iZMiR'DE TEŞEKKÜR, İSTANBUL'DA "HÖÖST!"
Cem POLATOĞLU
www.baracuda.com.tr
cem@baracuda.com.tr
19.07.2006
Yaklaşık bir senedir Ege'nin seçkin dergisi Ege_Life'ta yazıyorum ya
imtiyaz sahibi, yani “Patron” Sevgili Cumhur Küçükkahveci, Ege_Life’ın
geleneksel yazarlar toplantısı için, beni İzmir’e davet etti.
Atladım uçağa gittim İzmir’e. O akşam hem yazarlar toplantısına
katılacağım hem de gündüz İzmir acenteleri ile görüşmeler yapacağım.
Havaş’ın servisi ile direkt Karşıyaka’ya geçtim. İlk toplantım orada.
Apartmanın bahçesinden girerken bir hanımla karşılaştım. “Günaydın”
dedi gülümseyerek. Aha!... ne hoş, ama şaşırdığım için, ben karşılık
veremedim, Bakakaldım. Apartmana girdim, merdivenleri çıkarken bir
beyle karşılaştım. Gülümseyerek bir günaydın da ondan aldım.
Allah Allah. Şu “Ege_Life’ın kudreti”ni görüyor musun.? Yavaş yavaş
İzmir’de beni tanımaya başladılar demek.
Neyse ilk ziyaretimi gerçekleştirdim. iki saat sonra Konak’ta bir
başka toplantım var. Doğru vapura, biletimi alacağım. Gişedeki memur
da günaydın dedi. Tanıdı beni tabi ki... Geçtim turnikeden. Vapur
geldi. Millet sakin sakin duruyor. Şöyle sağıma bir omuz, soluma bir
çelme geçtim öne. Koştum, girdim vapura. Herkesten önce kaptım bir
yer, oturuyorum. Önce yanımdaki, sonra karşımdaki ve daha sonra gelen
delikanlı da günaydın dedi. E, normal artık tabii. Kolay değil.
Koskoca Ege_Life’ın koskoca yazarıyım. Tanıyacaklar beni, ama o ne,
herkes birbirine gülümseyip selam vermeye başladı. Hatta yanımdaki
öğrenci olduğu anlaşılan bir delikanlı yerinden kalkıp bir kadına yer
verdi, kadın da, kadının kocası da delikanlıya ayrı ayrı teşekkür
etti. Neyse, Akraba olsalar gerek. 10 dk. sonra vapur yanaştı, nen
yine çalımlarıma devam edip insanların arasından sıyrılıp hemen en
öne geçtim. Vapur yanaşmadan atladım. Her zamanki gibi başladım
benden önde gidenlerle yarışmaya. İlerideki direğe kadar şu kızı
geçmeliyim. Haydi oğlum bastır. Ohh geçtim. Şimdi bir ilerideki
direğe kadar şu öndeki şapkalı amcaya yetişmeliyim. O da tamam.
Şimdi …. Ani bir fren ve durdum. N’oluyo yaa?. N’apıyorsun oğlum.?
Nereye yetişiyorsun?. Daha buluşmana 1 saat var. Dur bi! Sakin ol.
Oturdum Pasaport'ta (iskele yanında bir semt) bir yere. Başladım
İzmirlileri gözetlemeye.
İzmirliler gülümsüyor, surat asma yok. İzmirliler birbirlerine
“Günaydın” diyor, selam veriyor. İzmirliler yürüyor, itişmiyor,
yarışmıyor. İzmirliler yere çöp atmıyor, tükürmüyor. İzmirliler
birbirlerini dinliyor, aynı anda konuşmuyor. İzmirliler vapurda,
otobüste okuyor. Yeşil yanar yanmaz zart-zurt korna çalmıyor. Yürrüü
diye bağırmıyor. İzmirliler nazik. İzmirliler Temiz. İzmirliler
güzel. İzmir Güzel…
Kendimi EFES’in kuruluş efsanesindeki, tavada pişirdiği balığını
kapan küçük yaban domuzunu (Jabali) kovalarken tesadüf eseri EFES’i
keşfeden balıkçıya benzettim. Ben İzmir’i keşfettim. İzmirliyi
keşfettim bu seyahatimde. Bu arada herkesin de İzmirli olamayacağını
da keşfettim. Peki, ben İzmirli olabilir miyim acaba...? Kocca bir
soru işareti.
Bu arada; Acaba neden hala bazı İzmirliler İstanbullu olmaya çalışır?
İşte onu anlamam. İstanbul’da taş üstünde taş mı kaldı? İstanbul’da
dolaşacak (tecavüze uğranmayacak) park mı kaldı, İstanbul’da çantanı
çapraz asmadan dolaşacak cadde mi kaldı, peki ya yürüyecek kaldırım
var mı? Nişantaşı’nda köpek pisliklerine, Aksaray’da tükürüklere
basmamak, kaldırımlardaki arabalara çıkmamak, Beyoğlu’nda omuz
yememek için “Slalom” yapmak zorunda kalmak hoş mu? Günde 1,5 saat
gidiş, 1,5 saat dönüşten 3 saati yolda geçirmenin 8 saat uykuyu
çıkarınca maliyetinin 1 senede 54 gün* (kabaca senede 2 ay yolda)
olduğunu bilen var mı? Ya istanbul'da işten eve gelip tekrar
eğlenmeye çıkmanın hemen hemen imkansız olduğunu, bu yüzden akşam
dışarı çıkacakların naylon torbada gece kıyafetini ve ayakkabısını
yanında işe götürmek zorunda olduğunu biliyor musunuz? Karşıda oturan
annelerin ortalama ancak ayda 1 kez ziyaret edilebildiğini biliyor
musunuz? Sorarım “ortalama” bir İstanbulluya; En son apartmanınızda
adını bile bilmediğinize emin olduğum komşunuzdan ne zaman tuz, kahve
istediniz?, bırakın onu ne zaman ona günaydın dediniz, selam verdiniz
veya aldınız?. Düzenli görüştüğünüz kaç arkadaşınız var? İş ve para
konuşmadan en son ne zaman ve kiminle muhabbet ettiniz? Bunları boş
verin. En son “sadece kendiniz için” ne kadar vakit ayırdınız ve ne
zaman? Hepsi bir yana, bir bayana kapıyı açtınız, otobüste veya
vapurda yer verdiniz. Teşekkür mü bekliyorsunuz, Ne teşekkürü? Hazır
olun, kadının kendisinden veya kocasından “HÖÖST” diye karşılık
alırsanız şaşırmayın.
Hadi Lütfen “herkesi kendin gibi zannetme” demeyelim. İstanbul da
durum budur.
* Ayda en fazla 6-7 gün tatil yaparsınız. Günde 3 saatten ve ayda
ortalama 24 iş gününden hesaplayın. Ayda 72 saat, senede 864 Saat
yoldasınız. 24 saat (-) 8 saat uyku, günde 16 saat ayaktayız.
(Herşey Dahil). Bölün 864 yol saatini 16 ya: 54 gün yapar. Yani
kabaca 2 Ay yoldasınız. Boşa giden senede iki ayın dışında
yorgunluk, arabanın veya sizin yıpranması, masrafı, varsa köprü
parası ve Stresi cabası.
Sevgilerimle
Cem Polatoğlu'nun Bütün yazıları:
Sayfayı
www.turizmforumu.net
info@turizmforumu.net