Geçti Bor'un pazarı
Ömer Fethi GÜRER
Nigdekent@mynet.com
13.06.2007
Bazen turizm için kentlerin tarihi dokusu, doğası kadar yaşamı da önemlidir.
Kent yaşıyorsa ayakta kalır, o kalış turizm için de çekim yaratır. Niğde
bu bağlamda zenginliklerini koruyan ama giderek bunlardan kopmaya da
başlayan bir merkez konumunda.
Niğde'nin Bor ilçesi bir dönem önemli bir
ticari emrkezmiş, öyle ki yalnız Anadolu'dan değil Mezopotomya'dan dahi
pazara gelenler olurmuş. Osmanlı döneminde dahi özellikle Halı için yurt
dışından halıcıların geldiği Bor'da, tarih boyunca önemli bir pazar
merkezi olmuş.
İlçede panayır havasında düzenlenen pazara Osmanlı döneminde Adana'dan
Kayseri'ye, Konya'dan Nevşehir'e kadar yakın bölge düzenli akmış. Bor'da
Dabaklık, Köşkerlik, Çan, Çıngırak, bıçak, Marangozluk, Ekmek saçı, nal,
Yemenicilik, keçecilik gibi el sanatlarının gelişmişliğinin yanında, başta
halı olmak üzere kadınların da ürettiği el dokuması çorap, yelek v.b.
ürünler de pazarda yer bulmuş. Yine helvadan şekere, leblebiden kuru üzüme
her tür yöresel ürün pazarda bulununca Bor çekim alanı olmuş.
Elma, Kayısı, şekerpare, dut, üzümden elde edilenler için de Bor bir merkez
sayılmış. Böyle olunca da ilçe tarihsel dokuda önemli gelişmişlik konumuna
ermiş. Bir dönem, bugün il olan Aksaray'dan fazla nufusa eren Bor'da
Osmanlılar döneminde hanların yanında, Rumlar da taş evlerini pansiyon
olarak Pazar için gelenlere tahsisi etmişler. Günümüzde ise Bor'da Salı
Pazarı yine kalabalık olsa da köyler ve Niğde dışında eski ilgi azalmış
durumda.
Bor'dan söz edilince "Geçti Bor'un pazarı Sür eşeği Niğde'ye" sözünü
anımsatmadan geçmek de olmaz. Meşhur atasözündeki pazar hikâyesi genel
olarak şöyle özetlenerek anlatılır:
Salı Pazarı için köyden Bor'a doğru, gün doğmadan merkeple yola çıkan
köylü, güneş doğduğunda güneşin etkisiyle ısınır, yorgunluğunu hisseder;
uykusu gelir, yol boyunda bir ağaç gölgesi bulur, mola verir, merkebini
ağaca bağlar, sırtını ağaca dayar, -'Biraz dinlenir, yola devam ederim'
diye düşünür. Ancak yorgunluk ve uykusuzluktan uyuya kalır. O yıllarda
düzenli yol olmadığı gibi, saatlerce merkep sırtında yol alınarak pazara
gelindiği yıllardır.
Uyandığında güneş iyice yükselmiştir. Saati olmadığı için zamanı bilemez.
Toparlanır. Yoluna devam eder. Gün batımına doğru pazara ulaşır. Pazar
yeri toplanmaktadır.Sağa sola bakınır. Bir esnafa yaklaşıp sorar. 'Pazar
dağılıyor mu? ' Esnaf, köylü vatandaşın pazara geç kaldığını anlar ve
'Geçti Bor'un pazarı, sür eşeğini Niğde'ye" der.
Niğde Pazarı'nın çarşamba (sonradan perşembe oldu) günü olması nedeniyle
Söz Niğde'ye olsun yetiş, anlamında kullanılır.
'Geçti Bor'un pazarı sür
eşeğini Niğde'ye' sözü için bir de efsane anlatılır.
"Çok eski zamanlarda, güzel bir prensesle ihtiyar bir vezir varmış.
