Neden Niğde?
Ömer Fethi GÜRER
Nigdekent@mynet.com
19.04.2007
Turizm Forumu değerli yöneticileri Niğde ile ilgili yazımın altına
düştükleri not ile beni farklı duygulara taşıdı. Öncelikle bu nazik
davranışlarından ve açıklamalarından dolayı teşekkür ederim.
Niğde ili ile ilgili ilk yazım 1975 yılında Yeşil Bor gazetesinde
yayımlandı. Niğde'nin Sesi, Hamle, Niğde Anadolu, Niğde Haber, 51 Haber,
Bor'un Sesi gazeteleri ve İnternet ortamında konusu Niğde olan beş bini
aşkın makale yazdım. Hiçbir ücret almadan yazan, sanırım Niğde ile ilgili
farklı konularda çok yazı yazan sayılı kişilerden biriyim. Ayrıca "Bor
Şehri" adında, Bor ilçesini anlatan 635 sayfa büyük boy bir
kitabım da var. Şu anda Niğde ile ilgili kitap yazıyorum.
Hakkari hariç ülkemizin her iline 1985-2000 aralığında hemen her yıl
gittim. Tarihi dokuyu Edirne'den Kars'a, Sinop'tan Antalya'ya kadar
önemli ölçüde, yerinde gördüm. Bu süreçte Turizmle gelişen illerdeki
değişimi gözlemledim. Orta Anadolu'daki farklı zenginliklerin merkezi
Niğde ise bu bağlamda, ciddi anlamda sahipsizdi.
Niğdeli memleketine sahip çıkıyor ama tanıtım noksanlığı her alanda dikkati
çekiyordu. Kent dokusunun yarıya yakınının 80 yıl önce değişmesinin de bu
noktada önemli rolü vardı. Lozan sonrası Mübadele ile değişim yaşamıştı.
Rum ve diğer etnik yapıda yer alan hatta Türk Ortodokslar da mübadele ile
1924 sonrası Niğde'den ayrılınca bölge yapısal değişime uğramıştı.
Niğde dışından gelen hemşehrilerimiz yeni yurtlarına alışmaları, iç
içeliğe ermeleri, geldikleri yörelerdeki acılarını, hüzünleri ve
bıraktıklarının dramın etkisinden sıyrılmalarının da önemli bir süreç
aldığı da mutlaktır. Anavatanda olma sevinci ile toprağa ve doğaya
sahiplenerek Niğde ile bütünleşme uğraşına giren hemşehrilerimizin
günümüzde Niğde yerlileri noktasına ermesiyle düne göre kimi
noktalarda hareketlenme doğdu.
Örneğin Mübadele Derneği, iki yaka arasında yeni bir diyaloğu geçen yıl
başlattı. Bu süreç gelişirse Niğde'ye göç edenlerin torunları bölgeyi
gezmeye gelse dahi Niğde önemli bir canlılığa erer.
Ayrıca, Niğde okumaya olan ilgi nedeniyle de önemli beyin göçü verdi ve
ekonomik konumu gelişenlerin de özellikle İzmir, İstanbul, Ankara gibi
illere taşınmasıyla Niğde uzun süre kendi konumunda durağan kalırken
Üniversite ile bu süreçte değişim başladı.
Esasen Niğde Osmanlı dönemine kadar farklı beyliklere başkent olmuş bir
merkezdi. Kapadokya Krallığı'nın gözde kenti Tyana'nın bünyesinde yer alan
Niğde, kültür turizminin yanında doğa, inanç, sağlık turizmi içinde her
türlü olanağın olduğu bir kentti ama Niğde için söz çok, icraat yoktu.
Çünkü genel dokusu nedeni ile ülkesine bağlı ve devletinden bir şey isteyen
değil bekleyen noktada idi. Süleyman Demirel ,Fevzi Çakmak gibi fahri
hemşehrileri vardı.Cumhuriyeti ilk top atışı ile kutlayan il merkezi idi.
Buna karşın Cumhuriyet döneminde il toprakları küçülen yerlerden ilki
oldu.
Tarsus gibi bir merkez il olmazken Niğde bağlı Nevşehir ve Aksaray'ın il
olması gerçekleşti. Keza Niğde Üniversitesi de geçen yıl ikiye bölünüp
Aksaray Üniversitesi açıldı.
Niğde için Teşvik Aksaray dan bir yıl sonra, daraltılmış haliyle Niğde'ye
geldi. Kısaca Niğde istediklerini alabilmede sınırlı kalıyordu. O anlamda
istemeden neler yapabilir diye bakılınca turizm olanaklarının varlığı
dikkate değerdi.
Bu bağlamda Niğdelilerin bile Niğde'yi yeterince tanımadığını gördüm. O
nedenle yıllardır bu alanda yazılar yazıp gerek Niğde, gerek Niğde dışında
Niğde'yi tanıtmaya çabaladım.
Niğde için turizm önemli. Bu bağlamda yazdıklarımıza bazen olumlu
yaklaşımlar da oldu ama atılan temeller, başlayan işlerden öylece
kalanlar da az değil.
