Seks Turizmi
Cem POLATOĞLU
www.baracuda.com.tr
cem@baracuda.com.tr
21.11.2006
Tur şirketine sorun; seks turizmi yapıyor musunuz? Cevap şöyledir: ASLA!
Güzel. Şimdi tur şirketine bu soruyu şöyle sorun; bayi promosyon gezisi
düzenliyor musunuz? EVET! Hem de kralını...
Senede yaklaşık 200.000 “Er-kişi” bu tür geziler için yurtdışına çıkıyor.
İlaç şirketlerinden boyacılara, tutucu bilinen şirketlerden merdiven altı imalatçılara kadar yüzlerce şirket ürünlerini sattırmak için Bayii Promosyon Gezisi düzenliyor.
Ve bu geziler için yüz milyonlarca dolar harcanıyor.
1990'larda başlayan bu furyada; SOCHi, YALTA, KiEV, MOLDOVA, MiNSK, PATTAYA, ROMANYA, DNiPROPETROVSK (buyrun okuyun) henüz daha gündemde değil iken, PRAG, BUDAPEŞTE ve hatta ROMA Promosyon gezilerilerine ev sahipliği yapardı.
Yıl 1991, bir Bayi promosyon gezisi için ROMA’dayız. Anadolu'dan tüm
bayiler turda. Bu tür gezilere rehberlik yapmak konusunda biz de henüz
“Civciv” sayılırız. Üç gün Roma, Pompei gezildi, müzeler tek tek turlandı.
Kültürün dibine vuruldu, alışveriş faslı halloldu. Son gece, Gala ardından
“her Türkün yemekten sonra aklına ilk gelen” bayilerin de aklına geldi.
Öncü bir-ikisi ıkına sıkına yanaşıp; Yaa Cem gardaş, iyi yedik, içtik,
gezdik de... hani diyom... Vaar mıdır yani? “Via VENETO” çıktı ağzımdan.
Gençliğimizde görmüştük. Geceleri bazı “Pretty women”lar (özel bir kadın)
bu caddede kol gezer. Yazdım kağıda, verdim adresi. Yoo kardaş, sen
götürecen bizi oraya, biz dil, yol, yordam bilmeyiz. Rehberimiz sensin.
İyi de kardeşim bizim işimiz bu değil ki... Hele gözünün yağını yiyim,
kurban olam. Gel hele bizimle. İyi dedim, hadi bu sefer öyle olsun. Çıktık
iki abiyle restauranttan, dışarıda taksi bekliyoruz. Arkamda bir uğultu.
Aaaa bir döneyim ki en az 60 kişi ensemde.. Bu sefer ben dellendim. Hooop
usta. Bu ne yaa. Fabrika ziyaretine mi gidiyoz? Kalabalıkta 2. rehberi de
gördüm. İbo..Ne iş? Cevap: Abi, aynı iş... İyi bari, taksiye gerek yok.
Kendi transfer otobüslerimizi de aldık. Rota “Via VENETO” Çıktık yola.
2 otobüs ve 60 kişi. Döküldük gecenin bir yarısı 60 kişi caddeye. Hatun
kişiler üşüştü tabii etrafımıza. Kime ne laf yetiştireceksin? Tüccar ya
hepsi. Dediler “Toplu alım yapalım. Hem vakitten hem nakitten kazanırız”.
Mantıklı.. Geçmiş zaman, raic 150 ise ağalar “50 yi kabul eden otobüse
binsin” dedi. Bize de tercüme etmek kaldı. Kadınların kimisi terslenip
gitti, kimisi atladı otobüse. Daha otelde başımıza bela var. Nasıl
sokacağız bunları otele? Roma’nın ortasında “Mobil Türkan” gibi dolaşacak
halimiz de yok. Neyse, bindik otobüslere, çıktık yola. 5 dakika geçmedi.
Arkalardan bir ses. Bu Erkek lan. Upps!!? Derken bir diğeri; Aha bu da
erkek çıktı... ve netekim tüm otobüs... Bağırış çağırış, sille tokat.
Çektik sağa otobüsü. Kadınlar (pardon adamlar-sonradan öğrendik ağırlıklı
Brezilya kökenlilermiş) “aramızı almadan inmeyiz” diye tutturdu. Bizim
ağalarda ise “steee len bu yaştan soona.. tööbe tööbe” durumları.
Karakolluk mu olcaz elin Roması'nda. Sonuç mu? Acı...
