Turizmde Politikasız Strateji Çıkmazı
Zafer Cengiz
Turizm Uzmanı - İşletmeci
zafer@cengiz.gen.tr
08.04.2007
Türkiye turizmi son yıllarda kaydedilen önemli gelişmeler ile ön plana
çıkarak ilgi odağı haline gelmiştir. Özellikle dünya çapındaki sıralamalarda
"ilk 10 içine girmek" konusunda kazanılan başarı, yurtiçi kadar yurt dışında
da dikkatleri üzerine toplamıştır. Tüm bunlara rağmen ülke turizmi büyüteç
altında incelendiğinde "İstikrar ve randıman" konularında ciddi bir bunalım
sürecinde olduğu apaçık ortaya çıkmaktadır. Gelecek konusunda sağlam
temellere dayalı hedefler ve bunlara ulaşmak için gerçekçi yöntemler
eksiktir.
Her vesileyle "Şampiyonluk" konusunun dile getirilmesine rağmen bunun hemen
yanısıra çeşitli şekillerde işlenmekte olan bunalım sorunları gündemi işgal
etmektedir. Söz konusu çelişkili durum ise sektörden doğrudan etkilenen
kesimlerin önde geldiği ve tüm kamuoyunun genel bir "Merak ve bilinmezlik"
olgusunda bırakmaktadır. Turizmde dünya şampiyonluk ligine adım atmış olan
Türkiye hemen yorgun ve bitkin düşmüştür. Bunun temel neden ve sonuçlarının
irdelenmesi ise hayati önem taşımaktadır.
Gerçeklerin derinlemesine inilmeksizin, genellikle yüzeysel olarak yapılan
yorumlarla geçiştirilen açıklamalar bize Türkiye'nin tarihinde yaşanmış olan
nadir "Güreş şampiyonluk maceraları"nı hatırlatmaktadır. Bireysel ve
dönemsel olarak öne çıkarak kazanılmış olan başarıların arkası istikrarlı ve
düzenli bir zemine hiç oturtulamamıştır. Ülkesel bütünde öne çıkan karakter,
planlama ve organizasyon kabiliyeti ile "potansiyelin istikrarlı ve sürekli kılınması" sürecinde, sürekli olarak sekteye uğranılmasıdır. Turizmin başına gelenler de, işte aynen bu kalıba oturmaktadır.
Türkiye turizmde çok engin ve sıra dışı bir potansiyel taşımasına rağmen, bugün başı çekmekte olan Fransa, İtalya ve İspanya gibi üç büyükler ile 1960'larda yola çıkamamış ve ilk raundu kaybetmiştir. Daha sonra "Özal teşvikleri" ile dönemsel olarak kamçılanan ve atağa geçen Türkiye'nin mevcut başarıları, yapabileceğinin çok altındadır. Zira turizm, tüm dünyada sağlıklı olarak bir gelişme içindedir. Türkiye ise, global turizm pastasının yarısını barındıran Avrupa diliminin taze bir oyuncusudur. Bu senaryoda karar verilmesi gereken, kararlı ve istikrarlı bir şekilde şampiyonluğa "asılmak veya yelkenleri indirmek" üzerinedir.
Zira Türkiye'nin yıllardır sürüncemede kalmış olan temel sorunu; turizme bütünsel bir bakış açısıyla yaklaşamamak, ülke ve piyasa gerçeklerini bağdaştırarak gerekli özel düzenleme ve planlama sürecini rayına oturtamamak konusundadır. Henüz turizmin geniş boyutlarını ve kendine özgü işlerlik mekanizmasını idrak edememiş bir konumda olan Türkiye'nin, mevcut huyları ve yaklaşımları ile pek fazla yol alamayacağı aşikardır. Gerekli olan; istikrarlı ve randımanlı bir turizm için "kararlı olarak yola çıkılması", veya "bulanık sularda balık avına devam edilmesi" yöntemleri arasında, çok ciddi bir tercih yapılmasıdır.
Yorumlarımızı ve yargılarımızı destekleyen yepyeni bir olay, Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından hazırlanan "Türkiye Turizm Stratejisi" çalışmasıdır. Burada; herhangi bir bilimsel çalışmanın temel gerekleri olan "Durum-Analiz-Sentez" süreci gözetilmeden, sadece Türkiye'nin turizm potansiyelinin geniş bir envanteri verilmiş ve adı da "Strateji" konmuştur. Oysa; uygulanması gerekli olan süreç sırasıyla- Politika-Plan-Strateji'dir. Yani, açık ve net olarak sosyal bilimler ve planlama felsefesinin kurallarına ve özüne aykırı bir iş yapılmıştır.
