ÇAĞDAŞ DEMOKRASİ VE YURTTAŞLIK GÖREVİ
Zafer Cengiz
SHP Antalya İl Örgütü Yönetim Kurulu Üyesi
zafer@cengiz.gen.tr
06.06.2005
Gelişen ve değişen dünyamızda, bugün için demokrasi en genel kabul gören
yönetim tarzı olarak benimsenmiş durumda. Halkın gerçek katılımı ile,
seçimle yönetime gelen iktidarlar, Ülke yönetiminde oyunun kuralları
çerçevesinde "hizmet yapma" çabası sergilemekte. Atatürk'ün uzak görüşlü
liderliği ve sıra dışı önderliği sonucunda da Türkiye 82 yıldan bu yana
Demokrasinin en gelişmiş tarzı olan Cumhuriyet ile yönetilmektedir.
Fakat bugün hala yönetim tarzımızın ve ülke kalkınmamızın yeterli ve
tutarlı olamayışı konusunda her yurttaşımızın ciddi huzursuzlukları
süregelmektedir.
Genelde daha çok geleneksel alışkanlıklarımıza dayanan bu durumun
nedenleri ve sonuçları olarak derinlemesine incelenmesi ile çok basit ve
şaşırtıcı ipuçları ortaya çıkmaktadır. Bunları basite indirgeyerek özetlemek
gerekirse;
è Devlete aşırı saygı ve güven ile "Her şeyi Devlet Baba'dan bekleriz"
è Devletin asli görevi, "Vatanı ve Halkı korumak ve kollamaktır"
è Körü körüne güvendiğimiz "Yöneticimizi eleştirmek ve denetlemek
ayıptır"
è Bürokratik yönetim "Devletin görevli memurudur ve saygı
gösterilmelidir"
Oysa artık zaman değişmiştir ve eski çamlar bardak olmuştur, biz
ise Türk halkı olarak bunu idrak ederek, gerekli huy değişimine
girememişizdir. Bugün artık her yönetim tarzı, hatalı ve hantal olduğu
kanıtlanan "merkezden ve tek elden yönetim" modelini bırakmıştır.
Gelişen çağımızdaki yeni tarz, yetki ve sorumlulukların bölgesel olarak
dağıtıldığı, yerel inisiyatifin daha fazla ortaya çıktığı, insan unsuruna
daha fazla önem verildiği, "Yerel ağırlıklı çoğulcu yönetim" modeli öne
çıkmıştır.
Eskiden bireylerden Devlet için çalışması beklenirken, artık
Devletin bireyler için çalışıyor olması gibi tamamen değişik bir tarzın
gündeme geldiğinin farkında olmalıyız. Günümüzün kavram kargaşasının
özünde bu değişimin sancıları yatmaktadır. Yeni yönetim tarzında her
şeyin yerine oturması elbette biraz zaman alacaktır. Ancak bu sürecin
hızla geçilmesinde her birey Vatandaşa da önemli görevler düşmektedir.
Her çağdaş Türk vatandaşı, yeni bir anlayış ve görev bilinci ile hareket
etmeye başladığında, bunun paralelinde doğal olarak toplumsal davranış
gereken hız ve kalitede gelişecektir.
GÜNCEL DEMOKRASİDE ÇIPLAK GERÇEKLER
Demokrasi kurallarının üstünkörü bir şekilde ele alınarak uygulanması
sonucunda, ortaya ucube bazı sonuçların çıkması elbette kaçınılmaz bir
olgu. Yakın tarihimiz bu konuda yeterli örneklerle doludur. İktidarı
eline geçiren kesimlerin Halk ve Demokrasi adına "dilediğince ve keyfi"
tarzda uygulamalar yapmaya yeltenmesinin karşısında ulusal ordumuzun
asli görevini bırakarak yine halk ve demokrasiyi bu durumdan kurtarmak
için, tamamen demokrasiye ters düşen darbelere girmesi gibi "istenmeyen
ve beklenmeyen" olayları yaşamış olan, hepimizin Türkiye'sidir.
Başlangıçta "Halk için - Halkla birlikte" prensibi ile yola
çıkılarak nerelerden nereye gelinmiştir? Gerçek demokrasinin çarkları
gereğince çalışmayınca, ortaya çıkan hengame ve kaos ortamları ile bu
ülke çok zaman ve kan kaybetmiş haldedir. Ulu Önder'in tüm Dünyaya
parmak ısırtacak düzeydeki başarıları ve eseri olan Türkiye Cumhuriyeti,
82 yıl boyunca hiç de hak etmediği bunalımlar içinde çok değerli zaman ve
imkanlarını harcamış durumdadır. Peki, bu olaylar yaşanırken
"Halkımız" nerededir?
