Güvenlik kaosu...
Metin Sözüçetin
metinsozucetin@yahoo.co.uk
09.11.2006
Güvenlik için geliştirilen önlemler arttıkça ve teknoloji ile
desteklendikçe, paranoyaklık oranı ve tedavilik travmalar çoğalmakta
toplumlarda...
Şöyle ki: Boğucu ve acaip bir güven içinde hissettiriliyorsunuz ve
gözaltında olmaktan dolayı tedirginsiniz… Yani devamlı tetiktesiniz ama
hesapta güvendesiniz... Paradoksal bir mekanizm... Dünyada güvenliğin bu
duruma gelmesine katkıları olan otoriteler sizin güvenliğinizi sağlıyor...
Kavanoza kapatılmış labaratuvar deneği kadar hürsünüz...
Londra’da 4,2 milyon kamera ile her santimetrekare taranırken ve 14 kişiye
bir kamera düştüğünü bilirken siz özgürce tadına varabilir misiniz
güzelliklerin, sevgilinizle dolaşmanın, aşk yaşamaya çalışmanın? Güneşli
bir havanın coşkusunu alabildiğine hissedebilir misiniz? Kameraların
karşısında, açmaya çalışan bir bahar dalı, yaşam sevincinize taze bir soluk
verebilir mi? Çocuğunuzun elinden tutup getirdiğiniz parkta, o güven
kaygısı duymadan oynarken dalıp gitmez misiniz onun geleceğinde dünyanın
ne hale geleceğine... Hele duyarlıysanız yandınız... Zaten bu dünya artık
duyarlının dünyası değil...
Bir de işin cabası, Amerikan Güvenlik Ajansı'nın İngiltere üzerinden
telefon trafiğini takip etmesi, veri gözetleme sistemiyle kredi
kartlarının, cep telefonlarının ve süpermarket indirim kartlarıyla yapılan
alışveriş tercihlerinin takip ediliyor olması...
Güvenlik çemberi digital müziğin akustiği öldürmesi gibi birşey...
Depremle yaşamaya alışmak gibi... Her an bir şey, aslında güvende
olmadığınızı hatırlatıyor... Metroda bir güvenlik anonsu, bir polis
arabasının sinir bozucu sireni... Uçağınıza binene kadar çektikleriniz,
uçaktan inene kadarki tedirginliğinizi ağırlaştııyor... 70'lerin tozpembe
dünyasında, çiçek çocuklarının başkentinin simgesi, romantik kırmızı iki
katlı otobüslerin içinde, soğuk kameralar ve buz gibi ekranlar var şimdi...
Ne kadar zorlaştı ve yozlaştı yaşamak...
İşin ilginç tarafı, çoğu önlemin aslında vukuatı engelleyecek bir önlem
olmadığı... Alınan önlemlerin çoğu, testi kırıldıktan sonra faili yakalama
amaçlı...
Havaalanlarında doruk noktasına çıkılıyor güvenliğin... Heatrow
Havaalanı'nda yolcuların % 20 si güvenlik kuyruklarının uzaması nedeniyle
uçağını kaçırabiliyor... Şimdi uçaklarda yanınıza sıvı almak yasak...
Yarın parfüm sürmek yasaklanacak, öbürgün ilaç almak... Ve kervanlarla
olacak ulaşım belki gelecek yüzyılda... İnsan hakettikçe Dünya ilerliyor!
Dünya bu hale getirildi ve yaşam alanları her geçen gün daralmakta...
Şiddetin, terörün, deformasyonun acısını insanlar çok yönlü olarak
çekiyor... Dünyanın kutuplara ayrıştırılması, sadece kutuptakileri değil,
herkesi tetikte bir yaşam sürmeye zorluyor... Bu durumun insanların
bilinçaltında ne gibi kalıcı bozukluklar yarattığı daha ileride
anlaşılacak... Silahların, şiddetin, kontra şiddetin ve her an
patlayabilecek bir olayın gölgesinde ne kadar keyif alabilirsiniz
güzelliklerden, tabiattan, aşktan, yaşamaktan... Ne kadar sevebilirsiniz
insanı? Sadece büyük şehirlerde değil bu sendrom... Himalayaların
tepesindeki sevgi havarisi mistik Tibetliye bile rahat yok...
Krishna’ların bile yüzünde nur kalmadı...
Bir nesil sonra dünya nüfusunun belki yarısı savaşan topraklarda doğacak...
