Antalya’nın kahvehaneleri...


Bülent Ecevit


10.12.2006

Bülent ECEVİT Bir fincan acı kahve; ‘kırk yıl hatırı’ olan bir konukseverlik simgesi... Bir de ‘tavşan kanı’ çay... Nargilenin dumanı tütüyorsa birde, değmeyin keyfine... İnsanların buluştuğu, çayını, kahvesini yudumladığı, gazetesini, kitabını okuduğu, sohbet ettiği, iş aradığı, iş bulduğu, dertleştiği, derdine çare bulduğu mekanlar; yani kahvehaneler.

Antalya’nın eski kahvehanelerini dolaşıp, sahipleriyle ve müdavimleriyle görüştük. Ne hatırı kalmış kahvenin kırk yıl, ne de tavşan kanı rengi çayın. Nargilenin marpucu da gümüşten değildi şarkılardaki gibi. Birer birer yitip gittiklerine tanık oluyoruz günümüzde. Turizmin baskısı altında kalan kahvehaneler, “Cafe”lere karşı az sayıda da olsa ayakta durmaya çalışıyorlar.

Tarihe baktığımızda kahvehanelerin hayatımıza girmesi öyle çok kolay olmamış aslında. İktidarların hışmına, yasağına uğramış en başta. Kadılar kahvenin haram olup olmadığı, hekimler de uyuşturucu konusunu dile getirmişler. Karşı çıkılan kahvenin kendisi mi yoksa kahvehanelerde buluşan grupların iktidarı eleştiren sohbetleri miydi acaba.

Kimi kahvehaneler siyasi yönleriyle anıldı, kimileri meslektaşların buluştuğu mekanlar olarak varlığını sürdürdü. Hatta “Gittiğin kahvehaneyi söyle, sana kim olduğunu söyleyeyim” dönemi bile yaşandı. Tıpkı Antalya’daki CHP’li ‘Beton Kahve’ ile eski AP’li yeni DYP’li ‘Kırcami Kahvehanesi’ gibi. Nargile müptelaları ise hala Şarampol Kahvehanesi’ni arar bulur.

NARGİLE TUTKUSU

Giritli mahallesinde, 35 yıl önceki mekanında faaliyetini sürdürüyor Şarampol Kahvehanesi. Mekan sahibi Ahmet Tabak (55) ve birkaç arkadaşı nargile içiyordu. Koyun derisinden yapılmış marpuçlarını kucaklarına yaslayıp buyur ettiler. Tabak, “Eski işlerin milyonda biri yok” diyerek şikayet etti önce. Sonra Antalya’nın sayılı nargile içilen mekanlarından olmakla övündü. Nargile müdavimleri hayli fazla olduğu için burada herkesin özel marpuçu var.

Nargile tütünü yani tömbeki hazırlama ustalık istiyor. 20 yıllık usta Osman Özçelik, akşamdan tütünün nemlendirilip bekletildiğini sabahleyin de sarıp içime sunulduğunu anlattı. “Nargile ateşi ‘pinar kömürü’ olmalı. Yani dağlardaki çalıların ince dallarından yapılmalı” diye işin ‘püf’ noktasını hatırlattı.

MARPUCU DERİDEN

Celil İri (54) araya girdi; “En az 3-4 saat sürmesi lazım nargilenin. Ateşi de dayanıklı olmalı tabi.” İri, nargilenin tiryalik yaptığını anlattı, “Mıtnatıs gibi çeker adamı” diye özetledi. Birde marpuçun önemine değindi; “Marpuç dediğin deri olacak koyun derisi, bunun gibi. Burada herkesin marpucu ayrıdır, özeldir.”

“Tavşan kanı” çayları tazeledi Ahmet Tabak ve nargile içmeyi anlattı: “Nargilenin dumanını içine çekemezsin. Yavaş yavaş fokurdatacaksın. Zaman geçecek nargile içerken. Sohbet edeceksin, muhabbete katılacaksın. Hızlı içmeyeceksin, yoksa kafan döner, miden bulanır. Ağır ağır içeceksin. Sohbet anında küçük küçük nefesler çekeceksin.”

====

Siyasetin nabzı kahvelerde atardı

“Beton Kahve”nin geçmişinin 1964-65 yılına dayandığı söyleniyor. Az değil 40 yılı aşmış. Şimdiki TRT Caddesi’nin sonundaki kavşaktaydı. Ve oralar hep gecekonduydu. Ama kahvehane betondan yapıldığı için ismi de 40 yıldır “Beton kahve” olarak kalmış. Eski yapı yıkılıp yerine bina yapılınca kahvehane sessiz sedasız tarih olmuştu. Aradan 4 yıl kadar geçtikten sonra yani bundan tam 15 yıl önce Dişçi Mehmet’in çocukları Halil ve Mustafa Dayıbaşı, Beton Kahve’ye yeniden can vermişler.

