İklim Değişikliği ve Etkileri


Yaşar YEĞEN
KAÇED Başkanı
Proje Koordinatörü
0 (532) 713 03 39
info@yasaryegen.com

22.01.2007

Yaşar YEĞEN İKLİM DEĞİŞİKLİĞİ NEDİR?

Dünyanın atmosferi bir sera gibi çalışır. Güneşin yaydığı kısa dalga ışınlar atmosferden geçerek yeryüzüne ulaşır. Yeryüzü güneşten aldığı bu ışınların bir kısmını uzun dalga kızılötesi ışınlar olarak tekrar atmosfere geri yansıtır. Atmosfer neredeyse bütünüyle nitrojen ve oksijenden oluşur ve bu gazlar sıcak dalgasını tutmaz. Ancak atmosferdeki karbondioksit, metan, ozon ve nitrojen oksit gibi gazlar bu kızılötesi ışınların bir kısmını yakalar ve tutulan ışınlar atmosferin alt tabakalarını ısıtır. Bu ısınan havanın bir kısmı alçalarak yeryüzünü etkiler. Buna sera gazı etkisi deniyor.

Küresel ısınmaya yol açan sera gazları; esas olarak, fosil yakıtların yakılması (enerji ve çevrim), sanayi (enerji ilişkili ve kimyasal süreçler, çimento üretimi, vb. Gibi enerji dışı), ulaştırma (kara ve hava taşıtları, deniz taşımacılığı, vb. gibi), arazi kullanımı değişikliği, katı atık yönetimi ve tarımsal (enerji ilişkili ve anız yakma, çeltik ekimi, hayvancılık, gübreleme gibi enerji dışı) etkinliklerden kaynaklanmaktadır.

TARİHSEL SÜREÇ

İklim değişikliğinin risklerini anlama konusunda insanlık maalesef çok geç kaldı. Tüketilen fosil yakıtların, sera gazı salınımlarının iklimi değiştirdiği ilk olarak 1896 yılında İsveçli bilim adamlarınca rapor edilmiş, ancak bu rapor birçok bilim adamınca spekülatif olarak değerlendirilmiştir. 1930'larda Amerikalı amatör bir bilimci olan Callendar tarafından ısrarlı şekilde desteklenen rapor, 50'lerde Amerikalı bilim adamlarınca benimsenmeye başladı. Pentagon'un soğuk savaş döneminde okyanuslardaki Amerika donanmasının başarısı için ciddiye alınması ile ABD yönetimi konunun ayrıntılı şekilde araştırılması için fon ayırdı. Sonuçta 1961 yılında küresel iklim değişikliği ve her yıl artan küresel ısınma kanıtlandı ve 1967'de 21. yüzyıldaki sıcaklık artışlarının hızlanabileceği projeksiyonları yayınlandı. 1970'lere henüz bilim dünyasının kesin projeksiyonlara hazır olmadığı, ayrıntılarına girildikçe iklim mekanizmalarının bilinmezlerinin arttığı anlaşılarak bilgisayar ve uydu teknolojilerinden yararlanan güvenilir stratejilerin oluşturulmasına başlandı. 1988 yazının kayıtlara en sıcak yaz olarak geçişi ilgiyi artırdı. İlk olarak bir Japon araştırıcının saptadığı bazı sera gazlarının ozon tabakasını incelterek canlıları etkilediği ciddiye alınır oldu. 1972'de BM Stockholm İnsan Çevresi Konferansı' ile çevre duyarlılığının uluslararası örgütlenme ve ulusal etkinliklere yansıması süreci bir dizi uluslararası zirve, hükümetler arası toplantılar ve bilimsel işbirliğine yol açtı. 1988'de Hükümetler arası İklim Değişikliği Paneli'nin kurulması ile başlayan "Rio Zirvesi" ve "Kyoto Protokolu" ile süren, fakat maalesef 2005'te yürürlüğe girecek olan protokolün işlemesi bile iklim değişimini önlemedi. Çünkü yılda 3,5 milyon ton düzeyinde salınan karbon dioksit gazının atmosferdeki ömrü 100, metan gazının ise 40 yıldır. Protokol, salınımların sıfırlanmasını değil, 1990 yılı düzeyine indirilmesini öngörüyor. Ayrıca atmosferin üst tabakalarında çok küçük miktarlarda bulunan gazlardaki değişimlerin etkileri henüz NASA tarafından araştırılan ve 2007 IPCC Zirvesi'nde açıklanması için çaba gösterilen bir konu. Bu denli önemli bir konu, zirveler, gelişmeler, kararlar, medya, hatta bilimsel toplantılarda dahi irdelenmiyor. Örneğin yakın tarihlerdeki Johanesburg Zirvesi'ni izleyen Yeni Delhi, Aralık 2004'teki Boines Aires toplantıları, Kyoto Protokolu'na verdiği değeri vurgulayan AB'nin iklim değişikliği etkilerini azaltma karar, strateji ve planları ile 2004'teki başarılarının beklenen düzeyde olmadığı açıklaması pek ilgi çekmedi.