Fazla çabaya gerek duymaksızın, arkaya dolanarak puan almaktan farksız olan bu yaklaşım sonucunda, bugün Türkiye'nin elinde güzel bir "turizm potansiyel envanteri" vardır. Fakat hala Politika ve Planı olmadığı için- Stratejisi de yoktur. Ciddi fayda-maliyet analizleri ve fizibilite etüdlerinden yoksun çalışmalar, ancak niyet belgesi durumundadır. Yola çıkıldığında "turizm master planı yapılıyor" olarak ifade edilen bu çalışmalar sonucu, resmen "dağ fare doğurmuş" ve ülke turizminin ciddi gelişim sürecinde en az iki yıl daha yitirilmiştir. Bugün turizm yine günlük sorunların çıkmazları içinde bocalamaktadır.
Dün yüksekten uçarak ağzından büyük hedefler çıkmış olan Bakanımız, daha fazla mahçup olmamak için artık rakam ifade etmekten kaçınmakta. Diğer yandan, dış fuarlarda ifade ettiği rakamlar da, yabancılar tarafından şiddetle yadırganmakta. Zira profesyonel turizm piyasası, Türkiye'nin toparlanarak bocalama sürecini atlatması için ciddi tedbirler üretmesini beklerken, Bakanımızdan "nurlu ufukların afaki hedefleri" üzerine dudak uçuklatan rakamlar duymaktadır. Türkiye turizminin temel konusu arz-talep dengesizliği iken, talep yaratma programı (tanıtma) ihmal edilmekte ve inatla arz körüklenmektedir.
Oysa, Türkiye dış turizm performansı üzerinde yapılan basit bir değerlendirme ile, ülke turist girişlerinin 1985 yılından itibaren %14'lük bir yıllık artış 'trend'ine oturduğu, ancak bu hızın 1994 yılından itibaren %8'e gerilediği görülmektedir. Bu analize göre, çok kötü bir yıl olan 1999'da mevcut 'trend'e göre 3,6 milyonluk bir düşüş ve aşırı iyi olan 2005'te 'trend'e göre 3,5 milyonluk bir artış izlenmektedir. Söz konusu 'trend'e göre, 2007'de 20,6 milyon pasaportlu turist girişi beklenmektedir. Diğer bir deyişle, 2006 yılı zannedildiği gibi kötü bir yıl değil, önceki yıllarda yaşanan %20 üzerindeki artışların getirdiği basit bir yanıltmadır.
Dünya turizm trendindeki %5'lik yıllık artışların "çok iyi ve sağlıklı" olarak nitelendirildiği bir konumda, Türkiye'nin üzerine düşen "hayal peşinde koşmayarak, mevcut gelişimini sağlam zeminlere oturtmanın çarelerini üretmek" olması gerekmektedir. Aksi halde, ciddi bir kaos ortamına dönüşebilecek olan ülke turizm endüstrisi, hem Türkiye'nin kaynaklarını tüketecek, hem de ciddi bir potansiyel gelir kaybına uğranacaktır. Söz konusu senaryonun ufak çapta öncü provaları ise, "turizmin lokomotifi ve başkenti" sıfatları ile anılan Antalya Bölgesinde son yıllarda apaçık yaşanmaktadır.
Türkiye turizminden daha hızlı olarak, 1998 yılına kadar %20'lik korkunç bir yıllık artış hızı yakalamış olan Antalya'nın, sonradan %14'lük 'trend'e oturduğu ve 2007 sonrası da %8'e geçeceği öngörülmektedir. Bugün ülke yatak kapasitesinin %35'ini veren ve yüksek gecelemesine bağlı olarak gelirlerin %60'ını üreten Antalya yöresi, özellikle çok yoğun göçe bağlı nüfus artışı ve yördeki yetersiz temel altyapı baskıları altında kıvranmaktadır. Diğer yandan, çok kaba bir değerlendirme ile Antalya'nın toplam 20 milyar $ değerindeki turizm lokomotifinin, ülkeye asgari 60 milyar $'lık girdi gerçekleştirdiği görülmektedir.
Aynı lokomotif, 3-5 milyar $'lık bir bakım onarım desteği ile önümüzdeki 15 yıl içinde 200 milyar $'lık makro girdi üretebilecek potansiyele sahiptir. Yani, rahmetli Özal kriterleri ile Antalya'ya 1 konularak halen 3 kazanılmış ve bundan sonra da ilave 1 konarak 40 birim girdi alınabilecek durumdadır. Türkiye turizminin lokomotifi bu durumda iken ve özellikle arıtma eksiklerinin ağır riski altına girilmişken, halen mevcut gündemin ana fikri ve odak noktasının "turizm trenine daha kaç vagon eklenebileceği" olması, turizmin boyutları ve inceliklerine vakıf olanları, hayrete ve ümitsizliğe itmektedir. Durum bu kadar net ve açıktır.
Zafer Cengiz'in Turizm Forumu'nda yayımlanan yazıları:
Sayfayı
www.turizmforumu.net
info@turizmforumu.net