Dişçi Mehmet CHP’liydi. İl, ilçe yönetimlerinde görev almış, belediye meclis üyeliği de yapmış. “O zamanlar Beton Kahve CHP’lilerin kahvehanesiydi. Kulisler burada yapılır, adaylıklar burada ilan edilirdi. Seçimler burada başlar burada kazanılırdı. Bu kahveye takılmayan siyasete giremezdi” diye anılarını aktardı Mehmet Dayıbaşı.

YALNIZ İNSAN

“Bu kahvehaneyi sadece ismi için yaşatmaya çalışıyorum” dedi Halil Dayıbaşı ve devam etti: “Kahvehane kültür filan kalmadı. İnsanlar değişti, çağ değişti. İnsanlar sohbet için gelirdi, çayını kahvesini içerdi. Şimdi beklentiler değişti. Kültürel mirasın bitmesi bir yana manevi miras da bitti. Yalnızlık başladı. İnsanlar yalnızlığı sever oldu. Kimse kimseyle görüşmüyor.”

Dayıbaşı, eski Beton Kahve kapanınca, bakmış etrafta ne park var ne çay bahçesi, hiç tereddütsüz kahvehane açmaya karar vermiş. Ve ismini de nostaljik anısı için ‘Beton Kahve’ koymuş. Şimdi kahvehaneye günde 2-3 gazete alıyor. Çay ve kahveyi eski tadında sunmaya özen gösteriyor.

İNCE BELLİ CAM BARDAK

Çay ocağı ustası Hüseyin Bicil (55) demli çayları ince belli bardağa doldurup elleriyle getirmişti. “Ben de bu bölgenin çocuğuydum. İleride yazlık sinema vardı. Apartman yoktu buralarda. Çocukluğum buralarda geçti” diye anılarını aktardı. Sonra sürdürdü konuşmasını: “Kahvehanelerde kitap gazete çok okunurdu. Birde kağıttır ama kafa oyunudur, ‘prafa’ deriz; şimdi oynayan kalmadı. Çay tarifesi olmuş 65 kuruş, biz veriyoruz 35 kuruşa. Onu bile ödeyemeyen var. Acı kahveyi sorma bile; bir, birbuçuk lira.”

===

Kırcami gökyüzüne hasret

Kırcami bölgesi, Türkiye’nin turfanda sebze üretiminin merkeziydi, önemli tarım alanıydı bir zamanlar. Bölgeye adını veren caminin yanında kahvehanesi üreticilerin tek mekanıydı. Geçmişi 100 yılı aştığı söyleniyor. Muratpaşa Belediyesi’nce düzenleme ve yenileme yapılıp birkaç yıl önce de tekrar işletmeye açıldı. Kırcami Kahvehanesi hala hareketli. Ama şimdi üreticilerden çok, çevre esnafı dolduruyor.

Güneşli bir gündü ve çınar ağacının altında boş masa kalmamış herkes okey, elli iki gibi oyun oynuyordu. Kahvehane işletmecisi Hakan Demir, tepsisini doldurmuş herkese çay bırakıyordu. Kırcami’ne oturunca bırakın bir karış toprak görünmeyi, 15 katlı binalar sayesinde gökyüzü bile görünmez olmuş.

SU BİTTİ TOPRAK ÖLDÜ

Masalarına konuk olduğumuz üreticilere, “Buraların imara açılmasından memnun musunuz” diye sordum sitemkar bir dille. Mehmet Oğul (56) söze girdi, “10 yıl kadar önce imara açıldı buralar. Ama Kırcami’de toprak öldü, su bitti” dedi. En yaşlısı Mustafa Yiğitbaşı (66), “Buradan bahçeler boyunca geçen su arıkları vardı. Bu binalar yapılınca su da gitti. Bak biz hala üreticiyiz, iyi kötü seramız var arka taraflarda. Ama toprak verimi bitti, su yok, güneş bile yok evladım. Binalar yükselince yeteri kadar güneş görmüyor toprak. Sabah geç doğuyor güneş akşam da erken batıyor” diye dertli dertli seslendi.

İsmail Özçelik, (57) “4 kez maydanoz ektim, hep kurudu susuzluktan” dedi. Tayyar Hamursuz (61) devam etti: “Yaptığımız iş masrafını kurtarmıyor. Ama bir uğraştır, alışkanlıktır gidiyor işte.”

“Kahvehaneyi anlatın bana,” dedim. Yiğitbaşı “Bizden eski burası belki yüz yaşını geçiktir” diye karşılık verdi. Mehmet Oğul, “Alışkanlık var geliyoruz ama gençler gelmiyor pek” dedi. Oğul, “CHP deyince Beton Kahve, AP deyince Kırcami akla gelirdi” diyerek konuyu siyasilere getirdi. Devam etti: “Siyaset kahvehanelerde kurulurdu eskiden. Bayraklarla donatılırdı hep. Seçimden seçime belki uğruyorlar şimdi. Başkanlar da gelmez oldu.”


Bülent Ecevit'in Turizm Forumu'nda yayımlanan önceki yazıları


Sayfayı
Kopyala Yazdır Kaydet Kapat

www.turizmforumu.net
info@turizmforumu.net