www.turizmforumu.net



ÇAĞDAŞ DEMOKRASİ VE YURTTAŞLIK GÖREVİ

Zafer Cengiz
SHP Antalya İl Örgütü Yönetim Kurulu Üyesi
zafer@cengiz.gen.tr

06.06.2005

Gelişen ve değişen dünyamızda, bugün için demokrasi en genel kabul gören yönetim tarzı olarak benimsenmiş durumda. Halkın gerçek katılımı ile, seçimle yönetime gelen iktidarlar, Ülke yönetiminde oyunun kuralları çerçevesinde "hizmet yapma" çabası sergilemekte. Atatürk'ün uzak görüşlü liderliği ve sıra dışı önderliği sonucunda da Türkiye 82 yıldan bu yana Demokrasinin en gelişmiş tarzı olan Cumhuriyet ile yönetilmektedir. Fakat bugün hala yönetim tarzımızın ve ülke kalkınmamızın yeterli ve tutarlı olamayışı konusunda her yurttaşımızın ciddi huzursuzlukları süregelmektedir.

Genelde daha çok geleneksel alışkanlıklarımıza dayanan bu durumun nedenleri ve sonuçları olarak derinlemesine incelenmesi ile çok basit ve şaşırtıcı ipuçları ortaya çıkmaktadır. Bunları basite indirgeyerek özetlemek gerekirse;

è Devlete aşırı saygı ve güven ile "Her şeyi Devlet Baba'dan bekleriz"
è Devletin asli görevi, "Vatanı ve Halkı korumak ve kollamaktır"
è Körü körüne güvendiğimiz "Yöneticimizi eleştirmek ve denetlemek ayıptır"
è Bürokratik yönetim "Devletin görevli memurudur ve saygı gösterilmelidir"

Oysa artık zaman değişmiştir ve eski çamlar bardak olmuştur, biz ise Türk halkı olarak bunu idrak ederek, gerekli huy değişimine girememişizdir. Bugün artık her yönetim tarzı, hatalı ve hantal olduğu kanıtlanan "merkezden ve tek elden yönetim" modelini bırakmıştır. Gelişen çağımızdaki yeni tarz, yetki ve sorumlulukların bölgesel olarak dağıtıldığı, yerel inisiyatifin daha fazla ortaya çıktığı, insan unsuruna daha fazla önem verildiği, "Yerel ağırlıklı çoğulcu yönetim" modeli öne çıkmıştır.

Eskiden bireylerden Devlet için çalışması beklenirken, artık Devletin bireyler için çalışıyor olması gibi tamamen değişik bir tarzın gündeme geldiğinin farkında olmalıyız. Günümüzün kavram kargaşasının özünde bu değişimin sancıları yatmaktadır. Yeni yönetim tarzında her şeyin yerine oturması elbette biraz zaman alacaktır. Ancak bu sürecin hızla geçilmesinde her birey Vatandaşa da önemli görevler düşmektedir. Her çağdaş Türk vatandaşı, yeni bir anlayış ve görev bilinci ile hareket etmeye başladığında, bunun paralelinde doğal olarak toplumsal davranış gereken hız ve kalitede gelişecektir.

GÜNCEL DEMOKRASİDE ÇIPLAK GERÇEKLER

Demokrasi kurallarının üstünkörü bir şekilde ele alınarak uygulanması sonucunda, ortaya ucube bazı sonuçların çıkması elbette kaçınılmaz bir olgu. Yakın tarihimiz bu konuda yeterli örneklerle doludur. İktidarı eline geçiren kesimlerin Halk ve Demokrasi adına "dilediğince ve keyfi" tarzda uygulamalar yapmaya yeltenmesinin karşısında ulusal ordumuzun asli görevini bırakarak yine halk ve demokrasiyi bu durumdan kurtarmak için, tamamen demokrasiye ters düşen darbelere girmesi gibi "istenmeyen ve beklenmeyen" olayları yaşamış olan, hepimizin Türkiye'sidir.

Başlangıçta "Halk için - Halkla birlikte" prensibi ile yola çıkılarak nerelerden nereye gelinmiştir? Gerçek demokrasinin çarkları gereğince çalışmayınca, ortaya çıkan hengame ve kaos ortamları ile bu ülke çok zaman ve kan kaybetmiş haldedir. Ulu Önder'in tüm Dünyaya parmak ısırtacak düzeydeki başarıları ve eseri olan Türkiye Cumhuriyeti, 82 yıl boyunca hiç de hak etmediği bunalımlar içinde çok değerli zaman ve imkanlarını harcamış durumdadır. Peki, bu olaylar yaşanırken "Halkımız" nerededir?

