www.turizmforumu.net



Kuş kondurduk turizmimizin içine...


Metin Sözüçetin
metinsozucetin@yahoo.co.uk

26.01.2006

Yabancı ekranlarının alacakaranlık kuşağındaki kuş konulu Türk yapımı yerli dizi filmler çok ilgi gördü ve sonuç olarak turizm rezervasyonlarımızın yüzde ellisi iptal edildi...

Medyamız sağolsun... Medyamızı sevelim... Medyamız ile övünelim... Dünyanın en şaffaf medyası... Medyanın bazen balans ayarını kaçırıp ülkesi aleyhine bu kadar kontrolsüz demokratik sazanlık yapması dünyanın başka hiçbir ülkesinde yoktur... Otokontrol erdemini es geçen medyamızın ağır toplarının şeffalık hassasiyetinin kendinden menkul haysiyeti kabul edilemez... Ülkesine zarar veren bir haysiyet olmaz, hakedilmez...

Bizde bireysel vurgun tasarruflarının hasıraltı biçimde üleşildiği haber kaynakları ve bal tutanların yaladıkları parmaklar, nedense hiçbir şeffaflıktan nasiplerini alamazlar, kaşla göz arasında kapalı kapılar ardında yalanacaklar şefkatle yalanır ve her nasılsa şeffaf medyanın haberi olmaksızın işler bitiverir... Ülke olarak geleceğimizin belirlendiği, kaderimizin biçildiği CIA ve FBI ziyaretlerinin içeriğinden, halkımız şeffaflık adına zerre kadar haberdar edilmez ve medyamız da bu konuları talimat almışcasına asla kaşımaz... İktidar partilerinin her dönemde ülkeyi yeyip bitirme icraatlarının şeffaf olması beklenemez ve eli ayağı ekonomik anlamda bağımlı ve bir anlamda işbirlikçi, baba medyamızın bildiklerini saydam biçimde gözler önüne sermesi zaten umulamaz... Halbuki, toplumsal zaafiyetlerimiz , sosyal hastalıklarımız ve de kuşlarımızın sağlık durumları, aziz medyamız tarafından anında dünyanın dört bir tarafına en şeffaf şekilde kolayca ve fütursuzca yayılıverir... Hem de ülkemize onulmaz zararlar verme uğruna... Hem de şuyu vukuundan beter şekilde... Tamam, zaman zaman kirli çamaşırları şeffafça sergileyerek kamuya faydası olur medyamızın... Zaman zaman zülfikara hayırlı biçimde dokunur, ben burdayım der... Ama habercilik ruhunun balans ayarı bir türlü kontrol altına alınamaz, özellikle dışarıya karşı...

Cansız vitrin mankenine tecavüz eden milli sapığımız nezdinde cinsel hayatımızın şeffaf şekilde sorgulandığı programlara konuk oluveririz Avrupa TV’lerinde... "Milli!" katilimizin Türk bayrakları ile karşılanıp başına karanfiller dökülerek, Türkiye seninle gurur duyuyor nidaları ile şeffaf şekilde hapisten çıkarılışından dünyaya görüntüler verilmeden önce iki kere düşünmez haber yönetmenlerimiz... Sonra da pardon hata yaptık, yanlış hesaplamışız diye tekrar yakalanışı nedeniyle medya olarak hükümetimizi ana haberlerde tebrik ederiz vıcıklığın en şaffaf biçiminde...

Yabancılar da anlayamıyorlar bizi... Nasıl anlasınlar? Nasıl alsınlar içlerine? Bırakın herşeyi bir kenara, zaten iki gıdım aklı kalmış, psikopatik bozuklukları olan ve 26 yıldır içerde yatmaktan iyice sıyırmış medyatik bir zavallının resmi organlarımızca, resmi biçimde ve dünyaya ilan ede ede ruhiyatıyla oynandığı için, dünya insan hakları örgütleri, şeffaf mahkemelerimizi mahkemeye verseler kazanırlar...

