Anadolu'da İlk Ticaret ve Turizmde Niğde
Ömer Fethi GÜRER
Nigdekent@mynet.com
29.10.2007
Turizm dinlenmek eğlenmek olduğu kadar görmek ve tanımak gibi amaçlar
için de yapılan gezi olarak tanım bulur. Ülkemizde ise genelde turizm
deyince akla güneş, deniz, eğlence geliyor. Yaşamın farklı özelliklerini
görme ve tanıma olgusu, bir kesimin duyarlılığı dışında ıskalanıyor.
Turizm çok yönlü gelişmesi yönünde çaba, çalışma, plan, program, uğraş ve bol LAF var. Bir yıla yayılması amaçlanan Turizmin bu hedefi için çeşitlendirmelerin genelde kabul görmesi şarttır. Yılın her ayı canlı kılacak çalışmalarda düşlenenlere erildiğini söyleyebilmek mevcut durumda olası değildir.
Ülkemizde turizmin 1990'lardan sonraki hızlı gelişimi otelleri,
konaklama tesisleri, denizden yararlanmayı, güneşte yanmayı, topluma önemli
ölçüde öğrettiği doğrudur. Bu bağlamda birey salt dinlence olarak turizme
bakar ise ülkemiz geldiği yerde tartışmasız önemlidir ve önemli yol
alınmıştır ama genele yansıması ve Anadolu coğrafyasının çok yönlü yararlı
kılınarak turizmden pay alması istenen boyutta ermesi için çok çaba ve
çalışma gerektir.
Bu konuda en önemli örneklerden biri Niğde ilidir. Turizme yönelik deniz
dışında aranan her özelliği olan kentin dünü doluluğu ile dikkate değerdir.
Tyana kalıntıları, Gümüşler Manastırı, Roma Havuzu gibi bilinen yerlerin
yanında Selçuklu ve Osmanlı dönemi eserleri ile Niğde keşif bekleyen bir
yoğunluk taşır.
Niğde önemlidir, çünkü Niğde ilk insanın Afrika'dan Avrupa'ya Anadolu
geçiş izi bulunan en önemli kazı alanlarının bulunduğu yerdir.
Yani tarih boyunca Niğde insan hareketliliğinde bir merkez olmuştur. Bugün
dahi Anadolu coğrafyasınıinceleyen kimi yerli ve yabancı bilim adamlarının
daha yeni bulguları ile kent dokusu açığa çıkmaktadır.
Görülen odur ki insan yerleşmelerinin oluşum süreci Niğde ile özellikle
Mezopotamya arasında bir ticaret ulaşımını da açığa çıkarmaktadır. İnsanın
henüz hayvanları evcilleştirmediği dönemlerde bu iletişim yolu için de
incelemeler devam ede gelmektedir.
Daha önce Turizm Forumu'nda yayımlanan, geçmişte İlk insanın geçiş izini
bulan Prof Dr Nur Balkan Atlı ile söyleşiyi okuyarak o döneme dair
bilgilenme sağlanabilir. Bu kere değineceğim konu 2007 yılının sonunda Bor
Bahçeli Köşk kazılarının bu yıla ait sonuç çalışmaları için Hacettepe
Üniversitesinden Prof. Dr Metin Özbek'in yerel basına yansıyan
açıklamalarında dikkati çektiği önemli ayrıntılardır. Bor ilçemize bağlı
Bahçeli kasabasının yanında yer alan Roma dönemi havuzunun bulunduğu
yerdeki kazı alanı Bor'un 7 km güneydoğusundadır. 18 m yüksekliği olan
höyükte yapılan incelemenin sonuçlarına göre Erken Kalkolitik ve Geç
Neolitik dönemlere ait tabakalardan oluşmuştur. Ankara Üniversitesi'nce
yürütülen kazı çalışmaları 1981'den itibaren Uğur Silistreli'nin
başkanlığında sürdürülmüş ve 1995'te Aliye Öztan ve Süleyman Özkan'ın
yönetiminde yeniden başlatılmıştır. 2007 yılında yapılan çalışmaların
sonunda, bu kere Roma Havuzu yanında yer alan höyükte ölü gömme
adetleriyle ilgili yeni ayrıntılara erişilmiştir. Yıllardır devam edegelen
çalışmalarda açığa çıkan bulgularla Niğde Müzesi'nde birebir Köşk
höyük evlerinin örneği oluşturulup ziyaretçilerin ilgisine sunulmuştur.
