Başbakan'ın Antalya gezisinin ardından
Bülent Ecevit
10.03.2007
Küçüğe ‘oyuncak’
büyüğe ‘masallar’
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, geçen haftaki Antalya ziyaretinde ne turizmciye ne de çiftçiye müjdeli haber vermedi ama dolaştığı köylerde bol bol armağan verdiği çocukları sevindirdi. Turizmcinin beklentisi KDV indirimiydi, olmadı. Çiftçi destekleme primlerinin tapu üzerinden değil hasat edilen ürün miktarına bakılarak verilmesini istiyordu. İki gurubun umutları böylece sönmüş oldu. Bu gezimizde yakın köylerden turizme çalışmaya giden gençlerin yıllar sonra köylerine geri döndüp çiftçiliğe başladıklarına tanık olduk.
Başbakan Erdoğan’ın dolaştığı Aksu Ovası’nın birkaç köyü 6 ay kadar önce Büyükşehir’e bağlanarak ‘Mahalle’ olmuştu. İlk durağımız Solak mahallesi oldu. Mevcut yolun üzerine yeni asfalt dökülmüş, yol çizgileri pırıl pırıl. Kahvehane önünde oturan çaylarını yudumlayan çiftçilere ‘selam’ verdik, onlar da ‘buyur’ ettiler.
Ahmet Ülker, (59) “Köyümüze bakan bile gelmemişti, ama başbakan geldi. Mutlu olduk tabi” diye söze başladı. Ramazan Mekik (60) “Geldi de n’oldu. Bize birşey vermedi ki. Çocuklara oyuncak verdi, sevindirdi gitti” dedi. Tahsin Karataş (60) girdi araya; “5 yaşındaki torunum Ayşe için oyuncak istedim onu da vermediler. Yahu çocuk sabaha kadar ağladı oyuncak vermediler diye. Bi de onunla uğraştık.”
KÖYÜN DELİSİ
Yakınmalar bunlarla sınırlı değildi. Çocuklar sevinmiş sevinmesine ama, büyükler de ne istediklerini Başbakanın kendisine aktarmış ama aldıkları cevapla ‘alay’ edildiklerini düşünmüşler. Olayı şöyle anlattılar kahvehanedekiler:
“65 yaşındaki Süleyman Türkmen, Başbakan’ın geldiğini duyunca çizgili pijamasıyla fırlamış çıkmış dışarıya. Fırsatını bulunca da seslendi, ‘Başbakanım, bizler tarım yapıyoruz ama zarar ediyoruz. Tapumuz yok diye destekleme primi de alamıyoruz’ diye. Sonra başbakan muhtara dönüp, ‘Bu arkadaşa tapusunu hazırla ver’ dedi. Yani kafa buldu bizimle. Muhtar mı veriyor tapuyu. Galiba Süleyman arkadaşımızı pijamalı filan olunca köyün delisi sandı.”
“Köyün yarısının tapusu yok” diye devam etti anlatmaya Ahmet Yıldız; “Müstakil tapu yok, primde yok. Bu yıl çok zaiyat verdik. Sel bastı, kış erken düştü. Pamuk zararda, yağmur yedi.”
ALAY ETTİ
Otellere çalışmaya giden köyün gençleri birer birer geri dönmeye başlamışlar. “Zaten 6-7 çalıştırıyorlar. Paralarını ödüyor ödemiyorlar. Bizde çekiyoruz çocuklarımızı” dedi Tahsin Karataş. Ahmet Ülker, “Toprak ömür boyu kimi beslemiş. Miras nedeniyle küçüldü gitti araziler. Çocuklar ne yapsın oraya buraya gidiyorlar ekmek parasına. Tohum, mazot ateş pahası” diye dertlendi.
Mehmet Er, en arkada duruyor hiç konuşmuyor dinliyordu. Sonunda o da seslendi: “Bu hükümet çiftçi köylü sevmiyor, istemiyor. Sanki düşman. 80 dönüm tapu verdim bir depo mazot verdiler.”