Yakın tarihimizde yaşanan tüm olaylardaki "neden -sonuç" ilişkisinin en hassas unsuru halkımızın tutum ve davranışlarında yatmaktadır. Herkes onun için "bir şeyler" yapma çabasında, ama birey olarak Vatandaş ne yapıyor? Seçimden seçime oy vermekle göstermelik demokrasinin kendine düşen rolünü oynamış oluyor, ama sonra neler oluyor? Demokrasi oyununun seyircisi olarak tüm istenmeyen ve beklenmeyen sonuçlarına katlanmak zorunda kalarak bu oyunun zaman ve bedel faturası da yine ona kesiliyor. Bu kısır döngülerden kurtulmak da yine ve sadece Halkımızın elindedir.

OYUNUN KURALLARI ARTIK DEĞİŞİYOR

Son yıllarda giderek artan bir tempoda, değişimin göstergeleri iyice su yüzüne çıkmakta ve somut örnekleri oluşmaktadır. Yıllardır değişim karşısında Devlet otoriteleri, her fırsatta "Artık her şeyi devletten beklemeyin", "Bürokrasi basitlenecek ve küçülecek", "Sivil toplum kuruluşları daha fazla etkinlik kazanmalı" şeklinde beyanlarda bulunuyor. Daha da önemlisi, son kesitte içine girilen "Avrupa Birliği Üyeliği" herkesçe kabul edilen şekliyle hızlı bir çağdaşlaşma, demokratikleşme ve medeniyet projesi değil mi? Yani, içine düştüğümüz dar boğazlar ve kısır döngülerden kurtulabilmek için, eski zihniyetlerin ve toplumsal huyların etkin bir şekilde değişmesi yönünde, taze birtakım çabalar aktif gündemdedir.

AB'ye uyum çalışmalarında son kesitte çıkarılan Yasalar ve vazgeçilen tutum ve tavırlar bile bu değişimin çarpıcı örneklerini oluşturmakta. Elbette temel amaç AB'ye girmek değil, çağdaş uygarlık ve demokrasinin gereklerine uygun kabuk değiştirmektir, zira bu durum gerçekleştiğinde, halk gerçek rolünü daha etkin bir şekilde üstlenebilecektir. Ancak bu durumu anlamayan ve sindiremeyen, veya kabullenemeyen unsurlar da sürekli olarak Halkın kafasını karıştıracak senaryolar üretmekteler. Geçmişten de dersler çıkararak yaşanan bu kısır döngülerden kurtulmak görevi ise yine doğrudan Türk vatandaşlarına düşmektedir.

Peki eksik olan nedir? Demokrasi çarkları arasında ezilen ve sürekli olarak oyun dışı kalmaktan yorulmuş ve yılmış olan bireylerin yapmaları gereken nedir? Neden böyle oluyor ve sonuçları kitleler lehine çevirmek için nelerin değişmesi gerekir? Bu türden kritik sorulara elbette çok çeşitli ve ayrıntılı cevaplar verilebilir, kitaplar yazılır. Ancak yalın bir çıkar yol gösterebilmek için biz burada basit bir "doğal ilaç reçetesi" vermekle yetinmek durumundayız.

Günümüzde halkın, bireyler olarak demokrasiye sahip çıkması için yapabilecekleri;

è Olayları daha yakından anlayabilmek için yaygın "okumak" ve "yorumlamak"
è Siyaset hayatını daha yakından ve olabildiğince gerçekçi açıdan takip etmek
è Dünya çapındaki hızlı zihniyet değişimi ve bunun sonuçlarını idrak etmek
è Her bireyin kendi yapısına uygun "Sivil Toplum Kuruluşları"na geniş katılımı
è Fikirler ve ürünler üreterek gelişime uygun faydaların sağlanmasına katkı vermesi
è Çağdaş ve üretken bir "Bilgi Toplumu" olabilmek yönünde bilinçli adımlar atılması

Katılımcı Demokrasinin gereklerine uyulmaz ise kuşkusuz biçimde ortaya çıkan göstermelik demokrasinin sonuçlarına katlanmak istemeyen her bireyin, birer birer uyanarak üstlenmesi gereken roller var. Her birey, bu durumun bilinci içinde hareket ederek elinden geldiğince ve dilediğince üstlenebileceği rolü gereğince yerine getirebildiği sürece, ortaya bambaşka bir tablo çıkması kaçınılmazdır. Eski alışkanlıkları bir tarafa bırakarak ve değişen şartlara bir an önce ayak uydurarak çağın gereklerine uygun hareket etmenin artık tam zamanıdır.

