Türkiye ``Turistleri`` ve Türkiye ``Halkı``
Pelin ÇANKIRI
pcankiri@hotmail.com
26.12.2006
2007 yılına girdiğimiz ve artık medeniyet eşiğini atladığımızı sandığımız
o meşum yılbaşına dair bu yazdıklarım.
Avrupalara layık bir görkemde organize ettiğimiz kutlama törenlerimiz,
günler öncesinden hazırladığımız ``jingle bells``lerimiz ve halkımızın
büyük çoğunluğunun mensup olduğu dinimizin özel gününe denk gelmesi
şerefiyle iyice payelendirdiğimiz yeni yıl bizi öyle ya da böyle atlattı
o zaman döngüsü eşiğinden. Artık her bir mensubu bu ulkenin, yeni bir yıla
girmis bulunuyor. Hayırlara vesile ola…
31 Aralık 2006 gecesi Taksim Meydanı'nda bulunma -şans- ına nail olmuş
bendeniz gördüklerimi ve duyduklarımı tüm açıklıığıyla anlatacağım ki
kabarsın göğüslerimiz, şenlensin hafızalarımız…
Saat 20.00 sularında calıştığım otelden çıkarak Taksim Meydanı'na doğru
yürümemle birlikte başladı her şey. Normal şartlar altında üç dakikadan
uzun sürmeyen bu mesafeyi maalesef 15 dakikadan da uzun bir sürede kat
ettim. Önce anadolu'nun bağrından, sonrasında İstanbul`un Anadolu'yu
aratmayacak özellikteki bilimum bağırlarından birinden kopup gelmiş ve
uzun süredir yapmakla mükellef olduğu tek şey zaten kopup gelmek olan
yüzlerce ve hatta belki binlerce ``Türk genci`` vardı o gece Taksim
Meydanı'nda. Mühim olan zaten kalabalığın niceliğini tasviri değil;
niteliğinin tasviridir.
Taksim Meydanı yılın 365 günü halka açık bir alandır. Eğlence
mekanlarıyla belki de İstanbulun en gözde yerlerinden biridir hatta.
Ancak yılın geride kalan 364 güünü kapalı bir kafeste geçirmişcesine
gelmişti sözünü ettiğim yüzlerce ve hatta binlerce Türk genci, o gece oraya.
Hayatlarında bu kadar insanı bir arada görmemişler, belediyenin meydana
inşa ettirdiği dev sahnenin bir benzerini belki televizyonda bile
izlememişler, o kadar yüksek sesle muzik dinlememişler ve o tarz bir
müziği sadece televizyon gösterilerinde bölük pörçük duymuşlardı. DJ denen
kişilerin aslında insan olduğunu bile ilk kez idrak etmiş olabilirler ve
pek tabii atlanmaması gereken en büyük eksiklik; hayatlarında hiç
``Kadın`` görmemişti bu yaz delikanlılarımız.
O gece orada olan tüm kadınlar onlar için uzaydan gelmeydi adeta. Sokakta
kendi halinde yürümekte olan kadınların önlerine dikilerek ve yollarını
keserek gerçek olup olmadıklarını anlamaya çalışıyorlardı sanki. Ya gerçek
değillerdi ya da ``fahişe`` … Öyle ya hangi kadın akşamın sekizinde sokakta
gezerdi ki tek başına. Üstelik üstlerinde caf caflı kıyafetlerle.
Kesinlikle aranıyordu bu kadınlar. Kendilerine müşteri bulmaya çıkmış
fahişeler olmalıydılar. Öyle ya kadın kuyruk sallamasa peşinden gider miydi
erkek kısmısı?
Gece ilerledi. Eğlencenin sınırları zorlandı, Avrupa kenti İstanbulda.
Alkol su oldu aktı, dans edildi, eğlenildi. Söz konusu eğlence gecenin geç
vakitlerine kadar sürdüğüne ve bir erkek kalabalığından ibaret göründüğüne
göre arada çıkan tek tük kadının, yanında erkek arkadaşı ve hatta kocası
dahi olsa fahişe olduğu su götürmez bir gerçekti.
Acımasızca bir kadın avı başladı. Hayatlarında hiç kadın görmemiş, kafes
kaçkını ``Türk gençleri`` amansızca kovaladı kadınları. Itirazlar işe
yaramadı, yalvarışlar da öyle… Çaresizlikten bir otobüs durağının tepesine
tırmanmaya çalışan bir kızcağızın iç çamaşırını çekiştirerek ilk defa
gördükleri kadının anatomisini mi keşfetmeye calışıyorlardı acaba?