Dünyadaki insanlar şenmiş, mesutmuş, bahtiyarmış. Ne yazık ki tebaasının
(uyruk,soy) çok sevdiği, güzeller güzeli prenses bir gün hastalanmış. O
zamanın bütün hekimleri sarayın eşiklerini aşındırmış. Ancak dert var,
derman yok. Periler uğraşmış, didinmiş, hastalığa çare bulamayınca onlar da
şaşırmış. Boyunlarını bükmüşler. Bir gün, uzak diyarlardan gelen bir
ihtiyar seyyah, göbeğine inen süt beyaz sakalını eline almış, gözlerini
kapamış, gezdiği yerleri hayalen tekrar gezmiş ve o zaman ihtiyar vezire
dönerek -'Buldum, buldum.'diyerek haykırmış.
Vezir seyyahın delirdiğini sanmış ama o da merak etmiş. Acaba ihtiyarın
bulduğu ne olabilir?
Seyyah gözlerinin içi gülerek şunları anlatmış. "Ey mesut insanların,
güzeller güzeli prensesin Sadrazamı, ben dünyayı gezdim. Öyle yerler
gördüm ki güzellerinin karşısında şaşırıp kaldım. Buralarda yıllarca
oturdum. Yine öyle yerler gördüm ki görür görmez kaçtım. İşte bunlardan
başka bir tek yer gördüm. Ulu Tanrı aradığımız, hasretini çektiğimiz
cenneti bu yerde kurmuş muhakkak. Gök yüzüne çıkınız, dört bucağa bakınız.
Çöl, bozkır, kıraç topraklar, yalçın kayalar, aşılmaz dağlar, bunların
ortasında yemyeşil bir saha. Zümrüt gibi bir vaha. Her taraf elma, kayısı
bahçeleri, üzüm bağları. Dertlere deva bin bir meyve. Sular şırıl şırıl,
dağlardan kopup gelen içme suları ebedi hayat. Beyinleri zonklatan
kederleri, dünya gailelerini yok eden, ciğerlere yaşama arzusunu veren
eşsiz, berrak, temiz bir hava.
Dallarında asma kızları billur taneleri gibi. Kayalar haşmetiyle kaya
kızlarını bağrında besler, güneş eşsiz harikalar yaratarak en güzel
grubunu burada yaşatır. Bahar olunca bülbül sesleri etrafı çınlatır.
Kavalın nağmesiyle Karabaş ile koyun günlerce çektiği sonsuzluğu unutur.
Arılar badem ağaçlarının çiçeklerinden en nefis balı alır.
Ya o sabah rüzgarı. Sanki taze bir gelinin vücudundaki tülün sessizce
kayması ve eşsiz bir buse sesi gibi fısıldar. O... Bu diyar. Söyleyeyim,
aziz dostum, bu diyarı sana BOR. Eğer Prenseslerin Prensesi, Bor denen bu
diyara giderse her türlü dertten kurtulur."der.
Demesiyle beraber seyyah, gözlerden kaybolur. İhtiyar Vezir, heyecan içinde
hemen prensese koşmuş ve Seyyah'ın söylediklerini tekrar etmiş. Günlerce
hazırlıktan sonra deve ve katırlara yükler vurulmuş, çıngırak sesleri
içinde gösterişli bir kervan Bor yolunu tutmuş. Günler süren yolculuktan
sonra kafile Bor'a gelmiş. Suların bin bir makamdan ahenk tuttuğu eşsiz bir
yere çadırlar kurulmuş, prenses bir saraya yerleşmiş. Günlerce sonra eski
sıhhat, neşe ve körpeliğini bulmuş. Bu arada da Bor'a bir çok hasta gelmiş,
hepsi de şifa bulmuş. Kadın kalbi çabuk usanır, prenseste usanmış Niğde'ye
göç etmiş. Ondan sonra da Bor'a gelen hiçbir hasta iyi olmamış. Zamanın
icabı at, eşek vs. gibi vasıtalarla gelen bu insanlara Bor'un yerlileri.
'Geçti Bor'un pazarı sür eşeği Niğde'ye'' derlermiş ve hâlâ bu sözü bu gün
de tekrar ederlermiş. "Geçti Bor'un pazarı sür eşeği Niğde'ye."
