Manastırlar Vadisi - Uluağaç
ÖMER FETHİ GÜRER
borbir@mynet.com
31.08.2006
Niğde’de Rum yerleşmelerden adından çok söz edilen Uluağaç köyüne doğru
gidiyorum. Niğde merkeze yaklaşık 20 kilometre ötedeki köyün girişinde
eski evler ve bağlar bahçeler dikkat, çekiyor. Yakın tarihin önemli
eserlerinin bu köyde olduğu söylenir. Onun için de köye dikkatle bakıyorum.
Genelde harabe evler arasında kiliseleri arıyorum. Yunanlı bir yazar,
1920’lerde köyde Türkçe konuşan 180 hırıstiyan ve 60 Türk ailenin olduğunu
yazar.
Sula Bozis ise Kapadokya Lezzetleri kitabında Uluağaç vadisini
1924 yılından önce – Manastırlar Vadisi olarak anlatır.
Kayaya oyulmuş kiliselerin yer aldığı bölgede, vadide yer alan Uluağaç ve
Semendra(Ovacık) köylerinde Arhangelos Mihail(Başmelek Mikail), Ayios
Nikolaos, Ayia Kiryaki, Ayia Sofia ve Ayios Yeorgios manastırlarının
varlığından söz eder. Rumların bağ bahçe sahibi, çoğunun da sebze
üreticisi olduğunu yazar.
Uluağaç’tan İstanbul’a göç edenlerin kabzımal ve İstanbul Hali'nin
yer aldığı Eminönü Yemiş İskelesi’nde sebze toptancılığı yaptığını, bu
pazarı elinde tutan Uluağaçlı Tanaşoğlu ve Karamuratoğlu ailelerinin en
tanınmışı olduğunu anlatır.
Sula Bozis, Tanaşoğlu Ailesi'nden babası Niko Efendi'nin 35 yıl boyunca
Birinci Ordu’nun sebze-meyve ve bakliyat ikmalini üstlenen son Rum
müteahhit olduğunu da anlatır.
"İstanbul’daki peynir tüccarlarının stoklarını depoladığı, Eminönü Tütün
Gümrüğü’ndeki buzhaneler de Uluağaçlı Stilianos Kömürcüoğlu’na aiitti." der
ve ekler ‘ Yunanistan’daki büyük Çimento fabrikalarından biri olan Cimento
Halkidas!ın sahibi Marko Köseoğlu Uluağaçlı İakovos Köseoğlu’nun oğludur."
diye yazar.
Sula Bozis'in ailesinin memleketi Uluağaç ile ilgili olarak yazdığı
ayrıntıları okuyunca Uluağaç'ın dün de köy olarak özellik ve önemini
anlamak olasıdır.
Ben de Uluağaç'ın son halini yerinde, bir kez daha görmek üzere çıktım
yola. Köyün yeşilliği yine çoktu. Bağlar-bahçelerle şirin bir yerleşim
yeri olarak dikkati çekiyordu.
Köyde yeni yapıların yanında eski evler de vardı. Köyden Mehmet Kaya’ya
kiliseleri sordum. Mehmet Kaya "Kilise göletin içinde kaldı," dedi.
Hasankeyf'te yıllardır tarihi doku sular altında kalmasın diye bir uğraş
var. Göz önünde olduğu için de formül aranıp Hasankeyf batmasın isteniyor.
Uluağaç'ta ise tarih çoktan sulara gömülmüş. Kilise sular çekilince açığa
çıkıyor su çoğaldığında ise batıyor. Niğde'nin çok sayıda değeri böylesi
anlayışla yok olup gidiyor.
Mehmet Kaya, okul yanında bir kiliseninde yıkılmış olduğundan söz ediyor.
Doç. Dr Sacit Pekak, 18-19. yüzyıllarda, Niğde ve çevresinde Hıristiyan
dini mimarisi ilgili yaptığı bir araştırmada Uluağaç köyü için "en önemli
Rum yerleşmelerinden biri" tanımını kullanıyor. Sacit Pekak, 1908 yılında
Uluağaç ile ilgili yazan Rott yayınında ismi verilen kiliseleri de yazmış.
H. Kyriake(Geregina), H. Nikolaos, H. Georgios, H. Basileios, H. Blasios,
H.Andreas, H. Sophia ve H. Mikael.
Uluağaç’ta anıtsal boyutlu okul yapısıyla 19. yüzyılda sosyal açıdan önemli
bir merkezmiş. Sacit Pekak, verdiği bilgilerde 1944-45 yıllarında kilise
biri dönemin valisi yıktırmış, kilisenin temel izleri kalmış. Bir diğer
kilisenin İsa Turgut isimli vatandaşın bahçesinde olduğunu belirtir.
Okuduklarımız ve gördüklerimiz arasında hayli fark var. Bu bölge
korunabilseymiş belki de turizm açısından önemli bir çekim alanı
olurmuş. Sonuçta turizm amaçlı her yapı görülmeye değer mekandır.
Gürer'in önceki yazıları:
|