"Kayıp Cennet"in canlıları...
Metin Sözüçetin metinsozucetin@yahoo.co.uk
09.02.2006 13:09:26
Endonezya'nın kuzeyinde, Yeni Gine'nin batısında, 2200 metre
yükseklikteki Foja dağının eteklerinde, bugüne kadar hiç bilinmeyen ve
yerlilerin hiç girmediği, Lüksemburg'un yüzölçümü büyüklüğünde,
ilginç bir bölge keşfedildi bilim adamlarınca, son günlerde...
Bu keşif, gazetelerin köşelerinde ve bazı TV haberlerinde sıradan bir
haber olarak geldi geçti... 40'tan fazla memeli türü içinde, bugüne
kadar hiç bilinmeyen 6 tür kanguru , 25'ten fazla yeni kuş türü
içinde, bir tanesinin kafasında 10'ar cm.'lik 6 adet rengarenk tüy olan
yepyeni bir tür kuş, bir tanesi de bilimin ilk defa tanıdığı uzun
gagalı ve yumurtlayan bir kuş türü olmak üzere, bugüne kadar hiç
rastlanmamış 13 cins cennet kuşu, 60'tan fazla kurbağa türü içinde,
bilimin şimdiye kadar tanımadığı 20 tür kurbağa, bir tanesi dev bir
açelya'ya benzeyen, hiç bilinmeyen 20 tür bitki, yepyeni palmiye
türleri, 150 tür kelebek içinde, hiç bilinmeyen 4 yeni tür kelebek ve
birkaç alt tür yeni kelebek, bu gizemli bölgede bilimadamlarının çok
yüzeysel olarak yaptıkları ön araştırmada şok edici yepyeni bulgular
olarak gözler önüne serildi... Ne güzel...
Kaşif bilimadamları, çok az araştırma yapabildiklerini ve bu yıl içinde
kapsamlı bir araştırma için donanımlı olarak döneceklerini, daha
yükseklerde, daha bir çok yeni tür canlı ile karşılaşmayı umduklarını
açıkladılar... Bu çok dikkat çekici bir konu... Şimdi bilimin ilk
araştıracağı konu şu... Acaba bu türler çok çok eskilerden beri vardı
da insan eli değmeyen bir bölge olduğu için mi yitirilmeden ve nesli
kurutulmadan ve bir şekilde tesadüfen bulunamadan gizli kaldı? Yoksa
bunlar yeni yeni ortaya çıkan canlılar mı?
Bence her ikisi de çarpıcı soru... Birinci sorunun cevabını vermek güç...
Bunca milyar yıllık nesilleri ve yaşamları barındıran dünyada, bunca
bilim gücüne, bunca iletişim teknolojisine rağmen nasıl olur da
bilinmeyen bir bölge kalabilir ve o bölgenin içinde gizemli canlılar
bilinmeden nasıl yaşamlarını sürdürürler? Eğer böyleyse insanoğlu, oraya
ulaşamadığı için bu türler korunmuş demektir ki bu, ne güzel bir derstir
bu en vahşi yaratığa, eğer mesajı alırsa... Ve şimdi keşfedildiği ve ne
yazık ki yeri açıklandığı için nelere gebedir o bölge, bilinmez...
Doğal bir çevre koruma bilinci olan ilkel yerliler(!) o bölgeye
girmeye, bir nevi tabu gibi, cesaret mi edemezlerdi? Yoksa bekaretini
ve orjinaliteyi bozmamak için bilinçli olarak mı girmezlerdi acaba?
Zaten ilkel yerlilerin duyarlılıklarındaki medeniyet, medeniyetin
duyarsızlığına kapak olabilseydi, en başta dünya beşeri, bunca ahlaki
mutasyona uğrayıp da öğütücü bir canavara dönüşmezdi belki...
Ama ikinci soru tüyler ürpertici... Korku anlamında değil, gizemli bir
umut anlamında heyecan verici... İnşallah hepsi yeni türeyen
canlılardır... Dünya bir taraftan şuursuzca tüketirken, bir taraftan da
kendi çapında bir üretim halinde demektir bu... Varoluş savaşında dahi
yenilikçi ve üretken demektir... Güçlü demektir, katili insana karşı...
Her gün kaybolan nesilleriyle, günde yüzlercesi yok olan tür tür
canlısıyla, yavaş yavaş ölüme terkedilmiş dev bir organizma görünümünde
olan bu dünyanın sanki böylelikle ölürken tek tek hücrelerini yitirmesi
gibi bir acı yaşanırken birden, bir yerlerde, keşfedilmemiş yeni hayat
türlerinin izine raslanması , sanki doğal bir hücre yenilemesi ve bir
dokunun kendiliğinden gençleşmesi gibi, insanın içine, pek tarif
edilemeyen, adı konulmamış bir ılık sevinç, bir derin coşku ve bir
sıcak ümit veriyor, bizden sonraki nesiller adına... Bence bu kayıp
cennetin yeni canlıları, son yılların en güzel haberi...
Sanki orada bir labaratuvar kurulmuş gibi... Belki de yepyeni bir
dünyanın yepyeni canlıları orada dünyaya adaptasyon öncesinin denenme
sürecinde... Gidenlerin, yokedilenlerin yerini doldurmaya çalışacaklar
belki... Yayılıp dünyayı yeniden güzelleştirmekle görevliler belki de...
