Öküz Mehmet Paşa Kervansarayı


Ömer Fethi GÜRER
borbir@mynet.com

Ömer Fethi GÜRER-Ulukışla Belediye Başkanı Hacı Avşar


18.12.2006

Ömer Fethi GÜRER Niğde'nin Ulukışla ilçesi Orta Anadolu'nun Toros dağlarında geçit veren noktadaki kapısı gibidir. İlk insan varlığından beri yaşamın varlığının izlerine rastlanılan bölgede Hitit ve Roma dönemi kalıntılarına erilmişti.

Bölgede, Porsuk kazı alanında Fransız Bilim adamlarının çalışmaları da devam etmektedir. Ulukışla 1859 yılına kadar "Sücaaddin" adıyla Bor'a bağlı bir nahiye iken 1887 yılında "Hamidiye" olarak anılmaya başlar, Öküz Mehmet Paşa Kervansarayı yapılmasından sonra bölgeye önce "Ulukışlak" daha sonra Ulukışla verilir.

Cumhuriyet döneminde ilçe olan Ulukışla Çiftehan Kaplıcaları ile önemli bir üne kavuşur. Mustafa Kemal Atatürk, 5 Şubat 1934 tarihinde Niğde ziyaretinde dönemin Milletvekili Halit Mengi'nin kaplıcalarla ilgili sohbette Çiftehan kaplıcalarından söz etmesi üzerine ilgisini çekmiş ve 6 Şubat 1934 tarihinde kaplıcaları gezmeye gitmişti.

Her yıl binlerce kişinin uğrak verdiği kaplıcanın yanında, Ulukışla tarihi ve doğal güzellikleri ve yeraltı zenginlikleri ile de biliniyordu. Bolkar'larda yer alan göller, kayak merkezi ve Nesli tükenen Toros kurbağlarının son örnekleri yanında Darboğaz Kasabası ile birlikte bölge genelinde Yurt dışına ihraç edilen Kirazlarla dünyaya sesini duyuran bir konumda gelişme çabası içinde idi. Karayolları ve demiryollarının kesiştiği, Ulukışla geçit noktasında olmasına karşın gereken atılımı sağlayamamış ender yerlerdendi. Aydını, okuyanı çok kasaba ile özdeşleşen bir önemli yapı ise Öküz Mehmet Paşa Kervansarayı idi. 15.12.1973 yılında 7579 sayılı kararla tarihi eser olarak tescil edilen kervansaray 1616 yılında 10.000 metrekare alan üzerinde inşasına başlanmıştır.

Müslim ve gayrimüslim ustaların çalıştığı inşaat Ender Türk Sadrazamlardan olan Mehmet Paşa 1615 yılında İran seferi sırasında kışın konaklamada yaşadıkları sorsorunları tekrar yaşamamak için yaptırdığı bilinmektedir. 1753, 1969, 1970 ve 1977 yılında onarım gören kervansarayın önemli bölümü haraptı. Nasıl harap olmasın ki kışla, cephanelik, cezaevi, tahıl ambarı olarak kullanıldığı gibi Karayolları Tuz stoklama alanı, Halı Atölyesi ve 1990 sonrası belediye garajı ve deposu olarak da kullanılan bir eserin hala ayakta kalması bile önemli bir olaydı. Son yıllarda ise cami dışında bu önemli eser harap olmaya terk edilmişti. Bu durum kervansarayı gören herkesi üzüyordu. Kaymakamların, Belediye Başkanlarının ve yerel basının bu eserin kurtarılması konusunda çabaları vardı.

Biz de çok kere yazılarımızla kurtarılmasını isteyenlerdendik. 2000 yılında, Niğde Valisi halen Manisa Valisi Refik Arslan Öztürk'ün döneminde kervansaray için çalışmalar başladı. Son yıllarda Bakanlar da geldi. Milletvekilleri de ilgilendi. Ulukışla Kaymakamı, Belediye Başkanı, duyarlı halk çabaları ile. 2006 yılında ise kurtarma çabaları uygulamaya geçti. Vakıflar Genel Müdürlüğü komple bir onarım çalışması başlattı. Ulukışla Belediye Başkanı Hacı Avşar ile kervansarayı gezdim. Kkurtarılmasından sonra kervabsarayın tanıtım sağlanırsa yabancı turistler kadar yerli turistlerin de mutlaka görmesi gereken bir eser ayağa kalmış olacaktır.

Hac ve Kervan yolundaki bu muhteşem eser ile Niğde önemli bir tarihi dokuya erecektir. Evliya Çelebi'nin övgüyle andığı, Han duvarları ile Faruk Nafiz Çamlıbel'in şiirlerinde yaşattığı kervansaraya ana kapıdan girişte geniş bir avlu bulunmaktadır. Avlu ana girişi dışında mekanlara açılan üç büyük kapı dikkati çekiyor. Avlunun güney kenarında arasta, kuzeyinde eyvanlar ve hücrelerden oluşan geceleme yerleri, doğu ve batıda revaklar vardır. Komple doku içinde konaklama yerleri, ahır, fırın, hamam, arasta ve cami ile muhteşem bir eser olan yapıda mekanlar geniş ve yüksek oluşlarıyla dikkati çekiyor.

