Prestij !!!
Metin Sözüçetin
metinsozucetin@yahoo.co.uk
31.08.2006
Kalite kavramını doğru algılayamayan ve yeterli kıyas bilgisine malik
olmayan toplumların çağın hızla değişen ritmini doğru yakalayabilmesi
mümkün değildir çünkü yöneticilerini bile doğru kriterler ile seçebilme
bilgisine, içgüdüsüne ve öngörüsüne sahip değillerdir...
Adına ister küreselleşme deyin, ister kutuplaşma deyin, ister teknolojik
evrim deyin, bu yerküredeki vizyonel genleşme süreci, buralarda
barınabilmek için, bu müthiş değişim hızını önce algılamayı, sonra da
yakalamayı gerektirmekte ve zorlamakta... Yakalayamayanlar ise dışarı
savrulmakta o ivmenin merkezkaç kuvvetiyle...
Hani otobanlarda bazen üst hız limiti yapılması için sinyaller verilir,
eğer yavaş gidersen kazaya sebebiyet verebilirsin, genel ritmi yakalarsan
en azından trafiğin tıkanmasına yol açmazsın ve gideceğin yere kolay
varırsın zamanı ıskalamadan... Kaliteyi özümleyip yaşayabilme kaabiliyeti,
zamanın ruhunu aynı ritmde taşıyabilmeyi ve onunla bütünleşmeyi sağlar ama biz,
ya şuursuzca hızlı gidip ruhumuzu geride bırakırız, ya da tıkarız vitrinlere
açılan yolları ruhsuzca...
İçi çukur dolu yolları olan, ya da çok kesimi yolsuz olan bir ülkede,
yarış pisti yapıp suni vitrinler yaratmaya özendiğin zaman, ziftlerle
mucurlara dikkat etmen gerekir... Yoksa o pistten bile tozlu bulutlar
kaldırırsın, kendi çapını dahi görmeni engelleyen çünkü sen, ya arabayı at
gibi süren göçebe bir ırkın ahvadısındır, ya da tahterevanlara alışık
tempoda yürütülegelen kervanların... Formula 1 pistlerini de Taklamakan
çölleri sanırsın...
Ülkemizin reklamını yapmak için, onca emeklerle ve yatırımlarla vitrinimize
kazandırdığımız en kaliteli spor olayı Formula 1 organizasyonundan prestij
yaratmak yerine, uluslararası siyasi bir polemik yaratmayı becerebilen
işbilir işadamının bu ülkede sermaye kesiminin başında olması da o kesimin
düşünce ve icraat kalitesinin ortalama vizyon sınırını yansıtmakta bir
anlamda... Kaliteli yaftasını hasbelkader edinenler ve layık olduğu
şekilde yönetilenler, böyle yerel vizyonlarla dünya pistlerinde üretici
pratik zeka yarıştıramaz.
İşbitirici ve işgüzar kavramlarının, oldu bitticilik müdanaasızlıklarının,
ekipçilik yerine bireysel populizmden medet umma güdüsünün balığı baştan
kokuturcasına sırıttığı başıbozuk ortamlarda , memleket menfaatine müthiş
bir iş yapmış gibi göğsünü gere gere “ ben yaptım “ dedikten sonra,
yaptığının pek te iyi bir şey olmadığını kavrayınca topu başkasına atabilme
ustalığıdır demek ki işbilir işadamlığı bu memlekette...