Bu sürece her bireyin katılımı arttıkça, "Kamuoyu"nun bilinçli gücü artacak, mevcut şartlar da değişerek yerine oturacaktır. Denetimden kaçan politikacının dokunulmazlığı kalkacak, magazin gazeteciliğinde ve iş takipçiliğinde boğulan basınımız gerçek görevlerini hatırlayacak, halkın bilinçli denetimini hisseden bürokratların vurdumduymaz ve istismarcı huyları değişecektir. Bu türden değişimlerin yoğun olarak gerçekleşmesiyle de sosyal ve ekonomik hayatta yükselecek olan huzur ve güven ortamı ile, birçok konu doğal olarak Halkın yaygın çıkarlarına uygun hızlı dönüşümlere uğramasına yol açacaktır.

İşte, gerçek demokrasiden beklenen de budur. "Halk için - Halka rağmen" yapılan tüm uygulamaların bu süreç içinde "Halkla birlikte" haline dönüştüğü zaman, her şeyin bambaşka bir duruma dönüştüğünü, hayatın daha yaşanabilir hale geldiğini ve geleceğe daha ümitle bakabildiğimizi görebileceğiz. gerçek demokrasinin halkın gerçek katılımı sayesinde işlerliğe kavuşması ile birlikte tek lidere bağımlı tabela partilerinde de Halkın temsilcisi gerçek delegeler sayesinde siyasal partiler içinde de demokrasinin gerekleri yerine gelebilecek, ister muhalefette ve ister iktidarda olsun, siyaset tabana dayalı olarak ve Halkın inisiyatifinde sürdürülebilecektir.

EKSİK KALAN - GERÇEK HALK KATILIMIDIR

Çağdaş demokraside muhalefet görevi, iktidar kadar önemli olarak hizmet vermek durumundadır. Toplumun değişik kesimlerinin sesinin ve isteklerinin Meclis'e taşınması sayesinde hem çoğulcu temsil hakkı, hem de iktidarın uygulamalarının denetlenmesi imkanı doğmaktadır. Bugüne kadar göstermelik olarak mevcut olan bu imkanların kullanılmaması nedeniyle iktidarlar ortalığı boş bularak dilediklerince keyfi yönetim sürdürüyor, siyasi partiler de derebeylik usulü ile nesilden nesile yönetilebiliyordu. Ancak parti delegelerinden başlayarak işletilecek gerçek katılım ve seçim ortamı sayesinde, eski alışkanlıkların bilinçli ve katılımcı bir Halkın gözü önünde sürdürülebilmesi mümkün değildir.

Bugün için benimsenmiş ve kabullenilmiş olan "geleneksel liderlik" kavramı yerine, "Demokratik Liderlik" kavramı geldiği zaman, miyadını dolduran hiçbir liderin koltuk işgali söz konusu olamaz. Bu yüzden, Demokrasinin Ankara Merkeziyetçiliğinden kurtarılarak, Mahallelerden İl Örgütüne ve İllerden Ankara'ya doğru çalışarak gerçek yönünü ve benliğini bulması gerekmektedir. Ancak bu şekilde, Anadolu'nun kendi şahsiyetini kazanması ve yerel Demokratik mekanizmalarını uygulayarak, kendine güvenli bir şekilde Politika yapması ve gerçek üretime katkı verebilmesi mümkündür.

Hızla değişen ve gelişen çağımızda, tüm dünyanın örnek olarak kabul ettiği "Batı Tipi Demokrasiler"de de elbette tek tip uygulama modeli yok. Ancak demokrasilerin gücünü halktan alabildiği ölçüde güçlendiği de temel bir kuraldır. Türkiye Cumhuriyeti'nin bunca yıldır bocalayarak kaybettiği zaman ve gücün geriye kazanılması için gerekli olan, Halkın bilinçli katılım sürecini yerine getirebilmesidir. Her vatandaşımız, çağdaş demokrasinin bu basit gereğini yerine getirerek "Titreyerek Kendine Dönme" ödevini yapacak güçtedir.

