Anti İzmir Sendromu...
Can BEKİN
cbekin@gmail.com
22.06.2007
İzmir'in son 25 yıldaki pazarlama stratejilerine bakıldığında, bazı
münferit çalışmaların bunun dışında tutulursa kayıt altına alınabilecek
değerde bir çalışma dikkat çekmiyor.
Birbiriyle ilişkisiz gibi görünen, ancak bir araya geldiklerinde tek bir
hastalık olarak kendisini gösteren bulguların bütünü, günümüzde İzmir'in
Turizmdeki yerini özetliyor.
Ülkemizde İzmir ve Ege bölgesinde, 1980 yılların ikinci yarısında başlayan
yurtdışı organize turizm hareketliliğinin son 25 yıllık seyrini incelerken
özellikle 1990'lı yıllardan sonra ortaya çıkan tablonun karşısında göz
yaşlarımızı tutanmıyoruz.
Olumsuzluğun sebepleri ve acil müdahale önlemleri nedir, gelin hep
birlikte bir göz atalım…
Umutların filizlendiği yöre
İzmir'de başlayan 1980'li yılların yurtdışı menşeli organize turizm
hareketliliği, havaalanı lokasyonu, ulaşım vasıtalarındaki kısıtlı
imkanlar, yetersiz tesis alternatifleri gibi olumsuzluklar gözetilmeksizin
ülkemiz turizm sektörünün tohumlarınının ekilmesi, yeşermesi ve büyümesine
öncülük etmiş ve vesile olmuştur.
Yıllardır "Ege'nin İncisi" olarak nitelendirilen ülkemizin üçüncü büyük
kentininbirçok destinasyon ve ören ( antik yerleşim ) yerlerine yakınlığı
ve sunduğu değişik imkan ve olanaklarla tercih nedeni olmuş, güney
sahillerinin henüz emekleme dönemine dahi başlamadığı bir dönemde,
sektördeki liderlik bayrağını uzunca bir süre dalgalandırmayı başarmıştır.
Ege bölgesi başta Almanya'da olmak üzere Avusturya ve Fransa'da yaşayan
Türk ve daha sonra onları izleyen diğer yurtdışı merkezli turizm
şirketlerinin girişimleri ve tanıtım faaliyetleriyle dış turizme açılmış
ve büyük başarı sağlanmıştır.
Gelişim modelinin eksikliği
Tanıtım ve pazarlama faaaliyetleri tamamen özel sektörün kontrolü altında
yapılmış, devletin bakanlığı ve ilgili birimleri konu ile ilgili herhangi
bir teşvik edici düzenleme ve karar niteliğinde yasa çıkartmamıştır.
İzmir ve Ege yöresinde turizme açılan bölgelerin tanıtım kampanyalarıyla
pazarlanması tamamen yurt dışındaki bu şirketlerin gayretleriyle
gerçekleştirilmiştir.
İzmir ve bölge ekonomisinin turizm gelirlerinden pay almış, her geçen sene
gelir artışı sağlamış, ancak sektördeki "Dolce Vita" hayatın edebiyen
sürmeyeceğini başta ilgili devlet kurumları ve özel sektör temsilcileri
olmak üzere kimse tahmin etmemiştir.
Sektör temsilcileri, kısa vadeli ve ses getirmeyen planlamalarla sektörü
uzun soluklu bir süreçte geliştirememelerinin sıkıntılarını özellikle
2000'li yılların başlarında çok sıkça yaşamıştır.
Burada konu edilen, yörelerin mevcut yapılarıyla tanıtılması ve
pazarlanması, katkı sağlayıcı çalışmaların gerçekleştirilmemesidir.
Altyapı ve planlama
Yörenin coğrafi ve fiziki yapısı itibariyle yıl içerisinde dönemsel turizm
hareketliliği sağlanabilmiş, bu sure içerisinde kitle turizmi ( MASS
TOURISM ) olarak adlandırabileceğimiz bir turizm modeli oluşturmakta
zaaflar meydana gelmiştir.
Altyapı eksikliği ile pazarlanan bir modelin rekabet halinde olan ülkenin
diğer yöreleri ve diğer ülkelerle rekabet etmesi olanak dışıdır.
İzmir bu döngü içerisinde kendi turizm kimliğini oluşturmaya çalışmış,
başarılı olmuş ancak kendisini amatör ve iyi niyetli bir kimlik modelinden
kurtaramamıştır.
Standartlara uygun hizmet verebilecek ilk havaalanına 1987 yılında Adnan
Menderes Havalimanı ile kavuşmuştur.
Hava taşımacılıkta hizmet standartlarını sorgulayan ve bu manada
son 15 senede kendisini düzenleyici çalışmalar yaparak yenileyen AMHL
İşletmesi, İzmir iç ve dış hat bina yenilemeleri ile beklentilere cevap
vermiştir.
Otoyollar ve ulaşım vasıtaları İzmiri diğer destinasyonlar ile
bağlantılarını kolaylaştırmıştır.
Ürün kimliğinin belirlenmesi
İzmir'in son 25 yıldaki pazarlama stratejilerine bakıldığında, bazı
münferit çalışmalar dışarda tutulursa kayıt altına alınabilecek değerde
bir çalışma dikkat çekmiyor.
İzmir'in ören yerlerine (Ephesus, Pergamon, Sardes, Priene, Milet, Didyma)
ve turistik yerleşim bölgelerine ( Kuşadası, Çeşme, Gümüldür, Seferihisar )
yakın olmasına rağmen, kendisinde mevcut imaj ve kimliğini etkin bir
pazarlama modeline dönüştürememiştir.
İzmir, turistlerin uzun süreli konaklayabileceği bir kent olmamakla
birlikte, çevre turistik yerleşim bölgelerinde DENİZ, GÜNEŞ, KUM ve
günümüzün baş belası HERŞEY DAHİL ( All Inclusive ) konseptinde kalan
turistlere günübirlik olsa bile cezbedici bazı alternatifler sunmalıdır.
İzmir'deki otellerin doluluk oranları ve aylık cirolarının ne derece
yüksek olduğu, İzmir'in ekonomisine sağladığı katkılar açısından önemli
olmakla birlikte, etkin tanıtımın sağlanmamış olması nedeniyle üzerinde
fazla durulacak bir husus değildir.
Burada bahsedilen konu, İzmir'in sunacağı alternatifleri cazip hale
getirmek ve bu sebeple daha fazla turist konaklaması veya günübirlik
ziyaretçi sağlamaktır.
Turistik konaklama ve ziyaretlerin sağlanması, ancak kentin kendi
bünyesinde ihtiva ettiği ve sunabileceği alternatiflerin hayata
geçirilmesi ile gerçekleşebilir.
İzmir'in yeniden hayata geçirilebilecek pek çok ürün gamı mevcuttur.
Yeni bir oluşum ve birlikle tüm bunlar pazarlanacak bir ürün olacak
şekilde işlenebilir.
Etkin tanıtımlar için özel sektöre yine büyük görevler düşmektedir.
Ancak Kültür ve Turizm Bakanlığı'nın mutlaka destek sağlaması gerekmektedir.
Bu desteğin etkili bir hale getirilmesi için, yeni projelerin
geliştirilip gerçekleştirilmesi gerekir.
Hastalığın iyileştirilmesi için birbirlerinden ilişkisiz gibi görünen
potansiyeli bir araya getirerek bir bütünü sağlamak, geç kalınmış olsa
bile İzmir'i turizmde hak ettiği yerine getirecektir.
|