1990'larda Niğde Bolkarlar'da başlayan kayak tesisi halan inşa
aşamasındayken aynı dönemde Doğu illerinde başlayan kayak pistleri turizme
açılmıştı. Oysa bu alan Adana ve Mersin'e 2 saatlik uzaklıkta bir cazibe
merkezi olduğunda Çiftehan Kaplıcasından Darboğazın kirazına kadar Niğde
ili daha çok tanınmış olacaktı.
Niğde'nin turizm olanakları açısından varlığını taşıdığı kimi değerli höyük
ve eserlerin olduğu noktalar gözden ırak ise define avcılarının talan ve
yağması ile yok edilmeye başladığı da ne yazık ki ayrı bir gerçek. Bu
bağlamda Niğde Jandarması ciddi çaba ve çalışmaları var ama define için
bilgisizce eserlerin tahribatı da gelecekte bu bölgeler için daha da
yoğunlaşacak ilgiye bugünde vurulan bir darbe olduğunu da bu arada
belirtelim.
Salt yatırımlar açısından değil doku olarak ta Niğde varlığı bir yerde
sahipsizdi. Keza doğa da yer alan kardelen gibi kar çiçeklerinin
soğanlarının alınması, nesli tükenen Toros kurbağalarının yaşadığı göle
balık atılıp balık avlayanlarca kurbağaların zarar görmesi gibi olayların
yaşanması olağandı.
Demirkazık gibi dünya dağcılığın merkezi olduğunu yabancılar biliyorsa da
bölge bile daha yeni yeni öğreniyordu.
Hitit, Roma, Bizans, Selçuklu, Karaman oğulları, Eratna Beyliği, Osmanlılar
döneminden kalmış onlarca yapı vardı. Tyana antik kentinin su kemerleri
Roma hamamı, Dikilitaş ile Bahçeli Köşk'ün havuzu görülmeye değerdi. Amasya
gibi Osmanlının önemli bir merkezi olan yerde dahi kaya mezarlar
öncelikle öne çıkıyordu ama aynı kaya mezarlardan Niğde Dikilitaş'da ve
Karatlı'da 20 'den fazla vardı ki içinde bir de resim bulunan bu kaya
mezarların yerini daha Niğdeliler dahi bile bilmiyordu.
Keza Karatlı antik yol kalıntısı yanında kabartmalı lahitleri andıran
Roma dönemi mezar alanlarına bölgede görmediğim özellikleri taşıyordu.
Gülen Meryem Ana freski ile Gümüşler Manastırı Orta Anadolu'da tek yerdi.
Saat 10:00 Güneş doğuşu ile portalinde kadın yüzü beliren tek cami kapısı
da Niğde Alaeddin Camisi idi. Arslan başlı "Çörten"lerde ayrıntısı olan
diğer özelliklerindendi.
Moğol hükümdarının eşi Hüdavent Hatun'un Türbesi insan başlı kuşları,
geometrik şekillerle bezeli genel dokusu ve hayvan figürleri ile benzeri
az bir zenginliği taşıyordu.
Akmedrese ayakta kalabilen ve portal işlemeleri ile görülmeye değer önemli
bir yapı idi. Niğde - Bor ve Fertek evlerinin Mardin evlerinden aşağı
kalır konumu yoktu. Yılanlı Kilise, Yeşilyurt Kilise, Misli Kilise, Ballı
Kilise, Yeşilburç kilise ayakta kalan çok kilise dokuları idi. Aktaş
Helena Kilisesi'nin hac yolundaki çok eski kiliselerden biri olduğu
biliniyordu. Trabzon'da, Ordu'da müze kılınan kiliselerden daha görkemli
yapılar bügün dahi kapısı penceresi kırık, fresklerine yazılar yazılı,
ilgisiz kalınılan durumda idi.
Tepeköy antik mezar kalıntıları, Keçikalesi, Murtandı, Niğde, Yeşilyurt,
Karatlı, Ulukışla kalelerinin sırrı henüz ayrıntılarıyla bilinmiyordu.
Ulukışla Öküz Mehmet Paşa Kervansarayı kurtarma çalışmaları geçen yıl
başladı. tamamlandığında Ankara-Adana yolculuğu yapanlar Ulukışla
ilçesindeki bu görkemli yapıyı bir kısa mola ile gördüklerinde on bin
metrekarelik alana kurulu bu muhteşem eseri mutlaka ilgiyle gezeceklerdi.
Başka kentlerde tek başına bir Tyana, bir kervansaray dahi öne çıkmaya
tanıtmaya yeterli olduğu halde Niğde bu durumları ISKALAMIŞTI.
Devam eden Porsuk, Çiftlik, Tyana, Köşk, Hellena kazı ve çalışmaları dahi
ülke gündemine yeterince gelemiyordu. Ne düşündürücü ki patronu Niğdeli
olan NTV'nin dahi nedense Niğde için bu bağlamda bir desteği yoktu.
