KENDİNİ TAŞIDIĞIN YERLER...
Metin Sözüçetin metinsozucetin@yahoo.co.uk
19.02.2006
Yurtdışından Türkiye’yi gözlemlemek daha farklı boyutlar ekler gözlem
kanallarına… İçerde iken göremediklerinize kuşbakışı bakarsınız dışbükey
bir açıyla...
Olumluyu da olumsuzu da daha net görürsünüz... Kendi insanınızın da insan
sarrafı olursunuz sılada...
Kıyas bilginizin yaşayarak genleşmesidir belki bu... Belki de
vizyonunuzun, ufkunuzun, rüyalarınızın kısır döngüsüdür ulaşıp
çarptığınız arş... Belki de dış tesirlerden soyut, ön şartlanmışlığı daha
az, çarpıklıklara bilenmişlikten uzak, olumsuzlukları daha objektif
değerlendiren, içine hafif duygusallık katılmış şekilde karşılaştırdığınız
arayışlarınızın en çarpıcı açıortayını buluverirsiniz irdelerken sılayı
yaban ellerde... Bazen yüzünüze çarpıcı, bazen duvara... Bazen de tavana...
Bulunduğunuz ülkenin olumlu ve olumsuz tarafları ile kendi ülkenizin
olumlu ve olumsuz taraflarını devamlı kıyaslar durursunuz... Terazilerde
tartarsınız durumu, dengeyi bulma arayışı ile... Ama daraları hep
unuttuğunuzu görürsünüz sonunda... Dışarıdayken ülkenizi, ülkenizdeyken
de dışarıyı özlersiniz... Bunu ne ülkenizdeki yakınınız anlayabilir, ne de
dışardaki dostunuz... Bu ikilem artık kaderinizdir...
Mesela İngiltere’de uzun seneler yaşamışsanız, bu turistik seyahat için
bir kaç haftalığına İngiltere’ye gelmiş olan kendi vatandaşlarınızın o
hayran davranış biçimlerine akıl erdiremezsiniz… Onların ballandıra
ballandıra anlattıkları güzellikler sizin bağışıklık kazandığınız olağan
yaşanmışlıklardır... Oysa onların hepsi, daha olumsuzlukları görme
fırsatı bulmadan dönmüşlerdir ve hayatları boyunca ah Avrupa ah der
dururlar... Oysa sizin açıldığınız derin sular çoktan sığlaşmıştır belki
de... Zaten bir med cezir değil midir hayat? O zaman anlarsınız batı
hayranlığının ülkenizde kısa ve dar açılarla nasıl abartıldığını... Size
o anda kasabanızın tozlu yolları, şehrinizin bağıran çağıran sokak
satıcıları, hatta çılgınca çalınan klaksonlar bile daha çekici
gelebilir...
Sizin bilinçaltınızda birikmiş özlem, ülkenizdeki kaybolan güzelliklerin
verdiği acıya galip gelir, oraların artık sizin bıraktığınız ülke
olmadığını bilseniz de sıla hasreti ile, görseniz de her gidişinizde
gidişatı, sınırsız hoşgörü ile, görmemezliğe gelirsiniz çarpıklıkları...
Ülkenizin dünyadaki itibarı ile ilgili bir kıvılcım gururlandırırken
çoğunlukla yerin dibine geçirici görüntüleri göğüsleseniz de toz
kondurmazsınız ülkenize, içinizden isyan edip bas bas bağırsanız da
sessizce...
Belki de gemileri yakıp da kaçıp geldiğiniz, gerilerde bıraktığınız
yerleri dev aynasında görürsünüz... Belki adam olmaz dediğiniz
memleketten sonra cicim aylarına sığındığınız yeni dünya rüyalarının
mekanik olduğunu kavradığınızda belirir elinizde o dev aynası...
Türkiye’de çevirin yolda alalade bir genci, yutdışında mı Türkiye’de mi
yaşamak istersiniz diye sorun. Yüz kişiden 90'ı yurtdışı diyecektir...
Hatta bu ülke olmasın da neresi olursa olsun demeye başlayanlar
çoğalmıştır ne yazık ki... İşsizlikten, mutsuzluktan, tedirginlikten,
gelecek kaygısından dolayı...
Peki, gelip de mutlu olan kaç kişidir acaba? Çevirin yoldan yüz
gurbetçiyi, bir parça ümit bulunsa bir yerlerde ülkeye dönmek ister misin?
diye sorun... Sizce kaç kişi hayır diyecektir?
Oysa mutluluk ne mekandadır ne maddede... Kendinizi de taşırsınız
gittiğiniz yere... Mutluluk sizin içinizdedir... Umudun peşinde koşarken
bile dışarılara doğru, mutluluk hala daha içinizde sizi bekler...
Dışarılarda aramaya hiç gerek yok...
Yazarın önceki yazıları:
En doğal kaynağımız...
"Kayıp Cennet"in canlıları...
Turizm kuşa döndü...
Kuş kondurduk turizmimizin içine
SorguNlama
www.turizmforumu.net
info@turizmforumu.net
|