1987 yılından beri devam eden çalışmaların sonunda bu yıl son derece
ilginç ölü gömme adetleri konusunda bir tespit yapılmış ve Köşk höyükte
rastlanan 17 adet yüzleri kil ile sıvanmış insan başı incelemeye
alınmıştır.
Konu ile ilgili olarak Prof. Dr Metin Özbek, Geç Neolotik, Erken
Kalkolitik yapı katlarında rastladıkları ölü gömme adeti için" Bu dönem
insanları normal şekilde gömerken diğer taraftan son derece ilginç bir
adetler de uyguluyorlardı," diyerek bu ölülerin bir yere gömüldükten
sonra yumuşak dokuların alt çenesi ile birlikte yerleşmenin belirli bir
kesiminde özenle korunduğunu belirtip bu inanışın sadece Anadolu'ya özgü
olmadığını, Ortadoğu'da bir çok yerleşim yerinde de ilginç bir ölü gömme
yöntemi olarak rastlandığını açıklıyordu. Bu tür ölü gömme adetlerinin
nedeni konusunda net bir şey söylemek olası değilse de bir soya mensup
insanların ya da farklı statüde önemli kişilerin başlarını alıp yüz,
kulak, göz, dudak gibi ayrıntılarını vermek suretiyle
ölümsüzleştirdiklerini düşünebilmiş olmalarını varsayıyordu. Belli bir
yerde ya bir zemin üzerinde ya da üçlü-beşli gruplar halinde korunan
kil sıvalı insan başlarının Suriye'de Telasvat denilen yerdede olduğunu
bildiriyordu. Kalkolitik Çağ'a kadar süren bu süreçten sonraları
vazgeçildiği görülüyordu. Prof Dr Özbek "Zaten Anadolu ile Yakındoğu
arasında sıkı kültürel ilişkiler bulunduğunu da belirterek çeşitli
nedenlerle insanların ticari ilişkilere girdiğine ve bu ilişkilerde
kültürel etkinleşmelerin oluştuğuna da dikkati çekiyordu.
Niğde ilini önemli yerlerini tümüne yakınını gezmiş olan benim açımdan
ortaya çıkan sonuçların daha yapılacak çalışmalarla farklı zenginlikler
ekleneceği inancı var olduğu söylenebilir. Köşk höyük gibi Niğde Çiftlik,
Kömürcü Göllüdağ, Tyana, Ulukışla Porsuk kazılarında erilecek yeni detaylar
olacak. O arada Altunhisar Ulukışla kasabası, Yeşilyurt Asmaz Kasabası,
Bor Çukurkuyu Kasabası, Niğde Karatlı, Ulukışla Bolkar, Çamardı, Nar Vadi,
Valısa, Niğde Tepeköy, Dikilitaş, Aktaş, Kayırlı, Fertek, Kemerhisar gibi
merkezlerde yapılacak çalışmalarda açığa çıkacak çokeskiden kalma bulgular
olacağı kesin. Höyükler incelendikçe daha detaylar belirecek ama görünen o
ki Niğde Toroslar'ın Anadolu'ya açılan kapısı salt savaşlarda olmamış,
yaşamın ilk izlerinden başlayarak geçiş ve doğal yerleşim alanı olmuş. İl
genelinde dağ, inanç, sağlık,yayla turizmi için var olan olanakların
yanında Tarih derinliği de meraklısını hayret içinde bırakacak
zenginliktedir.
Anadolu'da ilk ticaret kolonilerini oluşturan Asurluların bölgede kimi
yerlerde açık pazarlar için geldikleri de farklı kaynaklarda yer alan
detaylar arasındadır, ancak Niğde'nin ilk ticaret malzemesi olan
Obsidiyenin Niğde'den giden bir önemli savunma ve silah malzemesi
olarak Suriye'ye kadar ulaşmasının ilginçliği sırrını halen korumaktadır.
Ulaşım aracının olmadığı ve insanın hayvanı ehlileştirmediği dönemde Niğde
ticareti Ortadoğu'ya kadar taşıyan insanların yaşadığı bir yöre oluşu dahi
başlı başına özellikli bir durum değimlidir.
Niğde gibi ayrıntısı ve detayı bol bir kent dokusu yılda binlerle sınırlı
yabancı turist geliyorsa turizm için ülkemizde daha yapılması gereken çok
iş var demektir.
Gürer'in Turizm Forumu'nda yayımlanan tüm yazıları:
|