Turizm Altyapısı ve Antalya
Zafer Cengiz
Turizm Uzmanı - İşletmeci
Yazara ileti
19.11.2007
Türk turizminin plansız ve programsız bir şekilde, içgüdüsel bir doğaçlama
yöntemiYle gelişmekte olduğunu artık kabullenmeliyiz. Ülke ekonomisinin
diğer tüm sektörlerinde de yakın tarih boyunca öne çıkan bu karakterin
özünde göçebe ağırlıklı kültürümüzün genlerimizdeki kalıtımsal etkisi
yatsa gerek. Temel hayat görüşü olarak "Göç yolda düzelir," ve "Gittiği
kadar gider," veya "Kalan sağlar bizimdir," şeklindeki hakim zihniyetin
arkasında, rasyonel ve geniş kapsamlı, uzun vadeli bir planlama hedefi
bulunmamakta. Böylesi genel bir yaşam felsefesinin iş hayatına yansımasında
ise çok yaygın olarak "Umduğumuzu değil, bulduğumuzu yiyen" ve geniş çaplı,
uzun vadeli organizasyonların üstesinden pek gelemeyen bir ülke
karakterimizin oluşması da gayet doğal değil mi?
1970'lerden bu yana ülke ekonomisi gündemine girmiş olan turizmde, tüm
dünyaca genel kabul gören "Türkiye'nin büyük turizm potansiyeli" kavramı
ne ölçüde işlenebilmiş ve ticari avantaj olarak kullanabilmiştir? Son 25
yıldır yükselen bir trend ile gelişmiş olan Türk turizminin uluslararası
piyasada "Hak ettiği yer"- gelinmiş olan konum mudur? Bir yandan ülke
çapında son yıllarda giderek yaygınlaşan "Sektörel doyumsuzluk" ile Özal
döneminde başlamış olan "Turizmin önlenemez yükselişi" arasındaki
çelişkinin boyutları ve nedenleri nelerdir? Tüm bu soruların ve temeldeki
sorunların masaya yatırılarak doğru bir "teşhis-tedavi" süreci
yakalanabilmesinin zamanı çoktan gelmiş ve geçmekte. Bu noktada teşhisimizi
özetlemek gerekirse Türk turizmi aşırı zayıf bir zemine inşa edilmiş
olarak çok ciddi yapısal sorunlarla karşı karşıyadır ve sürekli olarak
büyük ölçüde verimlilik kaybına uğramaktadadır.
Türkiye turizm endüstrisinin anılan yapısal bozukluklarının nedenleri ve
sonuçları, elbette aşırı çetrefil ve çok yönlü bir "Gordion Düğümü"
niteliğindedir. Bu nedenle de bu güne kadar çözümlenebilmesinden öteye,
yeterince analiz edilmesine bile zemin bulunamamıştır. Günü kurtarmak
amaçlı "İnce ayarlar" dışında, gelişim sürecinde pek de müdahale edilemeyen
turizm mekanizmamızda halen konulmuş olan bir dizi temel hastalık
teşhisi oluşmuş durumdadır. Genelde "Örgütlenme ve yasal düzenleme"
eksiklikleri ile birlikte "Çağdaş hizmet ve hızlı değişim" sürecine de
gereğince ayak uyduramayan turizmin mevcut yapısı büyük çapta obez ve
hantal bir karaktere sahip. Bu basit nedene bağlı olarak da Anadolu'nun
turizme sokulabilen müstesna kaynakları piyasada ilgiyle karşılanarak bir
ölçüde değer kazanabiliyor, fakat gerçek değerini bulmaktan da hep uzak
kalıyor. Ya henüz devreye girememiş olan yöreler ne olacak?
Burada turizmin yıllar boyu sürüncemede kalan yaralarını fazla deşmeksizin
az ve öz olarak iki önemli noktaya dikkatleri çekmek isteriz:
Bunların ikisi de "Temel altyapı" niteliğinde olan ÖRGÜTSEL ve MEKANSAL
unsurlardır. Örgütsel altyapı olarak altını kısaca çizmek istediğimiz
husus Türk turizminin halen erişmiş olduğu boyutlardaki "Ölçek ekonomisi"
gereği olarak artık tek merkezden yönetilebilme aşamasını çoktan geçmiş
olduğudur. Bu bakımdan, önümüzdeki dönemlerde getirilmesi gereken "Yasal
tedbirler" çerçevesinde, mutlaka merkeziyetçi zihniyetlerden vaz geçilerek
yepyeni bir modelin devreye sokulması gerekmekte. Söz konusu model ise
Dünya Turizm Örgütü'nce son yıllarda şiddetle tavsiye edilen "Yerel Turizm
Örgütleri" yaklaşımıdır. Anadolu'nun turizmde sağlam adımlarla gelişmesi,
Ankara'nın destek ve denetiminde olarak kamu-özel sektör işbirliği içinde
yeni bir yerel yapılaşma ile sürdürülmelidir.