Bor ilçesi için kitap olacak kadar da şiir yazılmış. 'Geçti Bor'un Pazarı'
sözünü Namdır Rahmi Karatay şiirde kullanmış ve Bor ile ilgili ilk akla
gelen ama şiir Bor ile ilgili değil. Yaşadığı dönemi eleştiren şiirden
bir kıta:
Bilmem ki ne olmaktı senin gayen maksadın?/Fare gibi kitaplar arasında
yaşadın,/Ne dans ettin, ne eğlendin, ne de sevdin kız, kadın./Kim dedi
hey serseri gençliğine kıy diye./Geçti Bor'un pazarı sür eşeğini Niğde'ye.
(Namdir Rahmi Karatay)
Esasen Bor, güzelliği, doğallığıyla birçok şiire konu, şaire ilham
vermiştir.
Dadaloğlu, yazdığı bir uzun şiirinde:Gönül arzuladı Niğde'yi Bor'u/Gün
günden artmakta yiğidin zarı/ demiş.
1957 yılında Bor'a gelen Aşık VEYSEL ise Bor için şunları yazmış.
YEŞİL BOR
Çok dolandım şura, bura,/Yol uğrattım Yeşil Bor'a/Hayran kaldım insanlara,
/Sevdi gönül Yeşil Bor'u/Yakınında Toros dağı
Güzel olur yayla çağı/Solmaz gülü yaprağı,/Sevdi gönül Yeşil Bor'u/Boldur
sebzesi, meyvesi/Bor'da yetişiyor hası/Mis gibi kokar elması/Sevdi gönül
Yeşil Bor'u./Benden selam olsun Borlulara/İzmirli ve yerlilere/Kalbi dolu
nurlulara/Sevdi gönül Yeşil Bor'u.
Mahir Yiğenoğlu ise bor ilçesini ayrı bir güzellik olarak tanımlamış.
YEŞİL BOR
Kokulu çiçekler süsler bu yeri,/Kederler silinir bahar olunca,/Ruhları
kanatır ezelden beri/Bülbüller susar güller solunca./Gamlı ocaklar her
akşam tüter/Aşık kuşlarımız seherde öter/Sarhoş eden bağlar bizlere yeter/
Sıyrılır siyah tül güneş doğunca./Takar inciler, gelince bahar/Her dertli
gönülden neşeler akar/Yeşeren ufuklar kalpler yakar/Ağlarım Bor'da ben
yarsız kalınca./Gönülleri yakan sihirli dere/Paslanmış ruhlar düşmez bu
yere/İlahlaşmış bu köşe bizlere göre/Matem yeli eser şu güz gelince.
Bir de Bor'da doğan, Atatürk tarafından takdir olunan, Türk Dil Kurumu Üyesi,
dilci, eğitimci, şair Hicri Öncel'in 1962 yılında vefatından önce yazdığı
'Yeşil Bor' şiiri.