Yakın tarihimizde yaşanan tüm olaylardaki "neden -sonuç"
ilişkisinin en hassas unsuru halkımızın tutum ve davranışlarında
yatmaktadır. Herkes onun için "bir şeyler" yapma çabasında, ama birey
olarak Vatandaş ne yapıyor? Seçimden seçime oy vermekle göstermelik
demokrasinin kendine düşen rolünü oynamış oluyor, ama sonra neler
oluyor? Demokrasi oyununun seyircisi olarak tüm istenmeyen ve
beklenmeyen sonuçlarına katlanmak zorunda kalarak bu oyunun zaman ve
bedel faturası da yine ona kesiliyor. Bu kısır döngülerden kurtulmak da
yine ve sadece Halkımızın elindedir.
OYUNUN KURALLARI ARTIK DEĞİŞİYOR
Son yıllarda giderek artan bir tempoda, değişimin göstergeleri iyice su
yüzüne çıkmakta ve somut örnekleri oluşmaktadır. Yıllardır değişim
karşısında Devlet otoriteleri, her fırsatta "Artık her şeyi devletten
beklemeyin", "Bürokrasi basitlenecek ve küçülecek", "Sivil toplum
kuruluşları daha fazla etkinlik kazanmalı" şeklinde beyanlarda bulunuyor.
Daha da önemlisi, son kesitte içine girilen "Avrupa Birliği Üyeliği"
herkesçe kabul edilen şekliyle hızlı bir çağdaşlaşma, demokratikleşme ve
medeniyet projesi değil mi? Yani, içine düştüğümüz dar boğazlar ve kısır
döngülerden kurtulabilmek için, eski zihniyetlerin ve toplumsal huyların
etkin bir şekilde değişmesi yönünde, taze birtakım çabalar aktif
gündemdedir.
AB'ye uyum çalışmalarında son kesitte çıkarılan Yasalar ve
vazgeçilen tutum ve tavırlar bile bu değişimin çarpıcı örneklerini
oluşturmakta. Elbette temel amaç AB'ye girmek değil, çağdaş uygarlık ve
demokrasinin gereklerine uygun kabuk değiştirmektir, zira bu durum
gerçekleştiğinde, halk gerçek rolünü daha etkin bir şekilde
üstlenebilecektir. Ancak bu durumu anlamayan ve sindiremeyen, veya
kabullenemeyen unsurlar da sürekli olarak Halkın kafasını karıştıracak
senaryolar üretmekteler. Geçmişten de dersler çıkararak yaşanan bu kısır
döngülerden kurtulmak görevi ise yine doğrudan Türk vatandaşlarına
düşmektedir.
Peki eksik olan nedir? Demokrasi çarkları arasında ezilen ve
sürekli olarak oyun dışı kalmaktan yorulmuş ve yılmış olan bireylerin
yapmaları gereken nedir? Neden böyle oluyor ve sonuçları kitleler lehine
çevirmek için nelerin değişmesi gerekir? Bu türden kritik sorulara
elbette çok çeşitli ve ayrıntılı cevaplar verilebilir, kitaplar yazılır.
Ancak yalın bir çıkar yol gösterebilmek için biz burada basit bir "doğal
ilaç reçetesi" vermekle yetinmek durumundayız.
Günümüzde halkın, bireyler olarak demokrasiye sahip çıkması için
yapabilecekleri;
è Olayları daha yakından anlayabilmek için yaygın "okumak" ve
"yorumlamak"
è Siyaset hayatını daha yakından ve olabildiğince gerçekçi açıdan
takip etmek
è Dünya çapındaki hızlı zihniyet değişimi ve bunun sonuçlarını
idrak etmek
è Her bireyin kendi yapısına uygun "Sivil Toplum Kuruluşları"na
geniş katılımı
è Fikirler ve ürünler üreterek gelişime uygun faydaların
sağlanmasına katkı vermesi
è Çağdaş ve üretken bir "Bilgi Toplumu" olabilmek yönünde
bilinçli adımlar atılması
Katılımcı Demokrasinin gereklerine uyulmaz ise kuşkusuz biçimde
ortaya çıkan göstermelik demokrasinin sonuçlarına katlanmak istemeyen her
bireyin, birer birer uyanarak üstlenmesi gereken roller var. Her birey,
bu durumun bilinci içinde hareket ederek elinden geldiğince ve
dilediğince üstlenebileceği rolü gereğince yerine getirebildiği sürece,
ortaya bambaşka bir tablo çıkması kaçınılmazdır. Eski alışkanlıkları bir
tarafa bırakarak ve değişen şartlara bir an önce ayak uydurarak çağın
gereklerine uygun hareket etmenin artık tam zamanıdır.