Mekansal altyapı boyutunda çok kritik olarak ele alınması gereken ana
nitelikteki altyapı kalemleri olan yol-su-elektrik-arıtma-çöp ve
eğitim-haberleşme v.b. unsurları. Her ne kadar bunların tüm iller ve
yerleşmeler çapında "halledilmesi" olağan olsa da işe turizm boyutu
girince sorunların bambaşka niteliklere dönüştüğü, sürekli olarak ihmal
ediliyor. Zira turizmin girdiği ve geliştiği her yörenin aşırı hızlı
büyümesi karşısında, tüm bu altyapı hizmetleri hızla yetersiz hale
geliveriyor.
Diğer yandan da özellikle dış turizm kapsamında gelen yabancı
ziyaretçilerin bekledikleri yüksek standartların sağlanması ve korunması
ise ayrıca hayati önem kazanıyor. Oysa Türkiye'deki planlı gelişme örneğini
yakalayabilmiş Kemer gibi nadir yörelerde bile hazırlanan temel altyapının
on yıl gibi çok kısa sürede "Çok yetersiz" hale düştüğü yaşanan bir
gerçektir. Bugün ülkenin tüm turistik yöre belediyeleri, yazlık nüfusun
beldeye getirdiği ilave hizmet külfetleri altında, kaynaksızlık ve
çaresizlik içinde kıvranmaktadır.
Türk turizminin yukarıda anılan nitelikteki "yapısal hastalıkları" kavramı
üzerinde bir durup tartarak ve kısa bir değerlendirme yaparak yaşanmakta
olan çarpık yapılaşma, çevre ve temel altyapı sorunları, hizmet kalitesi
ve fiyat düşüklüğü gibi sonuçların büyük oranda bu iki konuya doğrudan
bağlı olduğunu kolayca anlayabiliriz. Halen tüm verim ve randıman
eksikliklerine rağmen son 25 yılda 150 milyar $'lık net kazanç sağlamış
olan turizme ne kadar toplam kaynak yatırımı yapıldığı ise en kritik husus.
Bu güne kadar turizme bir konularak beş kazanılmış, bundan sonra ise bir
koyarak on kazanılması söz konusudur. Fakat bu potansiyelin hayata
geçirilmesi, söz konusu sürecin gerçekleşmesi ise köhnemiş olan altyapı ve
zihniyet sorunlarının kesin olarak giderilmesine bağlıdır.
Yazımızda ifade ettiğimiz konuların daha iyi anlaşılması için
en güzel örnek olarak Türkiye turizm endüstrisinin amiral gemisi veya
lokomotifi olarak kabul gören Antalya vitrinine kısa bir bakış atalım.
35 yıl öncesine giden bir turizm alanı olan Alanya'nın sahil karayolunun
normal şartlarda 25 yıl önce yeterli düzeye gelmiş olması gerekirken 150
km'lik bu yol son 15 yılda zorla tamamlanmıştır. İl nüfusunun yarısını
barındırarak bir milyonu aşmış olan Büyükşehir kapsamında, Kemer yönünü
besleyecek olan 13 km'lik çevre yolunun projesi beş yıldır hazır olmasına
rağmen, henüz yatırım programına bile giremediği görülmektedir. Antalya
ilinde mevcut 103 belediye içinden 50'den fazlası "Turistik" nitelik
taşımakta ve %80'i "Kentsel arıtma" tesisinden yoksun haldedir. Tüm
yörelerde özellikle elektrik yetersizliği had safhada olup sezon içinde
elektrik günde 20'den fazla kesilmektedir.
Özellikle deniz kirliliği açısından hayati önem taşıyan arıtma tesisleri
açısından, bir noktada ortaya çıkarak "Antalya'nın denizi hastalıklı,"
dedirtebilecek düzeyde riskler taşıyan yerel arıtma tesislerinin ancak 10
kadarı faal veya inşa halindedir. Turizmde en gelişmiş yöremizin bu durumda
olmasına karşın, ülke turizminin geceleme ve gelir olarak en az yarısını
üreten Antalya'nın toplam il genel bütçesinin ancak 500 milyon $ düzeyinde
gerçekleştiği de acı bir gerçektir. Kaba bir analizle tüm Antalya'nın
bölgesel, mekansal altyapıda oluşan mevcut eksiklerinin giderilmesi için
toplam 3,5 milyar $ düzeyinde ek-yatırım kaynak ihtiyacı içinde olduğu
tahmin edilebilir.
Türk turizmi hala bir yandan her yıl kendi rekorlarını kırarak görünürdeki
başarılarını sürdürebiliyor, ancak diğer yandan müthiş bir enerji ve kan
kaybediyor.
Yorulmuş ve yıpranmış olan altyapısını toparlayabilme imkanının
kullanılabilmesi halinde, beklenen ve özlenen performansını yakalama şansı
olabilecek. Aksine bir durumda ise elbette hemen düşüp ölmeyecek ama her
geçen yıl daha fazla kan ve randıman kaybederek tüm malzeme elindeyken
beklenen helvasını bir türlü yapamayan usta gibi "Yıpranan bir yaşam" tüm
ceremesiyle sürüp gidecek.
Zafer Cengiz'in Turizm Forumu'nda yayımlanan yazıları:
Sayfayı
www.turizmforumu.net
info@turizmforumu.net