İsviçre milli maçında rakip futbolcuyu tekmeleyen antrönörümüzün ve futbolcularımızın görüntülerini kendi medyamız verir Avrupa ekranlarına... Oysa Avrupa ekranları seyircilerinin taşkınlıklarını bile asla yayınlamazlar... Hangisidir sorumluluk? Şeffaflığın sınırı taç çizgisinde bitmeli midir? Yoksa soyunma odalarına kadar mı sürmelidir? Yarım asır bekleyip te dünya çapında hasbelkader iyi bir başarı imajı yakalayan futbolumuzun dünya çapındaki kepaze durumuna bakın şimdi...

Tamam, ABD medyası, yerle bir edercesine eleştirir ülkesinin icraatlarını zaman zaman... Ama bu file sapanla taş atmak gibidir, oysa biz garip bir kuşuz, o sapan taşını yeyince belimizi doğrultamayız...

Sınıfın müzevvir çalışkan çocuğu gibidir ve sanki bu yüzden madalyalar alır dünyadan güzide medyamız... Oysa medyanın kendi ultrasonu alınsa ne kangrenler, ne kronik hastalıklar çıkar acaba ortaya şeffaf olarak?

Kimse de medyamızın şeffaflık takıntısının bu sorunlu sorumluluğunu masaya yatıramaz, sorgulayamaz. Medyamız işine gelmeyen herkese hesap sorar, oysa kimse zarar veren düşüncesizliği nedeniyle medyamıza hesap soramaz... Çünkü cevap kalıbı bellidir ve pes ettirici kuvvettedir... Medyanın kendince haklı savunması yüzünden mat oluverirsiniz... Açıklık erdemdir, şeffaflık medeni davranıştır, gizlemek insanlığa ihanettir... İşte sevgili medyamız sırf bu hasletleri ilke edindiğinden ve herşeyde uyguladığından ! göğsünü gere gere çıkarır ipliğimizi dış pazarlara... Ben yapmasam, rakibim yapar, haber atlamış olurum, mesleki haysiyetim zedelenir mantığı ile ters çalışan mekanizma, ülke haysiyetini ve çıkarını ıskalar sığ ihtiras uğruna...

Ringo’nun hikayesini bilirsiniz... Bara girer, “ Ben Ringo,” der “ var mı burada başka Ringo?” Çelimsiz biri çıkar ordan “ ben varım “ der... Esas Ringo adamı bir güzel döver, gider... “Yahu” derler diğer kovboylar “ Sen niye böyle yaptın? Ağzın burnun dağıldı boşuna, sen Ringo değilsin ki…“ “ Siz onu boşverin,” der, “ nasıl kandırdım ama Ringo’yu...”

İşte bizim şeffaflığımız da böyle... Kendi kendimizi afişe ediyoruz... Mazoşist şekilde kendimizi dövüyoruz, sonra bir de üstüne başkalarını da dövdürüyoruz... Biz bunu hep yapıyoruz... Sebebi transparan demokratlık... Liberal saydamlık... Şeffaflık sendromu... Genlerimizdeki dürüstlüğü dizginleyemiyoruz da ondan !!! Bizim çelimsiz Ringo’dan daha ahlaklı yanımız şu, kandırmıyoruz kimseyi, neysek onu sergiliyoruz...Ama fazla sergiliyoruz, ama hiç ülke çıkarı da gözetmiyoruz... Meslek aşkımız, ülke aşkına baskın çıkıyor... İzanımız yok, dozaj ayarımız yok, telepatik paslaşmamız yok, birbirimize güvenimiz hiç yok, oto kontrol sistemimiz, saygın bir kollektif inisiyatifimiz yok... Bu garip dünyaya vitrin olmamız için de nedense hep garip şeffaflıklarımız arka arkaya denk geliyor...

Hani transparan giysiler sergilenir podyumlarda ve mutlaka iş kazalarına sebep olur ya... Transparan, trend, dantel, tül falan derken bazen bütün açıklığı ile çıkar ya herşey meydana kazayla! Biz de transparanlığın dozaj ayarını yapamadığımız ve taşıyamadığımız için bütün malımız seriliveriyor dünya podyumlarında ortaya... Ne mal olduğumuzun anlaşılmasına içerlemiyor da insan... Sazanlığımıza içerliyor...