DEMOKRASİDE HALK KATILIMI SÜRECİ

Demokraside temel prensip, "halkın seçtiği temsilcilerden oluşan yönetim tarzlarının bütünü ile ülke yönetiminin oluşturulması" şeklinde bir işlerlik getiriyor. Çeşitli düzey ve fonksiyondaki roller için gerekli aktörlerin adaylar arasından ve Halk tarafından seçilmesi amaçlanıyor. Sonuçta da doğal olarak kamuoyunun genel istek ve tercihleri doğrultusunda bir yönetimin iş başına gelmesi beklentisi mevcut.

Fakat işleyişte, bu mekanizma pek de ideal şartlarda çalışmıyor, çoğunlukla da "hayal kırıklıkları" ile sona eriyor. "Neye niyet - Neye kısmet" misali devreye giren birçok etkenin rol oynamasıyla Demokrasi çarpılıyor, sulanıyor ve bulanıyor. Bu durumun başlıca nedenlerini basit bir analiz ile gözden geçirmekte ve özetlemekte yarar var.

Basit olarak, Demokrasiyi Çarpıtan Temel Etkenler;
è Halkın "eksik" katılımı ve siyasete karşı duyarsızlığı ile ortamın tutarsızlaşması
è Anayasa Düzeni, yürürlükteki kanunlar ve seçim sistemi kuralları
è Ülke içi şartlar (gelenekler, inançlar, v.b.)
è Ülke dışı şartlar (Emperyalizm, Globalleşme, v.b.)

Diğer Etkenleri ve ayrıntıları konumuz gereği dışarıda bırakarak burada üzerinde duracağımız unsur "Halk katılımı" faktörünü irdelemek olacak. Demokrasinin "dayanağı" olan, uğruna yola çıktığı ve sonuçta ideal olarak çıkarlarını gözettiği "Halk"ın çarkların işleyişindeki rolü ne durumda? Demokratik işleyişte halk çıkarları neden sürekli kulakarkası edilebiliyor? Bu durumun açıklığa kavuşturulması ve soruların "neden-sonuç" ilişkileri kurularak cevaplanması ihtiyacı yok mu? Bunlara bağlı olarak elden geldiğince randımanın yükseltilmesi için hataların düzeltilmesi gerekmez mi?

SİYASETTE YAŞANAN ÇIPLAK GERÇEKLER



İşte, Demokrasimizin gerçek tabanı olan halkımızın, bu durumu sadece anlamaktan öte, idrak ederek kendi çıkarları doğrultusunda ciddi tavırlar alması ve sorunların giderilmesi için gerekli eylemlere girmesi, bu nedenle çok hassastır. Burada altını çizmek gereken önemli noktalar ve yakın tarihimizde yaşanarak tekrarlanan bazı gerçeklikler var.

Dile getirdiğimiz konular elbette yeni değil, hatta her dönemde ve kesitte, her vesile ile gündeme getirilmiş olan, müzmin demokrasi hastalıklarıdır. Buradaki amacımız, durumun basit bir çerçevesini oluşturarak çarkların yanlış işlerliğinde Halkın yerini ve rolünü belirlemek "neden-sonuç" ilişkileri ile çözüm yollarını irdeleyebilmektir. Bir yandan yıllar ve nesiller boyunca, nurlu ufuklardaki "ekonomik kalkınma" uğruna "kemer sıkma" özverilerinde bulunan çilekeş halkımız, diğer yandan uyanık ve kestirme çözümler ile "kısa yoldan köşe dönme" modelleri ile avutulmuş, şaşkına dönmüştür.

Demokrasimizin "sürekli tekrarlanan" sorunları bir türlü aşılamamaktadır, Zira;

è Ya "Demokratik Haklar" Halkımıza umulmayan şekillerde hazır sunulmuştur (Örnek: Cumhuriyet, Sendikal Haklar, Kadın Hakları, v.b)
è Ya "Siyasi İktidarlar" tarafından İstismar edilerek bazı Haklar ertelenmiştir (Örnek: Toprak Reformu, Gelir Dağılımı Adaleti, v.b)
è Ya da, Halkın Duygu ve İnançlarını kullanan Siyasiler tarafından oyalanarak ertelenmiştir (Örnek: Sosyal Reformlar, Seçim Kanunu, Vergi Kanunu, v.b.)