Bu sürece her bireyin katılımı arttıkça, "Kamuoyu"nun bilinçli
gücü artacak, mevcut şartlar da değişerek yerine oturacaktır.
Denetimden kaçan politikacının dokunulmazlığı kalkacak, magazin
gazeteciliğinde ve iş takipçiliğinde boğulan basınımız gerçek görevlerini
hatırlayacak, halkın bilinçli denetimini hisseden bürokratların
vurdumduymaz ve istismarcı huyları değişecektir. Bu türden değişimlerin
yoğun olarak gerçekleşmesiyle de sosyal ve ekonomik hayatta yükselecek
olan huzur ve güven ortamı ile, birçok konu doğal olarak Halkın yaygın
çıkarlarına uygun hızlı dönüşümlere uğramasına yol açacaktır.
İşte, gerçek demokrasiden beklenen de budur. "Halk için - Halka
rağmen" yapılan tüm uygulamaların bu süreç içinde "Halkla birlikte"
haline dönüştüğü zaman, her şeyin bambaşka bir duruma dönüştüğünü,
hayatın daha yaşanabilir hale geldiğini ve geleceğe daha ümitle
bakabildiğimizi görebileceğiz. gerçek demokrasinin halkın gerçek
katılımı sayesinde işlerliğe kavuşması ile birlikte tek lidere bağımlı
tabela partilerinde de Halkın temsilcisi gerçek delegeler sayesinde
siyasal partiler içinde de demokrasinin gerekleri yerine gelebilecek,
ister muhalefette ve ister iktidarda olsun, siyaset tabana dayalı olarak
ve Halkın inisiyatifinde sürdürülebilecektir.
EKSİK KALAN - GERÇEK HALK KATILIMIDIR
Çağdaş demokraside muhalefet görevi, iktidar kadar önemli olarak hizmet
vermek durumundadır. Toplumun değişik kesimlerinin sesinin ve
isteklerinin Meclis'e taşınması sayesinde hem çoğulcu temsil hakkı, hem
de iktidarın uygulamalarının denetlenmesi imkanı doğmaktadır. Bugüne
kadar göstermelik olarak mevcut olan bu imkanların kullanılmaması
nedeniyle iktidarlar ortalığı boş bularak dilediklerince keyfi yönetim
sürdürüyor, siyasi partiler de derebeylik usulü ile nesilden nesile
yönetilebiliyordu. Ancak parti delegelerinden başlayarak işletilecek
gerçek katılım ve seçim ortamı sayesinde, eski alışkanlıkların bilinçli
ve katılımcı bir Halkın gözü önünde sürdürülebilmesi mümkün değildir.
Bugün için benimsenmiş ve kabullenilmiş olan "geleneksel liderlik" kavramı yerine, "Demokratik Liderlik" kavramı geldiği zaman, miyadını dolduran hiçbir liderin koltuk işgali söz konusu olamaz. Bu yüzden, Demokrasinin Ankara Merkeziyetçiliğinden kurtarılarak, Mahallelerden İl Örgütüne ve İllerden Ankara'ya doğru çalışarak gerçek yönünü ve benliğini bulması gerekmektedir. Ancak bu şekilde, Anadolu'nun kendi şahsiyetini kazanması ve yerel Demokratik mekanizmalarını uygulayarak, kendine güvenli bir şekilde Politika yapması ve gerçek üretime katkı verebilmesi mümkündür.
Hızla değişen ve gelişen çağımızda, tüm dünyanın örnek olarak
kabul ettiği "Batı Tipi Demokrasiler"de de elbette tek tip uygulama
modeli yok. Ancak demokrasilerin gücünü halktan alabildiği ölçüde
güçlendiği de temel bir kuraldır. Türkiye Cumhuriyeti'nin bunca yıldır
bocalayarak kaybettiği zaman ve gücün geriye kazanılması için gerekli
olan, Halkın bilinçli katılım sürecini yerine getirebilmesidir. Her
vatandaşımız, çağdaş demokrasinin bu basit gereğini yerine getirerek
"Titreyerek Kendine Dönme" ödevini yapacak güçtedir.
