Turizmde Devlet Politikası
Zafer Cengiz
Turizm Uzmanı - İşletmeci
zafer@cengiz.gen.tr
19.10.2007
Türkiye'nin dünya çapında önlere çıkan öncü ve örnek bir ülke olduğu
kuşkusuzdur. Antik dönemlerde başlayarak tarihsel perspektifte sürekli bir
şekilde kanıtlanmış olan bu gerçek sonucu "Medeniyetler Beşiği" sıfatı ile
anılan Anadolu sıradışı turistik değerler taşımaktadır. Her geçen gün dünyanın küçüldüğü, seyahat ve turizm endüstrisinin sürekli ve sağlıklı bir şekilde geliştiği bir süreçte, Türkiye'nin turizmdeki güncel durumunu ve yerini geniş bir bakış açısı ile irdelemekte büyük yarar var. Zira uzun yıllar boyunca istikrarlı bir zemine oturamamış olan Türk Turizminin temel hastalıkları, bugün artık açık ve net bir şekilde su yüzüne çıkmış durumda.
Türkiye 1970'lerden itibaren ulusal ekonominin gündemine giren turizm olgusu, daha o yıllarda ağızlarda sakız olmaya başlayan "Türkiyenin büyük turizm potansiyeli" kavramını birlikte getirmiştir. Ülke turizminin düzenli bir şekilde geliştirilmesi amacıyla, dünya çapında uzmanların da kullanıldığı "planlama çalışmaları"na hızla girişilmiş, ancak tüm çabalara rağmen sağlıklı sonuçlar alınamamıştır. Yabancı sermayenin beklediği imtiyazların verilemediği, yerli sermayenin de turizme çok yabancı olduğu bu durgun dönem, 1980'lerin başına dek sürdü. Turizm Teşvik Yasası ve Özal Tedbirleri ile birlikte ekonomiyi kamçılayan 'sihirli değnek' çok etkili bir şekilde piyasaya girdi. 1985'ten itibaren kaydedilmeye başlayan "turizmin önlenemez yükselişi" ile, dillere destan rekorlar kırıldı ve bu günlere gelindi.
Dış görünümüyle gelen yabancı turist sayılarında her yıl rekorlar egale ediliyor ve yüzeysel bir gelişim hareketi var, ama hiç bereket yok. Günümüzdeki hal ve gidişten turizm endüstrisi paydaşlarının hiç birisinin mutlu ve huzurlu olamadığı bu süreçte, kimse geleceğe güvenle bakamıyor. Herkesi karamsarlığa ve ümitsizliğe iten bu durum ise, son yıllarda kronikleşen bir konuma girmiş haldedir. Daha önce çeşitli krizlere bağlı olarak kötü geçen yılların telafisi mümkün iken, artık hereketli geçen yıllarda bile ticari karlılık ve randıman yok ortada. Bu durumun nedenlerinin ve sonuçlarının idrak edilerek, tedbir alınması için, artık temditler oynanmaktadır.
Çok kapsamlı ve çapraşık bir şekilde işlemekte olan seyahat ve turizm endüstrisinin kendine has apayrı bir zemini yok. Aksine, 40 kadar ekonomik sektöre dayalı olarak faaliyetini yürüten bu özel endüstrinin, kendine özgü bir koordinasyona ve yönetime ihtiyacı var. Türkiye kapsamında başından beri idrak edilemeyen bu eksiklik, hem devlet açısından, hem de sektörel örgütlenme ve ülkesel disiplin bakımından çok özgün bir işletme ve yönetimsel tedbirler gerektirmekte. Bir ucu 72 milletin potansiyel turistlerinin keyfine ve zevkine dayalı olan 'talep unsuru'na ve bu ülkelerdeki ticari paydaşlara ve diğer ucu da sonsuz ürün seçeneklerinde oluşturulması gereken 'arz unsuru'na bağlı bir hizmet zincirinin gereğince yönetilmesi, elbette zordur. Fakat burada yapılması gereken, konuyu serbest piyasa koşullarının kolayca yaratabileceği kaos ortamlarına bırakmadan, dizginlemeye ve yönlendirmeye azami gayret edilmesidir.
Bu noktada kavram olarak devreye sokulması gereken iki yaklaşımın ilki, "Turizmde Devlet Politikası" paketi içindeki bir dizi uygulama prensipleridir. Yani, devlet tarafından öyle kurallar getirilmeli ki, piyasayı yönlendirsin, disiplin altına alsın, dengeleri kursun ve ulusal ekonomi çıkarlarına uygun olarak turizme sağlam zeminlerde ve şaşmadan sürekli olarak destek versin. İkinci gerekli kavram ise "Turizmde Piyasa Örgütlenmesi" olarak ifade edebileceğimiz 'sivil toplum' tabanlı hareketlerin, yaygın ve etkili bir şekilde devreye girmesidir. Mesleki ve ticari tüm turizm paydaşlarının, kısır çatışmalara girmeksizin kendi iç disiplinlerini ve hizmet kalitesini sağlayarak, diğer alanlarla barış içinde dengeli yaşamlarının güvence altına alınması gerekmektedir. Kamu ve özel kesim organizasyonunun gereğince uyum içinde verimli ve etkili çalışması ise, tüm piyasanın kendini düzelterek düze çıkılması için 'zorunlu ihtiyaç' halindedir.