Ama artık yukarıda saydığım yeni ve işlem-kolay destinasyonlar var. Bayi,
promosyon gruplarının profilleri bile değişti. Bayiler tura dahil olan
„Şehir gezisini“ dahi yapmak istemiyor. Bir an önce “iş” lerine bakmak
istiyorlar. Gidilen ülkenin sadece „Havaalanı, Otelin restaurant'ı ve odası
görülecek yerler arasındadır“. Yarı vaktiniz pazarlıklar ve
aracı-buluculuklarla diğer yarısı anlaşmazlıkların çözümüyle geçer.
Beraber olduğu kadınlar bir daha kendi arkadaş grubundan kimseyle beraber
olmasın diye parasını verip 3 gün, 3 ayrı kadını kahvaltıya, yemeğe dahi
çıkartmadan odaya kapatanlara mı rastlarsın, „seferiyiz, bize yazmaz“
diyenlere mi? Gerçi Türk gruplar gide-gele tüm kadınlar Türkçe öğrendi ya.
Yine de en komik durum bazen tercümanlık yapmanızı istediklerinde ortaya
çıkar. Karılarına söyle(ye)medikleri en romantik cümleleri elin fahişesine
tercüme etmenizi isterler. Bahşiş niyetine “Kadın” yolladıkları bile olur.
(yan masadan Necati Bey gönderdiler!!!). Bunun bahtsız bir örneği yine ilk
defa gittiğim MOLDOVA turumda yaşandı.
Türkiye’deki en büyük tek taş pırlanta yüzüğü serçe parmağında taşımaktan
gurur duyan bir bayi, beni daha gidiş uçağında „kanka“ belledi. Henüz ilk
akşam yemeğinde de „hediyesini“ yolladı. O sıralar taze evli olan bendeniz
hediyeyi reddedince bu sefer bir başkasını yolladı. Tabii diğer akşamlar da.
(hediyeyi reddetmenin yanlış anlaşılmasından da korkuyorum, ayrı...)
Üçüncü gecenin sonunda dönüş uçağı sabah saat 08:00. Otel „NATIONAL“ ise
havaalanına çok yakın. Bu nedenle uyandırma sabah 06:00’da. Ancak o
zamanlarda bu otelde, odalarda telefon yok. Kat görevlisi güm-güm kapıyı
vurur, uyanamadın çat-kapı içeri girer ve sizi (müşteriyi) uyandırırdı.
IT IS SEX TIME
Ben her gece olduğu gibi sabaha kadar „Kapı Trafiği“ ni yönettim. Kapı Trafiği = Single (Tek) kalınan oteldeki malum DBL (iki kişi) farkının resepsiyonda yarattığı tatsızlıkları önlemek. Yarıbaygın vaziyette sabaha karşı kafamı yastığa koydum. Birinin ayaklarımı dürtmesiyle korku ve panikle uyandım. Karşımda 2mt boyunda, bir o kadar da eninde izbandut gibi bir kadın. Bana“IT IS SEX TIME.. SEX SEX“ deyip duruyor. Eliyle de „hadi“ işareti yapıyor. Anneeeee ! NOOOOOOO! PLEASE NOOOOO! diye haykırarak yorganı yarıçıplak vucuduma sardım. Kaçıp kendimi banyoya attım ve kapıyı kilitledim. Dedim herhalde bizim „ağa“ güzel kadınları reddedince beni fantazi arıyor zannetti. Evire çevirer döver be beni bu teyze. Neyse; Kadının gitmesiyle birlikte giyinip aşağıya indim. Sonradan öğrendim ki meğer gelen kadın „bizim ağa“ nın yolladığı hediye kadın değil, uyandırmak için gelen kat görevlisiymiş ve bana sadece „IT IS SIX. TIME IS SIX OCLOCK SIX“ falan demek istemiş.“
YEŞiL TAXi
Yine 90’ların başları. „X“ şirketinin patronları da gezide. Bayilerle
yüz-göz olmak istemediler. Cem, dediler, Akşam herkes dağılsın bizi ayrı
bir yere götür. Eyvallah. Çıktık otelden, üç kişiyiz. Taksi yok. "Yürüyelim"
dedik "Yolda rastlarız belki." Rastladık. Arkası açık, haki renk bir Jeep.
Asker yani. Henüz kapalı sistemden tam çıkmamışlar. Asker demek tanrı demek.
İterek dayadılar bizi arabaya. Kafamızda silahlar. Pasaportları çıkardık.
Anlamıyoruz, ne diyorlar. Kendimizce anlatıyoruz. Biz looking taxi, go go
Disko.. Dans.. cık. İngilizce bileni yok. Aldılar bizi arabanın arkasına.