Turizm ve Tanıtma Bakanlığı'nın Kapadokya ile ilgili tanıtım filminde dahi
Niğde Kapadokya'da sayılmıyordu. Bir zamanlar "Başkent" olmuş bu kenti yok
sayan Turizm ve Tanıtma Bakanlığı gibi, Karayolları'nın Kapadokya tabelası
da Nevşehir yolunu gösteriyordu. Niğde bu anlamla da yok sayılıyordu.
Turizm ve Tanıtma Bakanlığı'nda müze hala beş yıl önceki haliyle
anlatılıyordu oysa yeni Müze Bakanlık sitesinden farklı konum ve düzende
idi. Onu dahi değiştirme gereği duyulmuyordu.
Kısacası her adımı tarih, her dokusu özellik dolu Anadolu'nun farklı
güzellik merkezi Niğde, çok alanda tanıtım açısından gereken ilgiyi
yakalayamamıştı.
Üniversite ile değişime açılacağı beklenen Niğde'de olan zenginliklerin ne
yazık ki Üniversiteliler de farkında değildi. Niğde bir tek
"Mecburiyet Caddesi" olarak tanımlanan alanla özdeş görülüyor. Beş
kilometre mesafedeki Hançerli, Kurdunus, Yeşilburç, Fertek dahi
görülmeden kente dört yıl için gelen gidiyor ve "Niğde'de ne var ki?"
diyebiliyorlardı.
Elma, Patates gibi ürünler de Türkiye genelinde ilklerde idi ama o noktada
dahi Niğde sınırlı biliniyordu. Bağları, bahçeleri, gezi alanları ürünleri
ile Niğde gereken ilgiyi bulmuyordu.
El sanatları da günümüzde gerilemişti. Macar gezgin Bela Horvart 1913
yılında, özellikle ABD'ye gönderilen kuşlu halıdan söz ediyordu. Örneği
Müzede, Sungurbey Camisi'nden getirilen, Selçuklulardan kalma bu halıdan
başka örnek yoktu. ama Niğde dünyanın en büyük Halılarından birini Kuveyt
Sarayı için dokumuştu; ne yazık ki bu alanda çalışması dahi yeterince
gündeme taşınamamıştı.
Örnekleri sayarak artırmak olası. Kısacası Niğde, olanlarını hiç yeni
arayışlara girmeden gündeme taşısa turizmden önemli pay alacak boyuta
gelmemesi için hiçbir neden yoktu. "Bacasız Sanayi" ile gelişecek kent
için harcanacak çabalar "Daha çok aş ve daha çok iş" demekti.
En azından benim gibi gurbette okumak zorunda kalan, yaşamını kendi
çabasıyla kazanan kuşağın çektiği sıkıntıları çekmeden, doğduğu yerde
"Karnını doyurup yaşayacağı" alanın oluşmasını sağlayacaktı.
Ölümlü dünyada insan için amaç başkalarının takdirinden çok, yaşadıkları ve
yaşamı iyi kılarak insanın mutluğuna bir katkıdır.
Turizmle ilgili Türkiye geneli içinde özellikle en güzel yıllarımın geçtiği
Adana başta olmak üzere çokca yazıda yazabilirim ama Niğde gibi bakir bir
alanda olanları yazdığımda Niğdelilerde dahil ilgililer ve turizmi farklı
noktalarda ayrıntıları yakalamak ve keşf etmek olarak algılayanları
Niğde'ye yönlendirmede bir noktada kadar katkım olursa ne mutlu.
Bir tek define avcıları talan ettikleri dokular içimi yakıyor, keşke
onların yerine değer bilenler bölgeyi adım adım gezse.
Bu bağlamda Turizm Forumu yöneticilerinin Niğde'nin tanıtımına yönelik
katkısına içtenlikle teşekkür ediyorum.
Bir yerde Neden Niğde konusunu böylece açıklamaya da çalışmış oldum. Her
gün güzellikleri bol ve insana yararlı doğsun.
NİĞDE'DE OLSAM
Bolkar dağlarında yağmur olsam, göllere yağsam.
Aladağ'da kardelen olsam, kar ortasında açsam.
Titreyen Çayırında kuş olsam, yuva yapsam.
Hasandağ'ında çoban olup, koyunlar yaysam.
Ah şu anda Niğde'de olsam...
Hançerli'de suyu başında masa kursam,
Fertek'te eski evlerin dar sokaklarını arşınlasam,
Yeşilburç'ta vadiden güzelliklere baksam,
Nar göl'de, Çiftehan'da sıcak suda yunsam.
Ah şu anda Niğde'de olsam...
Göllüdağ'da, Çiftlik'te tarihe aksam,
Bahçeli Köşk'te Cleopatra ile konuşsam,
Tyana'da Nemrut'la tanışsam,
Gümüşlerde Gülen Meryem anaya sırrını sorsam,
Ah Şu anda Niğde'de olsam...
Bor'da söğürmeye ekmek bansam,
Çamardı'da keçi sütünden dondurma alsam,
Darboğaz'da Kirazları dalından yolsam.
Niğde'de Niğde Tavasının tadına varsam,
Ah şu anda Niğde'de olsam...
ÖMER FETHİ GÜRER
Gürer'in Turizm Forumu'nda yayımlanan tüm yazıları:
|