Jonathan'ın günlüğü…
Can BEKİN
cbekin@gmail.com
06.07.2007
Adı Jonathan; İngiliz bir maden işçisinin oğlu... İngiltere'nin ıslak,
rutubetli ve kasvetli havasından, insanların soğukluğundan kaçarak yolu
tesadüfen Türkiye'ye düşen bir İngiliz Üniversite öğrencisi.
Sevdiği kızla evlenebilmek uğruna önce müslüman ve ardından sünnet olan
Jonathan, sonradan ismini değiştirerek sonunda muradına erdi.
Kendi mesleğini bir kenara bırakıp şirin sahil kasabasına yerleşmesinin
ardından 25 yıl geçmiş olmasına kendisi bile inanamamıştı. Akşamları
evinin terasında oturup gün batımına karşı eşi Türkan'ın yaptığı bol
köpüklü Türk kahvesini yudumlarken gözlerini hafifçe kısarak ufka bakıyor
ve anılarına dalmış anlatıyordu…
Evet, ben Canatan. Türkiye'yi ve Türkleri çok seviyorum.
Jonathan ( Canatan ) ailesine ve özellikle annesine çok bağlı bir genç.
İngiltere'den ayrıldıktan sonra ilk olarak geldiği bir yunan adasında
kaldığı birkaç günün ardından feribotla Türkiye'ye gelmiş ve buraya aşık
olmuştu. Canatan'ın son 25 yılını geçirdiği bu sahil kasabasındaki
değişiklikler gözle görülür bir şekilde olsa bile ileride annesine hediye
edeceği sayfalar dolusu günlüğünü okurken çok fazla uzun olmayan bir zaman
diliminin sonunda, Türk milleti olarak nasıl bir kültürel kimliğe sahip
olduğumuzu açıkça anlayabiliyorduk. Günlüğe ait bazı sayfaları rastgele
çeviriyor ve yazılanları okumaya başlıyoruz.
…Burada her şey çok güzel, galiba burayı sevdim. Bir pansiyona yerleştim.
Nasıl oldu anlamadım,
tüm ısrarlarıma rağmen Pansiyon sahibi, akşam yemeği için benden para
almadı. Gece dolunay vardı ve pansiyonun terasında bol bol bira içtik.
Şimdi yaz zamanı ve gündüz hava sıcak ama akşamları serin oluyor.
Tamam, insanlar yolda birbirine ve bana hep selam veriyor. İnsanlar bana
çok sıcak davranıyor. Tanrım, ben bunları hak edecek ne yaptım acaba, evet,
sevmeye başladım burayı.
…İnsanlar çok rahat burada. Zaman durmuş gibi sanki. Zaten günlük hayat
slow motion
( ağır çekimde ) ilerliyor. Bu sabah limana gittim ve balıkçı teknelerini
seyrettim. Balık avından
dönen teknelerden bir tanesi önümdeki iskeleye demirledi. Tekne sahibi ile
şakalaştık, bana
büyük bir torbada balık ikram etti, çok şaşırdım anne. Akşam Pansiyonda
kızartıp yiyeceğiz.
…bugün yine denize girdim, güneş çok fazla ve sırtım fena yanmış, akşam
üstü pansiyon sahibinin
oğlu Ali, sırtıma yoğurt sürdü. Yanıklara iyi geliyormuş; evet, hayli
işe yaradı.
…Arkadaşlık ve dostluklar çok farklı burada. Her şey karşılıksız yapılıyor.
İnsanlar birbirlerini
seviyor ve yardım ediyorlar. Beni çok kısa zamanda kabullendiler, ben de
onları çok seviyorum.
İngiltere'de hiç bu denli sevgi yoğunluğu yaşadığımı hatırlamıyorum.
…İngiltere'den bazı arkadaşlarım geldi bu yaz buraya. Onların da çok hoşuna
gitti burası. Kimbilir,
belki benim gibi birkaç kişi daha buraya yerleşir. Hem zaten gerçek sevgi
ve buradaki gibi dostluklar İngiltere'de yok ki.
…Sünger avcıları bu sabah çok erken döndü limana. Onların dönüşünü izledim,
sohbet etmek
isterdim ama Türkçem henüz iyi değil. Onlar da İngilizce bilmiyor. El kol
işaretleri ile anlaşıyoruz.
Teknelerinde çay yapmışlar, fırından aldığım simitlerin eşliğinde içtik.
Onlar da bana yine avladıkları süngerlerden hediye etti. Evde hatırı
sayılır bir sünger koleksiyonum oldu, harika.
…Uzun soluklu günlük geziler yapıyorum. Bugün yine bunlardan bir tanesini
gerçekleştirdim ve gün boyu keşif yürüyüşleri yaptım. Burada mevcut doğa
yapısı ve bitki örtüsü muhteşem. Yazın oldukça kurak ancak sonbahar ve kış
aylarında çok yağmur yağıyor. Tabiat buralara çok cömert davranmış.
…Önlerini begonvillerin süslediği evlerin önünden geçerken daracık
sokaklar sizi deniz kıyısına ulaştırıyor. Denizin mavisi tarif
edilemeyecek farklı tonlara bürünmekte. Asla böyle bir renk harmonisi
olduğunu tahmin etmezdim. Tanrım gün batımı ne kadar güzel.