DEMOKRASİDE HALK KATILIMI SÜRECİ
Demokraside temel prensip, "halkın seçtiği temsilcilerden oluşan yönetim
tarzlarının bütünü ile ülke yönetiminin oluşturulması" şeklinde bir
işlerlik getiriyor. Çeşitli düzey ve fonksiyondaki roller için gerekli
aktörlerin adaylar arasından ve Halk tarafından seçilmesi amaçlanıyor.
Sonuçta da doğal olarak kamuoyunun genel istek ve tercihleri
doğrultusunda bir yönetimin iş başına gelmesi beklentisi mevcut.
Fakat işleyişte, bu mekanizma pek de ideal şartlarda çalışmıyor,
çoğunlukla da "hayal kırıklıkları" ile sona eriyor. "Neye niyet - Neye
kısmet" misali devreye giren birçok etkenin rol oynamasıyla
Demokrasi çarpılıyor, sulanıyor ve bulanıyor. Bu durumun başlıca
nedenlerini basit bir analiz ile gözden geçirmekte ve özetlemekte yarar
var.
Basit olarak, Demokrasiyi Çarpıtan Temel Etkenler;
è Halkın "eksik" katılımı ve siyasete karşı duyarsızlığı ile
ortamın tutarsızlaşması
è Anayasa Düzeni, yürürlükteki kanunlar ve seçim sistemi
kuralları
è Ülke içi şartlar (gelenekler, inançlar, v.b.)
è Ülke dışı şartlar (Emperyalizm, Globalleşme, v.b.)
Diğer Etkenleri ve ayrıntıları konumuz gereği dışarıda
bırakarak burada üzerinde duracağımız unsur "Halk katılımı" faktörünü
irdelemek olacak. Demokrasinin "dayanağı" olan, uğruna yola çıktığı ve
sonuçta ideal olarak çıkarlarını gözettiği "Halk"ın çarkların
işleyişindeki rolü ne durumda? Demokratik işleyişte halk çıkarları neden
sürekli kulakarkası edilebiliyor? Bu durumun açıklığa kavuşturulması ve
soruların "neden-sonuç" ilişkileri kurularak cevaplanması ihtiyacı
yok mu? Bunlara bağlı olarak elden geldiğince randımanın yükseltilmesi
için hataların düzeltilmesi gerekmez mi?
SİYASETTE YAŞANAN ÇIPLAK GERÇEKLER
İşte, Demokrasimizin gerçek tabanı olan halkımızın, bu durumu
sadece anlamaktan öte, idrak ederek kendi çıkarları doğrultusunda ciddi
tavırlar alması ve sorunların giderilmesi için gerekli eylemlere girmesi,
bu nedenle çok hassastır. Burada altını çizmek gereken önemli noktalar ve
yakın tarihimizde yaşanarak tekrarlanan bazı gerçeklikler var.
Dile getirdiğimiz konular elbette yeni değil, hatta her dönemde
ve kesitte, her vesile ile gündeme getirilmiş olan, müzmin demokrasi
hastalıklarıdır. Buradaki amacımız, durumun basit bir çerçevesini
oluşturarak çarkların yanlış işlerliğinde Halkın yerini ve rolünü
belirlemek "neden-sonuç" ilişkileri ile çözüm yollarını
irdeleyebilmektir. Bir yandan yıllar ve nesiller boyunca, nurlu
ufuklardaki "ekonomik kalkınma" uğruna "kemer sıkma" özverilerinde
bulunan çilekeş halkımız, diğer yandan uyanık ve kestirme çözümler ile
"kısa yoldan köşe dönme" modelleri ile avutulmuş, şaşkına dönmüştür.
Demokrasimizin "sürekli tekrarlanan" sorunları bir türlü
aşılamamaktadır, Zira;
è Ya "Demokratik Haklar" Halkımıza umulmayan şekillerde hazır sunulmuştur
(Örnek: Cumhuriyet, Sendikal Haklar, Kadın Hakları, v.b)
è Ya "Siyasi İktidarlar" tarafından İstismar edilerek bazı Haklar ertelenmiştir
(Örnek: Toprak Reformu, Gelir Dağılımı Adaleti, v.b)
è Ya da, Halkın Duygu ve İnançlarını kullanan Siyasiler tarafından oyalanarak ertelenmiştir
(Örnek: Sosyal Reformlar, Seçim Kanunu, Vergi Kanunu, v.b.)