Başbakan’ın yanına çağırdığı ama korkusundan kaçan ve korumalarca yakalanıp Erdoğan’ın yanına getirilen Özlem’in babası Ahmet Yıldız (45), “Muhtara ‘tapu ver’ denir mi. Ayıp yakıştıramadık başbakana. Bizim köyün sorunu tapu. Tapu işini çözsün tek isteğimiz bu. Sağolsun çocuklara hediye getirmiş ama, bize masal anlatmasın” diye yakındı.
ÇOCUKLAR MUTLU
Özlem arkadaşlarıyla oyun oynuyordu. Başbakan çağırınca neden kaçtığını sordum, “Helikopterden korktum kaçtım” dedi. Hediyeyi beğenmiş evde saklıyormuş anı olarak. Gökdere köyünden 6’ncı sınıf öğrencileriyle yolda durup sohbet ettik. Ümit Can Mavi, Veysel Güneş ve Mehmet Ali Oğuz’a armağan olarak ‘Akıllı Ajanda’ düşmüş. Önemli tarihlerin yer aldığı ajandayı günlük tutmak için kullanacağını söyledi Ümit Can. Veysel, “Bilgi almak için bakarım. Derslerde yardımcı olur” dedi. Aslında evlerinde bilgisayar ve internet varmış ama yine de yararlı olur düşüncesindeler.
Ümit Can Mavi’nin “Önce tapularımızı versinler. Tüm bu köylü bunu istiyor” diye bilgiçce konuştu. “Sen nereden biliyorsun tapu meselesini” diyecek oldum, “Eee evde her yerde konuşuyor büyüklerimiz” dedi.
Veysel Güneş matematik öğretmeni olmak istiyor. Problemleri çözmeyi seviyormuş. Ümit Can ise tiyatro sanatçısı olmak istiyor. Aslında hiç tiyatroya gitmemiş ama okula gelen bir oyunu izlemiş ve çok hoşuna gitmiş.
ALAYLI KÖY KALDI
Biraz ileride Alaylı Köyü komşu köyleri gibi Büyükşehir sınırlarına alınmamış. Merkeze bağlı köy olarak kalmış. Seracılık yapan köyde herkes domates üretiyor. Cezmi Yılmaz (31) ve Hasan Aytar (28) sabah erkenden götürdükleri domateslerin 1 lira civarında alıcı bulduğunu söylediler. İhracat için 1 lira 10 kuruş, iç Pazar için 80-90 kuruşa düşmüş birkaç gün içinde. Alaylı’nın yıllık domates üretimi 25 bin ton civarında.
Cezmi Yılmaz “Şimdi fiyatlar iyi gibi görünüyor ama bu mayıs’ta düşer 10 kuruşa” dedi. İlaç ve hormon kullanma konusunda üreticinin son derece dikkatli olduğunu anlattı Yılmaz. Başbakan’ın Aksu çayına köprü yapılacağı müjdesine çok sevindiklerini söyledi Yılmaz. Çünkü köprü Gebiz ovası kendi ovalarına bağlayacak.
KÖYE GÖÇ
Alaylı’dan turizm işinde çalışmaya gidenlerin olup olmadığını sordum, Aytar ve Yılmaz yanıtladı: “Turizm bizim için de önemli. Turizm olmazsa tarım da işe yaramaz. Ama köylü gitmiyor artık turizm işine. Bizim köye çalışmaya gelenler var. Nüfusumuz 900 ise, bir o kadar da çalışmak için gelen var.”
Cezmi Yılmaz turizm sektöründe kısa bir süre çalışmış tekrar köye dönmüş. Hasan Aytar ise uzunca bir süre turizmden sonra köye geri döndüşünü şöyle aktardı: “Ben 15 yıl otellerde fotoğrafçılık yaptım. Sonra döndüm geldim köye tarım yapıyorum şimdi. Turizm işi bitti artık, ekmek yok. Bedava turist getiriyorlar.”
Bülent Ecevit'in Turizm Forumu'nda yayımlanan önceki yazıları
|