Canatan'ın günlüğünü karıştırırken şaşkınlık, sevinç ve mutluluklarına
tanık oluyorsunuz. Ülkesinden uzakta ve farklı Ülkede olmasına rağmen,
burada sanki yıllardır yaşıyormuş gibi rahat ve huzurlu. Kendisi, hayattan
fazla bir beklentisi olmayan, hırs ve egolarından arınmış, sade, uyumlu ve
yardım sever bir insan. Kendisini yaşadığı yerdeki insanlara çok çabuk
kabul ettirmiş, bir o kadar da insani değerleri ağır basan bir kişilik.
Canatan'ın, belki de son 25 yılını geçirdiği bu sevimli sahil kasabasında
yaşayan insanlarla kaynaşmasında en etkili unsur, burada yaşayan
insanların aynı şekilde sevgi dolu olmasından kaynaklanıyordu.
İnsanda Sevgi.
Canatanın günlüğünü okuduğumuzda insan sevgisine ait temaların yoğun
olarak işlendiğini görüyoruz. Sevgi, insanın bir şeye ve kimseye karşı
beslediği eşsiz bir duygudur. Her zorluğa katlanılarak ulaşılan sevgi,
sonsuz mutlulukların yaşanma nedeni olur. Sevgi hissi olmadan hiçbir
fedakarlık yapılamaz, bir şey elde etmek için hiçbir gayret sarf edilmez.
Bir toplumda huzurun, mutluluğun olabilmesi, hayatın güzelleşmesi için,
öncelikle fertlerin diğerlerine karşı iyi niyet ve samimi bir hisle
yaklaşması gerekir.
Bu da sevgiyle ve sevmekle olur. Sevgi türleri kimilerince pek çok olduğu
ileri sürülse de bu ileri sürülen sevgi türlerini bir ayırıma tabi
tuttuğumuzda üç türlü düşünce şekliyle sevgi oluştuğunu görürüz.
Kişinin mutluluğu, bu sevgi türleri arasında kendisi için hangisini
aradığına da bağlı olabilir.
A - Menfaate dayalı sevgi; Bu türde, istenilen belli bazı beklentileri yerine getirilirse veya karşılanırsa o zaman verilecek olan sevgidir. Buna şöyle bir örnek vererek açıklayayım. Anne çocuğuna, eğer uslu olursan ve yaramazlık yapmazsan Baban seni sever. Bir başka örnek; Koca olarak benim beklentilerimi karşılarsan, bu evlilik devam eder ve sana sadık kalırım. En çok rastlanan tür sevgide budur ve bazı kişiler bu sevgiden başka bir sevgiyi bilmezler. Bu adeta bir karşılık bekleyen ve şarta bağlı bir sevgi olup, sevenin istediği bir şeyin temini veya sağlanması karşılığı olarak vaat edilen sevgidir. Nedeni ve şekli bakımından bencildir. Amacı ise, sevgi karşılığında bir şey kazanmaktır.
B - Egoya dayalı sevgi; Bu tür sevgide kişi, "bir şey olduğu" ya da "bir şeye sahip olduğu" ya da "bir şey yaptığı" için sevilmektedir. Başka birinin onu sevmesi, sahip olduğu bir niteliğe veya bir koşula bağlıdır. Burada da örnek verirsek; Seni çok seviyorum, çünkü çok güzelsin. Seni çok seviyorum çünkü mevki sahibisin. Bu tip sözcükleri daha da çoğaltabiliriz. Bu tür sevgi yaşamımıza rekabet ve sonsuz sevgi kazanma gayretkeşliğine girmiş olur. Bu durumda bu tür sevgide bir güven duygusundan söz edilemez. Bu güvensizlik mevzuuna ileride yine değineceğim.
C - Gerçek sevgi; bu tür sevgi bir koşula bağlı olmadığı ve karşılığında bir şey beklenmediği için bu tür sevgi farklıdır.budur. Bu sevgi bir yumaktır. Bu yumakta; İyilik, Doğruluk, Alçak gönüllülük, Saygı, Dayanışma, Bağlılık, Görev duygusu, Bilinç, Özveri, İçtenlik, Onur, Tolerans, Sabır ve sevecenlik gibi erdemlerin tümü noksansız olarak sevgi yumağında bulunur.
Sevgi, dostluğun bağı ve toplumsal birliğin temelidir. Kötülükleri, çekişmeleri. Çatışmaları, kini, kıskançlığı, bencilliği ve umursamazlığı giderir. Ancak insan, yaratılıştan sevgi dolu olmasına karşın, yaşamı boyunca karşılaştığı çeşitli olay ve olguların etkisi altında kalarak, başkalarından almayı beklediği sevgiyi zamanla ego etkisiyle menfaat olarak kullanır ve sevgi verenlerden kendi sevgisini ego gereği onlardan esirgemeye yönelebilir. Bu durum, insanların genelde vermekten çok alma eğiliminde bulunmalarından ileri gelir. Sevginin önemini ve değerini anlayamayan bir insan bunu kötüye kullanınca, beriki sevgisini yavaş, yavaş esirgemeye başlar. İnsanın sevgi verebilmesi için, almanın mutluluğunun yanı sıra, vermenin de mutluluk getirdiğinin bilincine varması, hatta belki de bunu yaşamında deneyimle duyumsayarak kavraması gerekir.
Canatan'ın günlüğünü okurken gerçek sevgi ile ilgili çok net izlenimler elde ediyoruz. Kendisi, bu sevgiyi Türkiye'de ve Türk insanında bulduğunu belirtiyor. Bunu içtenlikle söylediğine inanıyorum, Burada yaşaması ve evlenmesi zaten bunların en canlı ispatı. Ülkemiz insanları, yeryüzünde gerçek sevgi unsurunu yaşayan ve yaşatan ender milletlerden birisidir.
|