Halkımız, Cumhuriyet'ten bu yana 80 Yıldır her Genel Seçimde, kendisini TBMM'de temsil edecek Milletvekilini, bir şekilde seçerek görevlendirmektedir. Bu uzun sürelerde yaşanan "Politik Süreçler"e, Siyasi Partilerin temsil durumları ve oluşan Hükümetlerin Meclis çoğunlukları gibi unsurları göz önüne aldığımızda, ortaya çarpıcı bir gerçek çıkıyor.Pek az dönemdeki Hükümetler, sağlam bir Milletvekili sayısı ve/veya Genel oy oranına dayalı olarak, "istikrarlı" olabilmiştir.
Buna paralel şekilde, Demokrasinin tamamlayıcı ve vazgeçilmez unsurları olan Siyasi Partiler, Dernekler, Sendikalar ve tüm Demokratik Kitle ve Sivil Toplum Örgütlerinde, istenen ve beklenen gelişmelerin sağlanamadığı da bir gerçektir. Bunların, öncelikle Üye Sayılarında olağan dışı düşüklüklerin olması dışında, Üyelerin aktif olarak katılım oranları da, bir başka yara durumundadır.
Siyasi Partilerimizin Üye Sayılarına bir göz atmak, bu durumun boyutlarını sergilemeye yeterlidir. Yasal zorunluluk ile Üye kaydeden Mesleki Odalar dışında, pek az DKÖ'de beklenen Üye sayısı olsa gerektir. Özellikle de, "Halk Evleri" ve "Ahi'lik" modeline dayalı esnaf kuruluşları gibi eski, kültürel ve geleneksel yapımıza çok uygun ve fonksiyonel olan Sivil Toplum Kurumları, artık adeta unutulmuş ve gözden uzak, gönülden ırak durumdadır.
KATILIM SÜRECİNDE MODEL İKİLEMİ
siyaset ve sivil toplum kuruluşları vasıtası ile "yönetime katılım"
sürecinde, halkımızın doğrudan ilişkisini ve rolünü açıkça anlatmak
üzere, basit bir model yaklaşımı ile durumu sergileyebiliriz;
"Daralan Döngü" Modeli: Katılım oranı ve sayısı içe doğru
azalarak Daralmaktadır…
è Halk demokratik kurumlara "ilgi" göstermiyor ve katılmıyor…
è Var olan "az ve dönemsel" ilgisi siyaset içinde boğuluyor ve
istismar ediliyor…
è Bunun sonucu olarak halk geniş çapta Hayal kırıklığına uğruyor
ve küskünlük duyuyor…
è Siyasete ve demokrasiye güvenmiyor & inanmıyor & katılmıyor…
è Kısır döngü ile tekrar sürecin başına dönülüyor…
"Gelişen Döngü" Modeli: Katılım oranı ve sayısı dışa doğru
çoğalarak Gelişmektedir…
è Halk demokratik kurumlara ilgi gösteriyor ve katılıyor…
è Katılımlar ile demokratik kurumlar güçleniyor ve
gelişiyorlar & randıman artıyor…
è Bunun sonucu olarak halk geniş çapta yarar görüyor ve
heyecan duyuyor…
è Siyasete ve demokrasiye güveniyor & inanıyor & katılıyor…
è Üretken Döngü ile tekrar sürecin başına dönülüyor…
İşte, gerçek hayatta yaşanan çok yönlü ve karmaşık, ayrıntılı
olayların birleşerek oluşturduğu "süreçler" ve "sonuçlar" ilişkisinin
özünde yatan sosyal psikolojinin özeti böylesi bir işleyiş. Konunun
uzmanı olan toplum bilimciler, sosyologlar ve psikologlar, bu olgunun
ayrıntılarını elbette daha derinlemesine analiz ederek çok şey
söyleyebilirler. Kütüphaneler dolusu kitap da yazılabilir ve zaten
bunlar yapılmaktadır.