Dere boylarının derebeyiydim./ Başımda kavak yelleri eserken./Ne mutluydum. Ne iyiydim,/Yoğurdumu yumruğumla ezerken./Ah o çağlayanlar, çaylar,/Ah o çağlar, ah o çağlar…/Ey benim zümrüt beşiğim Yeşil Bor,/Sensiz yaşamakta zor, senle yaşamakta zor. /Ördek olup yüzemedim gölünde,/Poyraz olup tozamadım yolunda,/Bülbül olup sızamadım dalında,/Sızıltısız, kakılmadan yanıp gideyim diye,/Dönüp durdum hep sağında, solunda./Ey benim zümrüt beşiğim Yeşil Bor,/Sensiz yaşamakta zor, senle yaşamakta zor. /Pupa yelken ülküler baştan karaya vurur,/Hevesler yeşerirken, umutlar kökten kurur./Sağ elin gönül yapar, solun yıkar ,yuğurur./Ey benim zümrüt beşiğim Yeşil Bor,/Sensiz yaşamakta zor, senle yaşamakta zor./Neden hoş göremezsin kendinden başkasını?/Sil artık yüreğindeki kötümserlik pasını,/Sende bulsun arayan Hızır'ını, İlyas'ını , /Ey Benim zümrüt yuvam Yeşil Bor,/Sensiz yaşamakta zor, senle yaşamakta zor./Ben bir göçebeyim, evli barklı, berduşum./Bir çok illerimizde gezmiş, görev görmüşüm./Hep sende gezinmiştir fakat hayalim, düşüm./Ey benim zümrüt yuvam, nur beşiğim Yeşil Bor,/Sensiz yaşamakta zor, senle yaşamakta zor./Çekim gücün, bağımsız koymak çocuklarını,/Özlemin tutuşturur hep onların bağrını,/Çekenler bilir, ancak senin özlem ağrını/Ey benim zümrüt yuvam nur beşiğim Yeşil Bor,/Sensiz yaşamakta zor, senle yaşamakta zor. /Hep senin düşlerinle seksen yaşına erdim./Senden duygular aldım, senin uğruna serdim./Yererken seni övdüm, överken seni yerdim./Ey benim zümrüt yuvam, ışıktan beşiğim Bor,/Sensiz yaşamakta zor, senle yaşamakta zor. /Göncel'i sen doğurdun, Göncel'i sen büyüttün,/Annemin ak sütüydü, senin o coşkun sütün,/Burnuma tüttün yine, yine burnuma tüttün./Ey benim zümrüt yuvam nur beşiğim Yeşil Bor,
Sensiz yaşamakta zor, senle yaşamakta zor.
Vali Ferit Ünal da memleketi Bor'a özlemini şöyle anlatıyor
Anamın koyduğu azık aklımda, /Her sabah kalkınca Bor'u özlerim, /Gün batar
gurbette, içimde tasa/Özden rüzgarından haber gözlerim./Firkat basar beni,
her akşam böyle, /Sıra servilerden geçip te şöyle, /Çakılbahçe'den bir
gonca koparıp,/Sinandı bağında eseyim derim./Seccademi serip yarımadaya,/
Gece orda yatıp bakarsak aya, /Yunak'ta soyunup gireyim suya,
Bentkavak'a kadar yüzeyim derim./Çayırlı Camii'nde bir namaz kılıp,/İftiyan
yoluyla, Yedi odaya,/Acıgöl'de durup Kuddüsü Baba'ya,/Bütün sırlarımı
vereyim derim./Gurubu seyredip Kayabaşı'nda,/Şıra kaynatayım Kala dışında,
/Sızgıt dürümünde, arabaşında,
Eski lezzet varmı? Sorayım derim./Azrail gelirse şu genç yaşımda,/Bir türkü yakılsın, Dombul başında,/Okçu Suyu içip sabah beşinde,/Bor'da canımı al, öleyim derim./Borlu Ferit derde düştüm hasretle,/Bir gün kavuşursun inşallah dosta,/Paşa Camii'nde serdiğim posta./Yüzümü , gözümü süreyim derim.(Ferit Ünal)
Fransa'da Yaşayan Borlu Şair Üzeyir Lokman Çaycı 'da GEÇMEDİ BOR'UN
PAZARI diyor:
Çanaklar kırılarak/Satılmaz... /Kârlı işler ara. /Sırtında kambur /Yün
çırpar /Avradın Zâra. /Acıkan çocukların /Yem bekleyen hayvanların/
Düşündürmesin seni... /Geçmedi Bor'un pazarı /Bağla eşeğini sikkeye; /Para
kazanacaksın, / Gitmeyeceksin Niğde'ye... / Umutsuz kalma / Pazar
meydanlarında.../ Müşterilerin duysun sesini, / "Halil yine gelmiş..."
desinler. / Dallarından koparılmış / Elmalarından sat, / Buz gibi
yesinler.../ Geçmedi Bor'un pazarı / Bağla eşeğini sikkeye; / Satacaksın
malını /Para kazanacaksın, /Gitmeyeceksin Niğde'ye... /Seni üzmesin/
Vurdumduymazlıklar... /Hileli işler, /Cambazlıklar... /Bırak bunları /Bir
kenara, /Kafanı yorma... /Geçmedi Bor'un pazarı /Bağla eşeğini sikkeye;/
Satacaksın malını /Para kazanacaksın, /Gitmeyeceksin Niğde'ye...
