|
Mersin - Taşucu yöresine dikkat!
Ömer Fethi GÜRER
Yazara ileti
20.08.2008
Ülkemizde, her bölgede turizm farklı dokularla canlı kalmaktadır. Yabancı turistler deniz turizmi için daha çok Antalya-İzmir-İstanbul üçgenindeki kıyı kentlerini tercih ederken Güneydoğu Anadolu ile Kapadokya'nın örenleriyle çekim alanı olduğu görülmektedir.
Tarih ve doğa zengini Mersin ise daha çok iç turizm hareketiyle sahillerine akın edilen bir kent görünümündedir.
Mersin ve çevresine gelen yabancı turist sayısı olması gerekene göre hayli azdır.
Otuz yıl öncesine göre özellikle ulaşım sorunu aşılan, denizle buluşulan her alan yerli turistler için çekim merkezi konumuna gelmiştir.
1970'lerin ikinci yarısında çadır kurmak üzere Adana'dan Kız kalesi'ne gittiğimizden bu güne yörede inanılmaz hızla oluşan yapılaşma portakal, mandalin, limon bahçelerinde çok katlı yazlıkların doğmasına yol açmıştır. Mersin-Erdemli-Silifke hattı da neredeyse tek bir kıyı şehri konumuna ermiştir.
Verimli alanları yanlış ve dönüşü olmayan bir biçimde yok ederek adı yazlık olan çok katlı ve iç içe konutlarla duvar gibi örülen sahil boyu akıl almaz biçimde hızla yok edilmiş ve ne yazık ki tatil adına apartman dokularının egemen olduğu siteler oluşmuştur.
Bu kere yörede yeni otellerin yapıldığı ve bu yıldızlı otellerle yeni bir müşteri grubunun daha yöreye çekilmesinin düşünüldüğü görülmektedir.
Kızkalesi, Susanoğlu, Kumkuyu, Narlıkuyu gibi ilgi ve çekim alanı olan yerlerde sıcaktan bunalan Adana ve Mersin'in yerli halkı konuşlanırken Taşucu'na kadar olan alan Kayseri, Konya, Ankara, Niğde'den gelerek denizden yararlanmak isteyenlerin oluşturduğu yerleşim alanları vardır.
Bir süre yaşadığım Mavikent ise gerçek anlamda bir cennet köşesi gibidir. Araç trafiğinin uzağında, orman içindeki bu yöre yalnız sakin bir ortam ve temiz bir hava ile temiz bir denizi düşleyenler için muhteşem bir yerdir.
Bütün bölgede denize girmek isteyenin gerek plaj, gerek ise yol boyunca, aracı park ettiği her yerde oluşturduğu konaklama alanı ile kilometrelerce alan denize akın eden insan görüntüleriyle doludur.
Bu bölgede yolculuk yapanların dikkatini çekecek olan bir özellik ise tarihi kent kalıntılarıdır Özellikle Kanlı Divane, Kızkalesi; Cennet, Cehennem, Astım mağaraları ile muhteşem bir tarih zenginliği yörede yer almaktadır.
İstemihan Talay'ın Kültür Bakanlığı döneminde kurtarılmaya çalışılan birkaç anıt dışında, onlarca eser tahrip olup yok olmak üzeredir.
İç turizm için bu kadar önemli bir çekim alanı olan yörenin yabancı turist için aynı derecede cazip olmaması belki de bu eserlerin kurtarılmasını engellemiştir. Çünkü yabancı turist bu konularda daha duyarlıdır.
Bu anlamda otubuslerle tur düzenleyip Astım Mağarası'na gelen Arapların dahi önemli bir hareket yarattığını söylemek lazımdır.
Mersin il sınırları içinde onlarca kalıntının mutlaka gün ışığına çıkarılmalı, bir o kadarının da yok olması engellenmelidir.
Özellikle Kanlı Divane gibi çok ilgi gören alanların dışında, sahil boyunca ayakta kalan, açıkça görülen antik yapıların bir bölümü mutlaka kurtarılmalıdır.
Kızkalesi için yıllardır bir projeden söz edilir. Kızkalesi'nin denizin ortasında lokanta otel olacağı söylenirdi. Keza Kızkalesi'ne bakan sahilde bir ara kurtarma çalışması yapılan kale için de benzer sözler edilir ama 1978 yılından beri bölgeye her yaz giden benim gördüğüm ise sayıları çok az olan Mersinli bakanların konuya eğildiği dönemde gerçekleştirilen çalışmalardır.
Mersin-Kızkalesi sahil şeridi üzerinde yapılaşmaya açılabilecek çok az yer kalmıştır. Görünen odur ki sıra tarihi kalıntıların yer aldığı bölümlerdedir. Bu alanların yapılaşmasının önüne geçilip korunması zorunludur.
Yetkililerin, koruma kurullarının kararları sadece yazılı metinlerden ibaret olmamalıdır.
Denizi, doğası bu kadar güzel olan yöreye yabancı turistlerin ilgisinin bu kadar sınırlı olmasını açıklamak üzere birçok neden sıralanabilir ama tarihi dokunun yaşaması için yöre mutlaka yabancı turist için daha çok ilgi ve çekim alanı kılınmalıdır. Yörede yabancı turist sayısını en az on kat artıracak potansiyel mevcuttur.
|