Bugün için ülke turizminin yapısal bozukluklarının su üstüne çıkmaya başladığı 2000'li yıllara bir göz attığımızda, söz konusu boşlukların teşhis edilmesine rağmen düzeltilerek işlerliğe kavuşturulamadığını görmekteyiz. Aksine, yangına körükle gidilerek 'turizmde hizmet unsuru' sürekli göz ardı edilmekte ve 'rant ekonomisi' unsuru ön plana çıkartılmakta, 'çevresel değerler' ve 'insan psikolojisi' gibi turizmin "olmazsa-olmaz"ları gibi unsurlar ise, yok pahasına ayaklar altına alınarak kolayca feda edilmektedir. Yapılması gereken, turizmin özüne ve hassasiyetine uygun bir şekilde özenle üretilecek turizm ürünlerinin, turistlerin ilgisini çekecek şekilde piyasaya sunulması ve beğenilerinin kazanılmasıdır. Bu özgün organizasyondaki tüm dengesizliklerin giderilmesi ise, doğal olarak tüm paydaşların ve kamu yararını gözetecek devletin ortak çıkarları ve görevidir.
Halen ülke turizminin en temel darboğazı pazarlama iken, dünya turizmindeki denge ve gelişmeleri dikkate bile almaksızın sürdürülen rant yarışları ve fiyat savaşları sonucu Türkiye imajının sürekli olarak kan kaybına yol açılmaktadır. Malınız ne kadar değerli olsa da, bugün için piyasada yaratılan kötü imaj ile geleceğin de ipotek altına alınması sürecine girilmiştir. Bu güne kadar randımansız da olsa, turizmden 150 milyar $ net girdi sağlamış olan Türkiye'nin, önümüzdeki 10-15 yıl içinde bu düzeyin 2 katına ulaşabilecek potansiyeli bulunmaktadır. Ülke ekonomisinin en kritik çıkmazı olan 'cari açık' yarasını sarabilecek eldeki yegane imkan olarak, bu ilacın akıllıca kullanılması gerekmektedir.
Diğer yandan, 2003 yılındaki Dünya Seyahat ve Turizm Konferansı'nda "Yeni Turizm Planı" raporunu yayınlayan WTTC, Dünya Turizminin topyekün başarısı için verdiği basit reçete özeti şunlar; "Kaydedilen gelişmelerin boyutları ve Turizmin yararları, konunun rasgele gelişmeye bırakmaksızın herkesin yararına uygun hale dönüştürülmesi lazımdır. Bu yeni bilinçlenmeden doğan bakış açısını ifade edebilmek için, endüstrinin ortak ihtiyaçları ile yerel ekonomilerin ve toplumların çıkarlarının bağdaştırılması gerekmektedir. Bu ortaklık, temel olarak aşağıdaki unsurlara dayanmaktadır;
1] Hükümetlerin Seyahat ve Turizmi birinci öncelik olarak görmesi,
2] Ticaretin Turizm Ekonomisini insanlar, kültür ve çevre ile dengelemesi,
3] Gelişme sürecinin uzun vadeli bir gelişme ve refah olarak paylaşılması."
Çok net bir şekilde, tüm dünyaya uzman reçetesi olarak verilen bu uyarılara uyan ülkeler, son yıllarda var güçleri ile olmayan turizmlerini bile geliştirmeye soyunmuş halde. Bu ortamda, gözde bir turizm potansiyeline sahip Türkiye'mizin son yıllarda ne durumda olduğunu ve geçmişten de öteye, geleceğe dönük olarak neler yitirileceğini çok iyi değerlendirmek gerekiyor. Çağdaş ölçülerde turizmde istikrarlı bir yatırım ve hizmet kültürü geliştiremeyen, ülkesel örgütlenme ve planlama mekanizmasını sağlam zeminlerde sürekli olarak işletemeyen bir yapıda, çarpık ve verimsiz bir sonuç doğaldır.
Bugün Türkiye turizmi artık rüşdünü ispat etmiş olarak uluslararası
piyasada yerini almıştır. Üzerinde özenle durulması gereken, eldeki
imkanlarla başarı düzeyinde ne derecede 'randıman' sağlayacağı veya nelerin
'heba' edileceği ikilemi olmalıdır. Çağdaş turizmin gereklerine uygun ve
etkili bir 'devlet politikası' eksikliği ile erişilen mevcut performans,
ülke turizminin geleceğine dönük beklentileri yeterince tanımlamaktadır.
Zafer Cengiz'in Turizm Forumu'nda yayımlanan yazıları:
Sayfayı
www.turizmforumu.net
info@turizmforumu.net