Halkımız, Cumhuriyet'ten bu yana 80 Yıldır her Genel Seçimde, kendisini TBMM'de temsil edecek Milletvekilini, bir şekilde seçerek görevlendirmektedir. Bu uzun sürelerde yaşanan "Politik Süreçler"e, Siyasi Partilerin temsil durumları ve oluşan Hükümetlerin Meclis çoğunlukları gibi unsurları göz önüne aldığımızda, ortaya çarpıcı bir gerçek çıkıyor.Pek az dönemdeki Hükümetler, sağlam bir Milletvekili sayısı ve/veya Genel oy oranına dayalı olarak, "istikrarlı" olabilmiştir.

Buna paralel şekilde, Demokrasinin tamamlayıcı ve vazgeçilmez unsurları olan Siyasi Partiler, Dernekler, Sendikalar ve tüm Demokratik Kitle ve Sivil Toplum Örgütlerinde, istenen ve beklenen gelişmelerin sağlanamadığı da bir gerçektir. Bunların, öncelikle Üye Sayılarında olağan dışı düşüklüklerin olması dışında, Üyelerin aktif olarak katılım oranları da, bir başka yara durumundadır.

Siyasi Partilerimizin Üye Sayılarına bir göz atmak, bu durumun boyutlarını sergilemeye yeterlidir. Yasal zorunluluk ile Üye kaydeden Mesleki Odalar dışında, pek az DKÖ'de beklenen Üye sayısı olsa gerektir. Özellikle de, "Halk Evleri" ve "Ahi'lik" modeline dayalı esnaf kuruluşları gibi eski, kültürel ve geleneksel yapımıza çok uygun ve fonksiyonel olan Sivil Toplum Kurumları, artık adeta unutulmuş ve gözden uzak, gönülden ırak durumdadır.

KATILIM SÜRECİNDE MODEL İKİLEMİ

siyaset ve sivil toplum kuruluşları vasıtası ile "yönetime katılım" sürecinde, halkımızın doğrudan ilişkisini ve rolünü açıkça anlatmak üzere, basit bir model yaklaşımı ile durumu sergileyebiliriz;

"Daralan Döngü" Modeli: Katılım oranı ve sayısı içe doğru azalarak Daralmaktadır…

è Halk demokratik kurumlara "ilgi" göstermiyor ve katılmıyor…
è Var olan "az ve dönemsel" ilgisi siyaset içinde boğuluyor ve istismar ediliyor…
è Bunun sonucu olarak halk geniş çapta Hayal kırıklığına uğruyor ve küskünlük duyuyor…
è Siyasete ve demokrasiye güvenmiyor & inanmıyor & katılmıyor…
è Kısır döngü ile tekrar sürecin başına dönülüyor…

"Gelişen Döngü" Modeli: Katılım oranı ve sayısı dışa doğru çoğalarak Gelişmektedir…
è Halk demokratik kurumlara ilgi gösteriyor ve katılıyor…
è Katılımlar ile demokratik kurumlar güçleniyor ve gelişiyorlar & randıman artıyor…
è Bunun sonucu olarak halk geniş çapta yarar görüyor ve heyecan duyuyor…
è Siyasete ve demokrasiye güveniyor & inanıyor & katılıyor…
è Üretken Döngü ile tekrar sürecin başına dönülüyor…

İşte, gerçek hayatta yaşanan çok yönlü ve karmaşık, ayrıntılı olayların birleşerek oluşturduğu "süreçler" ve "sonuçlar" ilişkisinin özünde yatan sosyal psikolojinin özeti böylesi bir işleyiş. Konunun uzmanı olan toplum bilimciler, sosyologlar ve psikologlar, bu olgunun ayrıntılarını elbette daha derinlemesine analiz ederek çok şey söyleyebilirler. Kütüphaneler dolusu kitap da yazılabilir ve zaten bunlar yapılmaktadır.