Doğa canavarı insanın korumadığı, kıydığı, yok ettiği, neslini
tükettiği, sadece kendine tahsis edildiğini sandığı gezegeninde
barındırmadığı, ve tabiattan sildiği onca canlı türünün yerine böyle
güzel, sevimli, cana can katan dünya ümitlerinin doğması ne kadar
anlamlı aslında... Düşünün, bu yepyeni bir heyecan değil mi? Bu
bataklığa dönen, hergün binlerce vahşetin, karanlık olayların
puslandırdığı, sislere, dumanlara gömülmüş, her insan öldürülüşünde
insanlığın daha da yok olduğu, barut kokan dünyadan ümitlerini kesip
kabuğuna çekilmiş bir yılgınlıkla sonlarını bekleyen idam mahkumları
gibi donuklaşmış bir yeni nesil için, yaşayacakları gezegenin yeni
hücreler üretebiliyor olması, ne kadar yaşam sevinci aşılayıcı bir
gelişme... Ölüme terkedilmiş dev bir yaşlı ağacın tomurcuk vermesi
gibi... Kışın ölen tabiatın her baharda cemrelerle canlanması gibi...
Kuyruğu kopartılmış bir bukalemunun azimle ve sebatla yeniden aynı
kuyruğu yerine koyabilmesi gibi...
Kutuptan her kopan buz parçası için, hergün milim milim genişleyen ozon
gediği için, okyanusun derinliklerinde kurumakta olan sıcak su akıntısı
için, kirlenen her su kaynağı için, biçilen onca insan için, barıştan
korkusundan silahlanan bunca medeniyet (!) için, orjinallerinde,
birleştirici olmak adına ve erdemli nesillere yol gösterici bir amaca
hizmet etmek için var oldukları halde, orijin karekterlerini çağlar
boyunca tamamen yitirip metamorfoza uğramışçasına birer kin kutbuna
dönüşmüş ve dünyayı kamplaştıran üç büyük din için ve yeni doğan masum
bebek için ne güzel bir haberdir bu... Bu, doğanın insanı affıdır belki
de... Belki de bir şans daha vermesidir bu planete...
Niye dünyanın diğer hiçbir yerinde bugüne kadar görülmemiş canlı
türleri sadece orada toplanmıştır sizce? Hani tek bir yeni tür bulunsa
bu kadar üzerinde durmaz geçersiniz, ama aynı yerde bunca hiç
bilinmeyen türün birarada ortaya çıkması son derece ilginç mesajlar
vermiyor mu insana? Belki de hassas varlıkların acımasız insanoğlundan
kaçarak sığındığı ve böylece nesillerini koruyabildiği kutsal bir yer
orası... Belki de o süreç, dünyanın küllerinden yeniden doğması...
Dünya nefes alıyor demek ki... Gezegenimiz hala yaşıyor demek ki... Ve
belki yepyeni altın çağına hazırlanıyor onu hakeden yarenleriyle...
Belki kaşarlaşmış ve acımasız deformasyon sürecinin izlerini taşıyan
türler yerine hayat dolu, cıvıl cıvıl yeni türler, yepyeni yaşam
koşulları, yeni dünyalar gelmekte sıfırdan... Belki aynı süreçte,
negatif ruhlar da ayıklanır, gider... Ne dersiniz ?
Kaybedilmeye yüz tutmuş bir cennet olan dünyamızın içinde hala daha
kayıp cennetlerin kalabilmesi insanlara bir nefes, bir umut, bir yaşam
sevinci olsun... Ama güzelliklere duyarlı olan insanlara... Ne olur o
kadarcık ayrıcalıkları olsun duyarlı insanların... O kayıp cennette,
dünyanın kötülüklerinden uzakta yaşayan, yeni keşfedilmiş ayrıcalıklı
bitkiler gibi...
İhtirastan arınmış, öğütücü olmayan, hesabını veremeyeceği mal varlığı
peşinde koşmayan, doğaya duyarlı, paylaşıcı, adil, hassas, yalın,
vizyon sahibi, insan gibi insanların arsız ortamlardan ve maddeye
bağımlı küçük insanlardan soyutlanması zamanı gelmedi mi hala? Tıpkı
kendi el değmemiş soyut dünyalarında, bozulmadan yaşayagelen bu yeni
canlı türleri gibi...
Ben, artık dünyayı bozanlarla aynı havayı solumak, bozdukları doğayı
onlarla paylaşmak, deldikleri atmosferlerde, saldıkları barut kokuları
içinde yaşamak, yarattıkları ihtiras sellerinde boğulmak, çalıntı
hayatlarını izlemek ve suni zenginliklerle kurutulmuşların yanında
yanmak istemiyorum...
Ben, artık, benim diyebileceğim bir dünyamda, benimle aynı
duyarlılıkları paylaşan, aynı güzellikleri hisseden, gelecek nesiller
için sorumluluk alan, aynı yalın yaşam sevinçlerini duyabilen doğal
insanlarla doğayla barışık şekilde ve gönül zenginliği ile yaşayabilmek
istiyorum...
Yazarın önceki yazıları:
Turizm kuşa döndü...
Kuş kondurduk turizmimizin içine
SorguNlama
Sayfayı
www.turizmforumu.net
info@turizmforumu.net
|