Basın özgürlüğünün yanlış yorumlandığı bir yer burası... Özgürlüğünden dolayı ülkesine bu kadar zarar veren başka medya yoktur dünyada... İçerde dördüncü kuvvet olma gücünü ekonomik bağımlılıklardan ötürü asla kullanamazlarken dışarda da ülkeye zarar verme konusunda ne kadar sorumsuzluk varsa hepsini icra eder bizim medyamız... Sırf şeffaflık uğruna !!! Kimse bu insani bir sorumluluktur demesin... Biyolojik silahların ülkelerce, gizli gizli denendiği, ülkelerin yarattığı nükleer depremlerinin hasıraltı edildiği, her türlü kepazeliğin gizli kapaklı yapıldığı dünyada, ülke aleyhine şaffaflık yapılması sazanlık değil midir?

Bütün ülkelerin niye gizli örgütleri vardır? Demek ki ülkeleri için bir tehlike olduğunda, bunu kapalı kapılar altında soruşturmak ve önlemler alarak kökünü kazımak usuldendir. O zaman nedir bunca zararımız kendimize? Ancak insanlığı ilgilendiren bu tip salgın hastalık sorumluluklarda da medeni ülkeler gibi tedbirlerimizi alıp, içerde işin kökünü kazıyıp sonra da şeffaf olmama hakkımızı kullanırsak bu daha doğru olmaz mı çıkarımız adına? Bunları yapamayınca da vicdani sorumluluklarımız, şeffaf olma durumunu yaratıyor... Ama ben medyanın bu kadar ince düşündüğünü de sanmıyorum. Onlara haber olsun, kaynak olsun ve pazar olsun...

Avrupa’da medya özgürlüğünün kapsama alanı, ülkelerine zarar verme sınırında, oto-kontrolleri ile, kendi inisiyatifleri ile biter. Avrupalılar ketumdur... Ülke olarak ters bir vitrin olma durumunda medya ile hükümetin telepatik gizli bir ittifakı oluşuverir ve kol kırılır yen içinde kalır. Bunun son yıllarda bir çok örneğini verebiliriz. Oysa bizde kolun kırılması da neredeyse habercilik aşkına naklen verilir dışarıya... Zaten yen men de yoktur ortada...

Şeffaflık, çağdaşlığın gereği midir ve insanlığa karşı bir sorumluluk mudur bu uzun uzun tartışılabilir, ama Yunanistan, Ermenistan ve İran bile sınırları içindeki kuş gribi vakalarını, ülkelerinin menfaatleri için saklarlarken bizim kuş gibi bu kadar ayyuka çıkartılmamız ne kadar doğrudur?

Yılda 20 milyar dolar hedefli turizmimizin altın çağlarını yaşayacağımız, Avrupalıların yerlerini ayırtmaya başladıkları şu zamanda, bunca turizm yatırımcımızın ve turizmden ya da bunun yan gelirlerinden geçinen bunca insanımızın ilk defa geçen yaz yüzleri biraz gülmüşken, bu yaz da rekorlar beklenirken bu ne menem bir şeffalıktır ki rezervasyonların şimdilik yarısını götürmüştür. Turizm gelirimizin artması bazı kuşları rahatsız mı etmiştir? Bu kuşlar sadece bizim ülkemizi mi bu kadar sevmektedirler? Yolda hiç başka ülkelerde mola vermezler mi? O ülkelerin bizimkiler kadar sorumlu, çağdaş, şeffaf medyaları yok mu? En namuslu biz miyiz? Namusumuzdan dolayı plajlarda cıbıldaklık istemediğimiz için mi baltalıyoruz kendi turizmimizi yoksa?

Bu böyle sürerse bunun sadece turizmde çok basit bir hesapla yılda 15 milyar dolarlık bir kayıp yaratacağını ve birkaç senelik kayıp tutarıyla göçmen kuşlara göklerde özel konaklama tesisleri kurulabileceğini ve bütün hastalıklarımızın tedavi edilebileceği özel fonlar yaratılabileceğini hiç hesaba katmaz mı bizim sorumsuz medyamız... Oysa medyamızın ağır toplarının da turizm yatırımları vardır... Ama onlar dürüstler, fırıldak dünyaya karşı şeffaf davranmak da erdemdir öyle değil mi?

Fazla şeffaf bir yazı oldu... Medyadan sürüleceğiz...

şafakTurizm&Danışmanlık http://www.safakturizm.com
Sayfayı
Yazdır Kaydet
kapat


www.turizmforumu.net
info@turizmforumu.net