Empati
Pelin ÇANKIRI
pcankiri@hotmail.com
15.12.2006
Turizmin emek yoğun bir sektör olduğu herkesin malumudur. Turizmci olmak da
farklı calışma düzenine ayak uydurmakla başlar. Farklı çalışma saatlerine
tabi olmak, farklı gunlerde tatil yapmak, herkes tatil yaparken calışmak gibi…
Üstelik pek çok kişiden daha fazla yorulmayı da gerektirir coğu zaman. Çünkü
genellikle mesai bitim saatiniz tabloda yazan gibi olmaz. 15.00 dolayında
çıkmanız gerekirken işten, bu saat 17:00'ye hatta 18:00`e bile uzayabilir.
Beklenmedik sorunlar her an çıkabilir. Örneğin kasanızı devrederken farkedilen
ufak bir açık sizi üç saat olduğunuz yere mıhlar. Sorunu çözene kadar
olduğunuz yerden kıpırdayamazsınız.
Öte yandan yaptığınız iş ne kadar çok beceriye yönelik eğitim gerektirirse
gerektirsin, aynı işi hasbelkader de olsa yapan eğitimsiz meslektaşlarınız
varsa işinizin beş paralık kıymeti kalmaz, sektörün dışındaki kişilerin gözünde. Orneğin
servis personeli bu dertten muzdarip, akla ilk gelen meslek grubudur. Dışarıdan
bakıldığnda üçüncü sınıf lokantalarda dahi yapılmaktadır ``Servis`` işi.
Servis yapma eyleminin belirli nitelikler gerektirdiğine inandıramazsınız, bu
işin dışındakileri. Siz istediğiniz kadar okumuş olun, istediginiz kadar
payeleriniz, rozetleriniz ya da daha başka eğitim sembolleriniz olsun,
neticede karşı lokantanın sivilceli garsonundan hiç farkınız yoktur. Siz biraz
daha fiyakalı giyiniyorsunuzudur, o kadar. Pek tabii, sizin o sivilceli
garsondan kat be kat fazla kazanıyor olmanız pek çok kişi için ciddi bir
``haksız kazanç`` tır. Ne de olsa yapılmakta olan iş servistir ve ``ne olacak
ki onu ben de yaparım`` dır.
Ayni derdi turizm sektörünün hemen her dalına uyarlamak mümündür. Bir
resepsiyonist, bütün gün bir bankonun arkasında durmakla yükümlü, sıradan
biridir iite. Hemen herkesin az çok İngilizce konuşabildiği devirde, neden
``O`` kişinin bu işi yapmak için seçildiği kimsenin aklını kurcalamaz. O
bankonun arkasına kimi koysanız, gelen kişiye gülümsemeyi başarır…
Durum böyle olunca, herhangi bir turizm işletmesinde kendisine hizmet eden
personele hiç bir şekilde saygi duymaz konuklar. Alt tarafı garsondur,
karsşısındaki kişi... Lüks bir restaurant`ta yemek yemek gibi pek çok kişi
için kırk yılda bir gerçekleştirilen günlük yaşamın dışındaki bir olayda
piyoncuktur. Kendisine en mükemmel şekilde hizmet etmek zorunda olan, hata
yapma lüksü olmayan, canı sıkkın ya da morali bozuk olamayan, yorulamayan,
uykusu olamayan bir piyoncuk. Karşısındakini insan olarak görmekten uzak
olduğu için de insani zaaflara da tahhammül edemez kırk yılda bir lüks bir
restaurantta yemek yiyen kişi. Hatta, bırakın saygı duymayı; görmezden
gelirler genelde. Herkesin yapabileceği ufak tefek sakarlıklar bile kıyamet
alameti sayılabilir; ``alt tarafı garson`` tarafından yapılırsa.
Aslını isterseniz, benim bunları yazmaktaki amacım kimseyi kötülemek ya da
kimseye ders vermek değil. Çünkü işe girmeden önce, herkes gibi ben de bu
şekilde yaklaşıyordum belki. Bu tarz bir davranışı yadırgamıyorum. Çünkü zaten
düşünce etrafında şekillenen davranışlar bunlar, neticede. Benim
yadırgadığım bu düşünce biçimi. Sadece turizm sektörü için değil elbet, her
iş kolu için bu böyle. Yapılması gereken sadece "Empati" bana kalırsa. Kendi
işini yaparken ne kadar yorulduğunu hatırlamak yeterli belki de. Bu şekilde
bakmaya başlayınca, her şey o kadar değişiyor ki. Bir banka memurunun
yüzündeki solgun hali de anlıyorsunuz, bir tezgahtarın bezgin tavrını da.
Zaman zaman karşılaştığınız pek de kibar olmayan davranış biçimlerini bile
hoş görebiliyorsunuz.
Ülkemizde turizmciler yoktan var edilen imkanlarla yetiştiriliyor. Turizm
eğitimi verebilmek için yeterli alt yapı henüz çok eksik. Ancak doğru
eğitimin nasıl olması gerektiği, evrensel bir gerçek. Doğruya en yakını
sağlamak için canla başla calışan insanlar var. Bu, hem eğitimcilerin hem de
öğrencilerin maksimum çabası anlamına geliyor. Mesleğimizde olduğu kadar,
eğitimlerimizde de yoruluyoruz. Uzun ve yorucu eğitimler aliyoruz. Ve gereken
eğitim seviyesine ulaşmayan insanlar o diplomaları alamıyorlar. Gereken
seviyeye ulaşana kadar calışıyorlar.
Mezun olur olmaz yetkili birer personel de olmuyorlar. Eğitimleri sektörde de
devam ediyor. Çalışan olarak da sürekli eğitiliyorlar. Eğitimlerle, kurslarla
surekli devam ediyor eğitim süreci. Çünkü hizla kendini yenileyen bir sektör
bu. Bu işi yapmaya muktedir kişi, bilmeli tüm gerekeni.
Mesleği ne olursa olsun, kendi eğitim surecini hatırlamalı kişi. Bunu belki
iki ile carpmalı. Teori dersleri için kafa patlattığı saatlere, evde doğru
kuver atmak icin yapılan egzersizleri; defalarca hazirlanip bozulan masaları
katmalı. Hareket-zaman etüdüne göre hazırlanan oda çalışmalarını eklemeli.
Turizmciler kolay şartlarda yetişmiyor ve kolay şartlarda calışmıyor.
Yaptıkları iş sürekli küçümsenmekle birlikte, yok sayılıyor; hatta geçen
yazımda da ifade ettiğim gibi ``Rakı masalarına meze olacak`` şeklinde
yaklaşılıyor bazılarına.
O, sizin de yapabileceğiniz, "Alt tarafı garsonluk" işini yapabilmek için
yıllarını harcayan servis personeliyle birazcık empati kurun lütfen ve bir
sonraki ``Kırk yılda bir lüks bir restaurantta yemek`` aktivitenizde size
servis yapmak ve gecenizi sorunsuz geçirmenizi sağlamakla mükellef
``Alt tarafı garson'un üniformasının yakasına dikkatli bakın. Belki orada
büyük bir gururla, aylarca süren özel ve zorlu bir eğitimden sonra aldığı ve
şarapları kokusundan dahi tanımasını sağlayan bir uzmanlığa kavuştuğunun
simgesi olan bir ``Altın tirbuşon`` taşıyordur…
Pelin ÇANKIRI'nın Turizm Forumu'nda yayımlanan önceki yazıları:
|