Okullu-Alaylı Ayrımı Üzerine
Pelin ÇANKIRI
pcankiri@hotmail.com
19.12.2006
Okullu - alaylı ayrımı hemen her iş kolunda görülmesi muhtemel bir ayrımdır.
Iş hayatında varlik gosteren kişilerin yaş ortalamasına baktığımız zaman,
genellikle hayli ileri olduğunu görürüz. Bu da lise mezunu olmanın matah bir
özellik olduğu dönemde, var olanın en iyisini yapmış insanlar demektir.
Olanın en iyisini yapmış, işlerine başlamış ve hayatlarını aynı işi yaparak
geçirmis, dolayısıyla da yaptıkları işte en iyi olma durumuna gelmiş insanlar.
Işte, bu vaziyetteki insanlar, senelerce calışarak edindikleri tecrübelerin
yerini hiç bir şeyin tutamayacağına inanmışlardır. Onlara göre hiçbir okul,
çalışarak öğrenmenin yerini tutamaz.
Turizm bu konuda belki de başı ceken sektördür. Doğru düzgün turizm eğitimi
veren okullar gunumuzde bile bir elin parmak sayısını gecmezken bu sektörün
bir alaylı ordusu barındırması kaçınılmaz bir gerçektir. Buraya kadar her
şey makul. Makul olmayan şey ise söz konusu alaylı kişilerin okullu gençlere
bakış açısıdır.
Ilk stajıma başladığım zaman, teori olarak yeterliliğimin yanında bir hiç
sayılabilecek kadar pratik bilgim vardi. Bu da çok, çok normaldi elbet.
Öğrenmek ve tanımak için oradaydım. Ne var ki etrafım alaylılarla doluydu ve
nedenini anlayamadığım şekilde benden hoşlanmamışlardı. Ben, kendimi sevdirmek
için var gücümle calışıyordum tabii. Ne kadar hızlı oğrenirsem o kadar
işlerine yararım diye duşünüyordum. Bir gün çalıştığım bölümün şefi tüm
personeli toplayarak bir toplantı düzenlemişti. O gün yaptığı konuşmayı tam
olarak hatırlamıyorum. İçine günlük kaygılar serpiştirilmiş bir konuşmaydı
neticede, ancak ağzından çıkan bir cümleyi hala unutmam. O kadar kişi arasında
üniversite eğitimi goren biri olarak bile eğitim seviyesi en yuksek kişilerden
biri olan beni seçip ``Diploma nedir?`` diye sormuştu. Tabii ki mümkün olan en
mantıklı cevabı bulmaya calışmıştım. Ağzımdan titrek ama mantıklı cümleler
çıkmıştı. O ise bana acıdığını gösteren bir ifadeyle yüzüme bakmış ve
"diploma, üzerine çıktığınızda boyunuzu 2 mm yükselten bir kağıt parçasından
başka birsey değildir.`` demişti. Tum bakışların bana döndüğünü hatırlıyorum.
Bu konuşmanın sırf bana bu cümleyi sarfetmek için düzenlendiğini sanmıyorum
ancak az önce aktardığım cümle kesinlikle uzerinde calışılmış bir cümleydi.
Belki de stajyer olarak orada olan ve okulunu bitirdiğinde senelerdir orada
çalışan pek çok kişiden daha iyi bir mevkiden işe başlaması muhtemel o günün
kız çocuğu onunde, sadık personeline kendini iyi hissettirme çabasıydı. Hiç
öğrenemedim, açıkcası öğrenmek de istemem.
Bu örneği anlatmış olmamın amacı okullu - alaylı ayrımının ne düzeylere
vardığını gosterebilmektir. Ufak tefek sakarlıklar ya da beceriksizlikler
yapan stajyerleri, fırsatını buldukları ilk anda ``O kadar okudun ama daha şu
işi yapmayı bile beceremiyorsun`` diyerek mutsuz eden çok kişi gördüm.