Tabii, korkan kadınlar kaçıyor; çoğu durumda da polislerin durduğu minicik
alanı ıskalıyorlardı. O gece polisin resmi kayitlarına hiç taciz şikayeti
düşülmedi. Herkesin çok eğlendiği ve kusursuz bir organizasyonun altına
imza atıldığı düşüldü notlara. Neyse ki basın vardı da haber alma
özgürlüğümüzün canımızı ne kadar sıkabileceğini ve midemizi ne derece
bulandırabileceğini bir kez daha tecrübe etmiş olduk...
Kafes kaçkını Türk gençlerinden nasibini alan sadece biz Türk kadınları
değildik elbet. Asya ile avrupa arasında bir köprü görevi üstlenen ve
milyonlarca yıllık bir tarihe evsahipliği yapan medeniyetler besiği
Türkiye'yi kendi gözleriyle görmeye gelmiş ve bu ziyaretleri ne mutlu ki
yılbaşına denk gelmiş turistler de vardı arada. Gencecik turist kızlar…
Onlar bizden de talihsizdi. Kültürümüze vakıf değildiler. Yanınızdan geçen
bir kafes kaçkınının açık saçık türküler fısıldadığını duyarsanız
suratınızı asıp "çok da ileri gitmeden" hoşnutsuzluğunuzu belirtmezseniz,
bunun kuyruk sallamak sayılacağından ve o kafes kaçkınından en hafif
ihtimalle fiziksel tacizsiz kurtulamayacağından bi haberdiler ama
derslerini aldilar(!) Açık saçık giyinerek, sokaklarımızda rahatça
gezinerek, anlamadığımız bir dili konuşarak -ki belki de bize
küfrediyorlardı- ve attığımız laflardan da rahatsız olmayarak yılbaşı
gününde Taksim Meydanı'na gelirlerse olacağı bu idi. Bu kızlar zaten
buraya bunun için gelmiyorlar mıydı?
`Kurban`` bayramı ile yeni yılın aynı anda kutlandığı şanslı yıllardan
biri de öyle ya da böyle geride kalırken bizler, AB üyeliğine
adaylığımızı hala korurken artık yıl 2007.
Sadece bizler değil tum dünya kutladı yeni yılı ve her ülke paylaştı
kutlama anlarını. Bizler de paylaştık, istemesek de. Korkudan otobüs
durağına tırmanan ve bu esnada iç çamaşırı çıkarılmaya çalışılan kızlar,
peşlerinden gelen kafes kaçkınlarından kurtulabilmek için korkudan kocaman
olmuş gözlerle etrafta polis arayan kızlar, kalabalığın arasına sıkşıp
vücudunda gezinen yabancı elleri teker teker itmeye çalışan kızlar, sözle
ve elle taciz edildikleri alandan koşarak kaçmaya çalışan ve bu esnada
birbirine sımsıkı tutunmaya çalışan turist kızlar…..
Ülkemizden dünyaya bunlar yansıdı bu sene. Tıpkı bundan önceki ve ondan
önceki senelerde olduğu gibi.
Bir de maganda kurşunlarımız var tabii. Gencecik bir öğrenci çocuğun, yine
aynı meydanda kafasına isabet eden bir kurşunla önce beyin ölümünün,
ardından fiziksel ölümünün gerçekleşmesini izledi dünya bizlerle birlikte,
göz yaşları eşliğinde.
Bu ülkeye turist gelmez ağalar. Gelmesin de… Yabancı ülke vatandaşları da
evlatlarını göndermesinler buraya. Çünkü bizler bile çıkmayacağız mümkün
olduğunca sokağa bundan böyle. Öncelikle bedenimizi, sonrasında
psikolojimizi korumak adına kapatacağız kendimizi evlerimize. Yeni yılın
bizlere huzur getirmesini dilemek için evlerimizde kalacağız artık ve
diğer tüm dünya kadınları gibi biz de günün birinde geçmesini dileyeceğiz.
Tüm dünya gibi, türkiyede yaşananlara üzüleceğiz. Kendimizi soyutlayarak
üzüleceğiz hem de.
Binbir uğraşlarla, nice nice yatırımlarla yapılan reklamlara inat; tüm
dünyaya da bağıra bağıra haber vereceğiz… ``CANINI SEVEN GELMESİN``
Pelin ÇANKIRI'nın Turizm Forumu'nda yayımlanan önceki yazıları:
|