Ama okuyan var mı? Düşünen, yorumlayan ve hayata uygulama
çabasına girebilen bir avuç iyi niyetli insan ne ölçüde sesini
duyurabiliyor ve etkili olabiliyor? Dahası, özünde teoriyi pratiğe
döndürme sanatkarlığı olan Siyasetçilerimiz bu konularda ne kadar
etkili ve başarılı? Hele bir de işin içine "ufak hesaplar" ve "kişisel
çıkarlar" ile "kolaycılık" unsurları karışıverince toplum ve ulus
kavramları bir köşeye itilerek ortaya anarşik bir yağmacılık düzeni
çıkması doğal değil midir? Hakkına, Hukukuna sahip çıkma ortamı
bulamayan halkımızın kolayca avutulması, hatta unutulması için yeterli
ve tutarlı ortamlar yine aynı halkın gözü önünde yaşanmaktadır.
Bunlara eskiden "politika cambazlığı" deyişi yakıştırılırdı. Fakat
artık "geçerli meslek" haline geldiğinden midir ki yadırgayamıyoruz.
KISIR DÖNGÜLER HALK KATILIMI İLE KIRILIR
Demokrasinin temel gereği "Halkın gerçek katılımı"dır ve Türkiye
Cumhuriyeti'nin çıkmazı da ancak bu sürecin aşılması ile son
bulabilecektir. Bu işlevin gerçekleşme derecesi de doğrudan
yürürlükteki Demokrasinin teorik ve/veya pratik kalitesini, randımanını
ortaya koymaktadır. Yani, şematik bir anlatımla "ETKİN KATILIMèSAĞLAM
DEMOKRASİ" ve "GENİŞ KATILIMèYAYGIN DEMOKRASİ"ye yol açacağından
hareketle birleşik halinde de "ETKİN&GENİŞ KATILIMèÇAĞDAŞ DEMOKRASİ"
gibi etkileşimli ve doğru ilişkili bir "neden-sonuç" ortaya
koymaktadır.
Söz konusu basit ve temel ihtiyacın karşılanmasında tek çare de
vatandaşlarımızın Demokratik işlerliğe yaygın ve istekli katılımlarını
sağlamak üzere zemin hazırlamak ve işe bir noktasından başlayarak yola
çıkabilmektir. Böylesi bir çözüm üretildiği, uygulama zemini
hazırlandığında da Halkımızı harekete geçirerek Katılım sorununun
aşılamaması için, Aristo Mantığı ile geriye iki neden kalabilir.
Ya basiretsiz aydınlar bunu halkımıza gereğince anlatamazlar, ya da
halkımızın buna sahip çıkamaması gibi imkansızca ve ancak Aziz Nesin'lik
olabilecek fenomenler yaşanabilir.
Zira, T.C. vatandaşları 82 Yıllık "Genç Cumhuriyetimiz"de
yeterince Demokrasi dersleri almış ve geleneksel Feodal ilişkilerden
giderek soyutlanmış yapısı ile "Olgunlaşma" sürecinde epeyce yol
alınmıştır. Bu yapı ve potansiyeldeki bir ulus-devletin
"Çağdaş Demokrasi" elbisesi giyerek Batı'ya parmak ısırtabilecek ve
3. Dünya'ya Örnek olabilecek "Özgün" bir Sosyal, ekonomik ve siyasal
yapıya oturabilmesi için, artık türkiye'nin her türlü olanakları ve
birikimi oluşmuştur.
Gelişen ve değişen dünya şartlarında, demokrasi ve siyaset
mekanizmalarında ortaya çıkan her tür "kısır döngü"den arınmak ve
kaybedilen zamanı geriye kazanabilmek daha da kolaylaşmakta.
Basite indirgendiğinde gözüken odur ki Türk halkının karşısında iki
seçenek bulunmaktadır:
A) Katılımcı Demokrasiye sahip çıkmak,
B) Sıra dışı yeni bir liderin tekrar mucizeler yaratmasını
beklemek.
Gönül ister ki her iki seçeneği de birlikte yaşayabilelim.
Zira Anadolu ve çilekeş Halkı, bunu fazlası ile Hak Etmektedir.
Fakat, bir başka gerçek de her ferdin özgür iradesiyle kendi yazgısına
yön verebilmesi kabiliyetidir. İnsan unsuru, her yönüyle buna
donanımlıdır. Bu böyle olunca da geriye akl-ıselimimize, kendimize
inanarak, özgüvenimizi geriye kazanarak birbirimize güvenerek ve
dayanışarak önce okumak, çalışmak sonra da öğrenerek gereğini yapmak
kalmıyor mu? Ne dersiniz?
Sayfayı
www.turizmforumu.net
info@turizmforumu.net