Eller tetikte. Gidiyoruz meçhule. Girdik bir ormana... Eyvaahh. Şimdi Sıçtık. Maaşın 10-15 dolar olduğu memlekette cepteki yüzlükler bir servet ama daha hayatımızın baharında ormanda kurda kuşa cesedimizi yedirtmek istemiyoruz. Cüzdanı uzatıyoruz. Askerde tık yok. Bitmedi yol. Bari bir mezarımız olsaydı. Bende henüz çoluk çocuk hanım yok ama patronlar başladı ağlamaya. Meğer ne çok severlermiş karılarını.! Eh yalan yok. Bende koyverdim gitti. Belki 15 dk’lık yol ama bebekliğimi bile anımsadım. O ne? ileride bir ışık.. Hatta bir müzik sesi.. Gitikçe yaklaşıyoruz sese ve ışığa. Disco’ya 50m kala durduk. Namlunun ucuyla işaret etti asker. İnin aşağı... Komutan da indi. Ve.. ilk ingilizce kelimeyi duyduk ağzından. „money“.. Allaaahh. Öpiim!. Al şu 20’liği. Çok sevindi. Bi 20’lik daha çıkardım. Elimde tutarak. Saatimin 2 saat sonra geleceği yeri gösterdim. „Come here. After 2 hours. This is yours“ (iki saat sonra gel, bu yirmilikte senin) diyerek elimdeki diğer yirmiliği işaret ettim. Koşarak girdik diskoya... Ama sevgili patronlar yeşil renkli açıkhava taksisinden pek hoşlanmadıkları için bir saat sonra normal bir taksi ile otelimize döndük.
SEX BORSASI
Borsa deyince aklınıza ne gelir? IMKB, NASDAQ, Dow Jones? Yada Tahıl, Altın borsası falan mı? Ama bu işin de bir borsası vardır. Bu tip yerlerdeki oteller genelde 500-1000 odalıdır. “Taze kuvvetler” otele girdiğinde borsa 100’lüklerle açılır. 2. günden itibaren arz-talep dengesi değişir. 50’lik hatta 3. gün 20’lik ler alış-veriş’te yeterlidir. Yeterki bu arada başka bir “taze kuvvet” grubu gelmesin otele. Derhal borsa 100’lüklere döner. Ya da çürük mallara kalırsın. Peki ya aleni olarak ne yapıldığı belli olan bu yerlere gidenlerin hanımları “olaya” taş koymuyorlar mı artık.? Evet... Ama demokraside çareler tükenmez. Ağırlık Rus vizesi ile gidilen bu yerlere seyahat acenteleri feyk (sahte) bir “ağır kültürel program” hazırlar ve her bayiiye dosya içinde yollar. Program şöyledir. 1.gün kapsamlı bir şehir turu, 2. gün “X” müzesi gezisi, 3. gün sabahtan-akşama “seminer”...
Bi BiZ KAYAMADIK !
Bazen de münferiten (kendi başlarına) bu tür turlara katılmak isteyip de rotayı şaşıranlar karşımıza çıkmıyor değil. Bahsetmiştim daha önce...Hiç unutmam. Kış ayları ve Bayram. Romanya’da Poiana Braşov’a kayak turu yapıyoruz. Kayakçıların çok iyi bildiği, bölgenin o zaman ki en büyük, en iyi otelini kapatmışız. İsmi “Ciucaş” okunuşu “Çukaş”. Neyse; Gazete ilanı pahalı, yer kısıtlı. İlanı aynen şöyle hazırladık: KAYAK - ROMANYA – P.BRAŞOV – ÇUKAŞ OTELİ altına da not ekledik “bilen bilir…” üç noktası da var hani. Fiyat iyi. 3 Uçak doldurduk. 1., 2. gece geçti, 3. gece akşam yemeğinde Rehberimiz beni arkadaki masalardan birinden çağırdıklarını söyledi. Gittim. 8-10 kişilik bir erkek grubu. Buyurun?: “Gurban; Sen bu şirketin sahibi misin?” Evet. “Bah şincik, biz aha kaç gündür buradayık, hala bi tıh yok” Nassı yani? “E ilanda demişsin işte Romanya, Şov, Ç..küş oteli altına da yazmışsın “bilen bilir...” diyerekten. Daha ne ossun oğlum? E amca ama bu bir Kayak Turu. E biz ne dedik..? Haa? “Ne diyon sen yaa, Kayak-Mayak hakgetire…biz gayamadıh bi türlü”
Cem polatoğlu'nun önceki yazıları:
Cem polatoğlu'nun Turizm Forumu'nda yayımlanan tüm yazıları