Ankara
Volkan ALTINTAŞ
Akdeniz
Üniversitesi Araştırma Görevlisi
Bonn Üniversitesi Junior Fellow
v.altintas@uni-bonn.de
www.volkanaltintas.com
11.09.2007
Bu hafta sonu bir arkadaşımın düğününe katılmak üzere Ankara'daydım.
Bu Ankara'ya yıl içindeki ikinci Ankara ziyaretimdi.
Şubat ayındaki ziyaretimden bu güne kadar geçen yedi ayda Ankara'da
hareketlenmeler var.
Neler olmamış ki?
Mesela Kültür ve Turizm Bakanlığı'nda ziyaret ettiğim Sayın Müsteşar Prof.
Dr. Mustafa İsen Çankaya Köşkü'ne Genel Sekreter olarak atanırken yine aynı
tarihlerde tanışma fırsatı bulduğum gazeteci Emin Çölaşan işinden
çıkarılmış, yeni bir seçim yaşanmış %47 gibi bir oyla AKP iktidara tekrar
gelmiş, Dışişleri Bakanı Abdullah Gül Cumhurbaşkanlığı koltuğuna oturmuş,
asker-hükümet gerilimi yaşanmış vs.vs…
Aslında Başkent Ankara o düzenli, disiplinli yaşam temposu içinde son
yaşananların ardından biraz yorulmuş gibi.
İnsanların yüz ifadeleri beni, tıpkı kocaman binalardaki karamsarlık ve
grilik benzeri bir ifade gibi manidar karşıladı Ankara'da.
Ankara Türkiye'nin kalbi ve beyni. On beş seneden fazla süren Ankara ile
ilişkim çok boyutlu.
Özellikle yüksek öğrenimim sırasında Ankara'yı ülkemizin diğer büyük
şehirleriyle daha fazla kıyaslar, daha fazla yorumlar yapar ve daha fazla
sever ya da nefret ederdim.
Bu duyguların yanında Ankara'ya duyulan özlemim ise asla bitmedi.
Yıllar geçtikçe görme fırsatı elde ettiğim ülkemizin dışındaki
başkentlerde Ankara aklıma gelirdi.
Yetmiş milyonluk bir ülkeye başkentlik etmek öyle kolay bir yük değildi.
Peki, başkent olmak ne demekti?
Başkent olmanın ayrı bir misyonu var mıydı? Başkentte yaşamanın neden ayrı
bir zevki vardı? Neden hem sevgiyi hem de nefreti bu kadar yakından
hissediyordu başkentliler?
Bu soruların cevabını ne zaman Ankara'dan ayrıldım, işte o zaman
yanıtlarını bulmaya başladım.
Başkent demek, ülkenin atan kalbi demek.
Üniversiteleri, yaşam biçimi, şehir kültürü, trafiği, aşkları olan dünyaya
farklı bakışla bakmak demekti bana göre başkent.
Öyle değil miydi dünyanın diğer başkentlerinde?
Almanya'da Berlinli olmanın haklı gururunu yaşayan Almanlar, tarihi ve
insanı kendine bağlayan Romalılar, Avrupa'nın New York'u olmuş
Amsterdamlılar ya da savaşıyla, eğlencesiyle Beyrutlular…Hepsinin farklı
sebeplerle farklı var oluş hikayesi vardı.
Başkentli olmanın beraberinde getirdiği güzelliklerin yanında sıkıntıları
da yok değil.
İş arayanların, daha fazla özgürlük isteyenlerin, siyaset çarkına girmek
isteyenlerin ve bazen de kaybedenlerin vazgeçemediği yerlerdir başkentler…
Ülkemizin güzel başkenti ise son yıllarda gözle görülür değişikliklerle
gelenleri karşılamakta.
Yenilenen yollar, metrolar, büyük alışveriş merkezleri, alt-üst geçitleri.
Kısacası somut gelişmeler bunlar. Ancak -bana göre somut gelişmeler
yaşanması gereken doğal bir süreç- başkenti başkent yapan bir şeyler on
beş yıl öncesine göre daha az hissedilir olmuş Ankara'da.
İnsanların hayat içindeki koşturmacalarında yaşanan tempo artışı ya da
hayatı geleceğe endeksli yaşamak, bugünü kaçırmak anlamında başkente zarar
vermiş gibi.
Günde on iki saate yakın çalışma saatleriyle, bürokrasinin o ağır çarkı
arasında kalmış memuruyla, suya hasret Ankaralıların belki de geldiği bu
nokta yadsınmamalı.
Yine de... dedik ya başkent olmak farklı bir olgu. Başkentte somut dünyanın
soyut dünya ile buluşması, yani bu işe bir ruhun da eşlik etmesi şart.
İnsanları motive edecek küçük unsurlar bu soyut dünyayı hareket geçirmeye
yeter.
Son aylarda yorulmuş Ankara'ya biraz enerji takviyesi gerekli.
İnsanları laik-anti laik, liberal-devletçi, dinci-dinsiz, Türk-Kürt
ayrımına getirenlerin bu konuda harcadıkları çabayı Başkent'in kaybolmaya
yüz tutan somut dünyasının tekrar inşası konusunda çaba göstermeleri
acilen gereklidir.
Başkent demek sadece siyasetçilerin rantında olan bir yer demek değildir.
Dünyanın her yerinde yaşanan siyasi çekişmelerin er meydanı kabul edilen
başkentlere siyasetçilerin yüklediği farklı değerler ve olgular da vardır.
Bu anlamda başkentimize bu duyguların tekrar yüklenmesinde ilk sorumlu
olarak ilan ettiğim siyasetçileri, biraz daha estetik duygularla
Başkentimize sahip çıkmaya çalışıyorum.
Çünkü ben acısıyla tatlısıyla ülkemi ve Başkentimi çok seviyorum.
Sevgilerle
Volkan Altıntaş'ın Turizm Forumu'nda yayımlanan yazıları:
|