Türkiye'de sinsi şekilde gelişen kuraklaşma, erozyon, çölleşme, yaygın kirlenme, yüzey ve yeraltı su kaynaklarının azalması, kirlenmesi, mevsimsel değişimler, biyoçeşitlilikle ekosistem kaybı, fakirleşme ve göç kısırdöngüleri -ilgi çekmese de- sürüyor. Pentagon'un önümüzdeki 20 yılda iklim değişimi, kuraklaşma yaşanacağı yönündeki uyarı raporu ve 20. asırdaki iklimsel afetlerin 1 kat/10 yıl hızla şiddetlenerek sıklaştığı, 1987-2002 döneminde 1 trilyon olan zararın 2012'de 2,5 trilyon dolar'a ulaşacağı ve sigorta sektörünü çökerteceği, sosyo-ekonomik kaosa götüreceğini belirten UNEP raporuyla ilgilenmek gerekiyor.

Raporda sera gazlarının azaltılmasını, emilimini sağlayacak ekosistemlerin korunması, geliştirilmesi için gereken "Karbon ticareti" yatırımlarının 2020'ye kadar 4 trilyon dolar gerektirdiğine yer verilmiş, sonuçta politika, finans çevrelerinin hala risklerin bilincinde olmadığı, pasif kaldığından yakınılıyor.

TÜRKİYE'NİN GİRİŞİMLERİ VE BUGÜNKÜ DURUMU

Devlet Meteoroloji İşleri (DMİ) Genel Müdürlüğü'nün eşgüdümünde 1991 ve 1992 yıllarında gerçekleştirilen Rio Zirvesi'ne hazırlık çalışmalarında Türkiye'nin İDÇS'ye kendi koşullarını, özellikle gelişme düzeyini, kalkınma hedeflerini, tüketim modelini dikkate alarak taraf olması ve ülkelerin yükümlülüklerinin gelişmişlik düzeylerine, emisyon seviyelerine ve sorumluluklarına göre saptanması gerektiği belirtilmiştir (Türkeş ve arkadaşları, 1992). Yürürlükteki enerji politikası gereği, ulusal kaynakların özellikle yerli linyitlerin kullanılmakta olduğu ve gelişmiş ülkeler ile karşılaştırıldığında, enerji tüketiminin çağdaş yaşam düzeyi açısından yetersiz olduğu belirtilmiştir.

Ayrıca, daha az Karbondioksit (CO2) salan kaynaklara ve daha verimli yakma teknolojilerine yönelmek gerektiği, enerji tasarrufunun arttırılması ve araştırma-geliştirme çalışmalarına yer verilerek desteklenmesi gereği de vurgulanmıştır.

Tüm bu değerlendirmeler ve görüşler, Türkiye'nin Sözleşme'ye gelişme yolundaki ülkeler arasında taraf olma isteğinin doğru bir yaklaşım olduğunu ortaya koymuştur. Ancak İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi / Hükümetlerarası Görüşme Komitesi'nin Rio Zirvesi öncesi New York'ta yapılan (Mayıs 1992) 5. toplantısının 2. bölüm görüşmeleri sonucu olarak Türkiye Organization for Economic Cooperation and Development (OECD) ve pazar ekonomisine geçiş sürecindeki orta ve doğu Avrupa ülkeleriyle birlikte Ek I.e hem de OECD ülkeleri ile birlikte gelişmiş ülkeler grubuna dahil edilmiştir.

Sonuç olarak, Türkiye, sözleşmelerinin eklerinde gelişmiş ülkeler arasında değerlendirildiği için ve bu koşullar altında, özellikle enerji ilişkili CO2 ve öteki sera gazı salımlarını 2000 yılına kadar 1990 düzeyine indirme, gelişme yolundaki ülkelere mali ve teknolojik yardım v.b. konulardaki yükümlülüklerini yerine getiremeyeceği gerçeği karşısında, sözleşmeyi Rio'da imzalamamış ve bugüne kadar da taraf olmamıştır. Türkiye'nin bu tavrı, sözleşmenin özünü oluşturan ve gelişmiş ülkelere bırakılan sera gazı salımlarını azaltma yükümlülükleri açısından Türkiye'nin özelikle enerji ilişkili CO2 salımlarının ve projeksiyonlarının değerlendirmesiyle olasıdır.

Türkiye, Rio sonrasında 1992-1995 döneminde katıldığı hemen tüm İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi/ Hükümetlerarası Görüşme Komitesi toplantılarında ve sonraki İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi yardımcı organları ve taraflar konferansı toplantılarında, özellikle enerji ilişkili CO2 ve öteki sera gazı emisyonlarını 2000 yılına kadar 1990 düzeyinde tutmasının olanaksız olduğunu ve Sözleşme'nin eklerinden çıkarak ya da Berlin Konferansı'nda açıklandığı gibi, özel koşulları dikkate alınarak kendisine bazı kolaylıklar sağlanması koşuluyla Eklerde kalarak Sözleşme'ye taraf olabileceğini resmi olarak bildirmiştir.


Yaşar YEĞEN'İN önceki yazısı:




Sayfayı
Kopyala Yazdır Kaydet Kapat

www.turizmforumu.net
info@turizmforumu.net