gelmişler.
Sordum "Turizm nasıl gelişiyor Alaçatı'da, iyi mi kötü mü" diye. Yanıtı
kısa oldu ama önemliydi: "Taş evlerini satılığa çıkarıyo herkes. Eskiden
kendi halinde rençberlik yapardı Alaçatılı. Şimdi de var ama turizme
yöneliyorlar."
Eski taş evlerin pencereleri ve kapıları açık mavi renkliydi. Merakımı
Zeynep Öziş giderdi. Griye çalan mavi renge sinek gelmezmiş. Hatta mavi
havlu ile kırmızı havluyu yan yana koyarsak bütün sineklerin kırmızıya
hücum edeceğini söyledi.
ALAÇATI'DA BİR ANTALYALI
Dar sokaklardan birinde rastladık Beyaz Han'a. Sekiz odalı, şirin, küçük
bir otel. Taş ev mimarisiyle yapılmış. Sahipleri Turgut ve Jale Kahraman,
Antalya'dan geldiğimizi öğrenince evlerine 'buyur' etti. Turgut Kahraman
Korkuteli ilçesinden. 10 yıllık Alaçatılı. Asıl işinin İzmir'de olduğunu
söylerken Alaçatı'da iki otelinde 17 odası olduğunu anlattı. "Ama" dedi
devam etti: "Para kazanmaktan çok, burada yaşamak düşüncemiz. Turizm eşimin
işi. Ben sörfümü yaparım."
Jale Kahraman, oteli dolaştırırken fiyata sadece oda kahvaltının dahil
olduğunu, yemek servisi yapmadıklarını söyledi. Nedenini "Sadece ben değil,
diğer esnaf arkadaşlarımız da kazanmalı." diye açıkladı.
Turgut Kahraman, Alaçatı'yı yazlık olarak tercih ettiklerini söyledi.
"Turizm" deyince aklına ilk geleni şöyle aktardı: "Alaçatı'nın bir Side,
Kemer veya Alanya gibi olmasını asla istemem. Buraya gelenler elit
insanlar. İstanbul, Ankara'dan geliyorlar ve gürültücü insanlar değil."
BABANNEMİN EVİ GİBİ
Sardunaki Konak Otel sahibi Mehmet Çelik "Ben de Ispartalıyım" dedi.
"Memleketimin havasını babannemin evini buralarda yaşatmaya çalışıyoruz.
Çocukken yaşadıklarımızı yaşatmaya, sunmaya çalışıyorum," diye devam etti.
Çelik Isparta'yı, Antalya'yı özlüyor gibiydi. "Oraların havası burnumda
tütüyor. Turizmde Antalya bir dev. Daha sakin tatil düşleyenler için de bir
şeyler yapılmalıydı."
|