Bunun otoyolun ortasına 3 metrelik çukur açıp uyarı koymayan ve yedi kişiyi
öldüren zihniyetin ertesi gün alelacele uyarı ve barikatlar koymasından ne
farkı vardır? Hatayı ölen sürücüye yüklerler sonunda, tıpkı işgüzarlık
sonucu çıkan faturayı prestij kazanma yolunda prestij kaybeden ülkenin
imajına yükledikleri gibi... Ve çukurlar açarlar uygar dünyaya açılan
yollara... Kimse sormaz “sen hangi yetkiyle ülkenin vitesini uluslararası
platformlarda boş çukura atarsın?” diye... Alaturka yollarda kendinden
menkul geçiş üstünlüğünü haiz sığ zihniyetler, uluslararası pistlerde
bariyerlere toslayıverir ki onla,r bu ülkeyi hesapta AB formasyonuna
taşıması gereken ikbal çeşmesinin başındadırlar... Formula 1 vitrinini,
Kırkpınar meydanı gibi yorumlayanların sermayeyi temsil ettiği, başıbozuk
sivil toplum örgütlerinin duracakları yerin dozajını bilemedikleri kaygan
zeminlerde, dünya yarışının içinde olabilecek nüveyi kazanmak için, gereken
sağlamlıkta basamayız bir türlü ayağımızı yere... O çukurda biter hızımız,
kasılmamız, övünmemiz... Yanından vınnnn diye geçer giderler adamın...
Sonra otoyolda kazılmış çukura düşen araba ile Formula 1'i kazanan araba,
Türkiye menşeli haber olarak yanyana boy gösterir dünya medyasında...
Eğer birey, toplum katmanlarındaki deformasyon sürecinin acı sinyallerini
göremiyorsa yönetim beceriksizliğinin yarattığı sahipsizliklere tepki
gösteremiyorsa ve içinde yer aldığı sürecin dinamiklerini yakalayıp
kaliteli bir vizyon geliştirme kaygısında değilse bunun getirdiği
durağanlık o bireylerin oluşturduğu toplumda üst düzey bir kalite nosyonu
ve ona yakışan numune bir yönetici üretemez... En kolaycı yol
tepkisizliktir o zaman... Kötülerin iyisi senin başına yönetici olur...
İşte o zaman böyle yönetilen bireylerin oluşturduğu toplumlara tur
bindirirler...
“ Acaba niye biz geri kaldık ve bu yarışın dışına sürüklendik?“ denklemini
çözmek için harcanan emek ve zaman kadar, geçip giden ritmi yakalamak
amacıyla bilinçli bir gayret sarfedilebilse oturup lüzumsuz denklemler
çözmeye de gerek kalmaz...
Kalite kavramının derecelendirilmesi görecelidir ve toplumların total
vizyon kapasitesiyle sınırlıdır ama “ Kimisi için kaliteli görünen
başkaları için çok itici görünebilir...” diyemeyiz, çünkü kalite muğlak
değil, mutlak bir değerdir ve tek tanımı vardır...
Ne ki“ Allah belanı versin“ adlı müzik eserinin(!) en çok satan "Eser"
olduğu toplumlarda, ya derin psikososyal analizler yapılması gerekir, ya
da dibe vurmuşluğun tehlike çanlarına kulak verilmesi... Buna kısaca “Lider
seçme sendromu “ diye teşhis konabilir… Böyle başa böyle tarak uygularsan
“Kel başa şimşir tarak “ deyimi cuk oturur... Boyalı saçlar değirmende
ağartılmaz...
Kalite, karizma veya kariyer kavramları kolay yaftalanacak kavramlar
olmamalıdır ve sadece eğitimle, görgüyle veya yöresel farklılıklarla
hükümlenecek olgular değildir... Öyle olsaydı bunca ahkam kesici, zifir
fosforu yarı aydın itibar görmezdi ve kısır vizyonlu adamlar mevkilenmezdi
piyasada...
Demek ki bizim köykentlerimizin karmik yapısından kaynaklanan ve bir kısım
medyanın da sığlaştırdığı kalite hükmü, dar açılı normlarda verilince bu
dengesiz durum, genel çıtanın duruş seviyesini de dolaylı yoldan
etkilemektedir... Kelimelerin değil hareketlerin sonuç ürettiği bu çağda,
balıkların hep baştan kokmasının sebebi, ülkeyi babalarının mülkü
sananların suni üretim çiftlikleridir...
Yazarın Turizm Forumu'nda yayımlanan önceki yazıları:
www.turizmforumu.net
info@turizmforumu.net