(Üzeyir Lokman Çaycı .Bor - 09.05.2000)
Kayabaşı'nı bir de Sedat İnal'dan dinleyelim:
"Alabildiğince güzellikler içinde bir rüya;/rengarenk hülyaların cennetin tasavvuru başlar akşamları,/Güneşin batışıyla dağları seyrederken./Dalga dalga saçları, uzun kirpikleri ve bir kadına yakışan güzel kıvrımlı burnu ile bir kız görünür./ Okçu Dağı'nın iki tepesi arasında yatan../ Bir eser bahsetmiş Tanrı dağına Mono Lizayı hatırlatan./ Onu gören Kayabaşı'nda, uzun uzun bakar./ Tarifsiz duygulara sürükler götürür insanı./ Belki bir sevgiliyi ilham eder,/ belkide aşık olursunuz ona Tanrıya yaklaşmak için./ Bu sanat eserini seyrederken hayaller içinde insan./ Gözü kayı verir güneşin akışına,/ Parça parça kayboluşuna ve sonsuz renklere boğduğu semanın peri masallarını yaşatan dünyasına../ Bu renkler içinde ufak ufak bulutlar motiflemek için resmi en uygun şekilleriyle altın çerçeve takınmışlar./ Her akşam aynı yerde,/ Ayrı bir tablo seyredilir yangın kızıllığında./ Kayabaşında bu tabloya kadar ayrı bir tabiat eseri olarak uzanan bağlar, tarlalar serilmiştir./ Çeşit çeşit ağaçlar, otlar bir renk cümbüşü içinde nakşetmiştir ovayı../ Sonsuz renklerin ahengi tamamlar Kayabaşı'nda akşam tablosunu,/ Şairlere şiir yazdırıp, şiirlere sığmaz güzellikleriyle."
Behçet kemal Çağlar da BOR'DA AKŞAM'ı anlatıyor:
Dokumuşlar sermişler hayat denen masalı,/Ova uçsuz, bucaksız, renk renk eşsiz halı./Artık her şey, içinde erimiştir baharda,/Bir beyaz yeşilliğe benzer karlar dağlarda. /Itır, yakut ve şarap yüklemiş son gücüyle,/Yeni çökmüş bir deve her dağ çift hörgücüyle,/Yer alıyor ovayı çevreleyen kervanda./Bir tasvire benziyor tabiat bu destanda./İzleri var her yanda kan ile gözyaşının,/Akşamı içerlerken ruhlar Kayabaşı'nın,/Erirken şeker gibi içinde eski gamlar,/Arslan ini kesilir o yerde biten damlar./Çitler, çatılar bile renkten bir hevenk olur,/Küçük kızların kirli yüzleri renk, renk olur./Yama ,yama şalvarlar birer nakış görünüyor,/Kurumuş derler bile akış görünüyor./İneklerin gözleri şuurlaşır gibidir,/Biraz kambur her omuz şehu taşır gibidir,/Her sıtmalı yüzde bir aşık hali görünür,/Her sakat, bir gazinin edasına bürünür,
Ova birden yassılır, dağlar birden dikleşir,/Gök iner kapak gibi, tabiat imbikleşir./Ve bir elma kokusu gelir ruha Niğde'den/Burada akşam denen sırra bir kerre eren,/Toprakta şafak sayar yurdun seraplarını,/Ufka verir her akşam bağlar şaraplarını/N e varsa boş, yazları güneş burda gündüzün,/Asmalarda birikmiş grup süzerler güzün.
