Hatay'da: İnsana olduğu kadar çevreye de saygı gerek


Ömer Fethi GÜRER
Endüstri Mühendisi
Gazeteci-Yazar
Yazara ileti



02.09.2009
Büyült Küçült

Ömer Fethi GÜRER Türkiye'nin Akdeniz sahilinin en doğusunda yer alan güzel Hatay'a bir çok defa gittim.

Dörtyol, Erzin, İskenderun, Payas, Samandağ, Kırkhan, Reyhanlı, Hassa gezdiğim gördüğüm yerler oldu.

Ülkemizin gelişmiş ve verimli topraklara sahip olan bu yöresi, aynı zamanda önemli bir turistik çekim merkezidir.

Soğukoluk ve yayladağ gibi orman dinlenme yerleri, İskenderun Körfezi'ndeki Arsuz gibi denize girilen güzel plajı gördüğüm yerlerdendir.

Bu kere Hatay'ın merkez ilçesi Antakya'da bir kez daha yolları arşınladım. Asi Irmağı kenti iki yakaya ayırmıştı. Eski ve yeni Antakya diyebileceğimiz iki semtten eski Antakya daha çok tarihi yapıların; camilerin, mescitlerin, kiliselerin yer aldığı bir yöre.

Neccar Dağı'nin etekleri ile Asi nehri arasında uzanan bu alanın önemli bir bölümü ilginç bir dokuya sahipti.

Öncelikle yeni yerleşim merkezine göre daha bakımsızdı. Asi nehri akmıyordu, ondan olacak, kentin ortasında çöplük gibi görünüyordu. Asi nehrinin diğer yakasında Sokullu Mehmet Paşa Külliyesi ve biraz yürüyerek ulaşılan kullanıma açık iki büyük kilise ve eski çarşı yer alıyordu.

Bu semtteki yerel yemeklerin sunulduğu lokanta ve künefeciler de kenti gezmeye gelenlerle dolup taşıyordu.

Antakya'nın özellikle eski dokunun yer aldığı smtlerinde onlarca konak ve ev onarım bekliyordu. Bu yapıların aslına uygun kılınması Antakya için farklı bir güzelliğin doğmasını yaratacaktı. Bu olanaklardan mahrum olan bazı Anadolu kentleri sahip oldukları birkaç yapıyı ne güzel kılmışken Neccar Camisi'ne kadar nerede ise bir kilometre uzunluğundaki caddedeki eski evlerin çoğu harap durumda idi.

Habib Neccar Camisi'nin altındaki ziyaret yeri de Hatay'ı görmeye gelenlerin uğramadan geçmediği yerlerden biriydi.

Dar ara sokaklarında farklı bir zenginlik vardı. Halen kullanılan badanalı düzenli evlerin yanında bakımsız mekânlar da yer alıyordu.

Camiler, mescitler, kiliseler ile farklı din ve kökenden insanların bir arada yaşadığı Hatay'da dikkati en çok çeken Atatürk anıtının bulunduğu yerde ışık olmamasına rağmen yaya geçişlerinde araçların mutlaka yayalara öncelik vererek durmalarıydı ki ülkemizde ben böylesi bir durumu ilk kez Antakya'da gördüm.

Değişmeyen eski yerleşim merkezindeki bakımsız sayılacak caddeleri aşıp Habib Neccar Dağı'ndan Antakya seyredildiğinde muhteşem ova ayaklar altına seriliyordu. Eski kalenin kalıntılarına araçla ulaşım olanaklı idi.

Aslında kaleye ulaşmadan Hıristiyanlar için hac yerlerinden olan Aziz Petru zamanında ilk kilise kurulan dağın yamacındaki kilise gezilip görülen yerlerden biriydi. Geçmişte yolu ve çevresi düzenlenmiş, ziyaretçilerin sık uğrak verdiği yerlerden olan bu bölgede rehberlik yapma sevdalısı yoksul çocuklar çevrenizi bir anda sarıyordu. Para istemelerinin yanında, düzensiz kıyafetleriyle hoş bir durum değildi.

Antakya kent merkezinde mutlaka ziyaret edilmesi gereken yer hiç şüphesiz, eski çağlardan günümüze kalan önemli eserlerin sergilendiği Arkeoloji Müzesi idi. Zengin mozaikleri ile Mozaik Müzesi olarak da ilgi odağı idi.

Kentte gezip görülecek çok yer vardı ama Hatay'a gidip Harbiye'ye gitmemek olmazdı. Akşama doğru Harbiye'ye giderken geçmişten farklı yeni yolların açıldığını gördüm. Böylece Harbiye daha çok yapılaşmaya açılmış oluyordu. Semt 40 yıl önceki halinden çok farklı bir duruma geldi. Bir tek şelalelerin olduğu yer eski halini koruyordu. Vali Yener Rakıcıoğlunun döneminde düzenlenen seyir tepesi ise bu kez gittiğimde en çok şaşırdığım yer oldu. Yöre tam anlamıyla bakımsız ve seyir tepesi özelliğinden uzak hale gelmişti. Şelaleler yine ilgi odağı idi. Gerçi bir yerde çay içtim ama çaydan başka her şeye benziyordu, buna karşın yöre çok sayıda işletmeyle doluydu.

Akşam Hidro tesislerine gittim. Eski elektrik santralının olduğu yerde, Antakya'nın hiç değişmeyen kaliteli yemek kültürünü yansıtan mekanlardan biri yer alıyor. Antakya'ya özgü meze ve yemekleri yerken Antakya'da birkaç günde gördüğüm yerler gözümden aktı. Bu muhteşem kent ne yazık ki temizlikten yeni yapılaşmaya dek geleceğini tüketiyor gibi geldi bana. Turizm açısından Hatay ilgi alanı idi. Belki de gelen var diye fazlasına gerek duyulmuyordu. Oysa her noktasına gelenden daha fazlası turisti çekecek derinlikte zenginliği olan bir bölgemiz. Yalnız Arap turistlerin değil, yaz kış insanlarımızın göreceği bir varlığa sahip. Keza yabancı turistler için de cazibe merkezi kılınabilecek özellikleri var. Salt İnanç turizmi kapsamında Hristiyanların hac için geldikleri kilise binlerce turist Hatay'a çekiyor. Bu bağlamda, Hatay'ın turizmden önemli bir geliri de olmalı. O durumda kentin eski caddelerindeki eski konakların aslına uygun olarak onarılması sağlanabilmeli, sahipleri ile işbirliğine gidilmeli. Ayrıca, kent dokusu mutlaka temiz ve bakımlı kılınmalı.

Antakya görmeye gezmeye ve tam anlamı ile farklı bir kent dokusunu yaşamaya değer. O nedenle kentin yöneticileri kenti daha düzenli ve temiz kılmaya, ayrıca ihtiyaç diye yollar açmak yerine doğal dokunun var olduğu Harbiye gibi yerleri korumaya bakmalı.

Bir önceki gittiğimde Soğukoluk Yaylası'na çıkmıştım. Uğur Dündar'ın mücadelesiyle fuhuş bataklığı olan bu alan kapatıldı ama onca tesis turizm için kullanılmadı. Çürümeye terk edildi. Keşke bu yöre de turizm amaçlı olarak kullanılabilseydi.


Sayfayı
Kopyala Yazdır Kaydet Kapat

www.turizmforumu.net
info@turizmforumu.net