Bir başka örnek ise bir "Restaurant manager"dan. İki yıllık eğitim veren bir
yüksek okuldan mezun olan bu kişi, büyümekte olan küçük kızıyla ilgili
planlarını anlatırken turizmci olmasını istediğini söylemişti. Buradan işini
sevdiği sonucunu çıkarmıştık bizler, her normal insan gibi. Ancak onun amacı
farklıydı. Kızını elinden gelse liseye bile göndermeyeceğini anlattı
arkasından. Orta okulu bitirir bitirmez bir otele komi olarak sokacağını ve
onun alaylı olarak yetişmesini sğlayacağını anlattı. Ona göre böyle yaparsa
kızı 20 yaşına gelmeden, onun o anda bulunduğu pozisyona yükselebilirdi.
Açıkcası benim bu mantığı aklım almadı. Okulun faydasını göremeyen, hayatına
yansıtamayan birine, okulun kişiye kattığı şeyleri nasıl anlatırsınız?
Dilimiz bağlandı adeta, suspus ayrıldık yanından.
Alaylı olmak, elbet kişiye faydasını zamanında göstermiş bir özelliktir.
Ancak kendi sahip olamadıklarını çocukların ya da yerini bırakacağın kişiler
için istemek daha büyük meziyettir bana kalırsa. Boynuzun kulağı geçmesi için
çabalamak…
Okullu olanlar, yani bu işin eğitimini okullarda almış kişiler hızla yetişiyor.
Hatta sektörde yer almaya, belki mevki kazanmaya başladılar bile. Öğrenme
hızları, iş hevesleri ve calışkanlıklarıyla yerlerini sağlamlaştırıyorlar. Bu
durumdan elbet kimse rahatsız değil. Sadece alaylı olup da mevki sahibi
olamayanlar belki. Çünkü seneler önce calışmaya başlayıp da işinde yükselen
kişiler zaten korkunç bir ego tatmini sağlıyorlar altlarında okullu kişilerin
calışmasından. Okullulara emir vermek sanki daha iyi yönetici yapıyor onları.
Bunca yazdıran bana bu konuda, evvelki Hürriyet gazetesinin İK ekinde yayımlanan
bir yazıdır aslında. Turizm işiyle uğraşan bir meslek erbabının sözleri beni
bu kadar düşündüren. Bire bir alıntılayacak kadar kuvvetli değil hafızam,
sürç-ü lisan edersem affola…
``Meslek emekçilerindeki tecrübe ve bilgi birikimi gençlerde yok. Gençlerdeki
hırs da uzun yıllardır bu işi yapanlarda... Gençlere işi öğretebiliyorsunuz ama
aynı işi senelerdir yapan bir kişiye hırsın ne demek olduğunu öğretemiyorsunuz.
Okullular, mezun olur olmaz okulda kendilerine kurdurulan hayallerin peşine
düşüyorlar. En kısa zamanda mevki sahibi olmak için bitmek tükenmek bilmez
bir enerjiyle çabalıyorlar. Tabii, bu çabalar meyvesini vermekte gecikmiyor.
Zaten temelleri de sağlam olan bir eğitimden geçmiş bu çocuklar, hızla
yükseliyorlar. Oysa bu işi senelerdir yapanlar öyle mi ya? Zaten yılların
yorgunluğuyla, yeni gelenin yükselmesinin sonucu olarak yaşadıkları mutsuzluk
ve umutsuzlukla oldukları yerde mutsuz, mutsuz calışmayı sürdürüyorlar.Sonra
da yeni gelen okullulara bileniyorlar.
Kimse kimsenin hevesini kırmasa mesela. Daha işinin ilk günlerinin heyecanını
yaşamakta olan gençlere `` Ben burada bilmem kaç senedir calışıyorum; ben
olamadim, sen hiç olamazsın.`` demeseler. Belki o zaman okullu rakiplerini
kendilerine baştan düşman etmemiş olurlar. En iyi örneği benim işte. Bu kadar
tarafsız bakmaya çalıştığım halde bile zamanında bana yapılanı aktarıyor
olmam bir öğüt niteliğinde gençlere. Benim başıma geldi, sizin de başınıza
gelebilir. Kendi adıma, her meslek grubunda alaylıların var olması
taraftarıyım. Bizim onlardan almak zorunda olduğumuz ve almaktan çok da memnun
olacağımız şeyler var. Onların da bizlere aynı gözle bakmaları ve bizden
alabilecekleri şeyler olduğunu bilmeleri kaydıyla…"
Karşılıklı anlayış ve saygıyla…
Pelin ÇANKIRI'nın Turizm Forumu'nda yayımlanan önceki yazıları:
|