Behçet Kemal Çağlar
VE ÖMER FETHİ GÜRER olarak Bor için yazdığım şiirlerden bir kaçı:
Hacı Kırık Yokuşu
Bir Kış Gününde /Kar Beyazının/Güneş Yangınına Çevirdiği/Yüzümde/Eksilmeyen
/Gülücükle /Hacı kırık Yokuşundan Aşağı /Çanta Üzerinde Kayarken /Buz Tutan Paltomun /Salkım Saçaklığına /Aldırmadan ../Yaşamın Keyfine Erdiğim /Yıllarımda.../Ekmekler Daha Büyüktü, /El Öpülende Bayram/Harçlıkları da. /Paranın Değeri Vardı,/İnsanında… /Kar Beyazdı Gönüllerde/Kışa Aldırmadan/Nice Yıllar Aktı Geçti /İnsanlık Fotoğrafından...
Ömer Fethi GÜRER
BOR DİNK MAHALLESİ
Ne Harım gibi namın oldu?/Ne İlaldı gibi adın duyuldu. /Oysa Kale
Mahallesi yolundaydın./Ne sessizdin Dink Mahallesi./Tüysüzler'in Değirmeni
olmasa/Demiryolundan tren sesi duyulmazsa/Öküz ile atlı arabada bulunmasa/
Ne sessizdi Dink Mahallesi./Çember çevirip ortalığı toza katarken,/Sabri
Amca'nın ceviz ağacını taşlarken,/Eşeğin sırtından toza yuvarlanırken,/
Bizlerde olmasak ses çıkmazdı./Ne sessizdi Dink Mahallesi./Horhor Çeşme de,
salâ okurken,/Tavuklara cenaze namazı kılardık,/Kör İsmail Cami duvarına
top atınca da,/Karakilit Rasim Ağa'dan kaçardık/Yine de ne sessizdi Dink
Mahallesi./Şavkular'ın Şükrü mazarrattı ama,/Kim aşağı kalırdı ondan sonra
/Biri 'cız'dedimi enseye, tokatlar peşi sıra/Kaç kaça bilirsen sokaktan
sokağa/Çocukluğumuzun güzelliği idi./Ne sessizdi Dink Mahallesi./Mahalle
kavgasından zuladaydık,/Hacırık Yokuşu'ndan az mı kaydık?/Dambulca'da
batağa daldık. /Sabahtan akşama sokaktaydık./Ne sessizdi Dink Mahallesi./
Çim gediğinde çimerken,/Şişelere çömçe balığı dizerken,/Sapan elde Sinandı'da gezerken,/Arı yuvalarını bozduk çöp ile,/Yılanları yakaladık zevk ile,/Birde biz olmasak ne olacaktı?/Ne sessizdi Dink Mahallesi./Okçu Suyu'nda sıra kavgası vardı./Parkta bekçi, çocuğuz diye kovardı./Çoban, aşşık, kalem, gazoz kapağı,/Kumar desenlerde, kim anlardı onları/Bir de; Bor Gazozu çekişip saydırırken,/Keyfimiz tam da doruktaydı./Ne sessizdi Dink Mahallesi./Ekmek damından şepe dürümü ile,/Pekmezde kaynamışsa bir yerde,/Köfterde leğen sıyırırdık, el ile,/Çömlekte pişiyorsa eğer kelle,/Gel keyfim gel de,/Yine de ne sessizdi Dink Mahallesi./Kapı önünü süpürür, çıkar kadınlar,/Ellerinde kirmen, oya nakış ile konuşmalar,/Güssüler'in İbrahim amcada kaynak su başında,/Duyulur sesi Kurtuluş Savası Marşıyla,/Komşularda yardımlaşma hat safhada,/Ne sessizdi Dink Mahallesi./Karpit patlatıp, tenekeleri havaya dikerken,/Tren yolunda kömür toplayıp, vagona atlarken,/Dut toplayıp, elma ile İstasyonda satarken,/Yapma denileni yapmayı marifet sayardık amma!/Mesaisi bitince duyulmasa Lütfü Baba'mın sesi../Yaşanırmıydı sende sessiz?/Şimdi bensiz DİNK MAHALLESİ.