Savaş muktedirleri, dünyayı ayakta tutacak en kudretli yörüngenin sevgi
olduğunu kavrayabilselerdi, sevgi pamuklara sarılarak saklanırdı, özel
sevgi seraları hazırlanırdı geleceğin dünyasının sahipleri için, savaş
tohumları ekileceğine... O zaman bunca boğucu güvenlik çemberlerine gerek
olmazdı. Derin nefes alabilirdi insanlık...
Daha çok öldürebilme yetisi olanların zaferler kazandığı, yaşam
gaspçılarının savaşçı zihniyetlerce taçlandırıldığı ve sahiplenildiği,
daha az öldürenin kaybettiği, zafer ve mağlubiyet ölçeğinin bu olduğu bir
dünyanın varolmayı ne kadar hakettiği tartışılır… Bozulan zamanın hoyrat
boyutuna direnen ve onca adalet erozyonuna rağmen, kırıntıları ile dahi bu
gezegene hala dönmeyi hakettiren bir enerji kaynağıdır sevgi… Ama hayatın
çatışma meydanlarındaki çapraz ateşler altında, insani niteliklerin
öğütülmesinden dolayı, duygulara zaman ayıramayan ve sevgiyi ıskalayan bir
beşer olduk artık… Herkes birbirinden rövanş alma güdüsünde...
Maddenin mekanikleştirdiği dünyalarda bu doğal bir süreç zaten... Çarpacağı
duvar da belli... Ama bizim gibi tevekküle teşne milletlerde dahi
sevgisizliğin hızlandığını, şiddetin, bir nevi seri öcün ve kaba kuvvetin
hakim olduğunu gözlemlemek acı… Erdem kalelerinin tek tek zaptedilerek
sevgisiz insanların işgali altına girmesinin sonu bu olacaktı ve oldu...
Ve kana doymayan obur gezegen, emerek tükettiği sevgi nüvesini yokediyor...
Tıpkı beşerin doğal bütün ekolojik kaynakları yokettiği gibi... Belki de
gelecek nesiller için sevgi, su kadar kıymetli bir yaşam öğesi olacak… Ne
olduğunu anlamaları için numune sevgi bahçeleri bırakılabilmeli gelecek
nesillere… Keşke sevgi zamanında keşfedilip korunabilseydi de şimdi
bizlerin böyle korunmamıza gerek kalmasaydı...
Artakalan duru sevgi tortuları ile kısır da olsa mutluluğu yakalayabilen
ve yakaladıklarıyla yetinebilen nesli tükenmiş insanlar devam ettirebilir
ancak barışçıl dünyaları… Kudretin madde ile ölçüldüğü bir gezegende,
maddenin esir aldığı sığlıkların insanı değilseniz ne mutlu… Bu görev
sizin...
Karşılık beklemeden serpilen iyi niyet tohumlarına gelecek nesillerin daha
çok ihtiyacı olacak… Evrenin bu adasında konaklayan insanlar, gezegenin
kötülüklerine bağışıklık kazandıkça ve çarka kapıldıkça, saf sevgilerin
güvenli limanında değiller artık... O noktada içten hisler yok, duygu yok,
duyarlılık zamana ters, hassas olan yalnız... Bir ruh arayışının, bir his
dışavurumunun, bazen bir derin şefkatin, bazen bastırılmış güdülerin, bazen
engin bir aşkın izdüşümü değil artık çağa taşınan ve evrimi tıkayan
alüvyonlar... Ünlü kızılderili şefi Seatle’ın dediği gibi, yaşamın sonu,
yaşamaya çabalamanın başlamasıdır... İşte çabalamalar başladı tutunacak bir
dal bulmak için... Onca sele karşın...
Maddi ve mevkisel ihtirasların kısır çekişmeleri ile hayatın sevgi
dokusunu ıskalayan insanların zorbalıklarla edindiği çorak topraklarda
değil, el değmemiş adalarda küllerinden doğmalı sevgi dünyası...
Bugün insanlığın güvenliği için sarfedilen organize, paranoyak çabalar
dünyanın ve insanlığın bozulmaması adına sevginin kavranması ve yeşermesi
için organize olabilselerdi zamanında, güvenlikle ilgili bu kadar
organizasyona gereksinim olmazdı.
Dünya insanı, beşinci element sevgiyi ıskaladığı için sonunu getiriyor
kendi dünyasının. Önce yok ediyor güzellikleri, gezegeni ve insanlığı...
Sonra korumaya alıyor… Kameralarla... Düştüğü hali, tarihe tanıklık etsin
diye çekerek ve kaydederek...
Oysa en güzel koruma metodu, muhteris odakları karantinaya almak...
Yazarın Turizm Forumu'nda yayımlanan önceki yazıları:
www.turizmforumu.net
info@turizmforumu.net