Orijinal yapıda boyutlar değişik ve kiminde Şömineli olan 40 oda yer aldığı dokusu ile döneminin önemli konaklama mekanı olduğu izlenimini de vermektedir. Kervansaraya ana girişin tam karşısında yer alan arasta doğu ve batı yönünde uzanmakta ve kuzey cephesi han duvarı ile bitişiktir. Dikdörtgen yapı küçük bir sokak görünümlüdür. Arasta kuzey cephesinin ortasından avluya açılmaktadır. Bu arasta Niğde'nin kaybolan el sanatları için yeni bir çıkış yolu olabilir. Hamam ise yapının dikkate değer farklı bir köşesinde, kubbeli olarak dikkati çekmektedir. Kullanılmayan bu hamamın onarılarak açılmasıyla bölgede Niğde Paşa Hamam, Bor Eski ve Yeni Hamam sonrası yeni bir Osmanlı Hamamı doğmuş olacaktır.Farklı hamamlarda olduğu gibi sıcak su duvar ve alttan toprak büzlerle geçirilerek ısıdan yararlanma yoluna gidilmiştir. Kervansaraydaki cami ise yapı diğer bölümlerinden daha korunaklı ve kullanılır halde günümüze ermiştir. Kubbeli ve kare planlı bir yapıdır. Minarelidir. Kasnaklı pencereleri dikkati çekmektedir. Geçmişte Kervansaraya açılan bir kapısı olan cami değişik dönemlerde onarım gördüğü için sağlam bir yapıdır. O nedenle bağımsız bir eser gibi durmaktadır. Avluda, girişte soldaki dikdörtgen şekilli ahır iki bölümden oluşmaktadır. Sağda Cami ile hamam arasında yer alan ahır ise boyuna uzanmaktadır. Bu iki alanda yeni süreçte farklı amaçlarla kullanılacak geniş mekanlar durumundadır. Kervansarayın, onca özelliği ve konumuna karşın nedense Ulukışla için bir değer olarak ele alınmayıp bütünüyle kurtarılması yoluna gidilmemiş ve önemli bir eser yok olmaya doğru terkedilmişti. Hatta kimi bölümleri farklı kullanımlarla yok edilerek adeta özelliğinin bozulması da düşündürücüydü. Aslına tamamen uygun kılınması olanaklı görülmese de yapının genel dokusu ayağa kaldırılması dahi başlı başına önemli bir gelişmedir. Kervansarayın genel yapısının sağlamlığı uğradığı onca tahripata rağmen ayakta kalmasıdır. Mehmet Paşa "Öküz" lakabı eklenmesine neden olacak kadar dayanıklı taşlarla inşa yapıldığı görülendir. Mehmet Paşa'ya "Öküz" lakabının verilmesinin nedeni de ilginçtir. Ender Türk Sadrazamlarından olan Mehmet Paşa, Osmanlı Ordusu seferdeyken bölgede konaklamanın zorluğunu görüp yaşayınca bu kervansarayı yatırmaya karar verir. Kış koşulları oluşmadan inşaatın tamamlanmasını ister. Bu nedenle çalışmaları sık denetlemektedir. O koşullarda farklı bölgelerden taş çekilir. Nevşehir, Kolsuz ve Kemerhisar'dan taş getirilmektedir. Yoğun çalışmaya ve ağır koşullara kağnı çeken öküzler dahi dayanamaz ve bir öküz yolda çatlar. Araba tek öküzle beklemededir. Mehmet Paşa bu duruma müdahale eder ve Hemen boyunduruğa girerek diğer öküz ile arabayı çeker. Bir süre sonra yedek hayvan yetiştirilir ancak bu davranışı nedeni ile öküz lakabıyla anılır olur.

Faklı lakap ve isimlerle adı anılan Mehmet Paşa, yaşamının son döneminde Halep'te yaşar ve orada vefat eder. Kim bilir Kervansaray kurtarılınca Mehmet Paşa'nın büstü de buraya ve Ulukışla'ya yapılır.

Yolunuz Ulukışla düşerse mutlaka bu tarihi dokuyu görün gezin. Başkan Hacı Avşar, onarım tamamlandığında bu alanın değişik sosyal faaliyetler için de değerlendirileceğini söylüyor . O nedenle yolculuk sırasında mutlaka mola vermenize değecek bir yer. Doğubeyazıt İshak Paşa Sarayı'na çok benzer özelliklerle dolu bu tarihi mekanı görmediyseniz eksiğiniz var demektir, bizden önermesi.

Gürer'in Turizm Forumu'nda daha önce yayımlanan yazıları :

Sayfayı
Kopyala Yazdır Kaydet Kapat

www.turizmforumu.net
info@turizmforumu.net