(ÖMER FETHİ GÜRER)
PROFESÖR HERMAN JANSEN
Bor ilçemizi 1934 yılında ziyaret eden Profesör Herman Jansen, Halil Nuri
Yurdakul Kütüphanesi ziyaret defterine el yazısı ile Bor için şunları
yazmıştır:
"Bor bir cennet olabilecek her şeraiti haizdir; iyi su, çok muntazam bir
muhit, iyi hava. İşte, bunun içindir k: en iyi yeşillik dünyası. Çok
yüksek sıhhat ve saadet. İşte, yine bunun içindir ki memnun ve yurdunu
seven iptidai(başlangıcını) ve bekaretini(el değmemişliğini) muhafaza
ederek neşvünema(gelişme,büyüme) bulan bir halk, suni(yapay) ve zorla
meydana gelen bir büyük bir şehir halkı da değil.
Eğer onlar seleflerinden Semiramis ki asil bir dul kadın, bir vakit çok
yüksek bir arzu ile Bor'da saadete kavuşmuştu, İşte bugünün zayıf erkek
nesli de burada saadete erer, mesut olur. Eğer o nesil bu kadar kolaylıkla
tabiatın bahşişlerinden istifade etmeyi anlarsa.
(Bor 19.10.1934)
Yazıyı yine benim yazdığım şiir ile sonlayalım.
BOR ŞEHRİ
Sevgiler, Saygılar Ve Mutlu Insanlar,
Ayrı Bir Heyecanla Kurulur Pazarlar,
Çan, Çıngırak, Heybe, Saç, Kepe, Kepenek,
Ne Çok El Sanatı Var; Bir Bilsek,
Rahatı Sevmez Bor Halkı…
Durmadan Üreterek, Çabalar, Çalışır,
Sabah Erkenden Işe Koşar, Selam Vererek,
Her Gün Yeni Bir Heyecanla Başlar,
Kimi Işine, Kimi De Bağlara, Bahçelere Taşınır.
Okumuşu Çoktur, Aydındır Bor Halkı…
Üretken Insanları Yetiştirir,
Çok Çeşitli Has Meyveleri,
Yaşamın Rengidir; Bağları Ve Bahçeleri
Tarihe Uzanır, Değişik Kültürleri,
Buluşmuştur; Hepsi Bu Güzel Topraklarda
Seyre Doyum Olmaz Kayabaşı'ndan Ova
Bu Topraklarda Doğa Da Bir Başka
Hayat da Bir Başka…
Bir Yanı Bozkır, Bir Yanı Yeşil Örtü.
Kışları Sert, Yazları Ise Yayla.
Insanları Sevecen Ve Mutlu…
Alışmıştır Her Koşulda Yaşamaya,
Eller Dua Için Açılırken Huşu Ile,
Memleket Sevgisi Vardır Içten Içe,
Her Köşesinde Ayrı Bir Anı Yaşar,
Bor'u Gezen Insan Gördüğüne Şaşar.
Tarihi Evleri, Kiliseleri, Camileri,
Her Köşede Var Dünün Izleri.
Bir Yol Uzanınca Kemerhisar Ile Bahçeli'ye,
Ötede Çukurkuyu,Gökbez, Iftiyan Sanki Seslenir.
Yaşarken Tarihten Gelen Eserleri,
Balcı'da Anıt Kestane Ağacı Ovayı Selamlar.
Gezdiğiniz Yerde Doğa Ile Tarih Sanki Birlikte Oynar...
Yemek Vakti Geldiğinde Birer Birer Kurulur Sofralar.
Söğürmeler, Kavurmalar, Tavalar.
Olmaz Ise Çökelek Ile Dürüm de Var.
Ve Gün Geceyle Buluştuğunda…
Evlerde Bir Dost Meclisi Kurulur Sorma,
Günlük Anılar, Anlatılır Orada…
Geçmişle Bağlantılar Kurularak...
Sevgiler Yoğundur, Komşulukta Yürekten,
Bor'da Yaşanır Gündüzde Gecede,
Güzellikler Samimi Ve Içten,
Gerçek Içinde Gerçekten...
Ömer Fethi GÜRER
Gürer'in Turizm Forumu'nda yayımlanan tüm yazıları:
|