Ama okuyan var mı? Düşünen, yorumlayan ve hayata uygulama çabasına girebilen bir avuç iyi niyetli insan ne ölçüde sesini duyurabiliyor ve etkili olabiliyor? Dahası, özünde teoriyi pratiğe döndürme sanatkarlığı olan Siyasetçilerimiz bu konularda ne kadar etkili ve başarılı? Hele bir de işin içine "ufak hesaplar" ve "kişisel çıkarlar" ile "kolaycılık" unsurları karışıverince toplum ve ulus kavramları bir köşeye itilerek ortaya anarşik bir yağmacılık düzeni çıkması doğal değil midir? Hakkına, Hukukuna sahip çıkma ortamı bulamayan halkımızın kolayca avutulması, hatta unutulması için yeterli ve tutarlı ortamlar yine aynı halkın gözü önünde yaşanmaktadır. Bunlara eskiden "politika cambazlığı" deyişi yakıştırılırdı. Fakat artık "geçerli meslek" haline geldiğinden midir ki yadırgayamıyoruz.

KISIR DÖNGÜLER HALK KATILIMI İLE KIRILIR

Demokrasinin temel gereği "Halkın gerçek katılımı"dır ve Türkiye Cumhuriyeti'nin çıkmazı da ancak bu sürecin aşılması ile son bulabilecektir. Bu işlevin gerçekleşme derecesi de doğrudan yürürlükteki Demokrasinin teorik ve/veya pratik kalitesini, randımanını ortaya koymaktadır. Yani, şematik bir anlatımla "ETKİN KATILIMèSAĞLAM DEMOKRASİ" ve "GENİŞ KATILIMèYAYGIN DEMOKRASİ"ye yol açacağından hareketle birleşik halinde de "ETKİN&GENİŞ KATILIMèÇAĞDAŞ DEMOKRASİ" gibi etkileşimli ve doğru ilişkili bir "neden-sonuç" ortaya koymaktadır.

Söz konusu basit ve temel ihtiyacın karşılanmasında tek çare de vatandaşlarımızın Demokratik işlerliğe yaygın ve istekli katılımlarını sağlamak üzere zemin hazırlamak ve işe bir noktasından başlayarak yola çıkabilmektir. Böylesi bir çözüm üretildiği, uygulama zemini hazırlandığında da Halkımızı harekete geçirerek Katılım sorununun aşılamaması için, Aristo Mantığı ile geriye iki neden kalabilir. Ya basiretsiz aydınlar bunu halkımıza gereğince anlatamazlar, ya da halkımızın buna sahip çıkamaması gibi imkansızca ve ancak Aziz Nesin'lik olabilecek fenomenler yaşanabilir.

Zira, T.C. vatandaşları 82 Yıllık "Genç Cumhuriyetimiz"de yeterince Demokrasi dersleri almış ve geleneksel Feodal ilişkilerden giderek soyutlanmış yapısı ile "Olgunlaşma" sürecinde epeyce yol alınmıştır. Bu yapı ve potansiyeldeki bir ulus-devletin "Çağdaş Demokrasi" elbisesi giyerek Batı'ya parmak ısırtabilecek ve 3. Dünya'ya Örnek olabilecek "Özgün" bir Sosyal, ekonomik ve siyasal yapıya oturabilmesi için, artık türkiye'nin her türlü olanakları ve birikimi oluşmuştur.

Gelişen ve değişen dünya şartlarında, demokrasi ve siyaset mekanizmalarında ortaya çıkan her tür "kısır döngü"den arınmak ve kaybedilen zamanı geriye kazanabilmek daha da kolaylaşmakta. Basite indirgendiğinde gözüken odur ki Türk halkının karşısında iki seçenek bulunmaktadır:

A) Katılımcı Demokrasiye sahip çıkmak,

B) Sıra dışı yeni bir liderin tekrar mucizeler yaratmasını beklemek.

Gönül ister ki her iki seçeneği de birlikte yaşayabilelim. Zira Anadolu ve çilekeş Halkı, bunu fazlası ile Hak Etmektedir. Fakat, bir başka gerçek de her ferdin özgür iradesiyle kendi yazgısına yön verebilmesi kabiliyetidir. İnsan unsuru, her yönüyle buna donanımlıdır. Bu böyle olunca da geriye akl-ıselimimize, kendimize inanarak, özgüvenimizi geriye kazanarak birbirimize güvenerek ve dayanışarak önce okumak, çalışmak sonra da öğrenerek gereğini yapmak kalmıyor mu? Ne dersiniz?

şafakTurizm&Danışmanlık http://www.safakturizm.com
Sayfayı
Yazdır Kaydet
kapat


www.turizmforumu.net
info@turizmforumu.net